• İstanbul 24 °C
  • Ankara 29 °C

Ahmet Maraşlı: Eğitimde kalıcı çözüm mümkündür

Ahmet Maraşlı: Eğitimde kalıcı çözüm mümkündür
En önemli meselelerimizden eğitimde, devletin tüm çabalarına ve bütçeden en fazla paya rağmen bir türlü istenilen sonuca ulaşılamıyor...

Biz de sorunu uzmanına sorduk. Eğitimci Ahmet Maraşlı, “Öncelikle geçmişten günümüze tüm ilmi birikimlerle donatılan yavrularımızı, Vahiy Medeniyeti’nin irfan ve hikmetiyle yoğurursak meseleyi çözeriz” diyor.

Son günlerde gençlerin deizme kayma meselesi tartışılmaya başlandı. Bu büyük sorun ayrıntılarıyla tartışılıyor. Gençlerin deizim gibi birçok sorunu var. Bu sorunların temeline gittiğimizde bir türlü çözemediğimiz eğitimdeki sorunlar karşımıza çıkıyor. Bizim eğitim meselesini esaslı bir şekilde tartışmamız konuşmamız gerekir. Zira eğitimdeki sorunlar çözülmeden yeni sıkıntılar her zaman kapımızı çalacaktır. Büyük bir medeniyetin evlatları olarak tarihi birikimimizle bu sorunu aşabilecek güçteyiz aslında. Yeter ki isteyelim yeter ki azmedelim. Bu hafta eğitim meselelerimiz üzerine onlarca eser veren ömrünü yeni nesillerin sağlıklı yetiştirilmesi noktasında özgün çalışmalara adayan Eğitimci Yazar Ahmet Maraşlı ile eğitimdeki sorunlar ve çözüm yolları üzerine konuştuk. Bütün okuyucularımıza hayırlı güzel bir hafta dilerim…      

Eğitimde ne durumdayız?

Toplumdaki her insan bir şekilde eğitimden geçer. Bütün problemlerin çözümü ve gelişmelerin anahtarı eğitimdedir, öyleyse öncelik tartışmasız olarak eğitimindir. Fakat eğitimde, rekabet edilemez şekilde birincilik kürsüsüne oturması gereken en büyük medeniyetin mensuplarının bugünkü dünyadaki yeri, akılları, kalpleri ve vicdanları sızlatmaktadır.

Burada en hızlı ve kalıcı çözüm nedir, nereden başlamak lâzım?

Çözüm elbette var. Dünya ne kadar bozulursa bozulsun, Allah, en iğrenç insanlardan bile pırıl pırıl çocuklar göndererek, insanlara, onlar vasıtasıyla insanlığı kurtarma fırsatını sürekli veriyor. Meselenin öncelikli ilk odak noktası, âcil eylem planı; bir veya birkaç sene sonrasının gençleri olan çocukları yakalamaktır. Çünkü hem bilmeyen, hem de çok bildiğini zanneden gençlere ayıracağımız zamanda en az 10 çocuğu etkileyebilir, medenî, özgün, hızlı ve kalıcı yetişme sürecine girebilirsiniz. Genelde ise, yakın geleceğin gençleri olan milyonlarca çocuğu kurtarabilir, onlar aracılığıyla da bütün dünyanın ihtiyacı olan bu “insanlık medeniyeti”ni tekrar şahlandırabilirsiniz. Alt yaşlara da hızla eğilinir. Geç kalındığı oranda iş zorlaşır.

ÇÖZÜM “VAHİY MEDENİYETİ’DİR”

Çocuklardan başlanıldığında nasıl bir metot izlenilmeli?             

Çocuklara odaklanıldığında meselenin iki temel boyutu var:

1. O çocuklar, fıtratları bozulmadan, hatta daha da güzelleştirilerek çiçek gibi yetiştirilebilirse, meselenin bir boyutu hâlledilmiş olur ama yetmez. Çünkü hoyrat eller çiçekleri paramparça edebilirler, ediyorlar.

2. Öyleyse o çocuklar aynı zamanda dünya ile rekâbet edecek değil, âdeta rekâbet edilemeyecek kadar güçlü özelliklerle donatılmalıdır. Bu medeniyet, Allah ve Resûlü’nden gelen “Vahiy Medeniyeti”dir.

Peki önerdiğiniz bir eğitim metodu var mı?

Bu noktada âcizâne ortaya koyduğum, yukarıdaki iki boyutun özetlediği, özgün teknikler, metotlar ve sentezden oluşan bir eğitim modeli teklifim var. Bazı özelliklerini çok kısa ifade edeyim:

Sorun: Düşünce üretme kısırlığı, düz mantık, kuru ezberci anlayış ve taklit.

Çözüm: Öncelikle Özgün Cevaplar Tekniği. Özgün Dokuz kademeden Birinci Kademe’nin Birinci Boyut’u: Öğrenci, Fatih, Mimar Sinan, Einstein, Socrates, Eflatun ve Nasreddin Hoca gibi büyük dâhilerin ve zekâların karşı karşıya kaldığı sorularla muhatap oluyor. Onların yerine geçerek düşünmeye veya verdikleri cevaplar karşısında farklı cevaplar üretmeye çalışıyor. Böylece severek düşünüyor ve görünen kapasitesinin sınırlarını aşarak, etkileyici cevaplar ve çözümler ortaya koyuyor. Öyle ki, kısa zamanda ürettiği cevapların gücüne kendisi de şaşırıyor. Bu konuda binlerce örnek var.

Bir örnek verebilir misiniz?

Çok sevdiğim örneklerden biri şu:

Mimar Sinan’ı kıskanan bazı mimarlar, Padişah Kanunî Sultan Süleyman’ın önünde onu her fırsatta çekiştirir ve “Onun yaptıklarını biz de yaparız” derler. Durumun farkında olan padişah bir gün mimarları ve Sinan’ı huzuruna davet eder. Diğer mimarların önüne birkaç tane bilye uzatarak bilyeleri üst üste koymalarını ister. Fakat bilyeler hiç üst üste durur mu? (Burada çocukların bazıları “durmaz!” diye atılıyorlar, ben de gülümseyerek şunu söylüyorum: “durur” ya da “durmaz” demiyorum, sadece soruyorum).

MİMAR SİNANLAR İÇİMİZDE

Hiçbiri yapamaz ve geri çekilirler. Bunun üzerine padişah, Mimar Sinan’a döner ve “Şimdi sen yap bakalım Sinan!” der.

Konuyu burada kesiyorum ve “Şimdi geçin Mimar Sinan’ın yerine ve o bilyeleri nasıl üst üste koyarsınız, düşünün” diyorum.

İşte o cevaplar:

1. Bir silindirin içine üst üste koyardım.

2. Bir sakız, bir bilye koyarak üst üste dizerdim.

3. Küçük bir kuyu açar, üst üste koyardım.

4. Bir mıknatıs, bir bilye şeklinde üst üste koyardım.

5. Bir halka, bir bilye koyarak üst üste dizerdim.

6. Hava akımı ve rüzgâr dengesiyle, araya hiçbir şey koymadan üst üste yerleştirirdim.

Daha orijinal cevap var mı?

Mıknatıs cevabını veren 7. sınıftaki âmâ bir pırlanta, Mimar Sinan’ın da ufkunu aşmaya doğru giden şu şaşırtıcı değerlendirmeyi yaptı:

“Öğretmenim, bence Mimar Sinan’ın cevabı mıknatıs cevabı değildir. Çünkü arada bir şeyler var. Cevabında bilyelerin arasında bir şey olmaması lazım!”

Bir saatlik uygulamada Mimar Sinan’ın cevaplarıyla karşılaştırılacak kadar çarpıcı cevaplar çıkıyorsa, bu, o çocuklardaki cevheri gösteriyor. Ancak, cevher işlenirse mücevher olur, yoksa kaybolup gider.

BÜTÜN MESELE KEŞFETMEK

Sonra Mimar Sinan’ın cevabını okuyorum:

Koca mimar hemen parmağındaki yüzüğü çıkarıp yere koymuş, üstüne de bir bilye. Bir yüzük, bir bilye daha, bir yüzük bir bilye daha… Bilyeler üst üste konmuş.

Kıskanç mimarlar itiraz etmişler:

- Aaa! Bunu biz de yapardık!

Padişah:

- Daha önce yapsaydınız ya! O orijinalini yapar, siz taklitlerini!

Devam ediyorum: “Öyleyse, eğer mimar olmak istiyorsanız, binlerce öyle taklitçi mimar gibi mimar mı olmak istersiniz; yoksa bir tane orijinale talip Mimar Sinan gibi mimar olmak, olmaya veya onu da aşmaya çalışmak mı?” Çocuklardan heyecanla şu cevap geliyor: “Mimar Sinan gibi orijinale talip bir mimar, doktor, avukat, mühendis, olmak, olmaya çalışmak veya onu da aşmak!”

Özetlersek; mesele çocuğun içindeki Mimar Sinan cevherini keşfetmektir. İşin bir başka acı yönü, o çocuk Mimar Sinan’ın on katı zekâya sahip olduğundan bile habersiz.

Günümüzde çocukların okuduğunu ve dinlediğini anlama, kavrama zayıflığı gibi sorunları var bu konuda çözüm öneriniz nedir?

Okumaya dayalı “Hızlı Kavrama Tekniği ve şekilsel gibi yan etkilerle düşünülen “Sınırlamalı Konuşma Teknikleri” müthiş sonuçlar verir.

Medenî cesaretsizlik, kaygısızlık, ülke ve insanlık problemleriyle dertlenmemek gibi büyük meselelerde nasıl bir yol izlenilmeli?

Kaynaklar ve Yorum Tekniği, Farkındalık Tekniği, Hazırlıksız Konuşma Tekniği gibi metotlar uygulanabilir. Daha nice sorunlara nice hızlı ve kalıcı çözümler vardır.

ÇÖZÜMLER BİTMEZ

Eğitimde sorunların giderilmesi noktasında başka hangi özgün metot ve çözüm önerileriniz var?

Özgün teknik ve metotlardan bazılarının isimleri: Çok Boyutlu Okuma, Hızlı-Doğru ve Güzel Yazma Tekniği, Çıkarım Teknikleri, En Güçlü-En Zayıf Tekniği, Söz ve Şiir, Uzaktan Okuma Metodu, Tam Yap Metodu, Kaç İş Metodu, Zincirleme Metodu, Mukayese Metodu...

Hem teknik, hem birikim ve insanî boyutlarıyla, dehâya, normal zekâya ve altına hitap edebilen, her seviyeyi bulunduğu yerden alıp hızla yukarılara taşıyan, her kesimin ihtiyacı olan medeniyetimizin prensiplerinden asla taviz vermeden, “insan” ortak paydasında dünya görüşü birbirine zıt insanlara da hitap edebilen bir model. Kendim de içlerinde olarak, her alanda, isteyenleri ikiye ayırıyorum:

1. İsteyenler, 

2. Yeterince isteyenler. Yani gereğini yapanlar.

“ALTIN NESİLLER AHMED YESEVİ RUHUYLA YETİŞİR”

İnsanlığın ihtiyacı örnek nesiller nasıl yetişir?

 Öğrencinin mevcut gücünün üstüne yük yüklemek yerine, öncelikle kritik ehemmiyeti hâiz noktalarda güçlendirerek, yükünün hafifleşmesini sağlamaktır. Onları, seçilecek, üretilecek, geliştirilecek özgün teknik ve metotlarla, dünya öğrencilerinin bir saatte yaptığını yarım saatte, on dakikada yapabilecek ve yapamadıklarını yapacak güçte yetiştirerek, hızla dünyanın önüne geçirmektir. Eğitimin kalitesi ve ders başarısı hızla artarken sosyal faaliyetlere de zaman ayırabilecektir öğrenci.

İLME HİKMETİ DE KATACAKSIN

O seçkin teknik ve metotların içine, tarihten bugüne medeniyetimizin her alandaki seçkin müktesebâtı, bilgi, kültür ve sanat birikimleri ve “Hikmet mü’minin yitik malıdır. Nerede bulursa alır” anlayışıyla dünya medeniyetlerinden seçilecekler; insanî, ahlâkî ve manevî değerleri harekete geçirecek şekil ve özde yerleştirilirse iki boyut iç içe geçer ve inşallah çok hızlı ve kalıcı bir şekilde; ülkemizin, medeniyetimizin ve insanlığın ihtiyacı olan hârika nesiller yetişir.

Bu, Allah’ın izniyle çok zor bir şey değil. Yeter ki üzerine eğilinsin, dert edinilsin. Tadına da doyum olmaz. Yalnız ülkemizi değil, “Faydasız ilimden Allah’a sığınırım”, “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” anlayışıyla, Ahmed Yesevî ruhuyla bütün insanlığı kurtaracak nesiller yetişir. Dünyanın da buna o kadar çok ihtiyacı var ki!

YENİ AKİT - FATMA GÜLŞEN KOÇAK

Bu haber toplam 641 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim