Ahşap evlerimizi terk etmemeliydik!

Ahşap evlerimizi terk etmemeliydik!
Sadettin Ökten: “Kapitalizm kendi içinde tutarlı bir sistemdir. Bizim kodlarımız farklı.”

Bir Halil evvel gelip esnâmı (putları) kılmıştı şikest

Sen Halil’im şimdi geldin, halkı kıldın putperest.

Bu halk söyleyişiyle ikinci dersi başlattı Sadettin Ökten Hoca, 25 Şubat Cuma günü. İstanbul Şehir Üniversitesi’nde Dersimiz İstanbul’un ilk bölümü, Ökten Hoca’nın “Yaşadığım Şehir” konulu üç haftalık seminerinin bu hafta ikincisine nail olduk. Ökten Hoca yine bir iki nükte ile dikkatleri üzerinde toplayıp konuya girdi: 

“Geçen hafta çocukluğumun İstanbul’unu anlattım. Bu İstanbul, Osmanlı’nın son döneminden uzayıp giden bir İstanbul imiş. Nedir o son dönem: Sultan Abdülhamit devri. Sultan Hamit devri İstanbul’da bir masal gibi anlatılırdı. Balkan göçmeni bir komşumuz vardı, Ahmet Amca. O devri yaşamış. Pazarda ucuzluk olduğunda ‘Pazar bu hafta Sultan Hamit devri gibi.’ derdi.” 

Tarih kokusuna biraz aşina olan herkes gibi şaşırmadık desek yeridir. Elimize saman kağıt kitaplar değene kadar Ulu Hakan’a Kızılsultan diyen bizler değil miydik? Liseli gençlere ‘Padişah’ kelimesini söyleyip akıllarına gelen ilk üç kelimeyi sorsak, (istisnalar hariç) ‘şişko’, ‘şarapçı’, ‘dansöz oynatan’ ilk üçü açık ara göğüsleyeceklerdir. “Gerek kitaplar, gerek görsel medya...” diye beynimizde fırtınalar kopuyordu. Konumuzdan kopmadan Ökten Hoca’ya kulak verelim. Hoca enerjik, hala bir şeyleri verebilmenin derdinde: 

İnsanı inşa eden şehirler!

“Bu hafta değişen İstanbul’u anlatacağız. Artık o eski, tarihi evleri görme imkanımız kalmadı, yok oldular. Yalnız Yahya Kemal’in abidevi Kocamustafapaşa şiirini okursanız biraz olsun o ambiansı tadabilirsiniz. O semtleri insanlar inşa etmişti ve o semtler de insanları inşa ediyordu. Bu döngünün içindeki insanlar farklı insanlardı. Hayata bir modernist, bir kapitalist gözüyle bakmıyorlardı. Tevekkül, teslimiyet, teenni, merhamet ve şefkat onların hayat düsturlarıydı. Hayatı kesinlikle acele yaşamazlardı. Bu tarihi yarımadanın İstanbul’u; Fatih, Kocamustafapaşa, Aksaray, Beyazıt böyle bir İstanbul’du. Nişantaşı, yeni gelişen Şişli, Taksim civarı da Batılı, Frenk İstanbul’du. Onların mentalitesi bunlardan tümüyle farklıydı. Bu İstanbul 1950‘lerin ortalarına kadar böyle geldi.”

Devamı: https://www.dunyabizim.com/mercek-alti/ahsap-evlerimizi-terk-etmemeliydik-h5769.html

Bu haber toplam 181 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim