Ahmet Doğan İlbey: Batı kahkaha, Doğu hüzün

Ahmet Doğan İlbey: Batı kahkaha, Doğu hüzün
Batı kahkaha, Doğu, yâni İslâm hüzündür. Bizim dinimiz, edebiyatımız, mûsikimiz bir baştan bir başa hüzün üstünedir.

Hem Müslüman, hem tasavvufla hemhâl oldukları içindir ki Türklerde kahkaha yoktur; hüzne müptelâdırlar. Millet-i necibenin hüzne âşina olduğunu hüzün ehli Fethi Gemuhluoğlu’ndan dinleyelim: “Doğu adamı yerinmez ve sevinmez. Çünkü dünyâda sevinilecek ve yerinilecek bir şey yoktur. Ve bizim hüznümüz Allah’adır. Biz durup dururken, kendi kendimize, kendi nefsânî oyunlarımız için, şehevâtımız için mahzûn olmayız. (…) Peygamber-i Ekber müddet-i ömründe, Devr-i Saadet’te gülmediler, hele ağız dolusu hiç gülmediler. Gülümserlerdi.” (Dostluk Üzerine)

 

Batı “tanrısından” koptuğundan bu yana kahkaha atıyor                       

Kahkaha modernizmin, yâni Batılıların ürünüdür. Dinlerine ve “Tanrılarına” inanmayı bıraktıklarından bu yana kahkaha atıyor, dünyânın nimetlerine kahkaha atarak seviniyorlar. Bundandır ki sık sık kahkaha festivalleri yapıyorlar. Batılıların kahkaha attıran festival, tiyatro ve sinemaları Îsa Aleyhisselâm’ın hüznüne ihânetidir. Kahkaha menfaatçi ve sömürmeye meyyaldir. Batılılar, hüznü terk edip kahkaha atmaya başladıklarından bu yana ülkeleri zâlimce sömürgeleştirmeye başladılar. Dünyâyı kahkaha atarak cehenneme çevirdiler.     

Kahkaha teorileri hızla yayılıyor. Zavallı Batılılar mutluluk hormonu salgılamak ve gevşemek için gülmeyi (edebli tebessüm değil, şirret bir gülme bu) “Gelotoloji” adıyla “bilimleştirerek”, kahkahayı günlük hayatın parçası hâline getiriyorlar. Homo-modern zihniyete göre insan günlük hayatın her anını gülerek, kahkaha atarak geçirecek. Yaratılışa aykırı ve çürümüşlüğün işâretidir bu. Bundan böyle Batılılar kahkaha komasından çıkamayacaklar.    

 

“Tanrı’nın buyruklarından” kurtulmak için kahkaha atanlar

Modernler kahkaha yogasıyla gevşemeye, “stres atmaya” çalışıp güçlendiklerini sanan budalalardır. Ölümden korktukları için kahkahaya sarılıyorlar. Bunlara göre kahkaha “özgürlüktür”,  dinin ve “Tanrının sıkıcı buyrukları”ndan kurtulmaktır. Zavallılığın böylesi var mıdır acaba?

 

Hüzün veren “tanrı”dan kahkaha atan “tanrı”ya…

Gülme yogası Batılıları kuşatmış durumda. “Şimdi gülme vakti” diyen kitaplar, kasetler, tişörtler, saatler gırla gidiyor. Kahkaha bir ideoloji gibi disiplin hâline getiren militan dernekler var. Kendilerine “Kahkaha komandoları” diyen gruplar tramvaylara, otobüslere binip kahkaha kasetlerini yolculara zorla dinletiyorlar ve “Anti-depresanlarınızı atın gitsin, küresel kahkaha salgınına katılın” diye slogan atıyorlar. Sinirleri bozulan yolcular mecburen gülmeye başlayınca, başka vasıtalara geçip faaliyetlerini icra ediyorlar.

 

Elli ülkede beş binden fazla “gülme kulüpleri”

“Tanrısız”, yâni hüzünsüz bu güruha göre iyi bir gülücü bu salgını bir günde on kişiye bulaştırabilir. Bugün elli ülkede beş binin üzerindeki “Gülme Kulübü” faaliyet yapıyor. Bâzı yerlerde kiliseleri gülme tâlimi yapılan mekâna dönüştürmüşler. İnsanlar spor salonlarında bir araya gelip toplu halde kahkaha atıyor, sonra da mutlu olduklarını söylüyorlar. İnsan, hilkatine bu kadar yabancılaşabilir ancak. Reklâmlarında gülme ve kahkaha tâlimlerinin kanser hastalığından tutun da sayısız hastalıklara şifa olduğu beyan ediliyor. Pozitivist olmayan ilim adamlarına göre bu görüş palavradan ibarettir.

Batılılara göre kahkaha bilmek ve mutlulukla aynı mânaya geliyor. İnsan ne kadar kahkaha atarsa o kadar iyi bilir ve mutlu olur. Kahkaha bilgiyi ve zekâyı gösterir, ilaç gibidir ve ölüme kafa tutmaktır. Kalbi ve “tanrısı” olmayan Batılı kafanın zekâyı kutsadığını biliyorduk. Fakat kahkaha atmanın zekâyı daha da güçlendireceği düşüncesi bu güruhun uydurduğu bir yoga felsefesidir.

Darvinciler gülmenin menşeini hayvanlara kadar indirmiş ve aralarında akrabalık kurmuşlar. Maymunun dudaklarını açıp kapamasını gülmek zannetmişler. Bu anlayışa göre insanın Yaratıcısı olmadığı için hüznü yoktur. Dolayısıyla insan gülen bir hayvandır.

 

“Dînin buyruğunu protesto et, gevşe ve kahkaha at”

Hayret! Batı’nın en “ruhçu” adamı Bergson hüzün değil, “Gülme” üstüne kitap yazmış. W. Blake adlı felsefecinin dediği daha acayip. “Bağlayanları lânetle, gevşetenleri kutsa. Bağlayan dînin buyruklarını protesto et; gevşetenleri, yâni kahkaha gibi haz verenleri yaşat” tavsiyesinde bulunuyor. Sözde materyalist olmayan felsefeci Grayling de, “Dünyanın anlamsızlığı içinde kahkahanın insanı zinde tuttuğunu…” söylüyor. Batılılar, yâni modernler böyledir işte. Hazcılığın bir parçası olan kahkahayı fetiş hâline getirdiler. Dinlerini terk edip, hüzün veren “Tanrı”dan kahkaha atan “Tanrı”ya iltica ettiler. Yaradan’dan, âhiret inancından ve hüzünden koptukları için bunalımdadırlar.

Bundan dolayıdır ki sun’î kahkaha icat ederek kahkahayı felsefeleştirdiler. Hüznü tanımadıkları için bunalımın karşısına kahkahayı koydular. Bunalanlar kahkaha atıyor, bunalımlarını kahkaha “terapileriyle” savuşturacaklarını sanıyorlar. Oysa kahkaha ruhları âbâd etmez.

Yenisöz

Bu haber toplam 145 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim