• İstanbul 27 °C
  • Ankara 24 °C

Ali Necip Erdoğan'dan: Türkiye'nin kafasındaki tuhaflık

Ali Necip Erdoğan'dan: Türkiye'nin kafasındaki tuhaflık
Orhan Pamuk, 1982’de yayınlanan Cevdet Bey ve Oğulları isimli romanıyla başlayan yazınsal serüvenini “Kafamda Bir Tuhaflık” isimli son romanıyla devam ettiriyor.

Yanılmıyorsam Öteki Renkler’de, aklımın bir yanıyla İstanbul’un başka bir semtinde bir Orhan hayal ediyorum diyen Orhan Pamuk, 1982’de yayınlanan Cevdet Bey ve Oğulları isimli romanıyla başlayan yazınsal serüvenini “Kafamda Bir Tuhaflık” isimli son romanıyla devam ettiriyor.

Boza satıcısı Mevlüt’ün hayatının anlatıldığı roman, yağmurlu bir gecede Rayiha’yı köyden kaçırır. Çakan bir şimşekle birlikte ilk defa gördüğü Rayiha’nın yüzüyle kafasında bir tuhaflık meydana gelir ve bu andan itibaren Mevlüt’de durgunluk başlar. “Yirmibeş yaşındayken köyünden bir kız kaçırdı; tuhaf bir şey oldu bu, bütün hayatını belirledi.” (s.15).

“Boza satan ve tuhaf hayaller kuran” Mevlüt’ün hayatını okurken, Türkiye’nin 1960’ların ortasından itibaren, toplumsal değişimini de yakından izliyoruz. Anlatıcı, Mevlüt’ün yaşadığı ‘tuhaflığı’ ülkenin yaşadığı ‘tuhaflık’ olarak zihnimize yerleştiriyor. 15-24.sayfalar arasında anlatılan Mevlüt’ün Rayiha’yı kaçırdığı bölüm, romanın çekirdeğini oluşturuyor. Bu bölüm (15-24 sayfalar arası), hikâyenin geri kalanını (25-466.sayfalar arası) anlamamız için bir harita niteliğindedir. Türkiye’nin toplumsal değişimini etkileyen en önemli duygulardan biri olan “aldatılmışlık” duygusunun tüm hayatımıza sirayet ettiğini ve köylü/kentli ayrımını belirginleştirdiğini, Cumhuriyeti kuran asker/bürokrat kesimin köylüleri dönüştürerek “kentlileştirmeye” çalışması ile köylülerin “kurucu felsefeyi” dönüştürmesi arasındaki “tuhaflığın” bu aldatılmışlıktan kaynaklandığını; bolca “komplo teorisi” üretmeye zemin teşkil ettiğini hayret ve şaşkınlık arası bir duyguyla okuyucuya hissettirmektedir yazar. Bu kalabalık kitle ‘tek bir fikrin’ peşinden giderken, içlerinden biri sanki ‘yoldan çıkmış’; kitle de ikiye bölünerek, bir kısmı ‘yoldan çıkan’ı izlemiş, geri kalanı da o ‘tek fikri’ canhıraş savunmuş; sonra kendi aralarında ‘kavgaya tutuşmuşlar’ gibi... bir süre sonra neyin doğru neyin yanlış olduğu artık anlaşılamaz hale gelmiş.

Düzgün ve dürüst bir delikanlının sevdikleri tarafından kandırılması, onun saflığını yitirmesine neden olur. Hiçbir şey artık eskisi gibi olmaz. Ülkemizde yaşadığımız bu parçalanmışlık, bölünmüşlük, güvensizlik hep bu ‘aldatılmış’ olmaktan kaynaklanmaktadır. Ama tuhaf bir durgunlukla bu durumu da kabullenmiştir. Mevlüt’ün nasıl kandırıldığını açık bir şekilde anlayamaması, bu kandırılmışlığın bir tek kişiye maledilememesi, olayın nasıl cereyan ettiğini tam hatırlayamaması “bu durumun kendi kafasındaki tuhaflığı içine düştüğü tuzağın  bir parçası yap(ıyordu)ması,..” (s.21)  tam da Türkiye’nin içine düştüğü tuzağın, Türkiye’nin kafasındaki tuhaflıkla tuzağın aynı şey olmasıyla ilgili olduğunu söylüyor yazar. Gitmemesi gereken bir düğüne giden Mevlüt bir hayale kapılır ve gelinmemesi gereken (kendisi bunu amaçlamamıştı) bir noktaya gelmek durumunda kalır. Kaderin ördüğü ağlar her zaman gizemlidir: “Mevlüt onun kendisini aldatanlarla işbirliği yaptığını mantığıyla kavrıyor, ama yüzüne baktığı zaman... masum olduğunu düşünmeden edemiyordu.” (s.23).

Roman, anlatı tekniği bakımından da ilginç bir örnek oluşturmaktadır. Roman karakterleri, hikâyenin akışı içinde araya girip, kendi adlarıyla konuşmakta, hikâyedeki olay örgüsüne açıklık getirmektedirler. Bu yönüyle anlatıcının bakış açısından hikâyeyi dinlerken birden bire araya giren ‘karakterler’ okuyucuya kendi bakış açılarını/duygularını da göstermektedirler.

Mevlüt’ün Rayiha’yı kaçırdığı bölümden sonra, anlatıcı başa dönerek hikâyeyi Mevlüt’ün köyden İstanbul’a gelmesi, okula (ortaokul) kaydolması, okumak ve büyük adam (zengin) olmak hayalleri ile korkuları arasında (karanlıktan ve köpeklerden korkmaktadır) oluşan zihin haritasını; siyasi, ekonomik, sosyal ve çevresel koşullar ekseninde anlatmakta; Mevlüt’ün babası ile amcası arasındaki gerginlikler, gecekondulaşma faaliyetleri ile yaşanan değişim, yer kapma uğraşları, mafyalar, muhtarların verdiği tapu yerine geçen belgeler, rüşvetler... Beyşehirlilerin yoğurtçu olma hikâyeleri, boza satıcılığı, lokantalar, Eminönü, Karaköy, Mecidiyeköy, Duttepe... ekseninde 50’lerin (yaşananları anlamak bakımından olayların öncesi) ve 60’ların (değişimin hızı), 70’lerin, 80’lerin ve 90’ların İstanbul’unu gözler önüne sermektedir.

Mevlüt’ün içine düştüğü ‘tuhaflık’ giderek onu ele geçirmekte ve Rayiha’ya duyduğu aşka dönüşmektedir. Ancak Rayiya’nın 30 yaşında erkenden ölümü, Mevlüt’ü iki kızı ile birlikte hayatın ve mücadelenin ortasında yapayalnız bırakır. Boza ve yoğurt satarak kızlarını okutmaya, dükkan açmaya heves edip, hayal kırıklığı yaşayıp, İstanbul’a ve tarihine eklemlenerek bir resim çizmektedir. Anlatıcı, Mevlüt’ün kişisel tarihini İstanbul’un dönüşümünün ekseni kılar. Belirli bir yaşanmışlıktan sonra Mevlüt, hatıralarına, Rayiha’ya duyduğu aşka, kızlarına, bir ev alma hayaline tutunarak sevginin ve bağlılığın da bir göstergesine dönüşür. Aşk, sadece bir kadını sevmekle ilgili değildir, onunla birlikte her şeyi sevebilmektir. Acı-tatlı her anın değerini bilmekle ilgilidir. Kazanılanların, kaybedilenlerin yerine konulamadığının hüzünlü bir resimdir.

Yazar, romanda geçen karakterlerin soy ağacını da kitabın sonunda göstermiştir. Ayrıca bir de kronoloji eklemiştir. Bu da gerçekten okuyucuya “roman yazarken nasıl bir yol izlenilmesi gerektiğinin” ip uçlarını da vermektedir.

Orhan Pamuk, ülkenin sosyal ve ekonomik değişimlerini yakından izleyen; bu değişimlerin sosyolojik izlerini süren, aldığı notlarla bunları anlatıya dönüştüren,.. nasıl yaptığını da açıkça söyleyen bir yazar olarak Türk Edebiyatına önemli katkılarda bulunmaktadır. Elbette sözü edilen bu romanın aksayan yönleri de bulunmaktadır. Ancak hikayenin etkileyiciliği belki biraz da buradadır.

685111.jpg

Bu haber toplam 2711 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim