• İstanbul 27 °C
  • Ankara 22 °C

15 Temmuz Nedir? 28 Şubat Fetö’yü Güçlendirdi

15 Temmuz Nedir?  28 Şubat Fetö’yü Güçlendirdi
Prof. Dr. Salih YILMAZ Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

15 Temmuz’da kalkışılan hain darbe girişimi, milletin tanklara ve ölüm kusan silahlara göğsünü siper etmesiyle yerle bir edildi. O gece meydanlara çıkanlar arasında millet olma bilincindeki her kesimden insanlar vardı. Bunlardan biri de Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Salih Yılmaz’dı. Prof. Dr. Salih YILMAZ Hoca’ya öncesi ve sonrasıyla 15 Temmuz’u sorduk.

Sayın hocam, 15 Temmuz akşamı ülkemiz üzerinde uzunca bir süredir kurgulandığını anladığımız çirkin bir girişimle karşı karşıya kaldık. İki yüz elliye yakın kahramanımızı şehit verirken, binlerce yürekli vatandaşımız gazi oldu. 15 Temmuz girişimine ilk bakışta neler görüyorsunuz? 15 Temmuz nedir, nasıl tanımlanmalıdır?

FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimi yapısal olarak incelendiğinde yalnızca Türkiye tarihinde değil, dünya tarihinde de bir ilktir. Halkın tanklara direnmesi, uçakları engellemeye çalışması, en yakın darbenin gerçekleştiği Mısır’da bile görülmemiştir. Mısır’da askerin darbe yapması çok kısa sürdü, hemen yönetime el koyuldu. Fakat Türkiye’de durum böyle gelişmedi. Zaten girişimin her kademesinde görev alanlar da halkın sokağa çıkıp, kendilerine mukavemet göstereceğini hesaba katmamıştı. 15 Temmuz girişiminin başarısız olması, dünyanın çehresini ve bloklarını da değiştirmiştir.

Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi başlayan Fetullah Gülen Örgütü destekli askeri kalkışma halkın sokaklara çıkıp tank ve uçaklara karşı birleşmesiyle önlendi. Bu mücadelede darbeciler 246 kişiyi şehit ettiler.

Peki, bu duruma nasıl gelindi?

2002 yılında yapılan demokratik seçimlerle işbaşına gelen AK Parti, öncelikle Avrupa Birliği ve ABD ile sıkı ilişkiler kurarak önemli reformlar yaptı. Hatta Avrupa Birliğine üyelik sürecinde yasalarda değişikliler yaptı. Bunu yaparken de her görüşten kesimleri bünyesinde barındırıyordu. Fakat bu süreçte AK Partiden rahatsız olan askeri kanadın Balyoz, Ergenekon vb. darbe hazırlıkları yaptıklarına dair deliller ortaya çıktı. İşte tam da bu sırada kendisi Amerika’da ikamet eden ve Dünyanın birçok ülkesinde kendine ait kolejleri olan Fetullah GÜLEN Örgütü ve taraftarları AK Parti içerisinde yer alarak destek oldular. Eğitimli ve yetişmiş bir eleman deposu olan FETÖ Örgütü askerlerin Balyoz, Ergenekon vb. kalkışmalarını da bahane ederek tüm muhalifleri bertaraf edip emniyet, ordu, hukuk, eğitim, üniversite vb. tüm alanlara kendi taraftarlarını yerleştirdi. Bu örgüt daha çok İslami görüşleri savunuyor, daha çok ABD ile işbirliğini özellikle istiyordu. Türkiye, 2002-2010 yılları arasında resmen Fetullah GÜLEN Örgütünün tüm devlet kadrolarına yerleştiği bir dönemi yaşadı. 2010 yılından itibaren AK Partiyi de ele geçirip güya kendince bir halifelik kurmayı amaçlıyordu. Fakat AK Parti lideri Erdoğan, bu örgütün devletin her yerine sızıp kendisini de tehdit etmesi üzerine bunlarla ilişkilerini kesti.

Bu dinci örgüt AK Partinin kendileri sayesinde güçlendiğini iddia ederek Erdoğan’ı ve çevresini hapsetmekle tehdit ettiler. AK Parti lideri Erdoğan ve ailesine karşı 17/25 Aralık 2013 tarihlerinde hukuku da araç olarak kullanıp sivil darbe yapmaya çalıştılar. Fakat başaramadılar. Erdoğan ise bunlarla her alanda mücadele ediyordu. Fakat devlet içerisinde o kadar güç elde etmiş ve kendilerini gizliyorlardı ki bunların kimler olduğunu tespit etmek zordu. Ayrıca ABD’de ikamet eden liderlerinden aldıkları emirlerle resmen Türkiye’nin aleyhine olan tüm ülkelerle ve insanlarla işbirliği yapıyorlardı. Bu örgütün faaliyetleri hem Orta Asya’da hem de Rusya’da çok önceden yasaklanmış ve okullarına da el konulmuştu.

FETÖ terör örgütünün üyelerinin hukuk, polis ve diğer kurumlarda önemli taraftarları işten kovuldular. 1 Ağustos 2016’da ise Türkiye’de her yıl orduda komuta kademesi belli oluyordu. Bu yıl ki toplantıda tespit edilen tüm Fetullah GüLEN Örgütü üyelerinin ordudan atılması planlanıyordu.

Peki, bu gizli taraftarlar nasıl belirlenmişti?

Şöyle ki 2010 yılında devletin kendi memurlarını belirlemek için yaptığı KPSS sınav sorularının çalındığı ve bazı kişilerin haksız memur olduğu anlaşıldı. Bu soruların çalınmasına dair yapılan araştırmalarda Fetullah GÜLEN Örgütü üyelerinin soruları çalarak kendi taraftarlarını memur yaptığı anlaşıldı. Savcıların yaptığı araştırmalarda ordu içerisinde çalışan komutanların eşleri, çocukları veya akrabalarının bu sorular sayesinde memur oldukları tespit edildi. Böylece kendilerini çok iyi gizleyen ordudaki Fetullah Gülen Terör örgütüne destek olan komutanlar da deşifre olmuş oldular. Ankara’da KPSS soruşturmasını yürüten Yücel ERKMAN da bir kahraman diyebiliriz. Yine İzmir’de yürütülen casusluk soruşturması kapsamında birçok FETÖ destekçisi komutan tutuklanacaktı. Bunların tespitini de savcı Okan BATU yapmıştı. Bir diğer kahraman da kendisini saymalıyız. Bu komutanlar 1 Ağustos 2016’da yapılacak toplantıda görevlerine son verileceğini anladılar. Hatta bu kişilerin eşleri ve çocuklarının da sınav sorularını çalarak memur olmaktan tutuklanacağı biliniyordu. Bu durumda olan komutan sayısı 580 kişiydi.

Ayrıca son dönemde Türkiye’nin İsrail ve Rusya ile ilişkilerini normalleştirmesi hem AB’de hem de NATO’da destek bulmamıştı. ABD’li yetkililer -ki bunlar genelde Obama çevresindekiler-AK Parti hükümetini sanki düşman olarak görüyorlardı. Türkiye’nin Suriye’de ABD’nin desteklediği ayrılıkçı PYD’yi terör örgütü olarak ilan edip ABD’ye tepki göstermesi de ABD’yi memnun etmiyordu. ABD, hem Irak’ta hem de Suriye’de Türkiye ile anlaşamıyordu. Yine mülteci krizi nedeniyle tüm Avrupa ülkeleri Türkiye’yi suçlu görüyorlardı. AB ülkelerine göre Türkiye ülkeye hiç mülteci almamalı ve kaçak girenlerin de Avrupa’ya geçmesini ne pahasına olursa olsun engellemeliydi. Türkiye’nin buna cevabı insanlık adına mültecileri almaya devam edeceği ve sorumluluğun tüm dünya tarafından taşınması gerektiği biçiminde sert ve etkili oldu.

Suriye’de ve Doğu Avrupa’da Rusya-AB-NATO krizleri sürecinde NATO, hem Karadeniz’de hem de Kafkasya’da güçlenmek ve daha çok yerleşmek istiyordu. Fakat Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini normalleştirmesi NATO’nun Karadeniz planlarını da altüst etti.

AK Parti hükümeti Erdoğan başkanlığında artık AB ve ABD’nin istediği politikaları sorgusuz yürüten bir ülke olmaktan çıkmıştı. Ayrıca yeniden Rusya/İsrail barışı da Türkiye’nin Doğu ile ilişkilerini sıklaştıracağı anlamına geliyordu. AK Parti’nin politikalarından sadece AB/ABD değil Suriye’de Esed, Mısır’da Sisi, şimdiki Irak yönetimi ve İran da rahatsızdı. Çünkü onlara göre Ortadoğu’da güçlü bir Türkiye kendileri açısından sorun oluşturuyordu. Bütün bu şartlar altında ellerinde Erdoğan yönetimine karşı kullanabilecekleri en hazır kuvvet Fetullah Gülen terör örgütüydü. Çünkü onlar da Erdoğan’ı devirmek istiyorlar ve devlet/ordu/polis güçlerinde araç olarak kullanabilecekleri fazlaca taraftarları vardı.

15 Temmuz gecesi 22.30 civarında harekete geçen darbeciler hem ordudan hem de polis kuvvetlerinden destek almışlardı. Fakat Türk ordusunun ana komuta kademesi ikna edememişlerdi. Bunun üzerine onları tutuklayarak hapsettiler. TRT’yi ele geçirerek darbe yaptıklarını ve yönetime el koyduklarını ilan ettiler. Bu sırada televizyona bağlanan Başbakan Yıldırım ise ülkede bir darbe girişimi olduğunu fakat bunu tanımadıklarını duyurdu. Marmaris’te bir otelde tatilde olan Erdoğan ise TV programına telefonla bağlanarak halkı yönetime sahip çıkmaya çağırdı. Bu çağrı üzerine ülkenin her yerinde halk, sokaklara çıkarak karşı durmaya başladı. Darbe yapmaya çalışan askerileri silah olmadan ellerindeki sopalarla kovaladılar. Darbeciler şok geçirmişti. Çünkü halk kendilerini istemiyordu. Ne yapacaklarını şaşırdılar. Halkı korkutmak için hem Erdoğan’ın yönetim merkezi çevresinde hem de ordunun ana karargâhı çevresinde toplanan halkın üzerine bomba attılar. Bununla da yetinmeyerek Millet Meclisini bombaladılar. Kendilerine karşı geleceğini düşündükleri özel eğitimli polis merkezini bombalayarak 40 polisi şehit etiler. 22.30’da başlayan darbe girişimi sonrasında saat 02.30 civarında ordunun darbeye karşı olan güçleri de darbecileri engellemeye başladı. Türkiye’nin diğer illerinden savaş uçakları yardıma gelerek bombacı uçakları etkisiz hale getirdiler. Gece yarısından sonra darbeciler başarısız olduklarını anladılar. Halk tamamıyla sokaklara inmişti. Hepsini öldürmek mümkün olmayacağından mı nedir vazgeçtiler. Kimisi Yunanistan’a kimisi de terör örgütü olarak kabul edilen PYD’ye sığındılar.  Fakat halk tepkiliydi. Çünkü kendi ordusunun sivil halk üzerine bomba atmasını, silah sıkmasını beklemiyorlardı. Ordu mensuplarının polisleri öldürmesini hazmedemiyorlardı.  Sabah itibariyle Erdoğan ve diğer devlet yöneticileri duruma hâkim oldular. Ordu ve polis isyancıları tutukladı. Ardından da Fetullah GÜLEN Örgütünün mensuplarının olduğu hâkim, savcı, vali, kaymakam, öğretim görevlisi vb. hepsinin görevine son verildi ve tutuklanma kararı alındı.

Batı, belki de Mısır ve Ortadoğu ülkelerinde olduğu gibi orduyu kullanarak yönetime el koyabileceğini düşündüğünden darbecilere destek oldu. Çünkü bu darbecilerin dışarıdan destek almadan böyle bir girişim yapmaları mümkün değildi. Fakat Türkiye’de halkın demokratik olmayan her türlü girişimi engelleyeceğini düşünemediler.  Türk halkı seçmiş olduğu kendi yönetimine ölmek pahasına sahip çıktı.

Bu askeri kalkışma girişimine Türkiye’de seçilmiş tüm partiler ve muhalefet de karşı çıktı. Sokaklarda her düşünceden ve partiden insan bu terör girişimini engelledi. Türkiye’de laik-İslam, Türk-Kürt savaşı çıkarmak isteyenler başaramadılar. Sadece Batı’da değil Doğu’da Kürtlerin yaşadığı şehirlerde de halk sokaklara çıkarak bu kalkışmayı yapanları protesto ettiler.

Aslında bu askeri kalkışmadan önce Türkiye’de yönetimi değiştirmek adına farklı planlar devreye sokuldu. Önce AK Parti içerisinde karmaşa çıkarılmak istendi. Daha sonra GEZİ Olayları kalkışmasıyla gençler sokaklara indirilmeye çalışıldı. Daha sonra yolsuzluk suçlamalarıyla tutuklanmak istendi. Türkiye’yi IŞİD ile bağlantılı göstererek uluslararası camiada zor durumda bırakmak istediler. Fakat ne hikmetse IŞİD en çok Türkiye’de bombalar patlattı.

Türkiye’yi IŞİD ile bağlantılı göstermeye çalışan ülkelerde ne hikmetse IŞİD hiç eylem yapmadı. Türkiye’nin Suriye’de kendi isteklerini kabul etmesini isteyen ülkeler kendi istekleri gerçekleşmeyince ve Suriye’de başarılı olamayınca suçu Türkiye’ye atmaya başladılar. Hâlbuki IŞİD’i istedikleri gibi bombalıyorlardı. Peki neden IŞİD’i bitiremiyorlardı.

Çünkü IŞİD’i bitirmemek bu ülkelerin işine geliyordu. Türkiye en başından beri IŞİD’in terör örgütü olduğunu kabul edip bu güçlerle aslında samimi bir mücadele yapılmadığını duyuruyordu. ESED ile IŞİD arasındaki tüm işbirliğini ortaya koyuyordu.

Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge oluşturulmasını ve bu sayede hem mülteci sorununun halledileceğini hem de IŞİD’in etkisinin yok edileceğini söylüyordu. Fakat her ne hikmetse bu teklifi ne ABD ne de AB ülkeleri kabul etmiyordu. Hem de IŞİD birçok defa Avrupa’da bomba patlatmasına rağmen IŞİD ile mücadelede samimi davranılmıyordu. O zaman Türkiye de kendi politikalarını uygulayarak bu büyük güçlerin planlarını deşifre etti. ESED ile asla uzlaşmayacağını ve 600 bin kişiyi öldüren ESED’in Ortadoğu’da yeri olmadığını duyurdu. Türkiye’yi yaptıkları planlar çerçevesinde eğip bükemeyenler Erdoğan’ı devirirlerse başta Suriye olmak üzere her alanda kendi isteklerinin kabul edileceğini düşündüler.

İşte Türkiye’de bir askeri kalkışmanın anatomisi böyledir. Bu kalkışma Türk halkının her kesiminden çocuk, yaşlı, genç ellerinde bayraklarla bombalara ve kurşunlara vücutlarını siper etmeleriyle engellenmiştir.

Türkler, tıpkı tarihlerinde kendilerine özgü kahramanlıklarını göstermişler ve egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olacağını tüm kötü niyetli düşmanlarına göstermişlerdir. Türk töresine uygun biçimde eğer yönetimden rahatsız olurlarsa ancak kendilerinin buna son vereceğini tüm dünyaya ilan ettiler.

Darbe gecesi TRT’de zorla okutturulan bildiride üzerinde önemle durulması gereken bir nokta vardı: “AB Anlaşmalarına riayet edeceğiz. BM ve NATO ile ilgili üzerimize düşen görevleri yerine getireceğiz.” Ama Doğu dünyası Rusya, Çin, Ortadoğu ile ilgili çok fazla bir şey yoktu. Bu ne anlama geliyor? Darbe başarılı olsaydı bu kadro ABD ve AB güdümüne girecek, Doğu ile bütün irtibatını, Rusya ve İran ile ilişkisini kesecekti. Üç milyon mülteciyi sınır dışı edeceklerdi. Bu üç milyon mültecinin sınır dışı edilmesi demek, şu anda Kuzey Suriye’de yaptığımız operasyonun yapılmaması ve Akdeniz koridorunun başarıyla uygulanması demekti. Akdeniz koridoru başarılı olsaydı ve üç milyon mülteci geri gönderilseydi, PYD-Esed işbirliğinde bu üç milyon mazlum ölüme terkedilecekti. Bütün Ortadoğu’nun dengesini bu millet değiştirmiştir. Bazıları şimdi ahkâm kesiyorlar ama bu başarının arkasında milletimiz, Cumhurbaşkanımız Erdoğan, Başbakanımız Yıldırım, 1. Ordu Komutanı Ümit Dündar, Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı, hainlere ilk kurşunu sıkan Ömer Halisdemir vd. rolü vardır. Bunlar tarihe kahramanlarımız olarak yazılacaktır.

TBMM’de Adalet Bakanı Bekir BOZDAĞ müthiş bir kahramanlık örneği gösterirken bazı vekiller sığınaktaydı. Millet, meydanda göğsünü siper ederken, onun vekili olduğu iddiasındakilerin sığınakta olması milletin tepkisini çekmiştir. Sayın Bozdağ, Meclis kürsüsünde bu duruma dair önemli bir mesaj da vermiştir: “Biz sığınağa gidersek darbecilere fırsat doğacak. Öleceksek burada öleceğiz, Genel Kurul’dayız.” Bu cümleler tarihe altın harflerle yazılacaktır.

15 Temmuz Darbesi, iyi planlanmış bir darbedir. Bütün kurumlar ele geçirilmiş ve kurumlarda koordinasyon sağlanmıştı. Başta emniyet, mülki idare olmak üzere hemen her yerde örgütlenme gerçekleşmişti. 27 Mayıs-30 Temmuz 2013 tarihleri arasında Gezi Olayları süreci aslında gelmekte olan darbenin ayak izlerini de taşıyordu. Sivil olarak başlayan küçük bir protesto, sosyal medya üzerinden organize edilerek tüm ülkeye yayılmaya çalışıldı. Bu gösterilere bazı yabancı dernekler, büyük holdingler, gazeteciler ve bugün paralel olarak nitelediğimiz FETÖ üyeleri de bir bakıma lojistik destek sağlamıştı. AK Parti hükümeti ise olayların çıkışına neden olan asıl güçleri gözden kaçırdığı için bu sefer FETÖ militan savcılarının organize ettiği 17/25 Aralık 2013 operasyonuyla karşı karşıya kaldı. Bu sivil darbe girişiminde hedef Erdoğan ve ailesi başta olmak üzere bakanlar, MİT Müsteşarı Hakan FİDAN vd. önemi devlet görevlileriydi. Bu süreçte FETÖ, devlet kademelerine yerleştirdiği binlerce militanını harekete geçirerek resmen düzgün işleyen devlet sistemini bozdu. Devletin tüm gizli bilgileri, arşivleri yurt dışına servis edilerek bürokrasiyi de kıpırdayamaz hale getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tüm çağrılarına rağmen ne AK Parti’nin ilgili kurumları ne de bürokrasi FETÖ üyelerine dair güçlü mücadele yürütemediler. Yürütenler de açılan davalarla korkutuldu. FETÖ, mahkemelerdeki militan hâkim ve savcılarıyla görevden alınanları geri döndürmeyi başarıyordu. Devlet içinde paralel bir devlet oluşturarak herkese meydan okuyorlardı. Fakat her nedense güvendikleri başka kimseler vardı. Ne kadar görevden alınan, tutuklanan varsa da tehdit etmekten geri kalmıyorlardı. İçeride FETÖ’nün devleti bütünüyle ele geçirme operasyonu devam ederken dışarıda da Türkiye ve Erdoğan’a karşı hızlı bir karalama propagandası yürütülüyordu. Bu karalama operasyonunun evreleri de şöyleydi:

  • Erdoğan ve AK Parti hükümeti IŞİD‘le özdeştirilerek Türkiye terörü destekleyen bir ülke konumuna sokuluyor, kamuoyunun isyanı ve AK Parti karşıtlığı propaganda edildi.
  • Almanya Parlamentosunda sözde Ermeni soykırımı yasası kabul edilerek Türkiye’deki halkın hassasiyetleri üzerinden fatura AK Parti ve Erdoğan’a kesilmeye çalışıldı.
  • Avrupa Birliğinde başta İngiltere, İtalya, Avusturya, Macaristan vd. ülke liderlerine Erdoğan ve AK Parti karşıtı demeçler verdirilerek, bu demeçler Türkiye’deki gazetelere manşet yaptırılmış, kamuoyunda Erdoğan/AK Parti karşıtlığı körüklenmiştir.
  • Avrupa’daki gazetelerde Erdoğan, diktatör gibi gösterilerek hatta ilanlar verdirilerek Avrupa kamuoyunun AK Partiye ve Erdoğan’a nefretle bakması sağlanmaya çalışıldı.
  • Türkiye’de Suriyeli mültecilere vatandaşlık konusu propaganda edilerek kamuoyu Erdoğan’a karşı kışkırtıldı.
  • Muhalefet partileri desteklenerek, AK Partide de parçalanma hedeflenerek Erdoğan etkisizleştirilmek istendi.

Türkiye içinde FETÖ ve onun ortakları olan PKK, DAIŞ ve bazı muhalefet partileri, Türkiye dışından da Avrupa Birliği ülkeleri ve ABD’deki propaganda ile Türk toplumu darbeye hazır hale getirilmeye çalışıldı. Zaman gittikçe kısaldığı için MHP’de yapılan operasyon yetişmemişti. Ellerinde 40 yıldır hazırladıkları militanları harekete geçirmekten başka çareleri kalmamıştı. Çünkü birisi Ankara’da KPSS davasını yürüten savcı diğeri de İzmir’de casusluk davasını yürüten savcı FETÖ’nün ordudaki militanlarının çoğuna ulaşmıştı. Bunların YAŞ kararlarıyla ordudan atılması gündemdeydi.

Türkiye ve Erdoğan’ın başta Suriye olmak üzere Avrasya’da ve Avrupa’da kendi politikalarını uygulaması hem ABD’yi hem de Avrupa Birliğini sinirlendirmiş ve Türkiye’nin zararına ne varsa destekleyecek duruma getirmişti. 15 Temmuz FETÖ darbe girişimi dışarıdan destekli iç unsurlar kullanılarak yapıldı. Zaten TRT’de okunan bildiride de NATO yükümlülükleri ve Avrupa Birliği anlaşmalarına uyulacağı vurgusu özellikle vardı. 15 Temmuz darbesi aslında çok iyi planlanmasına rağmen halkın sosyal medya üzerinden organize olarak hayatları pahasına tanklarla, uçaklarla mücadelesi her şeyi tersine çevirdi. Darbe başarısız olmuştu. Avrupa Birliği ve ABD’den 2 gün ses gelmedi. Galiba kendilerini darbenin başarılı olmasına göre ayarlamışlardı.

Türkiye son 3 yıldır üzerine oynanan tüm oyunların 15 Temmuz Darbesine hazırlık olduğunun farkına varsa da FETÖ ile mücadelede temkinli davranmaya devam ediyor. Çünkü bürokrasi hala direniyor. Anlayacağımız Allah hepimizin yüzüne güldü. Şimdi tüm siyasi partiler bir bütün olarak yeniden başlama ve Türkiye’nin gücünü tüm dünyaya gösterme zamanıdır. Tıpkı Suriye Cerablus’tan başladığı Fırat Kalkanı Harekâtında olduğu gibi Avrasya’da, Ortadoğu’da, Balkanlarda Türkiye’nin yolunu gözleyen mazlumlar, akrabalar, Müslümanlar var. Sadece kendimiz için değil onlar için de dimdik ayakta, uyanık, güçlü olmalıyız.

15 Temmuz gecesi, olayların başladığı andan itibaren sizin de meydanlarda olduğunuzu biliyoruz. O gece yaşananları bizimle paylaşır mısınız?

 Uzun bir gece oldu.

15 Temmuz 2016 akşamı dostlarla Ankara Semerkand Özbek milli sofrasında buluştuk. Eve döndüğümüzde saat 22.30 civarıydı. Televizyonu açtığımda İstanbul’da köprüde tanklar olduğunu gördüm. Kimse ne olduğunu bilmiyordu. Tanıdığım arkadaşlarımı aradım. O sırada darbe olursa tehdit altında olduğunu düşündüğüm dostum Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı Metin KIRATLI’yı aradım. Ne yapabiliriz diye sordum. Ben Beştepe’ye gidiyorum dedi.

Rusya’dan arkadaşlarım telefondan anlık haberler veriyordu. Sanki Türkiye’de TV’lerde bir haber yok iken tüm haberler Rusya’dan düşüyordu. Rusların verdiği bilgiler 10 dk sonra ise gerçekleşiyordu. Örneğin Rus arkadaş 30 dakika sonra darbeciler TRT’de bildiri okuyacaklar dedi. Öyle de oldu. Cumhurbaşkanı Marmaris’te operasyon yapılacak dedi. O da çıktı. Ben o zaman anladım ki darbeciler tüm güçleriyle hem içeride hem de dışarıda aktif olmuşlardı. Aklıma ilk gelen twitterdan halkın sokağa çıkmaya davet etmek geldi.

Ne yapabilirdim ki? Sokağa çıkmaya karar verdim. Caddeler bomboştu. Herkes ve her yerde şok yaşanıyordu.

En zayıf nokta Millet cami bölgesine ulaşmayı göze aldım. Yollarda tek tük insanlar vardı. Keçiören/Etlik’te oturduğumdan Beştepe’ye ulaşmak için MİT Binası çevresinden geçmem gerekiyordu. Bu bölgeden geçerken o bölgede çatışmalar vardı. Ne olursa olsun ulaşacaktım Beştepe’ye.  AOÇ kavşağına geldiğimde trafik sıkışmıştı. Arabayı bırakarak yola çıktım. İnsanlar da yavaş yavaş çoğalmaya başlamıştı. Cumhurbaşkanı’nın sokağa inin çağrısından sonra bayrağını alan kadın, erkek, yaşlı, çocuk herkes yürüyüşe geçmişti. Yolda tekbirlerle yürüyorken BBC Rusça servisinden aradılar. Türkiye’de ne oluyor lütfen canlı anlatın dediler. Düşündüm kapatayım mı telefonu yoksa cevap mı vereyim? Sonra anladım ki bu hain darbeyi duyurmak lazım. Halkın direnişini anlatmam lazım. Hem yolda yürüyor hem de gördüklerimi ve düşüncelerimi BBC Rusçaya anlatıyordum. O sırada helikopterlerden Beştepe bölgesine silahla ateş ediliyordu.

Millet Cami bölgesine yaklaştığımızda 2 tank bizi bekliyordu. Beştepe Camisi tarafındaki jandarmadan tanklar aşağıya inerek yolu tutmaya çalışıyorlardı. Fakat halkın çoğalması ile halkın tanklara taş, odun ne varsa atması sonrasında tanklar biranda kaçtılar yok oldular.  Sivil halk getirdikleri kendi araçlarıyla yollara set kurdu. Kadınlar, gençler, çocuklar herkes akın akın geliyordu. Ve bu halkın çoğu da farklı siyasi düşüncelere sahipti. Kimisi Kuran okuyor kimisi de tekbir getiriyordu. Gruplara bölünerek tüm cadde üzerinde oturmaya başladık. Nöbet tutuyorduk yani.

Beştepe’ye AOÇ tarafından çıkan kavşakta bir tane TOMA ve çevresinde 10-15 civarında polis vardı. Gelenler de gündüz çalışmış ve evine yatmaya gidip haberi duyunca silahını alıp gelenlerdi. TOMA içerisindeki bayan polis tüm halkı yönlendirmek adına canla başla mücadele ediyordu. İlk nöbet noktası diyebileceğimiz yere halk birikiyordu. İlerisine giden fazla insan yoktu. Çünkü ileride 2. ve 3. Kapı, saldırı altındaydı. F-16 uçakları ve helikopterler alçak uçuş yaparak halkı korkutmaya çalışıyordu. O sırada 10 civarında takviye polis geldi. Ellerindeki silahların toplama olduğu belliydi. Ben de sizinle geleceğim dedim. Böylece onlarla birlikte 2. ve 3. Kapıya doğru ilerledim. Polisler giderken “Ölürsek şehit, kalırsak gazi. Allahuekber” naralarını atıyorlardı. Ben 2. Kapıda nöbet için kaldım. Bazılarımız ise 3. Kapıya gittiler.

Helikopterlerin tacizi devam ediyordu. Polislerde ellerinde ne varsa helikopterlere ateş ediyordu. Sayıları azdı. Neden azsınız diye sorduğumda Gölbaşı özel harekât polis karargâhını darbecilerin bombaladığını 20 şehitlerinin olduğunu ve aralarında bağın koptuğunu söylediler. Fakat halkın akın akın gelmesi polise de moral olmuştu. Fotoğrafları ve videoları paylaşarak, kalabalığı dostlara göstererek onlara da güven vermeye çalışıyorduk. Metin KIRATLI kardeşimiz Beştepe içerisindeydi galiba. Fotoğrafları gördüğünde Allahuekber diyor destek oluyordu. Ona da moral olsun, çalışmayı ve direnmeyi bırakmasın diye fotoğrafları gönderiyordum. Kendisi hem ağlıyor hem de tekbir getirerek destek oluyordu. Onun mücadele azmini bizler de hissediyorduk. Metin kardeşimiz beylik tabancasıyla Beştepe’ye gelmiş ve şehit olmaya hazırdı. O içeride çalışırken biz de gelebilecek saldırılara karşı kapıda siper almıştık. Aslında o bizden biz de ondan destek alıyorduk.  Halkın bayraklarla, odunlarla, demirlerle Allahuekber nidalarıyla verdiği mücadeleyi tanıdığım tüm arkadaşlara göndererek cesaretli olun korkmayın mesajı vermeye çalışıyordum. Cumhurbaşkanlığındaki kahramanlardan birisi olan Genel Sekreter Yardımcısı Metin KIRATLI kardeşimizi de kahramanlığından dolayı burada selamlamak isterim. Bunlar adsız kahramanlar. Bu mücadele azmini görünce kim bizi alt edebilir ki diye söyledim yanımdakilere.

Beştepe’de gece uçaklar ses bombaları atmaya başladılar. 2 helikopter devamlı tur atarak taciz ateşi açıyordu. Polisler de yanımızda karşılık veriyordu. İlk saldırıda bulunduğum kapıda demir korumalar hedef oldu. O sırada başıma boş bir kovan parçası mı yoksa şarapnel mi gelmiş hiç hissetmedim bile ben. Yanımdaki bir sivil başında kanama var deyince gördüm. Kapıda nöbetimizde polislerin telsizinden olanları, şehitleri duyabiliyorduk. Her yerden şehit haberleri gelse de dayanın kazanacağız sesleri telsizden geçiyordu.

“Polis arkadaşlar korkmayın, bu da geçecek çocuklarınıza eşinize anlatacağınız bu kahramanlık size bu dünyada da öbür dünyada da huzur verecektir. Bu vatan savunmasıdır. Azsınız belki ama bizdeki yürek onlarda yok. Namussuz, şerefsiz yaşayacağımıza hepimiz şehit olalım” dedim. Bir polis diğer arkadaşına “kardeşim saldırı olursa mermimiz yetmez ne yapacağız?” dedi. Cevap ise “burada şehit olacağız.” oldu. Biz şehit olursak silahları kullanın hocam deyip nasıl çalıştığını gösterdiler. Silahların nasıl kullanılacağını gördüm. Diğerlerine de söyledik. Aramızda anlaşarak polisler şehit olursa onların silahını alıp biz devam edeceğimize dair ant içtik.

Sivil halkın elinde oradan buradan buldukları odun parçaları vardı. Benim elimde ise yolda bulduğum ağaç parçası vardı. Onu da niye aldığımı bilmiyorum. Daha önce ses bombasını çevremize atan uçaklar artık içimize attı. 2 kişi 3. kapıda şarapnel parçasından yararlandı. O sırada bazıları 3. Kapıyı terk etmeye başladı. Bize doğru gelen insanlara arkadaşlar ne yapıyorsunuz diye bağırdım. Onların da isteği budur. Sizi korkutarak kaçırmak istiyorlar. Yapmayın. Birlik olun yerlerinizi terk etmeyin diye bağırıyordum. Daha birçok şey söyledim ama çoğunu o ruhla hatırlamıyorum.  Benim bu bağırmamla birlikte bir polis arkadaş da bağırmaya başladı. Biz burayı terk etmeyeceğiz. Sonuna kadar mücadele edeceğiz. Ama siz burada bizimle olursanız bizi kimse yenemez diyerek bağırıyordu. Gelin birlikte şehit olalım diye haykırıyorduk. Uzun saçlı bir polis olan bu arkadaşın da haykırmasıyla halk yeniden Allahuekber diyerek bulundukları bölgelerde siper almaya yola oturmaya başladı.

Yeni bir helikopter saldırısına uğradık. Fakat bu sefer 2. Kapıda külliyenin içerisinde uçaksavar ile karşılık verilmeye başlandı. İlk helikopter kıl payı vurulmaktan kurtuldu. Bundan sonra helikopterler Beştepe’ye yanaşmayı bıraktılar. Sabah ezanıyla birlikte çimenlerde, betonlarda sabah namazı kılındı. Önlerinde odunlar, üzerinde Türk bayrağı ile şehit olmayı göze almış birçok insan çimenlerde ve betonlarda ellerini semaya açarak dualar ediyordu. Bazıları da namaz kılanların başında nöbet tutuyordu. Gördüğüm bu insanlar arasında sadece AK Partili değil MHP’li CHP’li olduğunu söyleyen vatandaşlar da vardı. Nerden mi biliyorum. Çünkü kendileri ben bu partiyi destekliyorum ama çocuklarıma darbeyi destekledi diyemem. Bunu kendime yediremem ve yakın olduğu için buraya geldim diyorlardı. Bu mücadele millet ile hainler arasında yapılan bir mücadele olduğu açıkça görülüyordu.

Gün ağarmaya başlayınca 2 adet F-16 uçağının alçak uçuş yaptıklarını gördüm. Çünkü bize yakın olan Beştepe Jandarmada çatışmalar vardı. Tanklarla ateş ediyorlardı. Bir anda 3. Kapının 300 m ilerisine uçaklardan birisi bomba bıraktı. Bomba dumanları yükselirken ve halk 2. Kapıya doğru panikle koşarken 2. Uçak tam Beştepe cami önündeki sivillerin üzerine bombayı bıraktı. O anda telefonumla uçağın bombayı bırakma anını çekiyordum. Halk korkuyla 2. Kapıya koşarken biz de şoku atlatarak bombanın patladığı ilerideki 3. Kapının bulunduğu cami önüne gittik. Gördüğüm manzara inanılmazdı. Bombanın etkisiyle büyük bir çukur açılmıştı. Yolda parçalanmış insanlar vardı. Halk araçlarıyla kimi bulduysa yaralıları götürdü. Bağıranlar, haykıranlar, herkes bir şeyler söylüyordu. Kıyamet kopmuş gibi bir hal vardı. Ben sanki robot misali hiç birşeyi duymadan kim yaşıyor kim şehit ona bakıyordum. O karmaşada herkes birisini tutarak arabalara bindirdi. Şehit olanlar ise yerde kaldı. Bunlardan 3-4’ü hemen duvarın kenarındaydı. Bu bomba zamanı telefonumdaki videonun çekim zamanına göre 06.16 civarı olmuştu. Kenara çektiğimiz 2 şehidin vücudunun belli kısımları kayıptı. Yanımızda bir bayan vardı. Galiba yataktan kalktığı gibi kısa beyaz şortuyla vatan savunmasına gelmiş, eline poşet almış ama hiç konuşmadan şehitlerin parçalarını topluyordu. İlk şehitlere ulaşan da oydu zaten. Yüzünde ne bir korku ne de bir başka ifade vardı. Buz gibiydi. Yaklaşık 1 saat şehit parçaları topladı. Fakat kendisinden tek bir söz duymadım. Kimdi? Ne hissetti? Neden hiç konuşmadı hala düşünmüyor değilim.

Yanımdaki oturup dua eden bir vatandaş abi ben dayanamıyorum artık dediğini duydum. O sırada 2 polis arkadaş da gelip çevreyi korumaya almaya çalıştı.

İlerleyen saatlerde 100'e yakın özel harekâtçı geldi. Jandarma'yı yeniden ablukaya aldılar. Birden yukarıda 2 adet F-16 daha gördük. Yine bombalanacağız diye düşünerek tekbir getirmeye başladık. Anladık ki bu uçaklar bizi bombalayanları kovalamak için gelmişti. Ardından 4 helikopter geldi. Şanlı Türk ordusunun fertleri hainlere galip gelmişti. Halkın çoğu yandaki ormanlık alana doğru koşmaya başladı. O anda ne olduğunu anlayamadım. Daha sonra söylediler ki Jandarma’dan kaçan darbeciler ormanlık alana kaçmış ve halk da odunlarla onları kovalıyordu.

Telsizlerden her yerden şehit haberi geliyordu. Bizim 6 şehidimiz ise hemen Millet cami önündeki kaldırımlar yanındaki çimenliklerde duruyordu. Cenaze nakil arabaları geldi. Bazıları şehitlerin fotoğrafını çekiyordu. Polisler fotoğraf çekenleri engelledi. Bir anda fotoğrafların çekilmesini engelleyen polislere durun dostlar dedim. Bırakın çeksinler fotoğrafları dedim. Bu şehitleri herkes görsün. Bu hainlerin bizi nasıl bombaladıklarını herkes görsün. Bu yiğitler ardında hiçbir şey bırakmadan gidemez. Bunların fotoğrafları ve vatanseverlikleri tüm sokakları süslesin dedim.

Polisler doğru söylüyorsun hocam bu insanlar tarihi mücadelenin kahramanları olarak şehit oldular. Herkes çeksin bu yiğitleri dediler. Aslında hem şehitlerin fotoğraflarını hem de o bombaları üzerimize bırakan anları ben telefonumda videoya çekmiştim. Anında Twitterda paylaştığımda bazıları hayır bunlar Suriye'den alınmış, sahte dediler. Bazıları sivilleri bombalamaları mümkün değil siz insanları tahrik ediyorsunuz dediler. İnanmak istemediler.

Onlara da hak vermek lazım. Kim inanır ki? Kim kendi halkını bombalayacak bir ordu mensubu olduğuna inanır ki?

Ama bilmiyorlar ki bu hainler şanlı Türk ordusu içine sızmış ve akıllarını okyanus ötesine kiraya vermiş haşereler.

Bu şanlı Türk milletinin mücadelesine dair fotoğraf ve videoları twetterda paylaştıktan sonra hem Reuters’tan hem de yurt dışı basından mesajlar aldım.  Ne olduğunu soruyorlardı. Şehitlerin başındayım desem inanmayacaklardı. Gücüm kalmadı. Kendimi tutamadım artık. Gözlerimden yaşlar akıyordu. O anda yanımdaki arkadaşlar da polisler de birbirimize bakarak ağlıyorduk. Niye mi ağlıyorduk. Zoruma gitmişti.  Bu halkıma bunu reva görenlerin içimizde barınmasına, bize belki de selam verip yüzümüze gülmesini düşündükçe zoruma gitti. Yerde yatan şehitlerin kimisinin üzerindeki elbiseleri görünce, ayakkabılarındaki delikleri görünce nefes alamadım. Her şehidin üzerine bayrak örttük. O anda yardıma gelmiş, su getirmiş bir arabada bir süre oturdum. Hissiz bekliyordum. Sanki tüm gece yaşananlar hayal gibi geliyordu. Ben gecenin verdiği stresle gitti gidiyordum. Ve gittim de zaten. Strese ve gördüklerime bu kadar dayanabildim. O geceden bana geriye kanlı bir al bayrak kaldı. Onu da elimde sımsıkı tuttuğumdan kimse almamış.

Gerisi ben de kalsın. Biz nasıl olsa atlatırız. Fakat yerde şehitlerin, gariban halkımın kahramanlarının çocukları var mı, evinde eşi, anası, babasına ne denecek düşüncesi beni kahretti. Sonra yetkili arkadaşlara Millet Camisi önünde şehit edilenler yine buraya defnedilsin diye mesaj attım. Son hatırladığım mesaj da duydu zaten.

Bunları neden mi yazdım? Bilin ki unutmayın. 15-16 Temmuz 2016 bu milletin ikinci milli mücadelesi olarak tarihe yazılsın, not edilsin diye yazdım. Vatansız hainlere ders olsun diye...

Affınıza sığınarak hainlerce şehit edilen yanı başımızdaki kahramanların fotoğraflarını ve geceye dair gördüklerimin bir kısmını da veriyorum. Allah hepinizden razı olsun.

Bu darbe İstanbul’da köprüdeki tanklara vücutlarını siper eden, Ankara’da Genelkurmay Kavşağında helikopterlerin kurşunlarına rağmen meydanları dolduran, Beştepe’de F-16 uçaklarının bombalarına Allahuekber deyip koşarak karşılık veren halk ile biz kendi halkımıza silah sıkmayız deyip darbecilere karşı gelen şanlı Türk ordusu mensupları ile ölürsek şehit, kalırsak gazi naralarıyla görev yerlerine giden şanlı polisimizin gösterdiği destan sayesinde başarısız olmuştur.

Peki, o gece sonrasında darbe başarısız olunca ne hissettiniz?

Büyük bir gururu duydum. Milletimle, devletimle, askerimle, polisimle hepsiyle gurur duydum. Çünkü hainlere karşı Çanakkale ruhu içerisinde ölüme korkmadan gittikleri için huzur buldum diyebilirim. Ayrıca o gece şehitlik mertebesine yürüyenleri ise kıskandım.

Bu FETÖ nasıl oldu da bu ülkede böyle güçlü hale gelebildi?

Aslında ülkemizdeki dini eğitim anlamında eksikliği istismar ettiler, fırsata çevirdiler. Bunların güçlenmesinin ana nedeni 28 Şubat’tır. 28 Şubat’taki sistem, İmam-Hatiplerin kapatılması, Kur’an Kurslarının kapatılması belki de bunların projesiydi. 28 Şubat, FETÖ projesidir. 28 Şubat’ta zarar görmeyen tek “cemaat” bunlardı. Bunlar, 28 Şubat’ta Sayın Erbakan’a “Beceremediniz, artık bırakın” diye manşet atan, “Çevik Bir’e destek oluyoruz.” diye mektup yazan aşağılık bir örgüttür. İslami tüm unsurları temizleyerek, kendilerine dini anlamda yol açtılar. Hatta İmam-Hatiplerin kapatılması üzerine kendileri okul açıp, özellikle zengin çocuklarını aldılar. Aldıkları çocukları ailelerinden çaldılar. Zengin çocukları çalıp, onların ailelerini bir şekilde bağladılar örgüte.

Özellikle 2010 yılından sonra devlet okullarının arazilerini ele geçirdiler. Bir “cemaat” düşünün, 17 üniversite açmış. Bu, dikkate değer bir noktadır. Daha da imkân bulsalardı her şehirde üniversite açacaklardı.

28 Şubat sonrasında başka kurumları da hedef gösterip kapattıkları söyleniyor. Ne dersiniz?

Hiçbir olay tesadüf değildir. Parçaları, bütünden ayrı düşünemezsiniz. Deniz Feneri Hadisesi de bunların bir projesiydi. Deniz Feneri’ni itibarsızlaştırıp hemen ardından Kimse Yok Mu Derneği’ni parlattılar. Tüm yardımları Kimse Yok Mu Derneği’ne, Türk Hava Kurumu’na giden tüm kurban derilerini Kimse Yok Mu Derneği’ne kaydırdılar. Kızılay’ın bile önünü kesecek hamleler yaptılar. 28 Şubat sonrasında rahatladılar. Kendilerine karşı gelebilecek, engel oluşturabilecek tüm insanları, kuruluşları tehditle, şantajla, kasetle ve tüm ahlaksız yollarla etkisizleştirmeye başladılar. İtibar suikastı en becerikli işlerinden biridir.

FETÖ eğer Türkiye’yi ele geçirebilseydi tüm dünyanın başına bela olacaktı. Yetiştirdikleri birçok öğrenci, yurtdışında çok kritik makamlara adice yollarla getiriliyor. Daha geçenlerde Rusya’da, kendi evlerinde yetiştirdikleri bir öğrenciyi üst kademeye yerleştirmek için 1,5 milyon dolar rüşvet verdikleri gazetelerde yer bulmuştu. Parayla, yönetimsel anlamda kendi elemanlarını yönetici, siyasetçi yaptırıyorlar. Bu yöntemi yurt içinde de uygulamış olmaları muhtemel.

Özellikle bizim akademik camiayı yakından ilgilendiren ALES, YDS sorularını çaldıkları konusunda şüpheler var. 2010 KPSS sorularını çaldıklarını biliyoruz. Hatta sadece KPSS değil polislik, hâkimlik vb. birçok soruları çalarak kendi örgüt elemanlarını devlet kademelerine yerleştirdikleri biliniyor. Yabancı dilde, o alandan mezun olmuş öğrenci daha düşük puan alıyorken, FETÖ elemanı olduğu tespit edilen, daha alakasız bir bölümden mezun olmuş öğrencinin sınavdan daha yüksek puan aldığını görüyoruz. Binlerce kişide aynı duruma rastlıyoruz, bu bir tesadüf değil. Bu kişilerin çoğu şu anda üniversite camiasına dağılmış durumdadır. Bunlar zamanında resmen akademik unvan dağıttılar. Devlet şu anda bunlara  “DUR” dedi.

Bundan sonra neler yapılmalı? Bürokrasi ve siyasette değişim olmasına dair bir beklenti var.

Halkın bazı hassasiyetlerini dikkate almak gerekiyor. Bu süreci bir oldubittiye getirmemek çok önemlidir. Her yerde teknesini yüzdüren ikiyüzlülerin artık yönetimden uzaklaştırılması gerekiyor. Halkımızın aklıyla alay edenlerin, devletimizin kadrolarını daha fazla işgal etmesine müsaade edilmemeli. Bürokraside ve siyasette değişim yapılmazsa yeni bir darbe gelir ve bu sefer bunu engelleyemeyiz.

Liyakat çok önemlidir. Ehil olmayanlar millete yararlı olamaz. Bir kişi, üç yılda iki defa terfi almaz, bunun bir sistemi olur. İnsanımızı, polisimizi, askerimizi değerlerimizden uzak yetiştirmememiz gerekiyor. Vatanseverlik konusu işlenmelidir. Çanakkale ruhu hatırlatılmalıdır. Kültürünü bilen bireyler yetiştirecek eğitim sistemini kurgulamamız lazım. Yurtdışındaki akraba topluluklarla bu anlamda işbirliği içerisinde olmamız, oldukça büyük öneme sahip. Devlet eliyle yeni okullar, üniversiteler açarak yurtdışındaki akrabalarımızı FETÖ’nün elinden kurtarmamız gerekiyor. Bu anlamda Maarif Vakfı’nın kurulmasını önemsiyor, hayırlı çalışmalar diliyorum.

Değerli hocam, 15 Temmuz Hareketi ile paylaştığınız analiz ve yorumlarınız için teşekkür ediyoruz.

Röportaj:

Sümeyye Gülşen Soylu

Abdullah Furkan Hazar

Bu haber toplam 437 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim