• İstanbul 13 °C
  • Ankara 14 °C

Abdülkadir Selvi'den: Meclis'in çatısı başıma çöktü

Abdülkadir Selvi'den: Meclis'in çatısı başıma çöktü
Cumhurbaşkanı Gül'ün resepsiyon salonuna girdiğini görünce, geliş istikametinde yerimizi alıp beklemeye başladık. Sabah Gazetesi Ankara Temsilcisi Okan Müderrisoğlu, "Savunma hattını kurduk" dedi. "Cephe sağlam" diye ilave ettik.

İş haber çıkarmaya geldi.

Liderlerin konuşmasını sorduk yanıt vermek istemedi.

Cumhurbaşkanı diğer davetlilerin elini sıkarken, bizlere de "Hoşça kalın" dedi, ilerledi.

Bizim cephe yarılmıştı. Ama az ileride bir basın barikatı daha kurulmuştu. Meslektaşlarımız ise "katılımın düşüklüğünü" sordular.

Seçim kararının alınmasını hatırlatmakla yetindi Cumhurbaşkanı.

Konuşmak istemediği belliydi.

Manşeti değiştirecek bir açıklama alamamıştık.

O salondan nice manşetler yıkan nice manşetler attıran haberler çıkarmıştık. Ama bu kez, "Ekmek çıkmadı" dedik.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'la konuşmamız ise verimliydi.

Bugün Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş yıldönümü nedeniyle bir konuşma yapacak Haşim Bey.

"Düşük profilli olacak" dedi.

"Yeni Anayasa konusundaki tartışmalara katkı yapmayacak mısınız?" deyince, "Evet. Geniş yer vereceğim. Ben de yeni Anayasanın gerekli olduğuna inanıyorum" dedi.

Düşük profili buysa, önemli bir konuşma bekliyor demektir bizi.

"Özgürlükçü bir Anayasa olmalı" dedi Haşim Kılıç.

Bir meslektaşımız, "Kısa bir anayasa olsun diyenler var" diye konuyu açınca, "Tam tersine ben geniş bir anayasa istiyorum. Hak ve özgürlükler net olarak tarif edilmeli" diye konuştu.

Özellikle siyasi partilerin kapatılması ve seçimlerle hükümlerin mevcut anayasada çok muğlak olduğunu hatırlatıp, "Hak ve özgürlükler çok net bir şekilde tarif edilmeli" dedi.

Partilerin kapatılması için açılan davalarda görüyoruz bu muğlaklığı. Bu açıdan Haşim beyin önerisi çok önemli. Ayrıca YSK'nın kararıyla yaşadığımız kabus da yine 76.Maddeyle ilgili bir yorumdan kaynaklanmadı mı?

Bu arada YSK ile ilgili bir soru üzerine de önemli bir tartışmanın fitilini ateşledi Haşim Bey.

"Anayasa Mahkemesi YSK kararlarına bakmalı" dedi. Yani temyiz imkanı olmalı, YSK son söz sahibi olmamalı.

YSK vetolarının Türkiye'yi sürüklediği ortam dikkate alındığında biz bu konuyu tartışmalıyız. Ayrıca YSK neden sadece Yargıtay ve Danıştay'dan seçilen üyelerden oluşuyor? 27 Mayısçılar HSYK'yı da öyle kurmuştu, değişti. Yaşadıklarımızdan sonra YSK kararlarına temyiz merci getirilmesi ile kurumun yeniden yapılanması konusunu tartışmaya açmamız gerekiyor.

Meclis resepsiyonunda yine komutanlar yoktu.

Amerikan Başkanının bulunduğu oturuma gelip, TBMM'nin özel oturumuna gelmemeyi askerin izah etmesi gerekiyor.

Bu tavır rejim tehlikesi kaygısıyla konuluyorsa daha vahim.

TBMM için Atatürk demiyor mu, "Benim en büyük eserim" diye. Bu "Gazi Meclis" değil mi Kurtuluş Savaşını idare eden?

Meclise gelme, 29 Ekim Cumhuriyet bayramı resepsiyonunda alternatif resepsiyon ver.

Kendi Meclisinden, kendi Cumhuriyetinden bu kadar uzak bir Ordu olur mu?

Meclis'te Genel Kurul salonunun duvarında,"Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir" yazar.

Bu sefer ki 23 Nisan törenlerinde, bu ilkeye gölge düşüren bir hareket oldu.

O salon başıma çöktü adeta.

Bir türlü hazmedemedim.

Başta Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin'in açıklaması da olmak üzere, verilen bilgilerden tatmin olmadım.

Çünkü bürokratları Meclis Başkanına doğru bilgi vermemişler.

Sayıştay üyesi Nejla Eroğlu'nun, "Başörtülü" olduğu için locadan çıkarılmasından söz ediyorum.

Nejla hanım 23 Nisan törenlerine katılmak üzere geldiği Meclis'te, görevlilere davetiyeyi göstererek, "Sayıştay üyesi" olduğunu belirtmiş. Onlar da locaya almışlar. Buraya kadar her şey normal.

Bu tür özel günler için Meclise gelen davetliler hangi kapıdan gireceklerini, nereye oturacaklarını kendileri tayin etmez. Görevlilere söylerler, onlar da davetiyeye göre onlar oturacakları yere alırlar.

Kimse kendi kafasına göre hareket edemez.

Ayrıca kim oturacağı locayı biliyor ki, Sayıştay üyesi gitsin, kafasına göre, bir yere otursun.

Başbakanlık ve Meclis bürokratlarının oturduğu bölüm zaten Yüksek Yargı Temsilcilerinin oturduğu loca ile bitişik. Foto muhabirleri başörtülü birini görüp, fotoğrafını çekmeye başlayınca, Meclis görevlileri harekete geçip, Nejla hanımı yerinden kaldırıyorlar.

O manzarayı görünce içimden bir şeylerin koptuğunu hissettim.

Birileri o koltuklara verilen başörtüsü mücadelesinin sonucunda oturdukları unutmuşa benziyorlar.

Bu mücadele başörtülüleri Meclis'teki localardan çıkarmak için verilmedi.

O hanımefendi başı kapalı olmasaydı aynı işgüzarlığı gösterecekler miydi?

Efendim davetiye ayrıca tek kişilikmiş, hanımefendi eşiyle gelmiş.

Bu ülkenin Cumhurbaşkanının eşi başı kapalı diye tek kişilik davetiye gönderilmesi utancını ne çabuk unuttuk.

Tek kişilik davetiye aşağılamasına duyduğumuz isyanımıza ne oldu?

Evet benim içimden bir şeyler koptu. Yok yok aslında çok şeyler koptu.

25 Nisan 2011 Yeni Şafak

Bu haber toplam 513 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim