Akif Emre yazdı : 'Turistik kolonyalizm'in Mardin tezahürleri

Akif Emre yazdı : 'Turistik kolonyalizm'in Mardin tezahürleri
Kolonyalizm sadece askeri ve siyasi boyutu olan tahakküm biçiminden ibaret değildir. Özellikle Avrupalı ülkelerin sanayi devriminden sonra hızlandırdığı kolonyalizm süreciyle Avrupa dışı tüm dünyayı ele geçirmeyi hedefledi.

akifemreKolonyalizm sadece askeri ve siyasi boyutu olan tahakküm biçiminden ibaret değildir. Özellikle Avrupalı ülkelerin sanayi devriminden sonra hızlandırdığı kolonyalizm süreciyle Avrupa dışı tüm dünyayı ele geçirmeyi hedefledi. Ve bu amacı da büyük ölçüde gerçekleştirdi. Sanayi devriminden sonra hızlanan bu süreç aynı zamanda sanayi kapitalimini de besledi.

Osmanlı ve etki alanı hariç tutulursa, Rusya dahil sanayileşmiş batı Avrupalı devletler tüm dünyayı adeta sömürgeleştirerek kendi aralarında paylaştılar. Bunun aonuçları sadece askeri, siyasi ve ekonomik. Daha uzun ve kalıcı etkilerini kültürel alanda kendini gösterdi. Sömürgecilik şeklen tarihe karışsa bile kültürel etkisini sürdürecek, bu etkiyi besleyecek gerekli altyapı oluşturularak "bağımlılık ilişkisi"ni sürdürmek mümkün oldu.

Batılı efendilerin kültürel ve zihinsel etkisinde yetişen elitler ve aydınlar yoluyla ekonomik ve siyasal anlamda bağımlılığın sürdürülmesi mümkün oldu.

Sömürge sonra toplumlar eğitim yoluyla tarihlerinden koparıldı. Daha da önemlisi dillerini konuşamaz hale geldiler. En azından eğitim ve kültür sömürgecilerin diliyle verildi. Zihnen efendisine bağımlı yetişen aydınlar ve bürokratların hegemonlarına meydan okuması beklenemezdi. Verilen bağımsızlık mücadeleleri sonrasi da bu ilişki ana hatlarıyla devam etti.

Bugün klasik anlamda kolonyalizm belki yürürlükte değil. Ancak kültürel kolonyalizm çok daha etkin ve yaygın biçimde küresel boyut kazandı.

Kültürel kolonyalizm yabancı dil, eğitim, medya kanallarıyla etkinliğini dünyanın en ücra köşelerine kadar hissettiriyor. Ancak klasik anlamda kolonyalizme en fazla benzeşen tür turistik kolonyalizmdir.

Turistik kolonyalizm hem kültürel dönüşümü sağlıyor, hem de batılılarla yerli halklar arasındaki katagorik ilişki biçimini günlük hayatta sürdürerek model olarak post modern dönemde de varlığını koruyor.

Turistik kolonyalizm hem beyaz adamın yerli karşısındaki üstünlük duygusunu sürdürme imkanı sunuyor hem de kültürel olarak yerli olanın kendine yabancılaşmasını doğuruyor. Sadece kültürel etkiyle sınırlı değil, devasa bir ekonomik çarktan söz ediyoruz. Turizm eski sömürgelere bir miktar ekonomik girdi sağlasa da asıl etkisini batılı beyaz adamla batılı olmayan arasında kuruşlan ilişkide kendini gösteriyor

Ve Avrupalının Amerikalının kendi üstünlüğünü tatmin edebildiği alan haline dönüşüyor. Kendi ülkesinde sıradan bir Avrupalı tatile gittiği ülkede 19. yüzyıl aristokratlarının gördüğü muameleyi en ucuza ve en iyisini bugünlerde yaşayabiliyor.

Turizm geliri adına yerli olan her şey metalaştırılırken, turistin zevkine göre pazarlanıyor yeniden tanımlanıyor adeta. Yabancıların çok ucuza üstünlük duygularını tadarken yerli halkın ona ucuz iş gücü olarak hizmetçilik sunduğu bir ilişki biçiminden söz ediyoruz.

Kültürel değerler turizm sektörünün beğenisine yani Avrupa ve Amerikalının hayat tarzına göre dizayn edilerek yerli ve otantik olan her şey dejenere ediliyor.

Bu durum İslam dünyası söz konusu olduğunda çok daha çözücü, yıkıcı bir hal alıyor. Her türlü değer yok sayılıyor, Müslüman hayat tarzı modern olana, daha doğrusu turistik olana feda edilerek rasyonelleştirilemeye çalışılıyor. Şehirlerin içi boşaltılıyor. İstanbul tarihi yarımadanın boşaltılarak hayattan koparılması ve müze bir şehir haline getirilmesin turistik kolonyalizmin bir örneği olarak okunabilir.

Mardin'deki Kasımiye Medresesi etrafında ortaya çıkan durum da bunun en son tezahürlerinden biridir. Daha modern yani batılı yani turistik görünme politkalarının dokunulmazlığında laiklik-yaşam tarzı muhabbeti sosuyla sunulmuş bir gösteridir. Turizm adına her türlü değeri hiçe sayan; tarihi, ahlaki, dini ve kültürel varlıklara karşı saygısızlığı modern yaşam tarzı adına meşrulaştıran bir sihirli formül... Muhafazakar iktidarların eliyle bir yanda tarihi eserle restore edilirken diğer tarafta restore edilen tarihi mekanların ruhuna aykırı kullanımı, gösterilere açılması bu gönüllü kolonyalizmin bir sonucudur.

Kasimiye Medresesi'nde yaşananlar bir şehrin, bir ülkenin kendi tarihinden, kültüründen koparılmasının mikro ölçekte bir göstergesidir. Turizme açılan her bölge değerlerin devlet politikası olarak dejenere edildiği bir sürecin başlatılmasıdır. Turist gittiği yerin kültürel varlığını keşfeden değil, otantik olanın kendine yabancılaştırılarak turistin zevkine uygun sunumunu ister...

Mardin'i dünya turizmine pazarlamak bir bakıma bu tarihi şehrin ve içinde yaşayan kültürün, geleceğinin deforme edilerek, dini ve ahlaki değerlerin bu şehirden çekilmesini istemek demektir.

Muhafazakarlık tanımı da bu noktada ortaya çıkıyor. Camiler dahil yüzlerce tarihi eser, mekan onarılarak ayağa kaldırılırken içini turiste açarak ruhunu çürütmektir.

28.09.2010 Yeni Şafak
Bu haber toplam 483 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim