• İstanbul 22 °C
  • Ankara 26 °C

‘’15 Temmuz Ruhunu Taşıyan Bu Milleti Kimse Yenemez’’

‘’15 Temmuz Ruhunu Taşıyan Bu Milleti Kimse Yenemez’’
15 Temmuz Şehit Yakınları ve Gaziler Derneği Başkanı Musa İlhan İle 15 Temmuz ruhunu konuştuk.‘’15 Temmuz Ruhunu Taşıyan Bu Milleti Kimse Yenemez’’RÖPORTAJ: FATMA GÜLŞEN KOÇAK

Hala bedeninde darbecilerin kurşununu taşıyan bir Gazi olarak 15 Temmuzu değerlendirir misiniz?

15 Temmuz bir ihanet hareketiydi. Ümmete yapılan bir ihanetti. Onun için biz de Müslüman olarak, o ihanetin karşısında durmamız gerekiyordu. Herkes gibi sokağa çıktım. Belki o gün sokağa milyonlar çıktı. Bize de hainlerin kurşunu isabet etti. Şükürler olsun bu nişaneyi taşıyorum. Belki de kalbimizin altındaki bu kurşunu bir ömür boyu taşıyacağım. Bugün olsa, yine bugün de giderim. Hala kendi imanımla ve dualarımla ilgili sıkıntı olduğunu düşünüyorum ve kendime “neden şehit olamadım” diye soruyorum. Keşke Allah şehitliği nasip etseydi.

15 Temmuzdan sonra bir dernek kurdunuz. Derneğinizin kuruluş gayesi nedir?

 Amaç tamamen dayanışma derneğidir. Derneğimizde özellikle “koruma ve yaşatma” ibaresini kullanmadık. Çünkü bizim, Allah’ımızdan ve devletimizden başka kimsenin korumasına ve himayesine ihtiyacımız yok. Şükürler olsun devletimiz de bize bütün şehit yakınlarına ve gazilerimize her türlü imkânı sağlıyor. Özellikle darbe ile özdeşleşmiş ilçelerde ve darbe ile özdeşleşmiş arkadaşlardan kurmaya çalıştık. Metin ve Sabri vardır. Başbakanımızın tabiri ile “tanksavar” arkadaşlar var. Rahmetli Ömer Halisdemir ağabeyimizin kardeşi var. 15 Temmuz’u 15 kişi ile kurduk. Bu da tamamen bir tevafuktur. Biz sayı belirlememiştik. Biliyorsunuz kurucu sayısı 7 ile 21 arasında değişir. Normalde o gün 2-3 kişi daha kimliklerini getireceklerdi ama geç kaldılar. Dernekler Masası’na o gün evrakları vermemiz gerekiyordu. Oradaki memur “bunu özellikle mi ayarladınız” diye sordu. “Hayır” dedik. “Burada 15 kişi var” dedi. Hiç saymamıştım ben kişi sayısını. Baktık ki 15 Temmuzu 15 kişi ile kurmuşuz.

Gazilerin duyarlılıkları devam ediyor mu?

Şüphesiz. Geçen gün Atatürk Havalimanında bir olay olmuştu. Silahlı birisi gelmişti. O gün whatsapp grubundan baktım ki bizim bütün gaziler 160 kişi bir olay oldu diye yollara düşmüş. Bir kalkışma kaygısıyla kimisi koltuk değneği ile kimisi kolu sargılı gene yollara çıkmışlar.

Cumhurbaşkanımız ile olan görüşmeniz nasıl geçti?

Fevkalade. Allah razı olsun. Külliyede ve birkaç törende kendisi ile görüştük. Kendimizi şanslı bir nesil olarak görüyorum. Şuan 39 yaşındayım. Ben 1994ten beri Cumhurbaşkanımızı tanırım. 18 yaşından itibaren onun hizmet ettiği partide görev yaptım. Şükürler olsun. Sultan Abdülhamid’den sonra gelen en iyi ve en büyük lider olarak görüyoruz kendisini. Allah ondan razı olsun.

Milletimizin direniş ruhunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olması gerektiği gibi, bir Müslüman-Türk milletine yakışan bir direnişti. Bence bugün Allah muhafaza gene olsa halkımızın yüzde sekseni doksanı sokaklara çıkar. Belki o zamanlar yüzde elliler atmışlar çıkmıştı ama şimdi daha fazla kişinin çıkacağını düşünüyorum. Her partiden gazilerimiz var. Mesele orada vatandı, milletti, ümmetti. Bunu anlayamadılar memleketimizi böleceklerdi ve Suriye’den beter hale getireceklerdi. Böyle bir durum olsaydı biz nereye giderdik, bizi kim alırdı? Komşularımızdan bahsedelim. Yunanistan’ın kendine bakmaya dermanı yok. Irak ve Suriye de öyle. Biz nereye gidecektik? Allah bizlere yardım etti, bizleri vatansız bırakmasın. Canımızı teslim edelim ama asla vatansız kalmayalım.

 İlk geceki yaşadıklarınızı anlatabilir misiniz?

Benim bir 17-25 Aralık maceram var. 3 Ocakta Zaman gazetesi beni terörist ilan etti. 2 Ocakta Zaman gazetesine, malum CD ve kasetleri protesto için eyleme gitmiştik. Bir sonraki gün haberde 3 Ocakta terörist ilan etmişlerdi. Zaman gazetesinin üçüncü sayfasında çıktı bu haber. “Sabah belediye çalışanı, akşam terörist” diye haber yapmışlardı. Kimlerin terörist olduğu o günden belliydi.

O akşam Havaalanına doğru tank gittiğini de gördüm, nereden geldiğini bilmiyorum. Dedim ki herhalde yine terör eylemi var. Bir arkadaşımın işyerine gittim. Televizyonda Başbakanımızın “bir kalkışma olduğundan şüpheleniyoruz” dediğini duydum. Duyar duymaz arkadaşlara  yatsıyı kılalım, ben gideceğim dedim.

Önce Gazi Osman Paşa meydanına çıktım. Orada fazla kimse yoktu.Tali yollardan havalimanına gitme niyetindeydim. Çünkü ilden havaalanlarına gidin diye mesaj geliyor.. Giderken baktım, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Lojistik Destek Merkezi var. Buraya askerler girdi, baktım ki iki kamyon asker var. Oraya girdim, büyük bir tantana çıktı orada. Orası çok kalabalıktı, gece de çalıştığı için. Orada rütbeli bir asker yere düştü, tetiğe bastı ateş almadı. Bu arada biz onu dövmeye devam ediyoruz çünkü ateş etmeye çalışıyor. Silahının emniyetini açmadığı için pek bir şey olmadı. Diğer askerler hiç ses çıkarmadılar. Duvarın kenarına sıkışmışlardı, halk kol kola girip askerleri çember içerisine almışlar. 3-4 tane rütbeli vardı, onlar sürekli askerlerin önünü açmamızı söylüyorlardı. Üsteğmendi, yere şarjörünü de düşürmüştü. Bu arada yatsı namazına gideceğim için ve yaz günü olduğu için ayağımda terlik var. Elimde bir tırnak çakısı bile yoktu. O arada kargaşada terliğimiz falan da kayboldu. Bir yandan da askeri dövüyorum. O sırada asker beylik silahını çekti. Gene müdahale ettik. Sadece bir üsteğmen var o biraz kendini “cengaver” hissediyordu. Diğer askerler uyumluydu, zorluk çıkarmadılar. Bu şekilde askerler kamyonetine bindiler. Hasdal’a doğru yola çıktılar. Orayı ele geçiremediler ve askeri oradan çıkardık. Ama tempo tutarak çıkardık “asker bizim askerimiz” diye alkışlayarak gönderdik. Biz de arkasından gidiyoruz.

Niyetim AKOM var, Afet Koordinasyon Merkezi var. Orası çok stratejik bir yerdir, 385 tane kamera vardır orada. Biliyorsunuz ki bütün afetlerde orası merkez olarak kullanılır. AKOM’dan da köprüye gideceğim, köprünün kapandığını biliyorum. Devam ederken önümüzdeki askerler durdu. Dedi ki, “bir şarjör ve bir askerimiz kayıp” dedi. “Biz sizi göndermeyiz” dedik. O da “ ben askeri almadan gitmem” dedi. Motosikletli birisi geldi, ondan rica ettik. “Askeri alıp gelir misin” dedik. “tabi ağabey oradaysa hemen alıp geleyim” dedi. Asker lojistiğin deposunda saklanmış, korkudan. Ama geldi ki nasıl ağlıyor böyle hüngür hüngür ağlıyor. Gözleri kıpkırmızı olmuş. Asker bu şekilde bindi ve devam ettiler. Biz de oradan AKOM’a geçtik. İlk gelen araba bendim. Daha sonra gördük ki tapelerde de bu geçiyor, “komutanım sivil araç geldi” diyorlar. Oraya 21:15 de gelmişler. Yaklaşınca “gelme” dedi ve havaya doğru ateş etti. Bir tane yerde asker vardı bir de çatının üzerinde asker vardı. Dedim ki “ burası benim iş yerim, geleceğim”. O da “gelirsen seni vururum” dedi. Lojistikte askerleri de engellediğimiz için bende bir özgüven de oluştu. Bir de vuracağını hiç tahmin etmiyordum. Hadi vur dedim. Bu arada yine terliğim düşmüş. Girer girmez ateş edince bana mı havaya mı ateş ediyor göremediğim için şok oldum. Sonra kendime geldim. Hatta erkeksen vur falan demişim. Yerden seken bir kurşun geldi. g-3 mermisi çok ağırdır. Tam ters istikamete düştüm. Bana takla attırdı, kurşunun şiddeti. Çimlere düştüm. Arkadaki araba ile gelen imam-hatip lisesinde benim hocamdı. Musa vuruldu, öldü dediğini duydum. Başladım kelime-i şahadet getirmeye. Dedim herhalde ben gidiyorum, sürekli kelime-i şahadet getiriyorum. Kurşun geldi ama ben yaşıyorum sonuçta. Hani anlatırız ya öyle güzel ölümler vardır ki ölürsün, seni tabutunda götürürler, hiçbir şey anlamazsın. Konuşulanları ve duaları duyarsın ama hiçbir şeyi görmezsin. Ne kadar güzel bir şey hiç acı yok. Yaz günü ılık ılık kan akıyor. Birisi beni boynumdan tutuyor, birisi yaraya bastırıyor. Kim olduklarını bilmiyorum. Şişli’ye hastaneye atmışlar beni. Orada ön müdahale ettikten sonra demişler ki durum kötü Okmeydanı SSK ya geçmişiz. Orada yoğun bakıma girmeden önce bazı şeyleri hatırlıyorum. Orada bir uçak geçti. Ama çok alçaktan geçti o uçak. Beni sedye ile taşıyan iki kişi vardı. Uçak öyle bir geçti ki sedyenin altına saklandılar. O benim bilinçaltımda kalmış. Çatıya düştüğünü zannettim, düştü ve ben altında kalacağım zannettim. Yoğun bakımda kaldık yedi gün. Allah kimseyi yoğun bakıma düşürmesin. Bilirsiniz, hastanelerin bodrum katlarında, güneş yok, cam yok, soğuk. Uyanıyorsun, soruyorsun. “Kaç saat geçti” diye soruyorsun, 1 saat geçmiş. Hâlbuki ben 24 saat geçti zannediyorum. Her şeyden bir habersin. İlk sorduğum soru Cumhurbaşkanımızdı. Sorduğumda, “seni sokağa çağıran kişi, şuan kendisi nerede biliyor musun, iç savaş çıkarmaya çalışıyor” dedi oradaki hemşire. İlk sorduğum soru “cumhurbaşkanı yaşıyor mu” sorusu olmuştur. Dediler ki yaşıyor. Allah ya, bundan sonra bize karada ölüm yok. Eğer o darbe başarılı olsaydı belki de bizi o gün gelip hastanede infaz edeceklerdi. Hatta ilk etapta hastanede benim ismimi karartmışlar, biz sonradan öğrendik. Benim ismimin yerine Yusuf diye birini yazmışlar.

İhtiyaç sahibi olan gazilerle nasıl irtibata geçiyorsunuz?

Hala hastanede yatan gazilerimiz var. Sıkıntısı olanla birebir kendimiz ilgileniyoruz. Gazilerimiz ve şehit yakınlarımız çok gururlu insanlar.  Hiç birisi şu ihtiyacım var dememiştir. Biz hep zorla öğrenmeye çalışıyoruz. Kendisi söylemiyor, mahalledeki esnaftan ya da komşusundan öğrenmeye çalışıyoruz. Biliyoruz ki o kadar çok borcu var, bakkala borcu var, elektriği suyu kesilmiş ama söylemiyor.  Çok asil insanlar. Bu vatan için hiçbir şey beklemeden canını vermeye hazır insanlar. Bu şehit yakınları ve gazilerimizin içerisinde gerçekten seçilmiş insanlar var. O kadar gurur sahibi ve teslimiyet sahibi insanlar ki en yoksulu bile hiçbir şeye ihtiyacımız yok yeter ki vatan sağolsun diyorlar. Bu 15 Temmuz ruhunu taşıyan milleti kimse yenemez.

Bu haber toplam 335 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim