Âkif ve Atsız

Âkif ve Atsız
Bir gazetede, emekli bir generalin Türklük, Müslümanlık, Mehmed Âkif ve İstiklâl Marşı konularındaki görüşlerini açıkladığı bir makalesi yayımlanmış.

Bir gazetede, emekli bir generalin Türklük, Müslümanlık, Mehmed Âkif ve İstiklâl Marşı konularındaki görüşlerini açıkladığı bir makalesi yayımlanmış.

Neresinden tutsanız dökülen bu makaledeki görüşler, artık mahalle kahvelerinde bile ciddiye alınmıyor. Ben sadece sayın generale, Âkif'in İstiklâl Marşı'nı Türkçü Maarif Vekili ve Türk Ocakları Reisi Hamdullah Suphi'nin rica ve ısrarıyla yazdığını, Millî Mücadele'yi yürüten Meclis tarafından oybirliğiyle kabul edilen bu marşı, Mustafa Kemal Atatürk'ün bile değiştirmeyi düşünmediğini hatırlatmak istiyorum. "Hak", "ezan", "cennet", "iman" gibi kavramların ustaca yerleştirildiği İstiklâl Marşı'nda "Türk sözcüğü"nün bir kere bile geçmediğini söyleyen sayın general, acaba, Âkif'in "milletim", "ırkım" derken hangi milletten ve ırktan söz ettiğini sanıyor?

Generalin ilgi çekici bir görüşü daha var: Makalesinde uzun uzun anlattığı gerçekleri (!) göremeyen milliyetçiler, "vasiyetinde Arapları yeni düşman, Amerikalıları yarınki düşman olarak niteleyen Türk milliyetçisi Nihal Atsız'ın yolunu" terk etmiş, Âkif'in peşine düşmüşler.

Bu cümleleri okuyanlar zannederler ki, bütün Türkçüler Âkif'e düşman!

1936 yılında vefat eden Mehmed Âkif'in cenazesi, bilindiği gibi, gizlice kaldırılmak istenmişti. Bunu o tarihte Askerî Tıbbiye öğrencisi olan Fethi Tevetoğlu fark etmiş ve diğer üniversite öğrencilerine haber vererek tabutuna Türk bayrağı örtülmesini sağlamıştı. Fethi Tevetoğlu, Nihal Atsız çevresinden bir Türkçüydü ve yazılarında çok zaman "Atsıza Yoldaş" müstearını kullanırdı.

Türkçüler, İstiklâl Marşı ve Âsım'ın "Çanakkale Şehitleri" bölümü dolayısıyla Âkif'e her zaman saygı göstermişlerdir. Buyurunuz, Nihal Atsız'ın Kızılelma dergisinin 26 Aralık 1947 tarihli 9. sayısında yayımlanan "Mehmet Âkif" başlıklı yazısını birlikte okuyalım:

"Âkif, şair, vatanperver ve karakter adamı olmak bakımından mühimdir. Şairliğine kimse itiraz edemez. Onun oldukça bol manzum eserleri arasında öyle parçalar vardır ki Türk edebiyatı tarihinde ölmez mısralar arasına girmiştir. Vatanperverliği, tam ve tezatsız bir vatanperverliktir. Âkif, sözle vatanperver olduğu halde fiille bunu tekzip edenlerden değildi. Vatanperverâne şiirler yazdığı halde en sefil bir namert ve en rezil asker kaçağı hayatı yaşayanlar henüz aramızda bulunduğu için Âkif'in vatanperverliği yüksek bir değer kazanır. Karakter adamı olmak bakımından ise Âkif eşsizdir. O, daima bulunduğu kabın şeklini alan bir mayi veya cıvık bir halita değil; şeklini sıcakta, soğukta, borada, kasırgada muhafaza eden katı bir cisimdir. İslâmcı olmasını kusur diye öne sürüyorlar. İslâmcılık dünün en kuvvetli seciyesi ve en yüksek ülküsü idi. Bugünkü Türkçülük ne ise dünkü İslâmcılık da o idi. Esasen İslâmcılık Osmanlı Türklerinin milli mefkûresiydi. On dördüncü asırdan beri Türklerden başka hiçbir Müslüman millet, ne Araplar, ne Acemler, ne de Hintliler İslâmcılık mefkûresi gütmüş değillerdir. Bir Osmanlı şairi olan Âkif'te millî mefkûre kemaline ermiş, fakat yeni bir millî mefkûrenin doğuş zamanına rastladığı için geri ve aykırı görünmüştür. Mazide yaşayanların fikir ve mefkûreleri bize aykırı gelse bile onları zaman ve mekân şartları içinde mütalaa ettiğimiz zaman haklarını teslim etmemek küçüklüğüne düşmemeliyiz. Çanakkale şehitleri için yazdığı şiir kâfidir. Başka söz istemez. Âkif insandı, dönmedi ve öyle öldü."

Âkif'in İslâmcılığının Birinci Dünya Harbi'nden sonra yavaş yavaş milliyetçiliğe dönüştüğü rahatlıkla söylenebilir. Koca imparatorluk dağılmıştı ve "elde kalan" yurdun aslî unsurunu, yani Türklüğü yüceltip ayağa kaldırmaktan başka çare kalmamış görünüyordu. Mesela Âsım'da, Türklükten "arslan gibi ırk", "İslâm'ın o gürbüz, o civan unsuru" diye söz etmiş, Millî Mücadele'nin en ümitsiz günlerinde yazdığı İstiklal Marşı'nda "millet" kelimesini dört, "ırk" kelimesini iki defa kullanmıştı; daha da önemlisi, "kahraman ırkım" diyordu. Daha ne desin!

Âkif'in seciyesini anlamak için "Nevruz'a" isimli şiirini okumak bile yeter:

İhtiyar amcanı dinler misin, oğlum, Nevruz?

Ne büyük söyle, ne çok söyle; yiğit işde gerek.

Lâfı bol, karnı geniş soyları taklîd etme;

Sözü sağlam, özü sağlam adam ol, ırkına çek.

Beşir Ayvazoğlu / Zaman

 

Bu haber toplam 976 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim