Altan Çetin: Yeni Barbarcılık: Türkislamofobya

Altan Çetin: Yeni Barbarcılık: Türkislamofobya
Hakikat çerçevesini sanat ve akıl üzerinden kurmuş modern zamanlara kendini anlatmak çilesi zamane Müslüman için eğer İslam bir değerse en büyük meselelerden birisi.

Lakin modellerin hepsi modernite öncesi döneme dair olduğundan modellemeler de entelektüel bir özcülükle değil de taklitçi bir şekilcilikle bugüne nakledilmeye çalışıldığından, buna ek olarak oryantalizm gibi bir saha ile İslam'ı öteki kılarak cepheden bakan bir aklın teşekkül ettirdiği bir dünyaya karşı bunu yapmaya yazgılıysanız vakıanın alacağı karmaşık vaziyet kaçınılmaz olarak sarp yokuşları gösterecektir. Hem kavga edip hem de kavgayı ayırmaktan mesul kılıyorsa şartlar burada modern zamanlardaki hikâyenin trajedisi ortaya çıkar. İşte bu yol size hem kendinizi aşmak yahut barışmak hem de karşınızda sizi nesneleştiren fikriyata karşı ona rağmen ve onunla birlikte bir yol bulmak gibi bir karmaşayı söz konusu kılar. Bu tespitler elbette hamaset yahut ön yargılara değil bilimin gereği mesnede dayanıyor: Meşhur seyyah Busbecq(1522-1591)'in “Sanatı ve bilimi keşfeden bu topraklar, bizlere (Avrupa) devrettiği medeniyeti geri almak için müşterek inancımız adına (Hıristiyanlık) vahşi barbarlığa karşı bizden yardım bekliyor.”, sözleri bir zihniyeti aksettirir niteliktedir. (Firdevs Çetin, “XVI. Asır Alman Seyyahlarında Osmanlı (Türk) Toplumu Ve İnsanına Dair Bilgisizlik Ve Tarihi Önyargıların İzleri”, Kırıkkale Ünv. Sos. Bil. Derg.,  2011, C. 1, Sayı 1, s.49). Yine 16. asırda Robert Estienne 1549 tarihli sözlüğünde Amerikan vahşileri keşfedildiklerinde, sahip oldukları ne bir police/şehir, ne de yasaları vardı, derken bir dünyanın kendi dışındakine dair zihniyet dünyasını özetler. Bu zihniyet için nesneleştirdiği her özne benzer şekilde imha edilecektir. En amansız rakip ve düşman olan Türk ve İslam'da bundan masun kalmayacaktır elbette. Barbarlar ve medeniler yenidünyanın modern zamanların iki ana ekseni olacaktır. Buna paralel korku ve ilkellik saiki imha ve sömürü siyasetinin de meşru bir esası olacaktır.

Türk imgesi doğudan batıya tarihi seyrinde nasıl gerçekleşti? Bu amansız! dert karşı tarafta nasıl oluştu? 16. asır seyyahlarından çağ dönümünün başında kasıtlı ve cahil bakışlarla başlayan ötekileştirme ve barbarlaştırma eskiçağlardan bugüne kadar geliyor: “Heredot'la ortaya çıkan yabancıyı imlerken kullanılan “Barbar İskitler” tipi, Batı'da Türkler için pek kullanışlı bir imge olarak asırlarca gündemde kalmıştır. Türkler Haçlı Seferleri ile birlikte bu defa Hıristiyanlığı tehdit eden din düşmanı olmuşlardı. Bu durum bilmeden düşmanlığa varan bir taassubu var eder. Dernschwam (1494-1568) adlı seyyahın tespitleri bu cümlendendir.  “Camide kadın ve erkeklerin farklı alanlarda namaz kılmaları konusu seyyahın hakkında bilgi sahibi olmadığı bir dini-içtimai olgu hakkında ahkam keserken ki gerekçesi oryantalist ve calib-i dikkattir: “Erkeklerin çapkınlığı yüzünden kadınların gidip camilerde erkeklerin arasına girmesine müsaade edilmez. Sadece yaşlı kadınlar camiye gittiklerinde erkeklerin arkasında durur. s.43” Diğer bir seyyah Stephan Gerlach, yaptığı bir değerlendirmede Türklerin fiziki özelliklerini överek; “Hemen hemen hepsi güçlü ve çevik insanlar. Koşma ve atlamada, nişancılıkta ve kılıç kullanmada çok başarılılar. Fakat bunun dışında hayvan gibi barbar adamlar.” şeklinde sürdürdüğü cümleleriyle Barbar İmgesi'nin yanında Gerçek İmge'yi de kullanır. a.g.m.,s. 49.”

Türkofobya'nın Osmanlı üzerinden teşekkülü de benzer eserlerde görülür: “Schweigger (1551-1622),  bu bağlamda şu ifadeleri kullanmaktadır: Kendini ‘Tanrı'nın Cezası' olarak tanımlayan Atilla ve Timur gibi. Üçüncü olarak ‘Terror Europae' olarak Türkler gelmektedir. Zaten isimleriyle de kendilerini tanımlamaktadırlar. Zira Türk sözcüğü ‘yıkıcı' anlamına gelmektedir. Bu nedenle kendilerine Türk denilmesinden hoşlanmazlar. Ayrıca bir atasözüne göre ‘Osmanlıların bastığı yerde ot bitmez, fidan yeşermez'. Onlar tam anlamıyla tahrip edici yaratıklardır. Onların eline geçen her ülke yıkılmış, harap olmuştur. Bu tahripkârlıklarına Asya'dan başlamışlar ve Yunanlıların ülkesinde sürdürmüşlerdir. Aynı şekilde Macar ülkesini de acınacak şekilde tahrip etmişlerdir. a.g.m., s.47-48” Atilla'dan Osmanlıya eski çağdan zamanımıza Türkofobya ve İslamofobya zemini hamasi değil görüleceği gibi aşikar bir gerçektir. “Schweigger Türk müziğinin sevimsiz ve kuralsız bir ses karmaşasından ibaret olduğunu söylemekte ve Türkçe konusunda da olumsuz düşünceye sahip olduğunu ifade etmektedir: “Çok ilkel olan kendi dillerini Farsça ile süslerler a.g.m., s. 49.” Dilimiz ve müziğimize karşı cephe alışın nasıl bir oryantalizm ve eski bir yozlaşma temelli olduğunu bu seyyahın tespitlerine bakarak görmek yoruma hacet bırakmaz. İşin daha hazini günümüzde Osmanlı karşıtlığının bu temeller üzerinde fark edilmeden yerli ağızlara tartıştırılıp, söyletilmesidir.

Devamı: http://www.yenisoz.com.tr/yeni-barbarcilik-turkislamofobya-makale-39636

Bu haber toplam 174 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim