100.Yıl Sonra M. Akif’in İzinden Berlin

Ferhat KOÇ
1914 yılı Osmanlı Devleti ile Almanya ve daha sonra Türkiye Cumhuriyeti Almanya arasındaki tarihi münasebetlerin Çanakkale ve Birinci Dünya Savaşı yıllarını kapsayan en yoğun kısmının başladığı zamanlardır.

1914 yılı Osmanlı Devleti ile Almanya ve daha sonra Türkiye Cumhuriyeti Almanya arasındaki tarihi münasebetlerin Çanakkale ve Birinci Dünya Savaşı yıllarını kapsayan en yoğun kısmının başladığı zamanlardır. Osmanlı devleti Almanya’nın müttefiki olarak birinci dünya savaşında Rusya, Fransa ve İngiltere’ye karşı savaşmıştır. Bu savaşta İngiltere ve Fransa sömürgelerindeki gençleri orduya almış, Müslüman olanları Almanlara karşı, Müslüman olmayanları da Osmanlı Devletine karşı cepheye sürmüştür. Savaş esnasında Almanların aldığı Müslüman esirler Berlin yakınlarındakiHalbmondlager (Hilal) adlı kampta toplanmış onlara yapılan muameleyi yerinde görmek, onları bilgilendirmek için Osmanlıdan heyetler istenmiştir. Osmanlı devleti adına Berlin’e giden heyetlerin birinde Mehmet Akif Ersoy da vardır.

Milli şairimiz Mehmet Akif 1914 yılı kasım ayı sonlarında Osmanlı Devleti adına Şeyh Salih Et-Tunusi ile Berlin’e gitmiş ve 1915 yılı mart ayında İstanbul’a dönmüştür. Bu sebeple 2014 yılı Milli Şairimiz Mehmet Akif’in Berlin’e gidişinin 100.yılıdır. Safahat’ın beşinci kitabı olan Hatıralar’da yer alan Berlin Hatıraları şiiri buradaki gözlemler sonucu yazılmıştır.

TYB yönetimi olarak biz de Mehmet Akif’in Berlin’e gelişinin 100.yılında Berlin Hatırları şiiriyle birlikte Berlin’de anmaya karar verdik.  Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının desteğini de alarak 18-21 Aralık tarihleri arasında bir grub akademisyenle Berlin’e gittik.Tabi ki M.Akif’ten bir farkla O’nun trenle günlerce gittiği yolu biz 3 saat gibi kısa zamanda kat ederek... Amacımız  İstiklâl Marşı Şairi Mehmet Âkif’in 100 önce Berlin’de gezmiş olduğu yerleri gezerek o günleri yad etmek ve düzenleyeceğimiz bilgi şöleni ile de Mehmet Akif’i ve Berlin günlerini akademisyenlerle paylaşmaktı.

 

TYB Başkanı Prof Dr Hicabi Kırlangıç,Başkan yardımcısı Ferhat Koç, Başdanışman İbrahim Ulvi Yavuz,Genel Muhasip A. Fatih Gökdağ ve Zafer Kızılca konuşmacılar:

Mehmet Doğan, Mustafa Özçelik, Prof. Dr. Alaaddin Karaca, Prof. Dr. İsmail Çetin, Prof. Dr. Fazıl Gökçek, Kadir Akkaya, Prof. Dr. Kazım Ürün, Prof. Dr. Mehmet Törenek, Doç. Dr. Caner Arabacı,Doç. Dr. Mustafa Orçan, Doç. Dr. Levent Bayraktar, Yrd. Doç. Dr. Cengiz Karataş’tan oluşan heyetimiz 18 aralık günü İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanında bir araya gelerek Mehmet Akif’in izinde Berlin seyahatimize başlıyoruz.   Soğuk bir kış gününde İstanbul’dan başlayan seyahatimiz takriben 3 saatlik bir yolculuktan sonra Berlin havalimanında son buluyor. Uçaktan baktığımızda bulut kümesinden başka bir şey göremediğiz bir anda pilotun anonsu duyuluyor Berlin havalimanına inmek üzere alçalışa geçtik.

 Berlin havalimanına indiğimizde hayal kırıklığı yaşıyoruz. Almanya’nın başkentini hava alanı bizim güney doğu hava alanları kadar gelişmemiş. Gümrük işlemlerini tamamladıktan sonra Berlin’in merkezinde bulunan kalacağımız Hotel President’e doğru yola çıkıyoruz. Kapalı bir havada Berlin’i temaşa ederek otelimize  ulaşıyor, odalarımıza yerleştikten sonra Ağırlıklı Türk nüfusun yaşadığı Kreuzberg  bölgesine akşam yemeği için gidiyoruz.  Türk lokantasında yemeğimizi yerken dostlarla da sohbetimiz sürüyor. Sohbet sırasında Berlin havaalanının  durumunu soruyorum, aldığım cevap oldukça şaşırtıcı, Berlin’de doğu ve batı da olmak üzere iki hava alanı mevcut ikisinin durumu aynı. 10  sene  önce büyük bir hava alanı yapımına başlanmış maalesef geçen zaman içerisinde gerçekleştirilememiş, daha birkaç yıl süreceğini söylüyorlar. Hatta havaalanını yapımı için TAV’a teklif vermişler ama TAV mevcut hava limanının 100 den fazla hatası olduğunu bunun düzeltilmesinin mümkün olamayacağını belirterek yapılan teklifi geri çevirmişler,

 HİLAL    (Halbmondlager   )   KAMPINI ZİYARET

Yağışlı ve bulutlu Cuma sabahı kahvaltısı sonrası takriben saat 08.30 da henüz etraf aydınlanmadan otobüs ile Hilal Kampına doğru yola çıkıyoruz. Şehir turu sırasında rehberliğimizi Berlin’de yaşayan Fatih Küçük kaya kardeşimiz ve  Prof dr Nazım Elmas Bey yapıyor. Dışarıda yağmur yağdığı için şehri ancak otobüsten göz ucuyla seyrediyoruz. İsterseniz Fatih kardeşin anlatımına kulak verelim:

 

‘’Bulutların altındaki Berlin,  gerçek bir Avrupa kenti.  Şehrin her noktasında Türk’e rastlayabilirsiniz Avrupa’nın medeniyet merkezlerinden biri Berlin. O kadar yeşil ki. Parkları, bahçeleri, gölleri, nehirleri, etkilenmemek mümkün değil. Tiergarten Berlin’in en büyük yeşil alanı.

Berlin ayrıca, sanat ve kültür merkezi. Müzeler, sanat galerileri, kiliseleriyle gezilmesi gereken bir yer. İçinizi burkan bir müze ise Bergama (Pergamon) müzesi. Bizim sahip çıkamadığımız Bergama kalıntıları orada görsel bir şölenle sergileniyor. Şu anda  ziyarete kapalı. Dünyanın en çok ziyaretçi alan müzelerinden biri  Berliner Dom. Berlin’in en büyük katedrali. Hemen yanında televizyon kulesi var. 230 metre Berlin Duvarından kalıntıları, Check point Charlie'yi, Hayvanat Bahçesini görebilirsiniz. Melek heykeline gitmelisiniz. Zafer anıtı Siegessaule yani. Parlamento binasının cam kubbesi herkese açık ve ücretsiz. Charlontenburg Sarayı.

Fatih Berlin’i  çok iyi tanımış 45 kmlik yol boyunca Berlin’e ait çok önemli bilgiler veriyor. Kamp bölgesine yaklaştığımız bulunduğumuz bölgenin  ‘’yaşak şehir’’ olduğunu  ifade ediyor. Geçmişte Hitlerin karargahı burada kurulu imiş. Hitler sonrasında buranın ismi kayıtlara alınmadığı gibi, Hitler’e ait hiçbir izde kalmamış. Enteresan olanı da  Almanya’da Hitler’e ait hiçbir izin kalmaması, Adının hiçbir binaya ve cadde ve sokaklara, meydanlara verilmemesi..

Halbmondlager(Hilal) ve Weinberglager Kampları

Nazım Elmas Hoca Berlin’de bulunduğu günlerde kampları çeşitli zamanlarda ziyaret ederek  önemli bilgiler sahip olmuş bu bilgiler gezi boyunca bizlerle paylaşıyor.Müslüman savaş esirleri için oluşturulan kamplar başkent Berlin yakınlarında kurulmuş. Berlin’in güneyinde ve yaklaşık 30 km mesafede bulunanZossen şehri ve civarındaki  kampların Halbmondlager  (Hilal Kampı) Kampı Zossen’in biraz güneyindeki Wünsdorf kasabasında yer alıyor. Weinberge Kampı Zossen bir köyü olan Weinberge ile Gerlachshof arasında inşa edilmiş. Halbmondlager  kampı Fransız ordusundan alınan Müslüman savaş esirlerinden   oluşuyor. Ancak 1915 yılı Şubat’ından  itibaren Hindistanlı  (Müslüman Sih ve Hindu) esirler de burada tutulmaya başlıyor.

Weinberglager Kampı’nda bulunan Fransız ve Gürcü esirler 1915 yılı eylülünde buradan başka yerlere kaydırıldıktan sonra bu kamp Aralık ayında tamamen Rus ordusundan esir düşen Müslümanlara tahsis ediliyor. Bunlar çoğunluğu Tatarlar olmak üzere Orta Asyalı ve Kafkasyalı Müslümanlardan oluşuyor.

Esirlerin kamp dışına çıkmaları sadece görevlendirmelerle mümkündü. Bu özel görevlendirmeler: çalışmak, gezintiye çıkmak, çevreyi tanıtma ziyaretleri ve çok nadiren tatil olabiliyordu. 3 şubat 1915’de 10.600 Müslüman esir  Zossen’e getirilmiş. Bunlardan 3167’si Fransız (Kuzey Afrikalı) ordusundan,9020 sı Rus ordusundan ve 102 sinin İngiliz-Hind birliklerinden alındığı bildiriliyor. Prusya Savaş bakanlığı Mayıs 1915 de Alman kamplarındaki Rusya Müslümanlarının toplam sayısını 13.916 olarak eriyor. .

Çiseleyen  yağmur  altında Mehmet Akif’in Berlin’de olmasının asıl sebebi olan Wünsdorf’taki Hilal esir kampını ve o döneme ait belgelerin yer aldığı müzeyi gezdikten o yıllara ait fotoğrafları gördükten sonra Berlin Hatıraları bizler için başka bir anlam kazandı

Kamp içinde, esirlerin ibadet etmeleri için ahşap, orta boy, minareli bir cami de yaptırılmış. Cami 1920’lere kadar ayakta kalabilmiş, eski bir İttihatçı İmam Şükrü, sürekli ilgilenmiş cami ile; hatta burası adeta Talat Paşa, Bahattin Şakir gibi İttihatçıların merkezi olmuş. İmam Şükrü, Müslümanları dinî günlerde orada toplamış büyük bir gayretle. Bu İmamın ölümüyle cami de ilgisizlikten yıkılmış, şimdi o caminin yerinde, sadece yerini belli eden bir pirinç levha duruyor. Boş pirinç levhaya hüzünle bakıyoruz . Caminin yapıldığı alanı tesbit için toplu bir resim çekiliyoruz. Kampta Camiye giden yola ‘’Cami caddesi’ ismi verilmiş.

“İstiklâl Marşı” şairimiz Âkif, 1914’ün Aralık ayında bu kampa gelmiş, Âkif, kamptaki Müslüman esirlerle görüşmüş, yaklaşık 4 ay burada kaldıktan sonra, 18 Mart 1915’te Şeyh Salih Tunusi ile birlikte İstanbul’a dönmüştür. Bilindiği üzere, şairimiz Berlin ziyaretine ilişkin intibalarını Berlin Hatıraları’nda uzun uzun anlatır. İşte biz de Âkif’ten 100 yıl sonra, bir grup dostla bu Hilâl Esir Kampındayız. Ağaçlar arasında geniş bir askeri bölge burası, terk edilmiş yıkık dökük askeri binalar, İkinci Dünya Savaşı’nda inşa edilmiş yer altı sığınakları… Soğuk bir rüzgâr esiyor, hem zihnimde, hem dışarıda. Nedense, Berlin’e indiğimden beri hep bir soğukluk hissiyle titredik durduk. Her yanda bir askeri hava, her yanda bir savaş kokusu, sert yüzler, sert ve soğuk… Tarihsiz bir kent Berlin, sürekli bir Yahudi tedirginliği varmış gibi, bir de Hitler tedirginliği… Neyse tekrar konumuza dönelim;  Hilal Esir Kampı içinde, orada ölen Müslüman esirlerin mezarları da bulunuyor. Burada ayrıca Tatar Müslümanları adına bir de anıt dikilmiş. İsimlere bakıyoruz, Muhammed Han, Ali Haydar Han vd… Tatar adları, Hind adları, Tunuslular, Afrikalı Müslümanlar… Esirlerin isimleri bir anıta tek tek yazılmış… Hüzün dolu bir manzara!

Âkif, bu kampa niçin ve kimler tarafından davet edildi? Eldeki belgeler, bilgiler, Alman Şark İstihbarat Birimi kurucularından Max von Oppenheim’in önerisiyle, (bu konuda Kadir Kon’un  Birinci Dünya Savaşında İSLAM stratjisi kitabına bakabilirsiniz) Âkif dahil İslâm dünyasında etkili olan bazı şahısların buraya davet edildikleri yönünde. Onunla beraber, Şeyh Salih Tunusi, Abdülaziz Çaviş, Abdurreşit İbrahim, Alimcan İdris, Halim Sabit, Halil Halit ve Emir Abdülkadir gibi isimlerin de esir kamplarına davet edilenler arasında olduğu biliniyor. Âkif de Osmanlı Teşkilat-ı Mahsusasının bilgisi dahilinde buraya gelmiştir. Almanların amacı, esir kampındaki Müslümanları, indoktrine ederek, cihad inancı doğrultusunda eğitmek ve gerek Rusya, gerek Hindistan’da onları, Müslümanların ayaklanmaları için kullanmaktı. Bu çerçevede kampta Almanlar El-Cihad adında Arapça, Tatarca, Rusça basılan bir dergi de çıkardılar. Muhtemelen Âkif’in bu derginin çıkarılmasına dair fikirleri alınıyor., alman belgelerinde oluşturulacak şark basın grubu içinde akif’in adı yer almaktadır. ancak “sessiz yaşadım kim beni nerden bilecektir “ diyen akif mizacı gereği önde olmayı ünlü olmayı, isminden söz edilmesini sevmemiştir. Berlin dönüşü arkadaşlarına anlattıklarından hareketle Berlin’deki faaliyetleri hakkında malumat sahibi olunmaktadır

 Esir Kampı’ndan dualarla ve hüzünle ayrıldık. Binlerce Müslüman, Birinci Dünya Savaşı’nda, vatanlarından binlerce kilometre uzaklıkta, İslâm’la hiç ilgisi olmayan bir savaşta, sömürgeci güçlerce ön saflarda cepheye sürülmüşlerdi. Binlercesi şehid oldu, binlercesi esir kamplarında, vatanından uzakta sefil yaşadı ya da öldü… Sömürgecilerin, tek dişi kalmış canavarların, acımasız Garb’ın yüzünü gördük… Sonra bir ideal uğruna, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’ya sığınan, vatanlarından uzak köşelerde mücadele veren Talat Paşa ve diğer İttihatçıları, onların burada Şark Kulübü kurarak, İngiliz, Rus ve Fransız sömürgesi olan Müslüman ülkelerde ihtilâl çıkarma çalışması yapmalarını ve bu esir kampındaki camiyi adeta merkez edinmelerini dinledik…

Almanya’da İnşa Edilen İlk Cami:Halbmondlager Kampı (HİLAL) Camii

Almanya’daki Müslüman esir kamplarının ve de Almanya’nın Birinci Dünya savaşı’ndaki İslamcı siyasetinin en belirgin sembollerinden biri Halbmondlager (Hilal) Kampı’ndaki minareli küçük cami olmuştur

Müslüman esirlere mahsus kamplar oluşturulması projesi ilk ortaya çıktığında bu projenin en önemli ayaklarından birisi olarak Müslüman esirlerini ibadetlerini rahatça yerine getirebilmeleri için bir caminin inşası gündeme gelmiştir. Caminin inşaatı beş hafta içinde bitirilmiş. Çünkü caminin Ramazan Bayramı törenlerine yetiştirilmesi arzulanıyordu. 13 temmuz 1915’de caminin açılışı yapıldı. Cami esas itibariyle bir ön avlu, abdesthane ve içerideki asıl ibadet yerinin kapasitesi 400 kişilik. Açılış töreninde Berlin Sefiri Mahmut Muhtar Paşa da hazır bulunuyor.

Kamplarda esirler yönelik gerçekleştirilen propaganda faaliyetlerinin temelinde din yattığından, dini eğitime ve ibadetlere büyük önem atfediliyor. Bu bağlamda kamplarda esirlerin Kur’an okumalarına ve düzenli şekilde namaz kılmalarına çok dikkat ediliyordu. Cami her Cuma namazında bütün Müslüman esirlerin bir araya geldikleri bir mekan olması yanında,bayram törenlerinin de icra edildikleri yerdi.

Weinberglager Kampı’nda ilk başlarda bir cami veya mescid bulunmadığından insanlar namazlarını çimlerin üzerine kılıyorlardı. Cami ve mescidler aynı zamanda kamp hayatının merkezi konumundaydı.

Berlin şehir turu

Kamp ziyaretimizi tamamlayarak Berlin’e geri dönüş yolunda rehberimiz program hakkında bilgi veriyor. Cuma namazı Mevlana caminde kılınacak ve namaz öncesinde öğle yemeği bir Türk   lokantasında yenilecek deyince Elçilik görevlisi itiraz ediyor, Hayır  Şehidlik camiinde kılmalıyız, Çünkü orada Talat paşa gibi şahıslar yatmıştır. Bunun üzerine rehberimiz Mevlana camiini tercih nedenlerini bu caminin 7ay önce kundaklanmasını ifade ederek zaten giderken Şehidler camiine uğranacağını belirtiyor ve ilave ediyor.’ Osmanlı'nın I. Dünya Savaşı'nda aldığı yenilginin ardından yurt dışına kaçarak Berlin’e yerleşen Talat Paşa, 15 Mart 1921 tarihinde,Berlin'nin Charlottenburg semtindeki Hardenbergstrasse'deki evinden dışarı çıktıktan sonra, bir Ermeni komitacı ve Ermeni Devrimci Federasyonu üyesi olan Soğomon Tehliryan tarafından suikasta uğrayarak yaşamını yitirmiştir. Soğomon Tehliryan cinayeti işlediğini itiraf etti. İki günlük suikast denemesinden sonra, tehcirde geçirdiği travma nedeniyle ve cinnet geçirdiği gerekçesiyle Alman mahkemesi tarafından suçsuz bulundu. Tehliryan, Alman Mahkemesinde 1.5 günlük bir yargılama sonrasında beraat etmiştir. Berlin’de Türk mezarlığına  gömülen Mehmet Talat paşa’nın mezarı1943 yılında Bakanlar kurulu kararı ile Türkiye’ye taşınmış ve Abide-i hürriyet şehitliğine gömülmüştür.’’ Bilgisin verince Elçilik görevlisi bir daha bu konuları konuşmamaya dikkat etti. Sonra Talat Paşa’nın, kaldığımız otelin hemen birkaç sokak ötesinde bir Ermeni tarafından şehit edildiğini öğreniyoruz.

Almanya’ya Alman Dışişleri Bakanlığı temsilcisinin delaletiyle giden Mehmet Akif ve Şeyh Salih Et-Tunusi Berlin’de meşhur Brandenburg kapısının yanında tarihi bir otelde Almanya’nın şeref konuğu olarak misafir edilirler. Ortam çok değişiktir ve Akif Almanya’yı ilk defa bu kadar yakından tanımaktadır. Kaldığı otel başta olmak üzere Berlin’in insanı hayran bırakan gelişmişliğini şiirine yansıtır.

 

Mehmet Akif’in Kaiser II. Wilhelm’in misafiri olarak kaldığı daha sonra çok lüks diye  Adlon otelinden ayrılır. Tren istasyonunun karşısında bulduğu mütevazi bir otele yerleşir. Buran her gün trenle   Müslüman esirlerin yaşadığı Hilal kampına giderek onlarla sohbet eder, onların dertlerini dinler ve akşam tekrar Berlin’e trenle döner.

Museumsinsel (Müzeler adası): 4 müze, 1 kilise, 1 galeriden oluşan adacık. 

Kreuzberg: Ağırlıklı Türk nüfusun yaşadığı, her yerin Türkçe tabelalarla ve Türklerle dolu olduğu semt.

Holocaust Denkmal (Katledilen Avrupalı Yahudiler Anıtı) : Tasarımcısının “Kafa karıştırıcı ve rahatsız edici” olarak inşa ettiği, İkinci Dünya S avaşı’nın utanç anıtı. Mezarlık misali ancak hiçbir isim bulunmayan 2711 bloktan oluşan bu bölge,

Akif, ileri görüşlü bir insandı. Dünya siyasetiyle ilgilenir ve hadiselerin akışını takip ederdi. Berlin'de yaşanan bir olay, Emin Erişirgil'in hatıralarında şöyle geçer:
"Akif Bey'in, Berlin dönüşünde, Yahudiler hakkındaki tespiti ve "Nazi"leri haber veren şu sözleri, dikkatinin keskinliğini yeteri kadar anlatacaktır: ‘Berlin'de karşıma hep Yahudiler çıktı. Banka, borsa, kitap, musiki her şey Yahudilerin elinde.Vesikasız ekmek, tereyağı da öyle.  Korkarım, bu memleket bir gün onlardan hesap soracak!"
Nitekim bu hesabı daha sonra Hitler sormuştur

Meşhur Berlin duvarının yıkılmasından sonra Doğu Berlin’i kalkındırma adına çalışnlardan vergi kesiliyormuş Ayrıca Yahudilere özür tazminatı ödeniyormuş.

 Brandenburg Kapısı: Berlin’in simgesidir. Hem görkemli duruşuyla hem de tarihi detaylarıyla birkaç asrın izdüşümü. . Yapının, her iki yanda 6 olmak üzere 12 dorik kolonu bulunmaktadır. Kapının üzerinde ise doğuya dönük bir quadriga heykeli vardır. Heykelde, Roma zafer tanrıçası Victoria dört atlı bir savaş arabasını sürerken görülür

Brandenburg Kapısının devamı olan cadde Berlin’in en güzel ve meşhur caddesi Ihlamurlar caddesi.Hava yağışlı olduğu  için  Cadde de gezemiyoruz. Sadece Adlon otelinin ve Brandenburg kapısının önünde resim çektirerek Sempozyumun yapılacağı TÜRK EVİNE dönüyoruz. Berlin’deki bundan sonraki günlerimizi sempozyum çalışmalarıyla geçiriyoruz.

Berlin’i gezmek, en azından küçük çaplı keşfetmiş sayılmak için minimum 3-4 güne ihtiyacınız var. Çünkü gezecek, görecek çok yeriniz, ve hazmetmeniz gereken kocaman bir tarih söz konusu.

Berlin Hatıraları’nda cehaletin ve hürriyetsizliğin yol açtığı esaret anlatılır. Esir kampındaki bu Müslümanlar cahil bırakılmamış olsalardı bu kadar kolay kandırılıp cepheye sürülemezdi. Efendileri önce bu insanların özgürlüklerini almışlar, sonra cahil bırakıp kendi emellerine uygun hale getirmişler, zamanı gelince de cephenin önüne sürmüşlerdir. Akif Safahat’ta “cehalet denilen yüz karasından” kurtulmayı bu sebeple sık sık dile getirir

Akif, batının teknolojik üstünlüğünü takdir etmekle birlikte batıcı değildir. O batı medeniyeti ile tekniğini ayrı ayrı ele almakta, tekniğini kabul ederken, Hristiyanlık ruhu üzerine kurulmuş, emperyalist emeller güden batı medeniyetini reddetmektedir. Özellikleri itibarıyla batı medeniyeti insanımızın yapısına terstir. Bu nedenle medeniyet değiştirmek yerine, batıdan sadece milli bünyemize uygun olanların alınması doğru olacaktır. Batı karşısında her an büyük ve güçlü bir Türkiye hayali ile yaşamış olan Mehmet Akif, gelişmiş bir Türkiye’nin tüm geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelere öncülük etmesi gerektiğini vurgulamış,Bütün ömrünü de bu yolda tüketmiştir.

 

berlin.jpg

Şehidler anıtı

berlin1.jpg

Wünsdorf’ta Hilal adlı esir kampında Müslüman esirler için 1915 yılında yaptırılan ve 1926 yılında yıktırılan Cami ve önünde Müslüman esirler

berlin2.jpg

Wünsdorf’ta Hilal adlı esir kampında Müslüman esirlerin yaşam şartlarınıanlatan resimler, yatıkları el işleri,kullandıkları eşyaların sergilenmesi için 2012 yılında aynı yerde açılan müze

berlin3.jpg

 

berlin4.jpg

M.Akif’in Berlin’de ilk kaldığı ADLON Hoteli

berlin6.jpg

Berlin şehir turunda

berlin7.jpg

Kampın müzesinde 

 

berlin8.jpg

Brandenburg Kapısında 

Bu yazı toplam 1335 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim