Ahmet Doğan İlbey: Bâtıl bir münazara: “doğru Atatürk” ve “yanlış Atatürk”

Ahmet Doğan İlbey: Bâtıl bir münazara: “doğru Atatürk”  ve  “yanlış Atatürk”
Bütün “Atatürk” târifleri aynı kapıya çıkar. “ Doğru Atatürk” diyen de “Yanlış Atatürk” diyen de aynı yerde duruyor ve sadece farklı sesler çıkarıyorlar. “Doğru Atatürk” de “Yanlış Atatürk” de bâtıl bir münazara konusudur ve malâyânidir.

Bu münazaranın tarafları bâtıl bir mevzuun kendilerince “doğru” ve “yanlış” olarak adlandırdıkları bir yerde durduklarını iddia ediyorlar. Oysa aynı bâtıl mevzuun etrafında dolanıp durduklarının idrakinde değiller. Çünkü idrakleri Atatürkçülükle donmuş olduğu için farklı bir şey tartıştıklarını sanıyorlar. Oysa iki tarafta, yâni “doğru Atatürk” diyen de “yanlış Atatürk” de aynı bâtıl cephede duruyor. 

Atatürkçülük, onlarca defa söylediğimiz üzere lâdinî-pozitivist ve Protestan bir Türk toplum düşüncesini muhtevî bir dünya görüşüdür. Devrin yazarlarınca yapılan her cihetten M. Kemal târifleri öyle durup dururken, ondan habersiz, ona rağmen yapılmış değildir. M. Kemal’in lâdinî-pozitivist anlayışa sahip olduğu uydurma ve yakıştırma değil. Bizzat kendisinin böyle zemin hazırladığı ve yine bizzat kendi görüş ve siyasetinden neş’et ettiği bilinen bir gerçektir.

Farklı gibi anlaşılan târiflerin zemini aynı M. Kemal’e dayanır. Çok sayıda “Atatürk” târifleri yapılsa da, üzerinde fikir yürütülen M. Kemal, düşünceleri ve tavrıyla aynı kişidir. Bu, hiç değişmemiştir. Özde değişmeyen bu kişiliğin seküler-pozitivist dünya görüşüne sahip olduğudur.  Dinden siyasete, toplumdan devlet ve hukuka kadar her şeye bu nazariyeden bakmıştır. Genç bir subayken de, Memleketi “din-i mübin-i İslâm üzere düvel-i muazzama’dan kurtaracağız” diyerek Millî Mücadele’yi yöneten komutanken de, cumhurbaşkanı olarak ölene kadar Türkiye’yi yönetirken de Batıcı-pozitivist görüşleriyle aynı M. Kemal idi.                                                                            

 

“Hangi Atatürk?” sorusu yine Atatürkçülüktür

Solcuların sahiplendiği M. Kemal de, sağcıların ve liberallerin zorlama bir Türk milliyetçisi M. Kemal târifi de aynıdır. Dolayısıyla “Hangi Atatürk?” demek, M. Kemal’e reddiye değil, onu farklı bir şekilde sahiplenmektir. “Atatürkler” içinde millete sonuna kadar yâr olmuş “Doğru bir Atatürk’ü” bulmaya çalışmak abes üstü abestir. Esasında “Hangi Atatürk?” sorusu kökten yanlıştır ve onun lâ-dinî inkılâplarından zarar gören Türk milletine hürmetsizliktir.

M. Kemal’in gayesi ve düşüncesi, Batının pozitvist-seküler-protestan bir dünya görüşünden “yeni bir Türk ulusu” meydana getirmekti. Pragmatist ve “konjonktürel” tavra sahip olan M. Kemal bu gayesini Millî Mücadele’den sonra İslâmî siyaset üslûbunu terk ederek kendi istikametindeki kadrosuyla birlikte ortaya koyduğu devletin muhtevası Türk milletinin sahip olduğu İslâm medeniyet zemininden uzak ve sosyo-kültürel bakımından çatışmalıdır.

Çatışmalı hâle getirilen devlet ve millet yapımıza doğru teşhis ve çözümler ortaya koyarken “Doğru Atatürk” aramak yine çatışmalı bir zemin üzerinden hareket etmek demektir. Atatürkçülüğün millet gerçeğiyle uyumlu olup olmadığını tartışmak bir tabu olmamalı. En başta hükümet temsilcileri ve milliyetçi mukaddesatçı fikre sahip olanların Atatürkçülüğü tartışmaktan uzak durmaları anlaşılmaz bir takıntılı tavırdır.

Esasında “Hangi Atatürk” sorusuyla, milletçe sevilen “doğru bir Atatürk var” olduğu düşüncesi uyandırılmaya çalışılıyor.  “Doğru Atatürk”,  “Yanlış Atatürk” tezleri aynı naslar etrafında dönüp dolanmaktan başka bir şey değil. Özellikle İslâmî dili de katarak “milliyetçilik” siyaseti yapanların “Doğru Atatürk”, “Yanlış Atatürk” tezleriyle zemin oluşturmaya çabalamaları son derece mânasız ve haysiyetsiz bir çaba…

Bu saçma faraziyeye İslâmcı muhafazakâr hükümetin mebus ve yandaşı gazetecilerin de “Atatürkçülük veya Kemalizm diye tanımlanan ideolojiye karşı çıkmak ile Atatürk’e karşı çıkmak aynı şey değildir. Bilesiniz ki biz; ne sizin gibi Atatürkçüyüz, ne de başkaları gibi Atatürk karşıtıyız. ‘Atatürk gibi birisi bir daha gelmez! Sonradan gelecekleri Atatürk'le kıyaslamak doğru değil!’ diyen edepli Atatürkçülere saygı duyarız…” şeklinde beyanlarla “Atatürk/çülük” kervanına katılması Atatürkçülüğü meşrulaştırmaktan başka bir işe yaramaz.

 

Atatürk/çülükten yola çıkan her görüş ârızalıdır

Atatürkçülük nasıl anlatılırsa anlatılsın, millet ve devlet anlayışımızın zemini ve ölçüsü olamaz. Atatürkçülükte “yanlış ve “doğru” aramak, İslâm’ı esas alan mukaddesatçı ve milliyetçi düşünceler için sabit ayağı yanlış yere koymak anlamına gelir. “Doğru Atatürk” tezi, fikir ve siyasette millet ve medeniyet düşüncesinde bir kalkış noktası olamaz. Şu veya bu mânada “Atatürk” zeminine basarak yola çıkan milliyetçi ve muhafazakâr her hareket Batıcı-seküler zihniyetin bir parçası olmaya mahkûmdur.

“M. Kemal’in İslâm ve Kur’an Anlayışı” gibi inandırıcı olmayan bir yığın zorlama üniversite tezlerini kaynak olarak kabul eden “sağcı” muhafazakârların tavırları daha da trajik ve çelişkilidir. M. Kemal’in, gayesine ulaşmak için Meclis’teki şartlara göre yaptığı muvazaa siyasetinin bir parçası olan Kur’an tefsirini yazılmasını istemesi, Batılılaşma projesi gereğince Protestan-seküler şema içerisinde bir İslâm anlayışının altyapısının hazırlığıdır.                                  

 

İslâmcı iktidarın ve milliyetçilerin Atatürk/çülük yapması

Millî Mücadele’nin oluşumu ve şartlarından dolayı 1920 ile 1923 yılları arasında İslâmî siyaset ve üslûp kullanması bir manevra olan M. Kemal’le, 1925’den başlayıp1930’lı yılların ortasında Lise ders kitaplarına (Prof. Afet İnan,  Atatürk’ün Hâtıraları ve Belgeler bakınız) Allah ve Peygamber anlayışının insanlar tarafından ortaya çıkartıldığını yazan ve yazdıran pozitivist M. Kemal nasıl ayırdedilecek?

Bir süre sonra asıl hedefine ulaşmak için “Tecridi Sarih Muhtasarı” adlı hadis kitabının yazılmasını isteyebilecek kadar suret-i haktan görünebiliyordu. Kur’ân Meali ve Hadis Kitabı yazdırsa da tek gayesi Batıcı-Protestan bir İslâm’a sahip lâdinî bir Türk toplumuydu.

Üzülerek belirtelim ki, İslâmcı iktidarın ve milliyetçi-muhafazakâr kuruluşların M. Kemal’in sözde dine sahip çıkan yönlerini onun bütün gayesiymiş gibi öne çıkararak ve değerlerimizle uyum sağlamayan fikirlerine ekleme yaparak eklektik görüşleriyle inandırıcı olmaya çalışmaları beyhude bir uğraştır.

Bu haber toplam 111 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim