• İstanbul 14 °C
  • Ankara -2 °C

Aboneyim abone

Bekir Fuat


Kızım Gülen grubuna yakın bir dershaneye gidiyor. Bir akşam eve gittim, baktım dershaneden iki öğretmen, evde bizimkilerle sohbet ediyor. Sohbet ilerledi, ilerledi, bizim elemanın başarısından şurdan buradan sonra, söz dönüp dolaşıp Zaman gazetesi aboneliğine kadar geldi. Uzun uzun bizim kızın gazeteye abone olmasının önemini anlattılar. Hatta bir ara abone olmazsa dershanenin deneme sınavına giremeyeceğini filan söylediler. Velhasıl ailemizi ikna muhabbeti iki saat kadar sürdü.
     Sonra şahit oldum ki hemen herkesin birbirinden enteresan bir Zaman aboneliği hikâyesi varmış.
 
     Evde başlayan  mevzu bana ‘bizim kesimin' gazete, okur ve abone muhabbetini hatırlattı. Yıllar önce Tercüman gazetesiyle başlamıştı abonelik serüvenimiz bizim. “Sağduyunun sesi” sloganı hepimizi bir yerden yakalardı. Evimize abone usulüyle giren tek gazeteydi o günlerde. Ama öyle dağıtılan, kapı altına atılan cinsten bir abonelik değildi. Öyle gizli gizli de eve koltuk altında götürülen cinsten bir tarza da sahip değildi Tercüman aboneliği. Bizzat gazete bayi sizin için ayırır, siz de gider alır ve okurdunuz gün boyunca. Bir yere ait olmanın adıydı aslında “Tercüman” okumak, eve “Tercüman”ın girmesi. Ortalama bir Türk ailesinin diline, dinine, hayatına tercüman oluyordu gazete.  Sağın ilk gözde aboneliğiydi Tercüman. Yazarları da öyle sonradan olma cinsinden değildi, kelli felli adamlar yazardı. Ortalama her muhafazakâr, her Türk ailesinin evine giren bir gazeteydi.
 
     Bizler büyüdükçe babalarımızın abone olduğu gazetelerin dışına çıkmaya başladık. Daha radikalleşiyorduk aynı zamanda. Deli fişek günlerimizdi. Dünyayı değiştirebileceğimize inanıyorduk. Bu düzen değişecek diyenlerle birlikte yol alıyor, hayatımıza yeni abonelikler ekliyordu. 70'li yılların başıydı. Ve Hergün girdi hayatımıza… Sonra Ortadoğu. Türkiye gazetesi ki, başlı başına bir abonelik zaferiydi onunkisi. Sonra Milli Gazete.  Sonra Yeni Devir. Sonraları Yeni Düşünce, Hamle, İslam. Ve Hakan Albayraklı, Nabi Avcılı, Mehmet Doğanlı, Fehmi Korulu, Cahit Zarifoğlulu ‘eski Zaman'.
 
     Siyaset ısındıkça bizim abone olduğumuz gazeteler de soft olmaktan çıkıyor, iddialı, meydan okuyan sloganlarla süslü yayınlar olarak çoğu defada “başına iş aşacaksın” diyen aile büyüklerinin onayı olmadan evimize girmeye başlıyordu. İşte eski Zaman öyleydi.
     Seksenli yılların sonuna doğru  “hizmet” ehli ön plana çıkmaya başladı.
     İlk önce esnaflar keşfedildi. Dışarıdan bakıldığında esnafları işledikleri ve işleyecekleri küçük büyük günahlardan kurtarma operasyonu gibi bir şeydi aslında o abonelik harekâtı. Bu orta Anadolu'nun anadan babadan öğrendiği namaz niyaz, zekât oruç ibadetlerinin belki de yeterli olmadığı, maddi yardımla da, okuyarak okutarak da bunların desteklenmesi gerektiği savının üzerine inşa edilen bir abonelik sistemiydi.
 
     Belki de esnaf, alışverişinde vatandaşa atmış olabileceği kazığı, haydi fazla ağır olmasın, yanlışlıkla vatandaşa hakkının geçmiş olabileceğini de düşünerek  “hizmet gazete”sine abone oluyor, bu kötü durumdan yırtmaya çalışıyordu. Kısaca o günlerde berberinden manavına, lokantasından bakkalına bütün küçük ve orta boy esnaf hizmet aşkıyla yanıp tutuşuyordu.
 
     Hizmet gazetesi yavaş yavaş alanını genişletmeye başlamış, esnaf dükkânlarından çalışma ofislerine, varoşların tek katlı evlerinden apartman dairelerine doğru yol almaya başlamıştı.
 
     Ancak zamanla ibadetlerinde eksiklik olduğunu farz ederek ilim irfana da yönelmek gerekir diyerek hizmet gazetesine abone olanların gönüllü abonelikleri zorunlu aboneliklere dönüşmeye başladı.
 
     Öyle ki, hizmet aşkıyla himmette bulunanlar zamanla hizmetten “torpil”li olmanın yolunun da abonelik sayısını artırmaktan geçtiğine dair telkinler almaya başladılar.
   
 Hatta her apartman dairesine ya da her öğrenci evine bir değil birkaç hizmet gazetesi alınıyordu artık.
 
     Burada büyük başarılar sağlandı. Zaman, büyüdü büyüdü, bir milyon tirajı yakaladı. Her yerde o var artık ve her yerde o konuşuluyor.
   
 İşte bu macera, bizim eve kadar uzandı. Ben aslında hergün Zaman gazetesi alıp okuyorum. Hilmi Yavuz'dan, İhsan Dağı'dan hiç hazzetmesem de Mümtaz'er Türköne'yi, Ahmet Turan Alkan'ı, Ali Çolak'ı, Beşir Ayvazoğlu'nu zevkle okuyorum. Bizim evimize gelen iki arkadaşa ‘ben zaten Zaman alıyorum, üstelik ilk okuduğumda da anlıyorum, ikinci bir Zaman'a gerek yok' desem de onları ikna etmem mümkün olmadı bir türlü.

 

Bu yazı toplam 476 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim