• İstanbul 24 °C
  • Ankara 19 °C

Altan Çetin: Yusuf’un Şehrinde İbn Haldun Zaviyesi

Altan Çetin: Yusuf’un Şehrinde İbn Haldun Zaviyesi
Büyük metropollerin “gökdelen kuyularında” Yusuf'u da, gölgemizi de kaybederek yaşıyoruz. Kenardan köşeden bize göz kırpan yeşillikler bize bir şeyleri hatırlatır gibi olsa da betondan vakum nihayetinde bizi kendi kuyusunda şekillendirmeye devam ediyor.

Çevremiz nasılsa, coğrafyamız neyle teşekkül ederse İbn Haldun kavlince kaderimiz olan coğrafya ve çevremizce fiziki ve ruhi içeriğimiz teşekkül ettiriyor. Peki, düşünemiyor muyuz? Geleneksel motiflerle paketlenen betonlar ruhumuzu da buralar gibi ikiyüzlü ve içi dışı başka bir hale getirmiyor mu? Modern zamanlarda kendi sazlığını hatırlayıp inleyen ney gibi bırakın metafizik esasımızı düşünmeyi, eski şehirlerimizin enkazları arasında insanlığımızın izlerini nargilelerimizi fokurdatırken yol bulmaya çalışıyoruz.

Çalabım bir şâr yaratmış  iki cihân âresinde derken Hacı Bayram, bizim şehirlerimizde çoktandır aldırılmayan, boş verilen, unutulmak istenen, nereden gelip nereye gittiğimizin hesabının verildiği yer olarak şehri tespit eder. İki cihan aresindeki şehrin manası, yalnızca İbn Haldun umran ilminde tespit edildiği üzere, temel ihtiyaçları gidermek cümlesinden beslenme ihtiyacı ve barınma zaruretimizi görmek midir? İstenilen ölçüde refaha ve bolluğa ulaşmış ve artık rahat ve huzurlu bir hayatı tercih eden toplumların edinmiş oldukları bir istikrar ve yerleşim yeriolarak şehri tanımlayan İbn Haldun şehrin refah ve bolluktan öte yerini de gösterir. Kifayetsiz ihtiraslarımızın arenası mıdır şehirler? İnsanın toplum içinde yaşaması ve insanların öncelikle kendi cinslerine karşı korunma ve aynı zamanda kendi cinsleriyle yani diğer insanlarla işbirliği ile yaşaması gereğini ortaya koyarken İbn Haldun nazariyesinde devlet, hukuk ve düzen kavramlarını ortaya koyar. Kadınların ve çocukların azgın öfkelerden ve şehvetlerden korunamadığı yerler şehir denmek haysiyeti taşır mı?

Bunların ötesinden O'nun şehir mefhumu içinde düşünen insan ve bilim kavramları da vardır.  İbn Haldun, insan olmamızın esas emarelerinden olan bilimlerin ortaya çıkmasının temel insiyakının insandaki düşünme kabiliyeti nedeniyle olduğunu tespit eder. Hülasa insan düşünebilen, akıl sahibi bir varlık olarak bilim denen kavram üzerinden var olanı ve kendini düşünme yeteneği ile mücehhezdir. Peki, bu yeteneğin neşv ü nema bulacağı ortam neresidir? İnsan dağ başlarında mı bulacaktır yolunu, potansiyel olarak var olan imkânını nasıl aşikâr edecektir?  İnsanî toplanmanın yegâne nedeni ihtiyaç görmek, bu babdaki hacetleri görmeye dair bir nevi menfaat duygusu mudur?

İnsanda bilkuvve yani potansiyel mevcut olan bu kabiliyetin bilim ve sanat var etmesi toplum formundaki hayatın ve bilim için ihtiyaç duyulan zeminin bulunması sayesinde açığa çıkacağını ortaya koyarken İbn Haldun şehir kavramına kendi kavramı içinde başka bir mefhum ekler. İnsanın medeni yaratılışlı olması, toplum kurarak yardımlaşması ve dayanışma ile zaruri ihtiyaçlarını gidermenin ötesinde şehir çok daha temel bir imkânımızın mümküne dönüştüğü mekânı temsil eder.

Devamı: http://www.yenisoz.com.tr/yusuf-un-sehrinde-ibn-haldun-zaviyesi-makale-39539

Bu haber toplam 67 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim