• İstanbul 14 °C
  • Ankara -1 °C

Akif’in Şiir Külliyatı üzerine

Akif’in Şiir Külliyatı üzerine
Karagöz dergisinin 22.

Günümüz şiirine ve edebiyatına yeni alanlar açabilecek her tür olumlu çabayı takip, teşvik ve takdir etme gayesini güden Karagöz, bugünün duyarlığını taşıyan farklı alanlardaki çalışmaları bir araya getirmeyi amaçlayan bir dergi.  Bu çalışmalar, şiir, görsel şiir, kısa hikâye, oyun, söyleşi, deneme, eleştiri, kitap-gezi-müzik-sinema yazısı, fotoğraf, illüstrasyon, karikatür, desen ve çizgi hikâye türlerini kapsamaktadır.  Baştan sona kadar  dergiyi okuyanların de fark edeceği gibi her türde başarılı olduğunu  söylemek mümkün değil Karagöz’ün. Buna karşın onu okumadan beğenmeyen cahiller zümresinden de olmak gerekir.

Şiir Ortamı ve Yeni Şiirler

Derginin  22. Sayısında da   farklı türde çalışmalar yer alıyor. Derginin ‘sunuş” yazısında şiirin çevrimiçi oluşuna dönük bir itiraz getirilerek  Karagöz’ün bu ‘fasit daireyi kırmaya çalıştığı”nda dikkat çekiliyor ve şunlar ifade ediliyor: “Türkiye’de sanatın, edebiyatın, siyasetin, tarihin, bilimin… gündeminden çıkmış bir şiir söz konusu artık. Turgut Uyar, 1960’lı yıllarda şairlerin şiirlerini birbirlerine birer mektup olarak göndermelerini öneriyordu. Aynı noktada değiliz; daha beteriz: Şiir bir tür olarak okuma listelerinden çoktan çıktı. Bunun sebebi bizce şairlerdir. Edebiyat dergileridir. Şiirler övünmeyi bırakıp profilden şair pozu kesenlerdir. Biz sağlam şiire inanıyoruz. Mükemmel şiiri övüyoruz. Görsel şiir yayımlıyoruz. Genç yeteneği başköşeye buyur ediyoruz. Biz akıntıya karşı kürek çekiyoruz.”

Her şeyini bilmediğim “şiir sokağı” hakkında ifade edilen bu serzenişlerin ne kadarının doğru olduğunu bilemem. Fakat, şairlerden bir kısmının “her şeyden biraz”ın çoğaltıcılığı içinde kaybolup gittiklerini söylemek yanlış olmasa gerek. Günümüz şiir ortamına ve Karagöz’ün yayın politikasına dair önemli tespitleri içeren bu satırların ardından derginin içeriği hakkında bilgiler veriliyor. Dergide bu minvalde okunup değerlendirilebilecek epey şiir ve yazı var: Musab Kırca yeni şiirleri ile derginin başköşesine buyur edilmiş. Yani  okur dergiyi eline alınca metin olarak ilk genç şairin şiirlerini okuyacak. Okumalı fakat şiirlerin yazıldığı dönemi de anımsarsa yahut zihninde canlandırırsa daha iyi kavranır bu şiir. İlk şiiri ‘Çoğulluk’ şu dizelerle açılıyor: “Artık elbiseler içinde bir hayvan/ Her şeyden biraz şirk çoğala çoğala/ Egolara eğersiz binmekten/Gözlerin altı üniforma tümden” Kırca’nın bir diğer şiiri “Büyük Şehir Büyük Bir Yapbozdur” adını taşıyor. İlkine göre oldukça uzun bir başlık bu hatta bir yargı. Bu şiirin ikinci bölümü şöyle: “Bence apartman en baskın bürokratik yapıdır/Dikey bir mahalle olarak/Boz sonra yap bir mahalledir ağartman/Kaloriferler ve demir kafeslerle” Kırca’nın dergideki son şiiri “Anonim Anomi”nin son bölümü ise şöyle: “Eklektik yaklaştıkça tutunuyorum  dünyaya/hep bi yerlerim ağrıyor ama ölemiyorum/ bir de grandiyöz olmayayım mı/ akıl nezlesi olmuşum/meğer anonimmiş anomi” Bu şiirleri daha etkin okumak için bugünleri akılda tutmak değişik bir yaklaşım olarak telakki edilmez herhalde.

Âkif’in Yenilikçiliği

Osman Özbahçe’nin yazısı ise modern şiir birikiminin Mehmet Akif ve Orhan Veli üzerinden değerlendirilmesi olarak okunmaya müsait. Yazı, Akif’in Türkçe şiir birikimine katkısının eksik değerlendirmeleri bakımından da dikkate alınabilir. Özellikle şu satırlardaki karşılaştırmalar tartışılmaya değer: “1860’lardan itibaren  tükenen Divan Şiirine son veren şair Mehmet Âkif’tir. Mehmet Âkif’in Realist şiiri Divan Şiirine bütünüyle noktayı koymuştur. Reel hayat Âkif’e kadar büyük damar olarak şiirimize girmemişti. Bu itibarla Âkif bana hep Orhan Veli’yi hatırlatmıştır. İkisinin de şiirleri kadar şiirimizdeki işlevleri de şiirimiz açısından önemlidir. Âkif yazdığı şiirle Divan Şiirini, Orhan Veli Hece Şiirini kapatmıştır. Âkif’in şiirine cevap Cenap Şahabettin, Ahmet Hâşim, Yahya Kemal; Orhan Veli’nin şiirine Necip Fazıl, eskiye bağlılık (gelenekçilik) çerçevesinde direnmiştir. Cumhuriyet’e girerken şiirimizin büyük yenilikçisi Âkif’tir. Çünkü Âkif kültürü değil, yaşanan hayatı, insanı, sokağı esas almıştır.Gerçekçilik, onu yeni şiir bahsinde en öne taşımıştır.Şiirimizdeki gelişmeler de Âkif’i ve  Orhan Veli’yi doğrulamıştır. Âkif’in Realizmi önce Orhan Veli’ye, Neo-Realizm olarak da İkinci Yeniye geçmiştir. İkisi de şiirimizde çağ açıp çağ  kapatan iki büyük şairdir. Âkif Divan Şiirine bütünüyle zıt bir şiir yazarak, getirdiği  Realist çizgiyle, Orhan Veli Kafiyeyi devre dışına çıkaran saldırısıyla gerçek birer devrimcidir. Hem Âkif’in, hem Orhan Veli’nin insanı Realizmin gerçek insanıdır. Necip Fazıl’ın insanı modern insandır. Fakat modern durum içinde bu insan Klâsismin ve Romantizmin asil ve kahraman tabiatlı yüksek insanıdır. Somut yaşantısı içinde sıradan; ama aynı yaşantı içinde sıradanlığı aşabilen yüksek insanlarla İkinci Yenide karşılaşmaya başlıyoruz. İnsanın akıl, duygu, gerçek, somut yaşantı ötesinde sinirlerine, kılcal damarlarına varıncaya değin ayrıntılı işlenmesiyle ilgili modern tavır şiirimize İkinci Yeniyle girmiştir.”

Şüphesiz  hepsinin kabulü mümkün olmayabilir bu yargıların. Bununla tam olarak neyi anlatmak istiyorum onu bir miktar açıklayayım önce: Cumhuriyetin ideolojik çerçevesi içinden konuşan bir şairle Cumhuriyetin sürgünü olmuş, uzun yıllar muhacir olarak yaşamak zorunda bırakılmış bir şairin düşünsel farklılıklarını bir yana bırakarak  ele almak aklıma ilk gelen eleştirilerden biri. Bu, eleştirel çözümlemenin eksik bıraktığı asıl noktadır bana kalırsa. Aynı zamanda Orhan Veli’nin  yazılarında Mehmet Akif hakkında söyledikleri de dikkate alınmalıydı. Elbette bu  yaklaşım biçimim bir tür kültürel indirgemecilik olarak da telakki edilebilir. Fakat bu  husus mutlaka akılda tutulmalıydı. Şiir tekniği bakımından Tevfik Fikret üzerinden yerilen Âkif’in, Orhan Veli  ile aynı süreklilik içinde değerlendirilmesi sıkıntılı gibi geldi bana.

Gerçekçilik kavramı etrafında söylenenlerin metafizik cephe taraftarlarınca eleştirilebileceğini da akılda tutmak tartışmayı devam ettirmek açısından önemli olacaktır. Âkif’in “büyük bir din şairi” olamadığını çünkü “mistik olma halinden uzak  Sünni bir şair” olduğunu tekrar eden ‘İslam’a bağlılıkları’ estet düzeyle sınırlı lakırdıları da bu bağlamda hatırlatalım. Çünkü bu hat farkında olunsun olunmasın Âkif’in şiiri konusunda, muhafazakâr bir bakış açısını üretecek ve sürekli kılacaktır. Esasında, Özbahçe’nin buradaki yargılarından bir kısmının, Âkif’in Türkçe şiir üzerindeki etkisini  tartışmak bakımından üzerinde durulabilecek tespitler olduğunu tekrar söylemeliyim.   Bu yazının, Âkif’in, Türk edebiyatına değiştirici kıymetler getirmediğini iddia eden(Sözgelimi Ahmet Hamdi Tanpınar) yaklaşımlarla da tartışılarak devam ettirilmesinin gerekli olduğunu eklemeliyim. Yine Necip Fazıl’ın, Tanpınar’ın, Sezai Karakoç’un ve Ebubekir Eroğlu’nun Âkif’in şiirine ilişkin olarak yapmış/ yapamamış oldukları teknik değerlendirmelerin  karşılaştırılması bu konudaki sis perdesini kısmen de olsa  aralayacaktır.

Safahat Öncesi Safahat

Karagöz’de bu çerçevede üzerinde durmak istediğim bir başka yazı Yusuf Turan Günaydın’ın “Turinay Düzenlemesiyle Safahat” başlıklı yazısı. Alçakgönüllü bir söylemi ön planda tutan bu yazı, her şeyden önce Âkif’in şiir  birikiminin yayın tercihleri üzerine  esaslı sorular soruyor. Doğrusu Safahat - Mehmet Akif Ersoy Şiir Külliyatı, adlı çalışmanın yayımlandığını duyunca farklılığını bilmeksizin uzak durmuştum bu yayından. Neden mi? D. Mehmet Doğan’ın son derece önemli olan şu ifadeleri de etkili olmuştu bunda: “Memlekette son bir kaç yıldır resmi -gayri resmi kurumlar habire Safahat basıyor. Sade ve hatta fakir bir hayat yaşamış Mehmed Âkif’in eseri lüks baskılı, ciltli, parlak yaldız kutulu olarak çoğaltılıyor. Kutunun içine bakan yok! Baksalar, görecekler: Bunu basmak değil, anlaşılır kılmak önemli.”

Âkif’in kendi içinde büyük oranda kronolojik bir seyre sahip olan Safahat dışına kalan şiirlerinin, yayın tarihlerine göre kendi yayımladığı kitaplarının arasına serpiştirmek doğru mudur? Günaydın, Âkif’in rızası alınmadan gerçekleştirilen bu tasarrufun doğru olduğunu düşünüyor. Âkif’in, daha önce yazdığı şiirleri reddettiğine dair bir ifadesinin olmayışı da önemli bir sebep ona göre.

Turinay, Âkif’in ilk Safahat kitabından önceki tarihlerde yazmış olduğu şiirlerin kendi başına müstakil bir kitap olacak hacme eriştiğini tespit ediyor. Günaydın, bu şiirlerin müstakil bir basımının da yapılması gerektiğini düşüncesini şöyle ifade ediyor: “Elbette bu ilk şiirlerin- hem hacmine bakarak, hem de Âkif’in sanatında ve fikriyatındaki gelişimi çok daha net algılayabilmek için-müstakil bir baskısının dahi  yapılması gerektiği kanaatindeyim. Çünkü eser şu anki haliyle oldukça ağır. Doğrusu Turinay neşrinin beni en çok heyecanlandıran bölümü bu olduğu için bu nokta üzerinde düşünülmesi konusunda ısrarcı olacağım. Çünkü, Âkif’in hem sanat, hem düşünce çizgisinin en az haberdar olduğumuz döneminde kaleme alınmış metinlerdir buradaki şiirler. Öyle sanıyorum ki bu durumda Âkif hakkında şimdiye kadar ortaya konulan değerlendirmelerin yeniden gözden geçirilmesi gerekecektir.”

Bu şiirlerin daha önce farklı yayın organlarında yayımlanmış olmasına da değinen Günaydın, Turinay’ın hazırladığı bu Safahat’la  sağda solda dağınık biçimde yayımlanmış metinlerin görünür hâle geldiği kanaatinde. Bir araya getirilen şiirlerin bundan sonraki Âkif değerlendirmelerinde mutlaka dikkate alınacağını, dolayısıyla müstakil olarak yayımlanmasının elzem olduğu şeklindeki kanaatini tekrar ediyor.  Şiirlerin sadeleştirilmesi ile ilgili tenkitlerini de dile getiriyor tabii. Metinde başka eleştiriler olmakla birlikte hem eleştiri hem de öneriler içeren şu bölümü alıntılamanın yerinde olacağını düşünüyorum: “Keşke sırf ana metin olarak yayınlansaydı; sadeleştirmeye başvurulmasaydı diyeceğimiz bu neşir, bu hâliyle de Safahat alanında bugüne kadar ortaya konulmuş bütün çabaları aşmıştır. Belki sadeleştirmesiz bir baskısı yapılır veya en azından ‘İlk Şiirler’ başlığını taşıyan bölüm müstakil olarak yayınlanır. Bu tip çığır açıcı metinlerin birkaç farklı şekilde basılması hiç de gereksiz değildir.”

Eşsiz tevazusunu ve kendini iğneleme itiyadını daima muhafaza eden Âkif’in ilk şiirlerini önemsiz bulmasının söz konusu şiirlerin önemini ve değerini azaltmak bir yana onu daha iyi anlamaya katkı yapacağını düşünen Günaydın, Turinay’ın çalışmasının Âkif’in bilinmeyen şiir tarihinin yeniden kurulmasına ilişkin başarılı bir deneme olarak görüyor. Âkif’in safha   safha anlaşılabilmesi için Günaydın’ın teklifleri dikkate alınmalı bence.

20.03.2013 www.dunyabulteni.com

Bu haber toplam 1361 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim