Alla Dudayeva, Dudayev’in Son Günü

Alla Dudayeva, Dudayev’in Son Günü
Rus televizyonu, sabahtan beri Moskova’da bulunan askeri hastaneleri ve derinin değişik hastalıklarını araştırmak için oraya gelen Amerikalı doktorları gösteriyordu.

Materyal zengindi: Ateş yaraları, yanmalar, yırtılan, kırılan, iltihaplanan, gözsüz çirkin yüzler, ayaksız ve kolsuz genç beden parçaları. Gazlı iltihaplanmanın ilginç örnekleri olan onlarca, binlerce, yüzlerce yaralı… Cevher, küçük masanın başında oturuyor, yumruklarını sıkıyordu:

– Onlar bir de savaşımızdan pratik yaptılar! Onlar için bizler, transplantasyon denemeleri için bedava materyaliz.

– Böyle bir şey olamaz! diye korktum ben.

– Hayır olamaz! Saf insansın sen! Çocuklarımıza öyleleri de uğruyorlardı… Yabancıların mikro buzdolapları insan organları ile dolu. Filtre kamplarını ve hapishaneleri bile ziyaret ettiler bu doktor grupları. Tüm dünya, savaşımızı okul gibi kullandı! Ama onları korkunç gelecek bekliyor… Bakalım sırası geldiğinde kim daha hızlı nükleer silahlarını yok edecek.

Bu konuşmadan yaklaşık bir yıl sonra, Rus gazetelerinden birinde Rostov’dan, doktor Patalogonom’un bir yazısını okudum: “Son zamanlarda, Rus askerlerinin ölü bedenlerinde, cerrahların yaptığı çok sayıda organ nakli ameliyatlarının izleri bulundu.” Yazı bana, Cevher’in gözlerindeki acı ve öfkeyi hatırlattı.

O gün Cevher, son rüyasını anlattı bana: “Kara bir gece, kaldırma makarası onu, ağır, büyük bir beton taşıyla yere yapıştırmak İstiyor. Ama son anda altından çıkmaya çalışıyor. Yandan, dönen makaranın kabinesini ve kumanda tablosunu görüyor. Şoför kabininde kimse yok. Bir an kör eden güneşin aydınlattığı bir sokakta buluyor kendisini. Çıplak ayaklarla yürüyor, üzerinde beyaz bir bez var ve arkasından oynaşan iki köpek yavrusu geliyor. Üçüncü, büyük bir köpek, duvardan öteye, Cevher’e havlıyor ama kalın zincir onu serbest bırakmıyor. Sonra köpekler kayboluyorlar ve onların yerine çocuklar geliyor. Cevher, şaka olsun diye, beyaz nevresim uçlarıyla onların kafalarına vuruyor. Sonunda çocuklar da kayboluyorlar ve birlikte yürümek için yanına Degi geliyor. Birbirlerinin yanında yeşil tepelerde bisikletler üzerinde hızla gidiyorlar. Önlerinde bir su kanalı beliriyor, Cevher üzerinden atlıyor, Degi bisikletini geçirmek için kanalın kenarında duruyor. Yolun kalan bölümünü tek başına gidiyor Cevher. Ama bu öylesine bir gitmek değil, sanki bir kuş gibi uçarak, yüksek tepelerin üzerinden göklere çıkıyor. Son duyduğu şey, yakınlaşan bombardıman uçağın uğultusu ve patlamaların sesi. Uzaklarda bir yerde, beyaz elbiseli bir kızın figürü beliriyor…”

Bu rüyayı da her zamanki gibi iyiye yormaya çalıştım. “Seni arıyorlar ve avlıyorlar (büyük makara), ama biz hepimiz zaten bunu biliyoruz; sen kurtulursun ve yine şan olacak bu sana (kör eden parlak güneş), yükselme(beyaz elbiseler), başarı ve şans (sokakta yarı çıplak) ve yine risk(tepeler). Degi ve bisiklet (ertelenen işlerin işareti) ise anlaşılamıyordu.

Devamı: http://www.izdiham.com/alla-dudayeva-cahar-dudayevin-son-gunu/

Bu haber toplam 253 defa okunmuştur
  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim