• İstanbul 14 °C
  • Ankara -2 °C

88 Yaşında Bir Kalem Efendisi

Mahmut BIYIKLI

Yazı dünyasından, bugüne kadar çok insanla tanıştım. Farklı farklı özelliklerine, nevi şahsına münhasır hallerine yakından şahitlik ettim. Her meslek grubunda olduğu gibi yazarlık âleminde de çeşit çeşit insan var.

Yazdıklarını yaşamayanlar, yaşamadıklarını yazanlar, yazdıklarını yaşayanlar ya da yazdığı gibi yaşayanlar, hepsi de mevcut. Bir de bu özelliklere “yazdıklarından daha güzel yaşayanlar” kategorisini eklemek durumundayız ki bunların sayısı çok da fazla değildir. İşte bugün size nadir güzel adamlardan birisinden bahsetmeye gayret edeceğim. Yazdıklarıyla, yaşadıklarıyla, örnek şahsiyetiyle rol-model olarak gençlere sunabileceğimiz kıymetli bir kalem Osman Akkuşak.

Akkuşak’ı, bir dönemler kültürün kalbinin attığı Cağaloğlu çevresinde tanıma şerefine nail oldum. Geçmişteki sayısız hayal kırıklıklarımının etkisiyle olsa gerek insanlara, özellikle edebiyatçılara karşı kolay ısınamama gibi kötü bir huyum var. Akkuşak’ı ilk gördüğüm gün kendisine karşı içimde bir sevgi saygı uyansa da acele etmemem konusunda kendime sürekli temkinli olmayı salık verdim. Fakat aylar yıllar geçmesine rağmen bırakın hayal kırıklığına uğratacak bir emare bulmayı, saygımı ve sevgimi zirveye çıkaracak birçok hususiyetine şahit oldum.

İstanbul’un kaybolmaya yüz tutmuş son beyefendilerinden birisi Osman Akkuşak. Nezaketi, zarafeti ve nezaheti ile yanına gelen her kişiyi kolayca kendisine dost kılar. Onun çevresindekilere baktığınızda her meşrepten, her mesleketten hatta her yaştan insan görürsünüz. Sadece arkadaş çevresi değil alışveriş yaptığı bir manavdan tutun da otobüste yanına oturduğu gence kadar herkesle kolay kaynaşır ve kendini sevdirir.

“Güzel bakan güzel görür” fehvasınca onun nazarında herkes güzel ve özeldir. Herkeste Hakk’ın nişanesi olarak duran mutlak bir güzellik vardır. Osman Amca işte o güzelliği hemen keşfedip iltifatını muhatabına sunar. Yüzü gülen ve yüz güldüren bir adamdır. Yeni taşındığı mahallede kendisini kime sorsanız, sorduğunuz her kişinin yüzüne bir tebessümün yayıldığını görürsünüz.

İnsanların bir yere yetişmek için koşturduğu, oturup başkalarının halini bile sormaya vakit bulamadığı bu garip hız çağında, sözü ve sohbeti dinlenen, dizinin dibinde güven içerisinde deryalara dalacağınız naif bir muhabbet adamıdır o. Keskinlikleri, aşırılıkları yoktur. Sağ ile solu da, anaşirst ile sufiyi de muhabbet kotasında eritmesini bilir. Uzak bir semtteki insan kardeşine selam vermek, hatırını sormak için ilerlemiş yaşına rağmen yollara düşer. Yollar onu yormaz. Dost yüzü görmez isem bu gözlerim nedir benim diyen Yunus’un kalbini taşır.

 Elbette Osman amacanın kavgaları, polemilkleri, kutsal öfkeleri vardır. Ama kavagalarında bile öyle bir zarafet vardır ki, kavga hatıralarını dinlerken iki taraftan birine kinlenmeyi bırakın, iki tarafa da hayran olmaktan kendinizi alamazsınız. Kavgaları, kızdıran kavgalar değil güldüren kavgalardır. Mesela bunların en meşhuru Usta Şair Sezai Karakoç ile olanıdır. Üstad Cağaloğlu’nda yürüken -o an hangi âlemi teneffüs etmekte ya da duygu dünya dünyasının hangi derinliklerine sığınmıştır bilinmez- yoldan geçen Akkuşak’ın verdiği selamı duymaz. Selamının alınmadığını, havada kaldığını gören Akkuşak, “Allah’ın selamını niye almıyorsun?” diye şaire kızarak bıçağını kınından çıkarır. Sonra ne mi olur? Sonrası büyük bir tebessüm.

Akuşak, kültür dünyamızın müzmin bekârlarındandır. Niye evlilik yapmadığına dair soruları yıllarca ustalıkla başından savmış, konuyu kapatmıştır. Oğlu kızı yoktur, ama bütün iyi yürekli çocukları oğlu kızı bilmiştir. Bu açıdan baktığımızda geniş bir ailesi vardır. Akrabalarının çoğu ahiret yurduna göçmüştür ama  Osman Akkuşak’la çocukluğunun beraber geçtiğini ve onun her zaman kendisi için bir “rol model” olduğunu söyleyen ünlü yazar Gülten Dayıoğlu  kuzenidir. Dayıoğlu ile akrabalık bağları güçlü muhabbetleri sağlamdır.

Geçtiğimiz yıl Gülten Akın’ın vefatından sonra yazarlardan görüş alan gazeteci bir arkadaşımız, yaş itibariyle tanışık olacaklarını düşünür ve Akkuşak’ı arayarak Gülten Hanım’ın vefat ettiğini, merhumeyle ilgili duygu düşüncelerini almak istediğini ifade eder. Bunun üzerine Akkuşak, gayriihtiyari bir eyvah çekerek “Ne Gülten’i mi kaybettik?” diye ağlamaya başlar ve gözyaşlarına hâkim olamadığından konuşamayacağını söyleyip telefonu kapatır. Tabii ki gazeteci arkadaşımız fazlasıyla müteessir olur ve durumu arkadaşlarına anlatır. Gazetecilerden birisi de Gülten Dayıoğlu ile Akkuşak’ın yakın akaraba olduğunu, tekrar arayıp vefat eden yazarın Gülten Dayıoğlu değil de Gülten Akın olduğunu söyleyerek durumu düzeltmesini tavsiye eder. Muhabir tekrar arar, “Osman Bey, bir düzeltmede bulunacağım. Vefat eden yazarımız Gülten Dayıoğlu değil Gülten Akın” der. Osman Amca yine duygulanarak ağlamaya başlar. Bu sefer de kuzeni olan Gülten Hanım’ın vefat etmediğini öğrenmenin sevinciyle gözyaşı döktüğü için görüş veremez. İnce ve duygulu adamdır.

Büyüklenmeye karşıdır. Bu sebeple midir bilmiyorum, yazılarında büyük harf kullanmaz. Yeni Şafak’taki yazılarında, gazetenin takip ettiği imla anlayışına uymaz. Tam burada, kadir kıymetin pek de bilinmediği bu devirde, Osman Amca’ya sayfalarını açamaya devam eden Yeni Şafak’ı, bu kadirşinaslığından dolayı tebrik etmek gerekir.

Köşelerin salt siyasete ve yoğun gündeme odaklandığı bir zamanda Akkuşak, kültürden, kitaptan, hayattan ve hatıralardan güzelliklerle doldurduğu köşesinde, okuyucuya âdeta nefes aldırmaktadır. Meziyet sahibi insanların, popüler değilse  pek gazete köşelerine taşınmadığı bir zamanda, Osman Akkuşak’ın hiçbir kapris ve kibire kapılmadan önemli gördüğü meziyetleri köşesine taşıması, onun basında doldurduğu boşluğu göstermektedir. Gazetelerin gazete olduğu zamanlarda yazan kudretli kalemlerden Burhan Felek, R. Cevdet Ulunay çizgisini günümüzde başarıyla sürdürmektedir.

Akkuşak’ın öne çıkan hususiyetlerinden birisi de duruş sahibi olması ve aleyhine olabilecek meselelerde bile doğrudan  yana tavrını dobra şekilde göstermesidir. Yakın arkadaşı tarihçi yazar Mehmed Niyazi, Osman Akkuşak’ın dostluğundan ve mücadeleden yılmayan azminden bahsederken, “Elli yıldır beraberiz. Osman ağabeyde yalana şahit olmadım, kabalığa şahit olmadım, ama hep dobra dobraydı.” der.

Mehmed Niyazi, Akkuşak’ın İsmet İnönü vb. önemli kimselerle yaptığı gün yüzüne çıkması gereken seri röportajlarının olduğunun altını çiztikten sonra, kendisinin iki önemli özelliği olduğunu söyler. Birincisi, “komünistlerle mücadele” ikincisi de “âşık olmak”. Aşkı hayatın en gerekli unsuru olarak gören Akkuşak, Niyazi’nin bu tespitine karşı çıkmaz. Bilakis şu hatırasını paylaşarak ünlü tarihçiyi destekler.

Ünlü Şair Faruk Nafiz’le karşılaştığı bir yerde kendisine, “Efendim, aşkla başımız belada, ne yapalım?” diye sorar. Merhum cevaben, “Osman Bey, o bir keşiftir. Ruhları eşit olan iki insanın birbirini keşfetmesidir. Bu aşk, en fazla üç defa insanın başına gelir,dördüncü kez gelmez.” diye cevaplar.

Sevenlerin tabiriyle “Osman Amca”, herkese iltifat eder, güzel gördüğü her şeyi söyler. Büyük küçük kimi görse hürmeten ayağa kalkar. Beyefendi bir insandır. Bilgisine ve görgüsüne en çok başvurulacak isimlerden bir tanesidir. Eğitimden kültüre, edebiyattan şehir hayatına dair, derinlikli ve özgün fikirleri vardır.

Fırsat buldukça evinde ziyaret edip istifade etmeye çalışırım. Ne zaman gitsem hayli ilerlemiş yaşına rağmen on yedi yaşındaki bir gencin gönlünü heyecanını taşıyan Osman Amca’yı yüzlerce kitabın, onlarca deftere geçirilmiş notların yazı çalışmalarının arasında, eksilmez bir neşe ve coşku içinde görürüm.

Yahya Kemal’den Fethi Gemuhluoğlu’na Tahsin Banguoğlu’ndan Münevver Ayaşlı ve  Fethi Gemuhluoğlu’na kadar altın değerindeki hatıralarını  sanki dün yaşamış gibi duru bir zihinle ve mükemmel Türkçesiyle anlatır.

Cenab-ı Hakk’dan muhterem Akkuşak hocamıza hayırlı, sağlıklı, uzun bir ömür diliyorum.               

Bu yazı toplam 73 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim