• İstanbul 24 °C
  • Ankara 19 °C

Altıncı Diyanet İşleri Başkanı Hasan Hüsnü Erdem: Hayatı, Eserleri ve Başkanlığı Dönemindeki Yaygın Din Eğitimi Faaliyetleri*

Altıncı Diyanet İşleri Başkanı Hasan Hüsnü Erdem: Hayatı, Eserleri ve Başkanlığı Dönemindeki Yaygın Din Eğitimi Faaliyetleri*
Dr. Öğr. Üyesi Şeref Göküş, TYB Akademi 25 / Ocak 2019
  1. Hayatı

Hasan Hüsnü Erdem, 8 Temmuz 1889 yılında Antalya’nın Akseki ilçesine bağlı Sadıklar köyünde dünyaya gelmiştir. İlme ve okumaya değer veren bir aile ortamında hayata gözlerini açan merhum Erdem, ilk derslerini bizzat müderris olan babası Hacı Sadık Efendi’den almıştır. Baba ocağında Arapça ve Mantık dersleriyle başlayan tahsil hayatı Konya ve daha sonra ise İstanbul’da devam etmiştir. Dönemin en önemli ilim ve irfan merkezlerinden olan Konya’da ve İstanbul’da farklı hocaların gözetiminde kendini geliştirme fırsatı bulan Hasan Hüsnü Erdem,[1] 1912 yılında icazet alarak önce Dârulfünun’un Ulûm-ı Âliye-i Dîniye şubesine akabinde de Medresetü’l-Mütehassisîn’e kaydolarak hem yüksek tahsilini hem de fıkıh ve usûl-i fıkıh alanında uzmanlığını tamamlamıştır.[2]

1920 yılından itibaren meslek hayatına başlayan Hasan Hüsnü Erdem, 5 Nisan 1961 tarihinde Diyanet İşleri Başkanı olarak atanmasına kadar geçen süre zarfında sırasıyla;

  • (1920-1922) Antalya’da Erkek Öğretmen Okulu (Dâru’l-Muallimîn) ve Mekteb-i Sultanî’de iki yıl boyunca din dersleri (Ulûm-ı Dîniye) hocalığı yaptı.
  • (1922-1924) Ankara’da bulunan Dârü’l-Hilâfe Medresesi Müdürlüğü ile aynı medresenin Fıkıh ve Mecelle dersleri müderrisliği görevini yürüttü.
  • (1924-1937) Antalya’da bulunan değişik okul kademelerinde din dersinden Türkçeye varıncaya kadar farklı alanlarda öğretmenlik yaptı.[3]
  • (1937-1944) Isparta Ortaokulu Türkçe öğretmenliği görevinde bulundu.[4]
  • (1944-1961) 4631 Sayılı Kanunla yaklaşık on yedi yıl, “Diyanet İşleri Reisliği Müşavere Kurulu” üyeliği ve reisliği görevinde bulundu.[5]
  • (1952-1961) Diyanet’teki görevi yanında,  Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde tefsir ve tefsir tarihi derslerine girerek üniversite hocalığı da yaptı.[6]
  • (1961-1964) Altıncı Diyanet İşleri Başkanı olarak üç yıl altı ay yedi gün görevde bulundu.
  • (1966) Emekliye ayrılmasından iki yıl sonra yaklaşık on ay Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliği yaptı.[7]

Memuriyet hayatı boyunca hem Antalya’da hem de Ankara’da birbirinden farklı ve nitelikli çok önemli görevlerde bulunan Erdem, özellikle öğretmenlik yaptığı esnada, çocukluğundan itibaren kazandığı şahsi meziyetlerini, ailesinden ve çevresinden edindiği vatan ve millet sevgisini, elinden geldiği kadar, öğrencilerine anlatmaya, onları milli, manevi ve ahlaki değerlerine sahip çıkacak bireyler olarak yetiştirmeye gayret etmiştir. Kendisini yakından tanıyanlara göre onun sözleri ile davranışları birbiri ile tezat arzetmez, aksine ne söylerse onu yaşamında tatbik etmeye çalışırdı. O, bir Anadolu insanı idi. Asla böbürlenmez, kendisini olduğundan fazla gösterecek davranışlar içerisine girmezdi. Bir muallimde bulunması gereken bedeni ve ruhi meziyetlere fazlasıyla haiz bir insandı ve öğrencileri için bir çok açıdan rol-model olabilen müstesna bir şahsiyetti.[8]

Hasan Hüsnü Erdem, öğretmenlik mesleğinin yanında, resmi anlamda herhangi bir görevi olmamasına rağmen, Milli Mücadele yıllarında ülkesinin içerisinde bulunduğu kötü şartların ehemmiyetini ve ciddiyetini halka anlatmak için başkent Ankara ile memleketi Antalya’da birbirinden farklı mekanlardaki camilerde birçok hutbe okumuş ve vaaz vermiştir. Hutbeleri ve vaazları incelendiğinde Erdem’in dönemin şartlarını çok iyi kavradığı, duygu ve düşüncelerini muhataplarına yalın ve coşkulu bir ifade ile aktardığı görülmektedir. Öyle ki camilerde yaptığı konuşmaları daha geniş halk kitlesine ulaşsın diye Antalya’da yayınlanan “Tenvir” ve “Yeni Hayat” gibi gazetelerde neşredilmiştir.[9]

Antalya’da Cuma günü, Paşa Camii’nde verdiği bir hutbeyi dinleyen dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver, onun konuşmasından o kadar etkilenmiştir ki zamanın Şer’iyye ve Evkaf Vekili Hasan Fehmi Gerçeker’e yaşadığı ve hissettiği duygularını anlatmış; bunun üzerine Gerçeker, Erdem’e yarım sayfalık bir tebrik metni göndermiştir. Bu metinde özetle kendisinin yaptığı tebliğ ve irşat hizmetinin Müslümanlar üzerindeki tesirinden, ele alınan konuların toplumdaki birlik ve beraberlik duygusunu geliştirdiğinden ve bilhassa ahali üzerindeki olumlu etkinin sürekli olması için hutbelerin konu kısmının Türkçe olarak okunmasının gerekliliğinden bahsedilmektedir.[10]

Benzer bir olayın başkent Ankara’da da yaşandığını görüyoruz. Millî Mücadelenin lideri ve dönemin meclis başkanı Mustafa Kemal Atatürk ile beraberindeki devlet erkânının, 1922 yılında, Ramazan Bayramı namazını kılmak için Hacı Bayram Camii’ne teşrif edecekleri ve namaz öncesinde vaaz dinleyecekleri hususu Şer’iyye ve Evkaf Vekili Azmi Efendi’ye haber verilir. Azmi Efendi, böyle önemli bir vazifenin üstesinden gelebileceğine inandığından, Erdem’i vaaz vermek için görevlendirir. Başta Atatürk olmak üzere, orada bulunan devlet erkânı ve ahali camide verilen vaazı dinlemişlerdir. Namazı müteakiben yapılan bayramlaşma merasimi sırasında Atatürk, Erdem’e bizzat, verdiği vaazdan çok etkilendiğini ve vaazında bahsettiği konuları çok beğendiğini söyleyerek teşekkür etmiştir.[11]

Daha başka örneklerle çoğaltabileceğimiz söz konusu meziyetler Hasan Hüsnü Erdem’in çok yönlü bir kişiliğe sahip olduğunu göstermektedir. 1920 yılında Antalya’da bir okulda öğretmenlikle başlayan memuriyet hayatının sabırla, kararlılıkla ve farklı görevleri yapabilme becerisi neticesinde Diyanet İşleri Başkanlığıyla sonuçlanmasında onun iş ortamındaki disiplinli ve özverili çalışmasının, amirleriyle ve mesai arkadaşlarıyla doğru ve tutarlı bir iletişim kurmasının rolü oldukça büyüktür.

Hasan Hüsnü Erdem, Diyanet İşleri Başkanlığı yaptığı dönemde siyaseti din işlerine karıştırmamaya özen göstermiştir.[12] Dinî konularda Kur’an ve Sünnet ana rehberleri olmuştur. Kimsenin heva ve hevesine hoş gelecek durumlar içerisine girmemiştir.[13] Onun dinî ve ahlâkî meselelerdeki bu dirayetli tutumu hem teşkilat bünyesindeki bazı görevliler hem de bazı siyasetçiler nezdinde hoş karşılanmamıştır. Bu süreçte Diyanet’i ilgilendiren meselelerdeki görüş farklılıkları dönemin gazete ve dergilerinde karşılıklı olarak dile getirilmiştir. Bir başka ifadeyle, belki de, kapalı kapılar arkasında bireysel anlamda yaşanan tartışmalar öyle bir noktaya gelmiştir ki artık kamuoyu önünde tartışılmaya başlanmıştır. İki tarafın da geri adım atmaması üzerine hazırlanan bir Başbakanlık kararnamesiyle Erdem emekliye sevk edilmiştir. İlgili kararnameye baktığımızda gerekçede yaşının çok ileri olması ve Türkiye genelinde başkanlık görevini ifa edecek fiziki melekelerden yoksun olduğu dile getirilmektedir.[14]

5 Nisan 1961 tarihinde başlayan ve emekliliğe sevk edildiğine dair yazının kendisine tebliğ edildiği 12 Ekim 1964 tarihine kadar üç yıl altı ay yedi gün Diyanet İşleri Başkanlığı görevini yürüten Erdem’in, bu süreç içerisinde, teşkilat bünyesinde yaptığı yaygın din eğitimi faaliyetleri onun emekliliğinden sonra da unutulmamıştır. Görevi bırakmasından yaklaşık on ay sonra ülkedeki bütün müftüler 5-12 Ağustos 1965 tarihinde Ankara’da ana başlığı yeni teşkilat yasası olmak üzere “din işlerine ait meseleleri konuşmak, mütalaa etmek ve bir karara varmak” için sekiz günlük bir kursa çağrılmışlardır. Kursa katılan müftüler sekiz farklı gruba ayrılarak kendilerine verilen konuları müzakere edip bir rapor hazırlamışlardır. Hazırlanan bu raporlar bütün katılımcıların huzurunda tekrardan tartışılarak bir karara bağlanmıştır. Kursun sonunda ise eski Başkanlardan Ömer Nasuhi Bilmen ile Hasan Hüsnü Erdem’e hitaben iki telgraf gönderilmiştir. Erdem’e iletilen telgrafta;“5-12 Ağustos 1965 tarihleri arasında bütün il ve ilçe müftüleri için Ankara’da düzenlenen seminerde zat-ı âliniz hakkında ittifakla alına kararı, ıttıla’ınıza saygı ile arz ederim” şeklinde kurs müdürü M. Tevfik Ersan’ın takdim yazısı akabinde “Çok muhterem üstadımız; Yüce dinimize cesaret, liyâkat ve vukufla yaptığınız hizmetleri daima takdirle karşılayan 638 Müftü saygı ve bağlılıklarını sunar, Allah’tan uzun ömürler diler, hürmetle ellerinizden öperler.”[15] şeklinde divan heyetinin ortak kararı yer almaktadır.

O, kendisine gönderilen bu telgrafa bigâne kalmamış ve “Hasan Hüsnü Erdem/Sabık Diyanet İşleri Başkanı” imzalı cevabî bir yazı göndermiştir. Erdem’in söz konusu yazısı şöyledir; “Müftüler için düzenlenen seminerde bütün il ve ilçelerden gelen 638 müftünün Yüce dinimize naçiz hizmetimizi ve şahsımız hakkında göstermiş oldukları takdir ve sevgilerini muhtevî telgrafınızı aldım. Çok memnun ve mütehassıs oldum. Münevver, faziletli ve şuurlu Müftü evlatlarımın ve kardeşlerimin Hak yolunda, dini mübinimize hizmet uğrundaki gayret ve mücahedelerini takdirle karşılar, cümlesinin gözlerinden öperim. Teşekkür ve dualarımın her birine ayrı ayrı tebliğine delâletinizi bilhassa rica ederim.”[16]

Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan emekli olan Erdem, bu süreçte, istirahat etmek ve memleket hasretini dindirmek için geldiği Antalya’da hem ahali ile çeşitli görüşmeler yapmış hem de dönemin Antalya İl Müftüsü Hafız Osman Çandır’ı ziyaret ederek fikir alış verişinde bulunmuştur.[17] İlerlemiş yaşına rağmen Erdem, memuriyet görevinden ayrıldıktan sonra da halktan kopuk, uzak bir yaşam sürmemiş; fırsatını bulduğu her anda ilmî birikimini ve zaman içerisinde biriktirdiği meslekî tecrübesini vatandaşların istifadesine sunmaktan imtina etmemiştir.[18] Ömrü hayatını bu şekilde geçiren ve 22 Ağustos 1974 tarihinde Ankara’daki evinde ebediyete intikal eden Hasan Hüsnü Erdem, Antalya’nın Akseki ilçesindeki Sadıklar köyünde metfundur.[19]

  1. ESERLERİ[20]
    1. Basılmış Eserleri:
  1. Ebedî Risâlet,[21]
  2. 250 İslam Büyüğünün Hal Tercemesi,[22]
  3. Kırk Kudsî Hadîs,[23]
  4. İlâhi Hadîsler,[24]
  5. Oruç ve Ramazan İbadetlerine Dair Yüzbir Hadîs,[25]
  6. Riyâzü’s-Sâlihîn ve Tercümesi,[26]
  7. Beraat Gecesi Hakkında Bir Tedkik,[27]
  8. Ağaç Sevgisinin Önemi Hakkındaki Ayet ve Hadîslerin Mealleri,[28]
  9. Hayvanlara Acımak,[29]
  10. Abdest Almanın Diş ve Göz Sağlığı Açısından Önemi,[30]
  11. Riyâzü’s-Sâlihîn Hadîslerinin Ravileri olan Ashâb-ı Kirâm’ın, Hadîs İmamlarının Hâl Tercemeleri.[31]
    1. Basılmamış Eserleri:[32]
  1. Dört Mezhebe Göre Süt-Annelik ve Süt-Kardeşliğin Hükümleri,[33]
  2. el-Edebü’n-Nebevî tercümesi,
  3. Duanın Âdâb ve Şerâiti,
  4. Müslümanlıkta İlmin Değeri,
  5. Kur’an-ı Kerim’in Fezâili,
  6. Peygamberimizin Okuma Yazma Bilip Bilmediği Hakkında Bir Tedkik,
  7. Abdullah İbn-i Ömer’in Rivayet Ettiği Hadislerden seçmeler,
  8. Antalya Paşa Camii Şerifinde İrad Etmiş Olduğu Hutbeler.

 

  1. Diyanet İşleri Başkanlığı Dönemindeki Yaygın Din Eğitimi Faaliyetleri

10 Haziran 1960 tarihinde Diyanet İşleri Başkanı olarak göreve başlayan Ömer Nasuhi Bilmen’in 05.04.1961 tarihinde emekliye ayrılması neticesinde yerine Hasan Hüsnü Erdem’in, altıncı Diyanet İşleri Başkanı olarak ataması yapılmıştır.[34]Bilmen’in emekliye ayrılıp Erdem’in göreve başlaması, dönemin gazete ve dergilerinin ilk sayfalarında halka duyurulmuştur.[35] Bu görev değişimi haberleştirilirken bazı gazeteler Bilmen’in başkanlığı döneminde yaptıklarından ve mevcut siyasetçilerle olan ilişkilerinden bahsederek yeni Başkanın atanma sürecini okuyucuya aktarırken;[36] bazıları ise Erdem’in makam odasında çekilen bir resmini manşete taşıyarak onun uzun yıllar Diyanet’te müşavere heyeti azalığı yaptığını ve çevresinde tanınan önemli bir din alimi olduğunu ifade etmiştir.[37] Bunun yanında yeni Başkanla ilgili bazı basın yayın organları ise göreve başladıktan hemen sonra “İslam dininde reform yapacağı” iddiasını dile getirmiş; bu iddiayı delillendirmek için de Erdem’in daha önce yaptığı konuşmalarından bazı örnekler cımbızlanarak alınmış ve onun böyle bir amacının olduğu vurgulanmaya çalışılmıştır.[38] Bu iddia, değişik mecralarda, o kadar çok dile getirilmiştir ki Diyanet İşleri Başkanı konuyla ilgili dönemin İslam mecmuası sahibi ve aynı zamanda yazarı da olan Kemalettin Şenocak’a bir mülakat vermek zorunda kalmıştır. Kendisine bu mülakatta kamuoyunda dillendirilen “İslam dininde reform yapılabilir mi?” sorusu sorulmuştur. Başkan, bu soruya “İslam dini bizatihi tahrif edilmiş dinleri reforme eden en son ve en mükemmel dindir. Binaenaleyh bu dinin Kur’an ve Sünnete dayanan esasları üzerinde herhangi bir reform yapılması bahis mevzuu olamaz…”[39] şeklinde cevap vererek söz konusu iddiaları kesin bir dille reddetmiştir.[40]

 Diyanet İşleri Başkanı Hasan Hüsnü Erdem’in, İslam mecmuasına böyle bir açıklama yapmasına rağmen söz konusu tartışmanın ilerleyen süreçte bazı yayın organları tarafından tekrar gündeme getirilerek kamuoyu ile paylaşıldığını görüyoruz.[41] Medyanın bu tavrı sadece bu dönemde ortaya çıkmış bir yaklaşım tarzı değildir. Erdem’den önce bu görevi yürüten reisler döneminde de benzer manşetlerin atıldığı, din ve din hizmetlerinin ifasıyla ilgili basın-yayın organlarının bazı eleştiriler dile getirmeye çalıştığı görülmektedir. Esasında asıl tartışma kuruma kimin başkan seçildiğinden ziyade, 429 Sayılı Kanun gereği resmi bir kurum olarak ortaya çıkan Diyanet İşleri Reisliği’nin, din-devlet ilişkisi bağlamında ve laiklik anlayışları ekseninde nereye oturtulması ve nasıl konumlandırılması gerektiğiyle alakalıdır. Bu konumlandırmanın nasıl yapılacağı, din-devlet ilişkilerinin nasıl bir seyir izleyeceği net bir şekilde ortaya konulmadığı ve buna yönelik net çizgiler belirlenmediği takdirde Diyanet’in, bir kurum olarak, sahadaki yeri, konumu, işlevi, sınırları ve hareket alanı hakkındaki tartışmaların da bitmesi mümkün değildir.

Siyaset kurumu, bu süreçte, Hasan Hüsnü Erdem’e kadar görev yapan Diyanet İşleri Reislerini bilgisiyle, duruşuyla, yaşayışıyla ve düzgün kişiliğiyle toplumun büyük bir kitlesi tarafından kabul görmüş dönemin en önemli ilim/din adamları içerisinden seçerek göreve getirmiştir. Tabi herkes tarafından kabul gören böyle kimselerin Diyanet İşleri Başkanı olarak seçilmesi ve belirli bir süre görev yapması bu kuruma yönelik eleştirilerin dozunu bir nebze olsa azaltsa da burada asıl yük, bizatihi işin başında olan Başkanların omuzlarına bırakılmıştır. Şöyle ki, Başkanlar bir taraftan siyasetçilerin kendi kurumlarına yönelik taleplerine cevap verirken diğer taraftan kamuoyunun Diyanet’e yönelik bakış açısının olumlu yönde bir seyir izlemesi için ciddi gayret sarf etmişlerdir. Aynı şekilde bir taraftan halkın din hizmetleriyle ilgili beklentilerine en iyi şekilde cevap vermek için çabalarken diğer taraftan medyanın söz konusu hizmetlere yönelik olumsuz propagandalarını bertaraf etmeye uğraşmışlardır. İşte tam da bu noktada Diyanet İşleri Başkanlarının en önemli görevi ortamı yatıştırmak, tabiri caizse kendi uhdesinde olan konulara yönelik bir emniyet supabı görevi yaparak faklı görüşlerin ve farklı taleplerin karşı karşıya gelmesini engelleyerek toplumun birlik ve beraberlik ruhunun ortadan kaldırılmasını önlemeye çalışmak olmuştur.[42]

Hasan Hüsnü Erdem de görev süresi boyunca, sabık reislerin yaptığı gibi, bu hedefi gerçekleştirmek ve vatandaşın ihtiyacı olan din hizmetlerini onlara en iyi şekilde sunmak için gece gündüz demeden çalışmıştır. Erdem, Diyanet İşleri Başkanı olması hasebiyle, ilk olarak, il müftülüklerinin tamamına gönderilmesi kaydıyla bir açıklama metni hazırlamıştır. Söz konusu metin, göreve yeni atanan ve kurumun tepesinde çalışacak olan en üst amirin geleceğe yönelik stratejik planının okunmasına kaynaklık etmesi ve genel hatlarıyla birlikte çalışacağı mesai arkadaşlarından neler beklediğini bildirmesi açısından oldukça önemli bir metindir.

Bu metne göre yeni Başkan, Türk toplumunun kalkınmasında ve ilerlemesinde Diyanet personelinin üzerine düşen görevi hakkıyla eksiksiz bir şekilde yerine getirmesini talep etmektedir. Bunun için herkes eskisinden daha fazla gayret göstermek zorundadır. Din görevlileri, toplumun gözünde istenilen ve arzu edilen bir mevkide kalmak ve hatta olduğundan daha da yükseğe çıkmak istiyorsa vazifelerini aşkla ve şevkle yapmalıdır. Bu süreçte karşılarına çıkan sıkıntılara/sorunlara karşı daima sabır göstermeli ve menfi olaylar karşısında metanetli bir duruş sergilemelidir. Özellikle başta müftü ve vaizler olmak üzere, imam-hatipler ile müezzinler mesleki sahadaki meziyetlerini arttırmak için bireysel gayret göstererek dışardan ortaokul ve lise imtihanlarına girip tahsil seviyelerini yükseltmelidir. Bunun yanında Başkanlık tarafından taşra teşkilatlarında görev yapan bütün personele yönelik kurslar açılmalı ve böylece onların mesleki bilgi seviyeleri ile donanımlarına katkı sağlanmalıdır. Ona göre açıklamalarında vurguladığı hususlara yönelik her din görevlisi elinden gelen gayreti gösterdiği takdirde, dâhilî ve haricî olumsuz tesirler ile millet ve devlet düşmanlarının Türk toplumunu parçalaması ve yok etmesi asla mümkün değildir.[43]

  1. Yeni Diyanet Yasasıyla İlgili Çalışmalar

Hasan Hüsnü Erdem göreve geldiğinde; teşkilat yaklaşık olarak altmış bin civarında bir personele sahiptir, ancak bunların birçoğu ilkokul ya da ortaokul mezunudur. Üniversiteyi bitirenlerin sayısı ise oldukça azdır. Din görevlilerini denetleyecek, bugünkü yapıda, bir teftiş mekanizması yoktur. Gezici vaizler aracılığıyla bu hizmetler yerine getirilmeye çalışılsa da istenen ve arzu edilen verim bir türlü elde edilememiştir. Bunun yanında mevcut din görevlilerinin özlük hakları ile aldıkları maaşlar oldukça yetersizdir. Hatta onların birçoğu geçimlerini sağlamak için çalıştıkları köylerde, ilgili kanun gereği, halkın kendilerine verdikleri ücretleri almak zorunda kalmışlardır. Maaşlı din görevlisi sayısı az olduğu için böyle bir uygulamaya geçilmiştir; fakat söz konusu icraat Diyanet personelini hitap ettiği kitle karşısında güçsüzleştirmiştir ve kendilerine yüklenen görevlerini layıkıyla yerine getirmelerine kısmen mani olmuştur. Kurumun personel istihdamı artarken buna karşın, ne yazık ki, bu döneme kadar örgütün ihtiyaçlarına ve toplumun beklentilerine cevap verecek yeni,  güncel ve gerekli bir teşkilat yasası henüz tesis edilememiştir.[44]

Yıllar içerisinde biriken söz konusu eksiklikler hakkında öyle bir noktaya gelinmiştir ki artık mevcut şartlarla Diyanet’in yönetilemeyeceği ve bir an önce, gerekli adımların atılması hususunda bir irade oluşmaya başlamıştır. Oluşan bu irade ve buna binaen tesis edilen olumlu hava neticesinde hükümet ile Diyanet İşleri Başkanlığı yetkilileri hemen harekete geçmişlerdir. Onlar ivedilikle yeni bir teşkilat yasası hazırlayarak işe başlanmasının gerekli olduğu kanaatindedirler.[45] Bu süreçte yeni yasayla ilgili hem hükümetle Diyanet İşleri Başkanlığı arasında karşılıklı görüşmeler devam edip sivil toplum örgütlerinde konuyla ilgili yapılan çalışmalar değerlendirilirken hem de benzer bütün gelişmeler basın-yayın organları aracılığıyla kamuoyunun istifadesine sunulmuştur.

Konuyla ilgili yayınlanan gazete ve dergilere baktığımızda hükümetin ve Diyanet’in yapmayı planladığı bu yeni kanun tasarısının içeriği hakkında oldukça tafsilatlı ancak bir o kadar da abartılı bilgilere yer verildiğini görüyoruz. Bu yayınlarda en dikkati çeken taraf sanki yeni kanun tasarısı ile Diyanet’in, kurulduğu zaman diliminden o ana kadar karşılaştığı sorunların tamamıyla ortadan kalkacağı, kurumun tamamen özgürleşeceği, din adamlarına gereken önemin verileceği, toplumun talebi doğrultusunda gerekli manevi ihtiyaçların tümümün karşılanacağı, görevini yapan ile yapmayanı ayıracak bir denetim mekanizmasının getirileceği ve Diyanet personelinin özlük hakları konusunda ciddi iyileştirmelerin yapılacağına dair kesin ifadelerin kullanılmasıdır. Hatta Diyanet’in Müslümanların bağlı olduğu mezhepleri temsil edeceği gibi[46] bünyesinde Hıristiyanlık ve Musevileri de temsil edecek farklı dairelerin oluşturulacağına dair çok daha iddialı bilgilerde söz konusu yayın organlarında kendisine yer bulmuştur.[47]

Manşetler abartılıdır; ancak gerçek olan tarafı şudur, yeni bir teşkilat yasası hazırlanmaktadır ve Diyanet İşleri Başkanı’nın bizzat kendisi söz konusu çalışmaları yakından takip etmektedir. (Fotoğraf-1)’de görüldüğü üzere Erdem, Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanun Tasarısı çalışmalarına katılmak üzere İçişleri Komisyonuna gelerek burada kurumunu birinci elden temsil etmiştir. Başkan, ilgili komisyonda bulunduğu süre boyunca kurumun menfaatlerini ve halkın ihtiyaçlarını da göze alan yeni bir teşkilat kanununun teşekkül etmesi için elinden gelen bütün gayreti göstermiştir.[48]

hasan1.jpg

Komisyonda, kurumuyla ilgili kendisine sorulan sorulara içtenlikle cevap vermiş, şahsından ziyade bağlı olduğu teşkilatın faydasına ve yararına olacak kazanımlar elde etmeye çalışmıştır. Bunun yanında Başkan, zamanın Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel[49] başta olmak üzere diğer birçok siyasetçi nezdinde girişimlerde bulunarak komisyonda görüşülen kanun tasarısının ivedilikle TBMM’ye gönderilerek yasalaşması için ciddi bir kulis faaliyeti de yürütmüştür. Damadı ve aynı zamanda yeğeni de olan Ertan’a göre, özellikle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görev tanımının yapıldığı 429 Sayılı Kanun’da yer alan “İslam dininin itikat ve ibadet alanıyla ilgili işleri yürütmek ve dini kurumları idare etmek” şeklindeki maddeye inanç ve ibadet yanında “ahlak” ifadesinin de eklenmesi konusundaki talebini ve ısrarını bulunduğu her ortamda dile getirmekten çekinmemiştir.[50] Tabi bunu yaparken salt kuru ve mesnetsiz bir söylem yerine gerek ülkedeki ve gerekse dünyadaki dinî, ahlâkî, sosyal ve kültürel konulardaki mevcut durum ile bunların topluma yönelik olumlu/olumsuz yansımalarıyla ilgili gelişmeler hakkında da bilgiler vererek kendi düşüncesini temellendirmeye çalışmıştır. Bu süreçte, sekiz CHP milletvekili tarafından kurucu meclise verilen fakat meclisin yaşanan olaylardan dolayı dağılması nedeniyle bir türlü görüşülemeyen “Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun” teklifi ise yeniden gözden geçirilerek TBMM’ye sunulmuştur.

TBMM’ye sunulan söz konusu kanunun oluşturulması, tartışılması ve en nihayetinde yasalaşması çok kolay olmamıştır. Altıncı Diyanet İşleri Başkanı Hasan Hüsnü Erdem döneminde başlayan kanun tasarısı çalışmaları ve bu çalışmaların sonuçlanarak ilgili kanunun yasalaşması ancak yedinci Başkan Mehmet Tevfik Gerçeker döneminde tamamlanabilmiştir. 22 Haziran 1965 tarihli ve 633 sayılı “Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun”, örgütün şu ana kadar gelmesine ve bugünkü kurumsal kimliğine ulaşmasına dayanak teşkil eden en önemli teşkilat kanunudur. Yeni kanunla birlikte Başkanlığın 1925 yılından itibaren ihtiyaç duyduğu birçok konu hakkında önemli adımlar atılmış ve Diyanet’in topluma yönelik din hizmetlerinin daha nitelikli ve daha kaliteli olmasının önü açılmıştır.[51]

  1. Tekâmül Kursları Düzenlenmesi

Hasan Hüsnü Erdem’in göreve gelmesiyle birlikte Diyanet’te gerçekleştirilen önemli işlerden bir diğeri de Eyüp Sabri Hayırlıoğlu döneminde başlatılan tekâmül kurslarının nicelik ve nitelik olarak geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapılmasıdır. Erdem’in başkan olmasını müteakip hem kendisi hem de Diyanet’ten sorumlu Bakan gazetelere verdikleri demeçlerde bu yönde ciddi adımların atılacağını kamuoyuna deklare etmişlerdir. Onların bu beyanlarından kısa bir süre sonra, belirli aralıklarla, ülkenin değişik vilayetlerinde Diyanet personeline yönelik yeni tekâmül kurslarının açılmaya başlandığını görüyoruz. Bu etapta ilk önce müftü ve vaizler için kırk beş günlük bir kurs tertip edilmiş; ancak söz konusu kursa bütün müftü ve vaizler değil, sadece lise mezunu olanlar ve yaşları da elli beşi geçmeyenler kabul edilmiştir. On ilde açılan bu kurslardan toplamda yaklaşık dört yüze yakın kursiyer istifade etmiştir. Kursların bitiminde başarılı olan herkese bir katılım sertifikası düzenlenmiş ve yapılan diploma törenleri ile bunlar ilgili müftü ve vaizlere takdim edilmiştir.[52]

Diyanet İşleri Başkanı, bu süreçte, kendi döneminde açılan tekâmül kurslarının işlevselliğini arttırmak için hem ara ara denetimlerde bulunmuş hem de fırsat bulduğu anlarda bu kursların bitiminde icra edilen diploma törenlerine katılarak söz konusu hizmetlere ne kadar önem verdiğini göstermek istemiştir. Erdem’in tekâmül kurslarına bu kadar önem vermesinin arkasında yatan en önemli nedenlerden biri göreve başladığında bütün müftülüklere ilettiği ve altını kalın çizgilerle çizdiği “nitelikli/vasıflı din görevlisi” yetiştirme hususundaki hedeflerini kısa bir sürede gerçekleştirmek istemesidir. Neticede onun bu amaca yönelik yaptığı icraatlar karşılıksız kalmamış; dönemin siyasetçileri tarafından memnuniyetle karşılandığı gibi, aynı zamanda basın-yayın organları tarafından da övgüyle bahsedilerek, (Fotoğraf-2)’de olduğu gibi, kamuoyuna aktarılmıştır.[53]

hasan2.jpg

Tekâmül kurslarıyla ilgili dönemin gazete ve dergilerinde dile getirilen önemli bir nokta daha bulunmaktadır. O da kursiyerlerin iştirak ettikleri kurs hakkındaki değerlendirmelerine yer verilmesidir. Örnek olması hasebiyle burada bir tanesini zikretmekte fayda vardır. 21 Ağustos 1962 tarihinde Ankara’da yapılan kurs bitiminde, kursun temsil heyeti başkanı olan Aydın Müftüsü M. Uyanık bir açıklama yaparak almış oldukları eğitim hakkında bazı açıklamalarda bulunmuştur. Müftü Uyanık’ın yaptığı açıklamalar hem kursun içeriği hem de kursun Diyanet personeli tarafından nasıl karşılandığı hakkında bizlere fikir vermesi açısından oldukça önemlidir. Ona göre kursiyerler aldıkları eğitim hakkında olumlu bir kanaate sahiptirler. Çünkü müftü ve vaizler kurs müddetince; görevleriyle ilgili daha önce öğrendikleri bilgileri tekrar edip hatırlama ve varsa eksik olan yönlerini tamamlama; içinde yaşadıkları toplumun sosyo-kültürel yapısına dair malumat edinme ve muhatap kitle hakkında daha fazla öngörü sahibi olma; aynı görevi yapan fakat farklı coğrafi bölgelerde çalışan personellerle kaynaşma;[54] sahada karşılaşılan din hizmetlerine yönelik meseleler hakkında fikir alışverişinde bulunma ve taşrada yaşanan sorunları müzakere ederek bunları daha üst mercilere birinci elden ulaştırma gibi bir şansa sahip olmuşlardır.[55]

Diyanet personeline yönelik başlatılan bu tekâmül kursları, 1972 yılında Bolu’da ilk eğitim merkezinin açılmasına kadar bu isimle sahada uygulanmaya devam etmiştir. Müftü ve vaizlerin katıldıkları bu kurslara baktığımızda, günümüzde yapılan hizmet içi eğitim faaliyetleri sonucunda ulaşılması beklenilen hedeflerle neredeyse birebir örtüşmektedir. Aslında bugün de o günde tekâmül ya da hizmet içi eğitim dediğimiz kursların temel iki hedefi vardır. Bunlardan birincisi din görevlilerinin mesleki bilgilerinin/meziyetlerinin geliştirilmesi ikincisi ise onların genel kültür/pedagojik formasyon seviyelerinin yükseltilmesidir.[56]

Bu süreçte bu kursların kapsamı da genişletilmiştir. Müftü ve vaizler için düzenlenen söz konusu kursların, aynı şekilde, öncelikle il ve ilçe merkezinde görev yapan imam-hatipler ile müezzinler, sonrasında ise köylerde hizmet eden aynı isimdeki din görevlileri için de yapılmasına karar verilmiştir. Bu amaçla, 24 Temmuz 1962 tarihinde taşra teşkilatına gönderilen bir genelge ile bu düşünce resmileştirilmiş ve imam-hatipler ile müezzinlere yönelik üç ay süreli “Hayrat Hademesi Tekâmül Kursları”nın açılması kararlaştırılmıştır.[57] İmam-hatipler ile müezzinlerin üç aylık kurs süresince alacağı konular/eğitim, müftü ve vaizler ile neredeyse aynıdır. Burada da temel amaç din görevlilerinin mesleki bilgi seviyesi ile genel kültür durumlarının daha da arttırılmasıdır. İçerikte farklı olan yön ise her görevlinin teşkilat kanununda çerçevesi çizilen görevleri layıkıyla yerine getirmesine yardımcı olmaktır.

Diyanet İşleri Başkanlığı, bu yardımı yaparken, kursların daha verimli ve daha kaliteli olması için öncelikle kurumda bilgisiyle ve mesleki meziyetleri ile öne çıkmış müftü, vaiz, Kur’an kursu öğretmeni ve imam-hatipler olmak üzere dönemin İslam Enstitüsü hocaları ile İmam-Hatip Okullarında görevli idareciler ve öğretmenlerden de destek alarak söz konusu faaliyeti en iyi şekilde tamamlamaya gayret etmiştir. Başkanlığın teoride prensip olarak belirlediği bu çok doğru ve çok yerinde olan yaklaşım aynı şekilde sahaya da yansımıştır. İllerde yapılan tüm kurslarda öğreticilerin sayısı ve nitelikleri itibariyle alanında yetkin kişilerden oluşmasına dikkat edilmiştir. Bu süreçte İstanbul, Burdur ve Bilecik il merkezlerinde yapılan kurslara yönelik ayrıntılı bilgiler ve görseller dönemin gazete ve dergilerinde kamuoyuna duyurulmuştur. Bu bağlamda İstanbul’da imam-hatip okulunda düzenlenen ve kurs bitiminde eğitmenler ile kursiyerlerin birlikte aynı karede yer aldığı (Fotoğraf-3) burada dile getirdiğimiz hususu teyit eden önemli bir tarihi vesikadır.[58]

hasan3.jpg

  1. Kocatepe Camisinin İnşaatına Başlanması

Yeni teşkilat yasasının oluşturulmasına yönelik çalışmaların başlaması ile tekâmül kurslarının açılmasının yanında Erdem döneminde hayata geçirilen bir diğer önemli hizmet ise Kocatepe camisinin temellerinin atılmasıdır. Başkan’ın kendi imzasıyla Kocatepe’de yapılacak cami ve külliye inşası için bütün il müftülüklerine gönderdiği resmi yazının içeriği ile dönemin cami derneğinin hazırladığı ve Kocatepe’de hayata geçirilmesi düşünülen cami inşaatının tarihi seyrini anlatan tanıtım broşüründeki bilgilere baktığımızda söz konusu sürecin 1943 yılına kadar geriye gittiği ortaya çıkmaktadır. Buna göre; nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu Ankara ilinin Yenişehir mahallesinde cami bulunmaması ve burada oturan halkın talepleri neticesinde dönemin valisi ve Diyanet İşleri Başkan yardımcısı Ahmed Hamdi Akseki’nin de katılımıyla bir toplantı yapılarak bu bölgede bir cami yapılması için karar alınmış ve bu amaçla “Yenişehir Cami Yaptırma Derneği” adıyla bir dernek kurulmuştur. Bu tarihten sonra ilgili dernek bu isteğini yerine getirmek için Ankara’daki üç yerde arsa alımı yapmaya yönelik girişimlerde bulunmuştur. Bunlardan ilki Ziya Gökalp Caddesi, ikincisi Emniyet Abidesinin parkı içerinde, üçüncüsü ise Milli Kütüphanenin yanında derneğe tahsis edilen arsadır. Ancak dernek kendisine tahsis edilecek arsayla ilgili bürokratik işlemlerden ve ortaya çıkan benzer sıkıntılardan dolayı kurulma amacındaki faaliyetlerini belirli bir süre yerine getirememiştir. 1956 yılına gelindiğinde ise derneğin çalışmaları tekrar ele alınarak isminde bir değişikliğe gidilmiş ve daha önce yapılması planlanan projelerden vazgeçilerek Kocatepe’de içerisinde caminin de olacağı geniş bir külliye yapılması fikri ortaya çıkmıştır.[59]

1956’da ismi “Türkiye Devrim Diyanet Sitesi Yaptırma Derneği” olarak değiştirilen dernek, yaklaşık bir yıl sonra yeni bir proje hazırlattırarak akamete uğrayan sürecin tekrar canlanmasını sağlamıştır. Bu esnada dönemin başbakanı Adnan Menderes’in de yakından ilgisi ve desteği sayesinde bütün tarafların talep ettiği Kocatepe’de yeni bir caminin inşa edilmesi düşüncesi tebarüz etmiştir; fakat projelendirilen yeni caminin temelinin atılması ise ancak yedi yıl sonra Erdem’in başkanlığı döneminde gerçekleştirilebilmiştir.[60] Bu noktada şu hususu da belirtmek gerekir ki, yaşanan süreçte hem Diyanet’in hem de derneğin amacı sadece bilinen şekliyle bir cami yaptırmak değil, aksine külliye şeklinde içerisinde değişik faaliyetlerin icra edilebileceği geniş bir kompleks inşa etmektir. Nitekim derneğin başkanı Ahmet Yıldız ile birlikte on iki kişilik idari heyetin[61] adının da yer aldığı tanıtım broşüründe, yapımı planlanan külliyenin amacı günümüzün “dini kültür ve müesseseleri bakımından memleketimizde büyük bir boşluğu dolduracak ve üç yüzyıldır kopmuş bir sanat halkasını da günümüze bağlayarak bugünkü sanatkarlarımızın gelecek kuşaklara seslenişi olacaktır.” şeklinde dile getirilmektedir.[62]

“Türkiye Devrim Diyanet Sitesi” adıyla inşasına başlanılması düşünülen bu külliye tarzındaki kompleks hem ülke içerisinde hem de ülke dışında çok ciddi bir ilgiyle karşılanmıştır. Dönemin hükümetinin maddi destekleri yanında Suudi Arabistan hükümeti de büyükelçisi aracılığıyla Kocatepe Camisi külliyesine 40,000 sterlin (yaklaşık bir milyon liralık) para yardımında bulunmuştur. Bu yardımın takdim edilmesine yönelik ortak bir basın toplantısı düzenlenerek ilgili görseller (Fotoğraf-4) basın tarafından halka duyurulmuştur.[63]

hasan4.jpg

Erdem, resmi kanallardan yapılan söz konusu yardımlara ilaveten Ankara Radyosu’nda, bu konuyla ilgili, bir konuşma yapmıştır. Başkan, konuşmasının başında inşa edilecek olan külliyenin özelliklerinden söz ederek kısa bir giriş yaptıktan sonra yeryüzünde kurulan İslam ma’bedleri hakkında bilgi vermiş; onların önemi ve Müslümanlar açısından ihtiva ettiği değere vurgu yaparak, geçmişte nasıl Müslümanlar o ma’bedlerin inşasına ve oluşumuna yardım ettilerse bugünün insanlarının da aynı azimle, aynı şevkle ve aynı iman duygusuyla yapılacak olan bu külliyeye destek çıkmalarını rica etmiştir. Halkın yapacağı yardımların bir sadaka-i cariye olduğunu ve bu hayrın kişinin vefatından sonra bile amel defterinin açık olmasına sebep olan çok güzel bir yardım ve hayır fırsatı olduğunu dile getirmiştir. Programın bitimine doğru vatandaşlara hitaben “İşte aziz ve hayrısever dinleyenlerim. Resulü Ekrem Efendimizin hadisi şeriflerinde mülhem olarak size haber veriyorum ki Ankara’da ma’bedi, İslam Enstitüsü, kütüphanesi vesairesiyle birlikte kurulacak olan Diyanet Sitesine yapacağınız yardımla siz hayrın hepsine yani hem bir ma’bedin, hem bir faydalı ilim müesesesi olan İslam Enstitüsünün inşaasına iştirak etmiş, binnetice burada yetişecek hayırlı manevi evlatlara da sahip olmuş olacaksınız. Hepinizi hayır yollarında yarıştırmasını Cenab-ı Hakktan dilerim.” şeklindeki metni okumuştur. Akabinde ise insanlardan yapımı devam eden ve ilave inşaatlarla genişletilecek olan Kocatepe Camisi inşaatına tekrar maddi destek talep etmiş ve konuşmasını bu şekilde tamamlamıştır.[64]

Bu süreçte Kocatepe’de inşa edilecek kompleks yapının isminin “Devrim Diyanet Sitesi” olarak belirlenmesi nedeniyle bazı tartışmalar ortaya çıkmıştır. Bu tartışmaların caminin yapım sürecini akamete uğratmaması için tüm teşkilata Başkan Erdem tarafından resmî bir yazı gönderilmiştir. İlgili yazı ile din hizmetlerinde görevli tüm personelin isim ve cami ile ilgili tartışmaların gerçek mahiyetini halka açıklamaları talep edilmiştir. Çünkü Erdem’e göre komplekse verilen isim,“dinimizin inanç, ibadet ve ahlak temelleri üzerinde, asla herhangi bir değişiklik ifade etmez.”[65] İsim etrafında dönen kısır çekişmelerle zaman harcamak yerine hedefe odaklanılması gerektiğine inanan Erdem, 1943 yılından itibaren yaşanan sürece de vakıf olması nedeniyle, aynı hatalara düşülmemesi adına bir an önce yeni cami ile külliyenin yapılmasından yanadır. Neticede hem dönemin devlet yöneticilerinin hem Diyanet teşkilatının hem de ahalinin desteğiyle yeni cami projesinin ilk temeli, (Fotoğraf-5)’te görüldüğü üzere, 1963 yılında Hasan Hüsnü Erdem’in Diyanet İşleri Başkanlığı döneminde atılmıştır.[66]

hasan5.jpg

Yaklaşık bir yıl sonra ise ancak idare binaları tamamlanabilmiştir. İdare binaları inşa edilirken maalesef caminin inşasına hem mimarî tarzından kaynaklanan bazı eleştiriler hem de bazı teknik aksamalardan dolayı üç yıl ara verilmiştir. 1967 yılında tekrar yeni bir proje yarışması düzenlenmiştir. Yarışma neticesinde Hüsrev Tayla ile Fatih Uluengin’in projesi birinci olmuştur. 1975 yılına kadar her iki mimar yeni süreci birlikte yönetmişlerdir. Ancak aynı tarihte Uluengin projeden ayrılmış, Tayla ise mevcut görevine tek başına devam etmiştir. Bu süreçte 1969 yılında caminin alt katı hizmete açılarak cemaatin istifadesine sunulmuştur. 1981 yılında Türkiye Diyanet Vakfı’nın uhdesine verilen cami inşaatı 1986 yılında tamamlanarak bugünkü halini almıştır. 1943 yılında yapımı düşünülen fakat bitimi tam kırk üç yıl süren Kocatepe Camisinin açılışı ise dönemin Başbakanı Turgut Özal tarafından gerçekleştirilmiştir.[67]

  1. Sonuç

Hasan Hüsnü Erdem, bedeni anlamda çok naif bir bünyeye sahip olmasına karşılık, etkili hitabeti, dinî ve ahlâkî konulardaki sarsılmaz duruşu, bireysel ve toplumsal ilişkilerindeki nezaketi ve tevazuu ile tanınan bir din adamıdır. Diyanet İşleri Başkanı olmadan önce uzun yıllar müşavere kurulu üyeliği ve reisliği görevlerinde bulunan Erdem, bu sayede, örgütün tarihi süreç içerisindeki dönüşümünü daha yakından tanıma ve tetkik etme fırsatını elde etmiştir. Onun bu süreçte kazandığı mesleki tecrübe, başkanlığı döneminde, herhangi bir yabancılık çekmeden teşkilatı yönetmesinde kendisine ciddi katkılar sağlamıştır.

Erdem’in böylesi önemli ve mesuliyeti de çok ağır bir göreve atanmasında; ilmî yeterliliğinin, din sahasındaki nitelikli çalışmalarının, başarılarla dolu bir memuriyet hayatının, yazdığı ve çevirisini yaptığı birbirinden farklı eserlerinin katkısı oldukça büyüktür. O, bu çok yönlü meziyetleri sayesinde, görev yaptığı zaman zarfında teşkilata ivme kazandıran ve örgütün bugünkü kurumsal kimliğini yakalamasına kaynaklık eden birtakım faaliyetlere imza atmıştır. Başkanın söz konusu faaliyetleri gerçekleştirmesindeki temel amacı; örgütün din hizmetleriyle ilgili yapmak istediği çalışmaların yasal çerçevesini belirlemek; diyanet personelinin mesleki meziyetlerini arttırarak görevlerini layıkıyla yerine getirmelerini sağlamak; içerisinde caminin de olduğu bir külliye inşa ederek insanların zihninde, duygu ve düşüncelerinde doğru bir din algısı oluşturmaya çalışmaktır.

Merhum Erdem, görevi boyunca, ulaşabildiği her kesim nezdinde belirlediği hedeflerin en iyi şekilde hayata geçirilmesi için hem bireysel hem de kurumsal anlamda gerekli girişimlerde bulunmuştur. Bugünden o döneme baktığımızda Erdem’in ve ekibinin bu çabalarının önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Çünkü ülkenin içerisinde bulunduğu mevcut konjonktürde böylesi hassas ve zahmetli görevleri yürütmek, bunu yaparken toplumsal birlik ve beraberliği zedeleyecek hususlardan kaçınmak ve inandıkları meseleler hakkında ısrarcı olup çözüm aramaya çalışmak zannedildiği kadar kolay bir vazife değildir.

Özetle; bu dönemde, mensubu olduğu kurumun itibarını zedelemekten imtina eden ve yaşamını bu amaca göre şekillendirmiş bir Başkan, halkın din hizmeti ihtiyacını en iyi şekilde gidermeye çalışan bir kurum, vatandaşlarla doğru ve tutarlı bir iletişim kurarak onların dinî konulara ait sorunlarına çözüm bulmaya gayret eden vasıflı bir din görevlisi oluşturmak için, eldeki imkanlar nispetinde, teşkilata katkı sağlayan faaliyetlerin yapıldığını söylemek mümkündür.

Kaynakça

 “Ankara’nın Müftü ve Vaizleri Yuva Köyünde”, Her Asrın Dini Müslümanlık, Y.2, C.2, S.16, Ekim 1962.

“Beypazarı Müftü ve İmamları Anıtkabiri Ziyaret Etti”, Her Asrın Dini Müslümanlık, Y.2, C.2, S.16, Ekim 1962.

“Bütün Memleket Müftüleri Ankara’da Toplandı”, Sebilürreşad, C.15, S.361, 1965.

“Din Adamları İki Ay Kursa Tabi Tutulacak”, Milliyet, 22 Temmuz 1962.

“Din Adamlarının Ek Görevleri Kaldırıldı”, Son Havadis, 13.05.1964.

“Diploma Aldı”, Yeni Gün, 24 Ağustos 1961.

“Diyanet İşler Başkanı “Ezan Türkçeleşmez” dedi”, Öncü, 22 Mart 1961.

“Diyanet İşleri Bağımsız Oluyor”, Milliyet, 30 Mayıs 1961.

“Diyanet İşleri Başkanı Değişti”, Yeni Gün, 8 Nisan 1961.

“Diyanet İşleri Başkanı Hasan Hüsnü Erdem’in Hal Tercemesi”, Diyanet İşleri Başkanlığı Dergisi, Ankara, 1961.

“Diyanet İşleri Başkanı Ö.Bilmen Emekliye Ayrıldı Yerine Hasan Hüsnü Erdem Tâyin Edildi”, Tercüman, 6 Nisan 1961.

“Diyanet İşleri Personel Maaşları Arttırılıyor”, Son Havadis, 19 Haziran 1961.

 “Diyanet İşleri Reisliğine H. Hüsnü Erdem Getirildi”, Öncü, 9 Nisan 1961.

“Diyanet İşleri Tasarısı Açıklandı”, Milliyet, 31 Ocak 1963.

“Diyanet İşleri Teşkilâtına Muhtariyet Verilmelidir”, Yeni İstanbul, 23 Nisan 1963.

“Diyanet İşlerinde”, Ulus, 17 Ekim 1962.

“Diyanet Reisinin Mühim Beyanatı: Dinde İctihad-İslam Dininde Reform-Türkçe Kur’an-Diyanet Teşkilâtı Hakkında”, Sebilürreşad, C.XIII, S.323, 1961.

“Diyanet Reisliğinde Tebeddül”, Sebilürreşad, C.XIII, S.320, 1961.

“Diyanet Sitesine Yardım”, Vatan, 23.08.1964.

“Eski Diyanet İşleri Başkanı Antalya Müftüsünü Ziyaret Etti”, İleri, 30 Nisan 1965.

“Fetvacı Din Adamı Arıyorlar”, Zafer, 14 Ekim 1964.

“Gürsel Diyanet İşleri Başkanını Ziyaret Eden 2. Cumhurbaşkanı”, Yeni Gün, 17 Ekim 1962.

“Gürsel Diyanet İşleri Başkanını Ziyaret Etti”, Öncü, 17 Ekim 1962.

“Hademe-i Hayratın Maaşları Artacak”, Zafer, 31 Ocak 1963.

“Hasan Hüsnü Erdem”, İslâm-Türk Ansiklopedisi Muhîtülmaarif Mecmuası, C.II, S.65-66, 1946, İstanbul.

“Hasan Hüsnü Hocamız Aramızda Bulunmaktadır”,  Antalya, 30 Nisan 1965.

“Hükümet Dinle İlgili Görüşlerini Açıkladı”, Yeni Sabah, 30 Mayıs 1961.

“İstenilen Fetvaları Vermeyen Diyanet İşleri Başkanı Emekliye Sevkedildi: Karar Büyük Üzüntü Yarattı”, Zafer, 13 Ekim 1964.

“Kurslar: Aydın Müftüsünün Konuşması”, Her Asrın Dini Müslümanlık, Y.2, C.2, S.16, Ekim 1962.

“Modern Cami’nin Temeli Dün Atıldı”, Yeni İstanbul, 11 Mayıs 1963.

“Müftü ve Vaizler Çok Sıkı Şekilde Kontrol Edilecek”, Vatan, 2 Nisan 1962.

“Müftüler Uyarılıyor”, Milliyet, 07.03.1964.

“Ö. N. Bilmen Sıhhî Sebeplerden Dolayı Emekli Oldu-Diyanet İşleri Reisliğine H. Hüsnü Erdem Tayin Edildi”, Yeni İstiklal, 12 Nisan 1961.

“Yeni Diyanet İ. R.nin Tercüme-i Hali”, Yeni İstiklal, 12 Nisan 1961.

“Yeni Reis”, Yeni Gün, 14 Nisan 1961.

“Yeni Kanun Tasarısı”, Yeni Gün, 3 Eylül 1961.

“Riyâzû’s-Sâlîhin Mütercimi Sabık Diyanet İşleri Başkanı Hasan Hüsnü Erdem (1889-1974)”, Diyanet İşleri Başkanlığı Dergisi, C.XIII, S.6, Kasım-Aralık 1974.

Akyüz, Niyazi, Gürsoy, Şahin, Çapçıoğlu, İhsan, “Din İşlerinde Özgün Türk Deneyimi: Diyanet’in Kurumsal Kimliği ve Güncel Değerlendirmeler”, Dinî Araştırmalar, Mayıs-Ağustos 2006, C.9 S.25.

Aytürk, Nihat, “Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilat Tarihçesi”, Diyanet İlmi Dergi, C.XXV, S.1, 1989.

Baltacıoğlu, İ. H., “Günün Çehresi: Diyanet İşlerinde Kalkınma”, Medeniyet, 6 Haziran 1961.

Başkurt, İrfan, Din Eğitimi Açısından Kur’an Öğretimi ve Yaz Kur’an Kursları, İstanbul, 2007.

Bulut, Mehmet, “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Yaygın Din Eğitimi Görevi”, Diyanet İlmi Dergi, C.XXXV, S.4, 1999.

……………….“Dönemleri ve Öne Çıkan Hizmetleriyle Diyanet İşleri Başkanları: Hasan Hüsnü Erdem (1889-1974)”, Diyanet Aylık Dergisi, S.244, Nisan 2011.

………………. “Dönemleri ve Öne Çıkan Hizmetleriyle Diyanet İşleri Başkanları: Hasan Hüsnü Erdem II”, Diyanet Aylık Dergisi, S.245, Mayıs 2011.

………………. “Yaygın Din Eğitimi”, Diyanet İlmi Dergi, C.XXIX, S.3, 1993.

Diyanet İşleri Reisliği Memurlarına Ait Sicil Cüzdanı, Ankara, 1934.

Doğan, Recai, “Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Tevhid-i Tedrisat Çerçevesinde Din Eğitimi-Öğretimi ve Yapılan Tartışmalar”, Cumhuriyet’in 75. Yılında Türkiye’de Din Eğitimi ve Öğretimi, Ankara, 1999.

Edip, Eşref, “Diyanet Reisi Erdem’in Makamından Ayrılması Meselesi”, Sabah, 24 Haziran 1966.

Er, İzzet, “Din Devlet İlişkisi ve Diyanet İşleri Başkanlığı”, Diyanet İlmi Dergi, C.XLV, S.3, 2009.

Ertan, Veli, “Alimin Ölümü, Alemin Ölümü Gibidir: Hasan Hüsnü Erdem (1889-1974)”, Yeşilay, S.492, Kasım 1974.

…………… “Alimin Ölümü, Alemin Ölümü Gibidir: Hasan Hüsnü Erdem”, Kalkınan Akseki, 16 Şubat 1976.

…………… “Erdem, Hasan Hüsnü”, TDV İslam Ansiklopedisi, C.11, 1995, Ankara.

…………… “Eski Diyanet İşleri Reisi Hasan Hüsnü Erdem”, Akseki Dergisi, Y.1, S.3, Eylül 1967.

…………… “Vefatının Birinci Yılı Münasebetiyle Hasan Hüsnü Erdem (1889-1974)”, Tohum, Y.8, S.90-91, Ağustos-Eylül 1975.

……………. “Yaşayan Din Alimlerinden Eski Diyanet İşleri Başkanı Üstad H. Hüsnü Erdem”, Bugün,25 Şubat 1973.

……………. “Yaşayan Din Alimlerinden Eski Diyanet İşleri Başkanı Üstad H. Hüsnü Erdem”, Bugün, 26 Şubat 1973.

……………. “Yaşayan Din Alimlerinden Eski Diyanet İşleri Başkanı Üstad H. Hüsnü Erdem”, Bugün, 27 Şubat 1973.

……………. “Yaşayan Din Alimlerinden Eski Diyanet İşleri Başkanı Üstad H. Hüsnü Erdem”, Bugün, 28 Şubat 1973.

……………. “Yaşayan Din Alimlerinden Eski Diyanet İşleri Başkanı Üstad H. Hüsnü Erdem”, Bugün, 1 Mart 1973.

……………. “Yaşayan Din Alimlerinden Eski Diyanet İşleri Başkanı Üstad H. Hüsnü Erdem”, Bugün, 2 Mart 1973.

……………. “Yaşayan Din Alimlerinden Eski Diyanet İşleri Başkanı Üstad H. Hüsnü Erdem”, Bugün, 3 Mart 1973.

……………. “Yaşayan Din Alimlerinden Eski Diyanet İşleri Başkanı Üstad H. Hüsnü Erdem”, Bugün, 4 Mart 1973.

……………. “Yaşayan Din Alimlerinden Eski Diyanet İşleri Başkanı Üstad H. Hüsnü Erdem”, Bugün, 5 Mart 1973.

……………. “Yaşayan Din Alimlerinden Eski Diyanet İşleri Başkanı Üstad H. Hüsnü Erdem”, Bugün,6 Mart 1973.

Gönüllü, Ali Rıza, Cumhuriyet Döneminde Antalya (1923-1960), İstanbul, 2010.

Gürkan, Menderes, “Prof. Dr. Cihat Tunç İle Söyleşi”, Bilimname, S.IV, 2004/1.

Gürtaş, Ahmet, “Diyanet İşleri Başkanlığı Eğitim Merkezleri ve Hizmet İçi Eğitim Faaliyetleri”, II. Din Şûrası Tebliğ ve Müzakereleri (23-27 Kasım 1998) II, Ankara, 2003.

https://www.diyanet.gov.tr/tr-TR/Person/PresidentDetail/30/hasan-husnu-erdem (19.04.2018-19:00).

https://www.diyanet.gov.tr/tr-TR/Kurumsal/Detay/1 (19.04.2018-22:00).

http://tdvcamiler.com/index.php/2016/02/17/kocatepe-camii-tadilati/  (29.04.2018-16:50)

http://tdvcamiler.com/index.php/2016/02/17/kocatepe-camii-tadilati/ (29.04.2018-22:10).

http://tdvcamiler.com/index.php/2016/02/17/kocatepe-camii-tadilati/ (30.04.2018-21:30)

Işık, Ayhan, “İlme Adanan Ömür: Ömer Nasûhi Bilmen (1883-1971)”, Din ve Hayat: İstanbul Müftülüğü Dergisi, S.24, 2015.

Kabaklı, Ahmet, “Müftüler Semineri”, Tercüman, 21 Ağustos 1965.

Kara, İsmail, “Din İle Devlet Arasında Sıkışmış Bir Kurum”, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, S.18, 2000.

Karaman, Fikret, “Diyanet İşleri Başkanlığına Eleman Hazırlama Politikası”, II. Din Şûrası Tebliğ ve Müzakereleri (23-27 Kasım 1998) II, Ankara, 2003.

Kayapınar, Hüseyin, “Diyanet İşleri Başkanlığı Hizmet İçi Eğitim Hizmetleri”, IV. Din Şûrası Tebliğ ve Müzakereleri (12-16 Ekim 2009), Ankara, 2009.

Kayadibi, Fahri, “Diyanet İşleri Başkanlığı Personelinin Eğitim ve Bilgi Seviyesinin Yükseltilmesi”, II. Din Şûrası Tebliğ ve Müzakereleri (23-27 Kasım 1998) II, Ankara, 2003.

………………. “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Yaygın Din Eğitiminde Yeri ve Fonksiyonu”, Din Eğitimi Araştırmalar Dergisi, S.8, 2001.

Keskin, Abdulbaki, “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Varlığı, Yapısı, Genel Hizmet Politikası Hakkında Bazı Mülahazalar”, I. Din Şûrası Tebliğ ve Müzakereleri (1-5 Kasım 1993),C.II, Ankara, 1995.

Koç, Ahmet, “Diyanet İşleri Başkanlığı ve Yaygın Din Eğitimi”, Din Eğitimi Araştırmaları Dergisi, S.8, 2001.

Köycü, Erdoğan, “Hasan Hüsnü Erdem’in Hayatı ve İlâhî Hadîsler Adlı Eserinin Kudsî Hadîs Literatürü’ndeki Yeri”, İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, C.7, S.2, 2018.

Ogan, M. Raif, “Diyanet Riyaset Teşkilatı Tasarısı Hakkında Bazı Mülahazalar”, Sebilürreşad, C.XIV, S.346, 1963.

Omay, İbrahim Saffet, “Diyanet İşlerinde Çalışanların Feraha Kavuşacaklar”, Tercüman, 12 Şubat 1964.

Orhon, Orhan Seyfi, “Doğruysa Çok Ayıp”, Son Havadis, 17 Ekim 1964.

Öcal, Mustafa, Diyanet İşleri Başkanları ve Hizmetleri, İstanbul, 2016.

Özdemir, Sadettin,  “Antalya’nın Yetiştirdiği Diyanet İşleri Başkanları”, Dünden Bugüne Antalya, C.II, Antalya, 2010.

Özender, Hasan, “Merhum Hasan Hüsnü Erdemi de Kaybettik”, İslam’ın İlk Emri Oku, Y.14, C.13, Ekim 1974.

Tayla, Hüsrev, “Kocatepe Camii”, Diyanet İslam Ansiklopedisi,  C.26, 2002, Ankara.

Turhan, İbrahim, “AB Sürecinde Diyanet İşleri Başkanlığı: Özerklik ve Temsil Sorunu Bağlamında Bir Değerlendirme”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, S.31, 2011.

Uçar, Hasan Hüseyin, Uçar, Ahmet Ali, Antalya İli Akseki İlçesi-Sadıklar Köyü, Haz: Mustafa Nuri Özyılmaz, İzmir, 1990.

Yıldız, Ahmet, “Diyanet Riyaseti Hakkında M.B.K. Azasından Ahmet Yıldız’ın Beyenatı”, Sebilürreşad, C.XIII, S.318, 1961.

Yılgın, Mehmet, “Diyanet İşleri Başkanlığı Hizmet İçi Din Eğitimi”, IV. Din Şûrası Tebliğ ve Müzakereleri (12-16 Ekim 2009), Ankara, 2009.

Yılmaz, Mehmet Nuri, “Diyanetİşleri Başkanlığı ve Milli Bütünlüğümüz”, Tartışılan Değerler Açısından Türkiye (Sempozyum 17-18 Haziran 1995), Ankara, 1996.

 

 

[1]Konya Ziyaiyye Medresesi müderrislerinden ve aynı zamanda babasının da akrabası olan Abdullah Hilmi Efendi ve İstanbul Fatih Dersiâmlarından Muğlalı Ali Rıza Efendi ile Mehmet Şükrü Efendi’nin Hasan Hüsnü Erdem’in tahsil hayatına yaptıkları katkı ve etki oldukça büyüktür. Bkz. Hasan Hüseyin Uçar, Ahmet Ali Uçar, Antalya İli Akseki İlçesi-Sadıklar Köyü, Haz: Mustafa Nuri Özyılmaz, İzmir, 1990, ss. 282-284; Veli Ertan, “Erdem, Hasan Hüsnü”, TDV İslam Ansiklopedisi, C.11, 1995, Ankara, s. 283; Veli Ertan, “Yaşayan Din Alimlerinden Eski Diyanet İşleri Başkanı Üstad H. Hüsnü Erdem”, Bugün, 25 Şubat 1973, s. 4.

[2]Hasan Hüsnü Erdem, 1919 yılında Medresetü’l-Mütehassisîn’i birincilikle bitirerek bu okuldan mezun olmuştur. Onun “Dört İmamın Nokta-i Nazariyelerine Göre Ahkâm-ı Radâ” adlı okul bitirme tezi okulunun “Müderrisler Meclisince” birinciliğe layık görülmüştür. Veli Ertan, “Eski Diyanet İşleri Reisi Hasan Hüsnü Erdem”, Akseki Dergisi, Y.1, S.3, Eylül 1967, s. 16; Saadettin Özdemir, “Antalya’nın Yetiştirdiği Diyanet İşleri Başkanları”, Dünden Bugüne Antalya, C.II, Antalya, 2010, s. 539; Hasan Hüseyin Uçar, Ahmet Ali Uçar, Antalya İli Akseki İlçesi-Sadıklar Köyü, s. 284.

[3]Bu süreçte Hasan Hüsnü Erdem sırasıyla Antalya Lisesi Din Dersleri, İmam-hatip Lisesi Tefsir ve Hadis Dersleri ile Antalya Lisesi Türkçe muallimliği görevlerinde bulunmuştur. Bkz. “Yeni Diyanet İ. R.nin Tercüme-i Hali”, Yeni İstiklal, 12 Nisan 1961.

[4]Antalya Lisesi’nde görevli iken “Türkçe Öğretmeni Hasan Hüsnü” hitabıyla kendisine, 5/10/1937 tarihli ve 938 sayılı yazı ile Isparta Türkçe öğretmenliğine atandığına dair “Kültür direktörlüğünün” 22/09/1937 tarihli ve 2290/506 sayılı yazısı tebliğ edilmiştir.

[5]Mustafa Öcal, Diyanet İşleri Başkanları ve Hizmetleri, İstanbul, 2016, ss. 83-85; Hasan Hüseyin Uçar, Ahmet Ali Uçar, Antalya İli Akseki İlçesi-Sadıklar Köyü, ss. 285-287; Saadettin Özdemir, “Antalya’nın Yetiştirdiği Diyanet İşleri Başkanları”, s. 539. Hasan Hüsnü Erdem’e, müşavere heyeti azalığı döneminde de önemli görevler verilmiştir. 1958 yılında Eyüp Sabri Hayırlıoğlu imzasıyla kendisine gönderilen bir resmi yazıda, dönemin Ankara Radyosu’nda dinleyenlere sunulacak dinî ve ahlâkî konuların neler olacağı ve kimler tarafından bu hizmetin yerine getirileceğinin belirlenmesi amacıyla Diyanet tarafından görevlendirilen sekiz kişiden biri olarak seçildiği bildirilmektedir. Bkz. Diyanet İşleri Reisliği Yayın Müdürlüğü’nün “Sayın H. Hüsnü Erdem Müşavere Azası” hitaplı 27 İkinci Kanun 1958 tarihli ve 2332 sayılı yazısı. Erdem, Müşavere Heyeti Azalığı görevi yanında, 08.05.1950 tarihli ve 7502 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Başbakanlık kararıyla “Müşavere ve Dinî Eserler İnceleme Kurulu Üyesi” olarak da görevlendirilmiştir.

[6]Veli Ertan, “Alimin Ölümü, Alemin Ölümü Gibidir: Hasan Hüsnü Erdem (1889-1974)”, Yeşilay, S.492, Kasım 1974, ss. 16-17; Menderes Gürkan, “Prof. Dr. Cihat Tunç İle Söyleşi”, Bilimname, S.IV, 2004/1, s. 146; Ali Rıza Gönüllü, Cumhuriyet Döneminde Antalya (1923-1960), İstanbul, 2010, s. 310; Veli Ertan, “Erdem, Hasan Hüsnü”, s. 283; Hasan Hüseyin Uçar, Ahmet Ali Uçar, Antalya İli Akseki İlçesi-Sadıklar Köyü, s. 289; Saadettin Özdemir, “Antalya’nın Yetiştirdiği Diyanet İşleri Başkanları”, s. 539. Ankara İlahiyat Fakültesi Tefsir dersi öğretim görevlisi olarak çalışırken Erdem’e, Maarif vekilliğinden 21/12/1955 tarihli ve 18548 sayılı “İmam-hatip okulları için yazdırılacak kitaplar” konulu bir yazı gelmiştir. İlgi yazıda “İmam-hatip okulları birinci ve ikinci devreleri için müfredat programlarına uygun bir şekilde birer Tefsir kitabının tarafınızdan yazılması vekilliğimizce uygun görülmektedir…” denilmiştir. Yazının devamında okullarda okuyan öğrencilerin acilen bu kitaplara ihtiyacının olduğu, kısa sürede kitapların bitirilmesi gerektiği ve bu işlem karşısında kendisine gerekli telif ödemesinin yapılacağı bildirilmektedir.

[7]19 Şubat 1966 tarihli ve 6/5908 nolu Resmî Gazete’ye göre Devlet Bakanlığı’nın teklifi ve Bakanlar Kurulu’nun 31 Ocak 1966 tarihli kararı ile bu göreve atanmıştır. Ayrıca bkz. Diyanet İşleri Reisliği Memurlarına Ait Sicil Cüzdanı, Ankara, 1934; Veli Ertan, “Eski Diyanet İşleri Reisi Hasan Hüsnü Erdem”, s. 17; Veli Ertan, “Erdem, Hasan Hüsnü”, s. 283.

[8]Hasan Özender, “Merhum Hasan Hüsnü Erdemi de Kaybettik”, İslam’ın İlk Emri Oku, Y.14, C.13, Ekim 1974, s. 15; Veli Ertan, “Alimin Ölümü, Alemin Ölümü Gibidir: Hasan Hüsnü Erdem (1889-1974)”, s. 16.

[9]Veli Ertan, “Alimin Ölümü, Alemin Ölümü Gibidir: Hasan Hüsnü Erdem”, Kalkınan Akseki,16 Şubat 1976; “Hasan Hüsnü Erdem”, İslâm-Türk Ansiklopedisi Muhîtü’l-Maarif Mecmuası, C.II, S.65-66, 1946, İstanbul,  s. 6; Veli Ertan, “Eski Diyanet İşleri Reisi Hasan Hüsnü Erdem”, s. 17; Veli Ertan, “Erdem, Hasan Hüsnü”, s. 283; Hasan Hüseyin Uçar, Ahmet Ali Uçar, Antalya İli Akseki İlçesi-Sadıklar Köyü, s. 285.

[10]Veli Ertan, “Vefatının Birinci Yılı Münasebetiyle Hasan Hüsnü Erdem (1889-1974)”, Tohum, Y.8, S.90-91, Ağustos-Eylül 1975, ss. 66-67; Veli Ertan, “Yaşayan Din Alimlerinden Eski Diyanet İşleri Başkanı Üstad H. Hüsnü Erdem”, Bugün, 26 Şubat 1973, s. 4; “Diyanet İşleri Başkanı Hasan Hüsnü Erdem’in Hal Tercemesi”, Diyanet İşleri Başkanlığı Dergisi, Ankara, 1961, ss. 260-261; Veli Ertan, “Eski Diyanet İşleri Reisi Hasan Hüsnü Erdem”, ss. 16-17; Hasan Hüseyin Uçar, Ahmet Ali Uçar, Antalya İli Akseki İlçesi-Sadıklar Köyü, s.286; Saadettin Özdemir, “Antalya’nın Yetiştirdiği Diyanet İşleri Başkanları”, s. 539.

[11]Veli Ertan, “Yaşayan Din Alimlerinden Eski Diyanet İşleri Başkanı Üstad H. Hüsnü Erdem”,  26 Şubat 1973, s. 4; Veli Ertan, “Eski Diyanet İşleri Reisi Hasan Hüsnü Erdem”, s. 16; Hasan Hüseyin Uçar, Ahmet Ali Uçar, Antalya İli Akseki İlçesi-Sadıklar Köyü, s. 287; Saadettin Özdemir, “Antalya’nın Yetiştirdiği Diyanet İşleri Başkanları”, s. 539.

[12]Hasan Hüsnü Erdem, Yazı İşleri ve Evrak Müdürlüğü tarafından hazırlanan 10.04.1962 tarihli ve 7255 sayılı bir yazıyla teşkilat mensuplarının siyasetçilerle olan ilişkilerinde nelere dikkat etmeleri gerektiği konusunda onlara bazı uyarılarda bulunmuştur. Aynı yazıda bu uyarıyı dikkate almayanlar hakkında müftülükler tarafından gerekli kanuni işlemlerin yapılması talimatını da vermiştir.

[13]Veli Ertan, “Yaşayan Din Alimlerinden Eski Diyanet İşleri Başkanı Üstad H. Hüsnü Erdem”,  Bugün, 5 Mart 1973, s. 4.

[14]7 Ekim 1964 tarihli ve 2955 sayılı Başbakanlık kararnamesi.  Erdem’in emekliliğe sevk edilmesi o dönemde ciddi tartışmaların yaşanmasına neden olmuştur. Bkz. “İstenilen Fetvaları Vermeyen Diyanet İşleri Başkanı Emekliye Sevkedildi: Karar Büyük Üzüntü Yarattı”, Zafer, 13 Ekim 1964; Orhan Seyfi Orhon, “Doğruysa Çok Ayıp”, Son Havadis, 17 Ekim 1964; Eşref Edip, “Diyanet Reisi Erdem’in Makamından Ayrılması Meselesi”, Sabah, 24 Haziran 1966; “Fetvacı Din Adamı Arıyorlar”, Zafer, 14 Ekim 1964. Hasan Hüsnü Erdem, medyada da tartışılan görevden alınma tarzına çok üzülmüş; kendisine reva görülen ve şahsını kamuoyu nezdinde itibarsızlaştıran Başbakanlık kararının iptali için 6 Ocak 1965 tarihinde Danıştay’a dava açmıştır. Dava dilekçesinde kararın iptal edilmesi için öğrenim durumundan, bildiği lisana kadar yedi maddelik birbirinden farklı gerekçeler sunmuştur. Bunun üzerine Başbakanlık 2 Şubat 1965 tarihinde Danıştay’a kendi gerekçelerini ileten bir savunma dilekçesi göndermiştir. Akabinde yapılan tahkikat ve değerlendirme neticesinde Danıştay tarafından 13 Şubat 1965 tarihinde verilen nihai kararla Erdem’in emekliliğinin iptaliyle ilgili talebi reddedilmiştir.

[15]Kurs Müdürü M. Tevfik Ersen tarafından 16.08.1965 tarihli ve 12009 nolu Cebeci-Ankara Postanesinden Hasan Hüsnü Erdem’e gönderilen telgraf sureti.

[16]Veli Ertan, “Yaşayan Din Alimlerinden Eski Diyanet İşleri Başkanı Üstad H. Hüsnü Erdem”, Bugün, 6 Mart 1973, s. 4; “Bütün Memleket Müftüleri Ankara’da Toplandı”, Sebilürreşad, C.15, S.361, 1965,  s. 175; Ahmet Kabaklı, “Müftüler Semineri”, Tercüman, 21 Ağustos 1965; Hasan Hüseyin Uçar, Ahmet Ali Uçar, Antalya İli Akseki İlçesi-Sadıklar Köyü, s. 295. Kanaatimizce müftüler tarafından böyle bir kararın alınmasında birkaç neden olduğunu söylemek mümkündür. Bunlardan birincisi Erdem’in görevi boyunca Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurumsallaşmasına yönelik yaptığı hizmetlere karşılık görevden alınma biçiminin teşkilat içerisindeki yarattığı hoşnutsuzluktur. İkincisi ise kendisinden sonra gelen yeni Diyanet İşleri Başkanı’nın ilmî/dinî yeterliliğinin müftüler tarafından eleştiriye tabi tutulmasıdır. Ayrıca Başkan’ın, gerek merkez gerekse taşra teşkilatındaki Diyanet mensuplarıyla olan yakın ilişkisi, mütevazı kişiliği ve karşılıklı sevgi/saygıya dayanan iletişim becerisi de bu tarzda bir girişimin yapılmasında etkili olmuştur.

[17]“Hasan Hüsnü Hocamız Aramızda Bulunmaktadır”,  Antalya, 30 Nisan 1965; “Eski Diyanet İşleri Başkanı Antalya Müftüsünü Ziyaret Etti”, İleri, 30 Nisan 1965.

[18]Hasan Özender, “Merhum Hasan Hüsnü Erdemi de Kaybettik”, s. 14.

[19]Veli Ertan, “Vefatının Birinci Yılı Münasebetiyle Hasan Hüsnü Erdem (1889-1974)”, ss. 68-69; Hasan Özender, “Merhum Hasan Hüsnü Erdemi de Kaybettik”, s. 14; Vefatı üzerine aile efradına birçok başsağlığı telgrafı gönderilmiştir. Dönemin başbakan yardımcısı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, 23.08.1974 tarihli ve 107990 sayılı Sayın Ayşe Erdem hitaplı telgrafında  “Muhterem hocamızın vefatını büyük bir teessürle öğrenmiş bulunuyorum. Cenab-ı haktan merhuma rahmet sizlere başsağlığı dilerim” diyerek Erdem ailesine üzüntülerini dile getirmiştir. Aynı şekilde Diyanet İşleri Başkan Vekili Dr. Lütfi Doğan da 23.08.1974 tarihli ve 109583 nolu telgrafında benzer ifadelerle aileye taziye dileklerini iletmiştir.

[20]Eserleriyle ilgili geniş bilgi için bkz. “Riyâzû’s-Sâlîhin Mütercimi Sabık Diyanet İşleri Başkanı Hasan Hüsnü Erdem (1889-1974)”, Diyanet İşleri Başkanlığı Dergisi, C.XIII, S.6, Kasım-Aralık 1974, ss. 383-384; Veli Ertan, “Yaşayan Din Alimlerinden Eski Diyanet İşleri Başkanı Üstad H. Hüsnü Erdem”, Bugün, 27-28 Şubat 1973, s. 4; “Diyanet İşleri Başkanı Hasan Hüsnü Erdem’in Hal Tercemesi”, s. 259; Hasan Özender, “Merhum Hasan Hüsnü Erdemi de Kaybettik”, ss. 14-15; Veli Ertan, “Vefatının Birinci Yılı Münasebetiyle Hasan Hüsnü Erdem (1889-1974)”, s. 69; https://www.diyanet.gov.tr/tr-TR/Person/PresidentDetail/30/hasan-husnu-erdem (19.04.2018-19:00).

[21]Abdurrahman Azzam Paşa tarafından yazılan “er-Risâletü’l-hâlide” adlı Arapça eserin tercümesidir. Hem Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından (1948, 1962)  bastırılmış hem de Hakimiyet Gazetesi ile Müslüman Sesi Dergisi tarafından yayınlanmıştır.

[22]Söz konusu hâl tercemesi İslam-Türk Ansiklopedisi Muhîtü’l-Maarif Mecmuasında yer alan “Abd” maddeleri arasında neşredilmiştir.    

[23]Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından iki defa (1952, 1987) yayınlanmıştır.

[24]Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından beş defa (1952, 1963, 1982, 1985, 1987) bastırılmıştır. İslam Mecmuası’nda ise orijinal metniyle birlikte yayınlanmıştır. Eserin geniş bir değerlendirmesi ve kudsî hadîs literatüründeki yeri hakkındaki bilgi için bkz. Erdoğan Köycü, “Hasan Hüsnü Erdem’in Hayatı ve İlâhî Hadîsler Adlı Eserinin Kudsî Hadîs Literatürü’ndeki Yeri”, İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, C.7, S.2, 2018, ss. 602-626.

[25]Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından üç defa (1954, 1956, 1962) bastırılmıştır.

[26]Nevevî’ye ait üç ciltlik eserin tercümesidir. Erdem, ilk iki cildini merhum Kıvâmüddin Burslan ile müşterek bir şekilde, kalan bir cildini ise tek başına tercüme etmiştir.

[27]Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından üç defa (1953, 1954, 1959) bastırılmıştır.

[28]Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından üç defa yayınlanmıştır.

[29]Temmuz 1962 tarihli “Her Asrın Dini Müslümanlık Mecmuası”nın “köylü ile baş başa” sütununda yayınlanmış makalesidir. Bu makalesiyle ilgili dönemin Türkiye Hayvan Hakları Koruma Derneği Reisi Nazım Kıbrızlı, 11.10.1962 tarihli ve 70 nolu bir yazı göndererek bu makalesi ve makalede hayvan hakları ile yazdığı hususlar nedeniyle kendisine teşekkür etmiştir.

[30]Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından iki defa (1963, 1982) yayınlanmıştır.

[31]Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından (1964) bastırılmıştır.

[32]Ertan, “Erdem, Hasan Hüsnü”, s. 283.

[33]Hasan Hüsnü Erdem’in doktora tezi olarak hazırladığı çalışmanın adıdır. Bu çalışma Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanmak üzere satın alınmıştır.

[34]Veli Ertan, “Vefatının Birinci Yılı Münasebetiyle Hasan Hüsnü Erdem (1889-1974)”, s. 68; Veli Ertan, “Eski Diyanet İşleri Reisi Hasan Hüsnü Erdem”, s. 17; Hasan Özender, “Merhum Hasan Hüsnü Erdemi de Kaybettik”, s. 14

[35]“Diyanet İşleri Reisliğine H. Hüsnü Erdem Getirildi”, Öncü, 9 Nisan 1961.

[36]“Diyanet İşler Başkanı “Ezan Türkçeleşmez” dedi”, Öncü, 22 Mart 1961; “Diyanet İşleri Başkanı Ö. Bilmen Emekliye Ayrıldı Yerine Hasan Hüsnü Erdem Tâyin Edildi”, Tercüman, 6 Nisan 1961.

[37]“Yeni Reis”, Yeni Gün, 14 Nisan 1961; Konuyla ilgili dönemin basın yayın organlarında çıkan bazı manşetler şöyledir; “..yeni Reise gelince bu da gerek ilim ve kudret, gerek ahlak ve fazilet itibari ile selefi gibi her suretle itimada şayan mümtaz bir zattır.” Bkz. “Diyanet Reisliğinde Tebeddül”, Sebilürreşad, C.XIII, S.320, 1961, s.318; “Sayın okuyucularım! Siz bu insanı belki hiç tanımazsınız. İlahiyat Fakültesi ile teması olan ve Fakülte Enstitülerinin çalışmalarına katılan bizler çok iyi tanırız. Sayın Erdem Türk oğlu Türk’tür, Müslüman oğlu Müslümandır. Tam bir Avrupalıdır. İçi dışı bir olan bir karakter şaheseridir.  Onda klasiklere özgü olan bir vuzuh da vardır. Böyle bir değerin bu işin başına getirilmesi memleket için ne büyük bir iyiliktir.” Bkz. İ. H. Baltacıoğlu, “Günün Çehresi: Diyanet İşlerinde Kalkınma”, Medeniyet, 6 Haziran 1961.

[38]“Ö. N. Bilmen Sıhhî Sebeplerden Dolayı Emekli Oldu-Diyanet İşleri Reisliğine H. Hüsnü Erdem Tayin Edildi”, Yeni İstiklal, 12 Nisan 1961; “Diyanet İşleri Başkanı Değişti”, Yeni Gün, 8 Nisan 1961.

[39]Yazı; “ancak, zamana muzaf olan, ammenin (kamunun) işlerine en elverişli bulunan teferruata ait hususlar üzerinde değişiklikler düşünülebilir. Fakat bu hususun da bazı kimseler tarafından yanlış telakki ve tefsir olunduğunu görüyoruz. Tekrar ifade edelim ki bu değişiklik teferruata ait ihtilaflı dinî meseleler üzerinde düşünülebilir, bu da ancak ve ancak müctehidler tarafından yapılabilir.” şeklinde devam etmektedir. Bkz. “Diyanet Reisinin Mühim Beyanatı: Dinde İctihad-İslam Dininde Reform-Türkçe Kur’an-Diyanet Teşkilâtı Hakkında”, Sebilürreşad, C.XIII, S.323, 1961, ss. 354-355; Veli Ertan, “Yaşayan Din Alimlerinden Eski Diyanet İşleri Başkanı Üstad H. Hüsnü Erdem”, Bugün, 2 Mart 1973, s. 4.

[40]Erdem’in bu cevabı sabık Başkan Bilmen’in aynı minvaldeki bir soruya “bozulmayan bir dinde reform mu olur?” şeklindeki ifadesiyle vermek istediği mesajla birebir örtüşmektedir. Her iki Başkan da cesur bir şekilde İslam’ın imana, ibadete, ahlaka ve hukuka vb. ait hükümlerinin reforme edilmesinin mümkün olmadığını ve asla da olamayacağını kesin bir dille reddetmekten çekinmemişlerdir. Bilmenle ilgili bilgi için bkz. Ayhan Işık, “İlme Adanan Ömür: Ömer Nasûhi Bilmen (1883-1971)”, Din ve Hayat: İstanbul Müftülüğü Dergisi, S.24, 2015, s. 58.

[41]Hasan Hüsnü Erdem, 14 Ağustos 1961 tarihinde “İstanbul’da Cumhuriyet Gazetesi Yazı İşleri Müdürlüğüne” ismiyle gönderdiği tekzip metninde kendisinin asla ve kat’a “dinde reform” şeklinde bir beyanının olmadığını bu nedenle gazetenin 7 Ağustos 1961 tarihli sayısının beşinci sayfasının altıncı sütununda bulunan “dinde reform” kelimesinin kendine ait bir beyanat olmadığını ifade ederek bu konuda gerekli düzeltmelerin yapılmasını talep etmektedir. Yine aynı yazıda bu konuyla ilgili İslam Mecmuası’nın yedinci sayısında gerekli açıklamayı yaptığını da dile getirmektedir. Benzer bir iddia için bkz. 13 Nisan 1961 tarihli Ceyhan İleri Gazetesi’nde konuyla ilgili halka hitaben yazılan açık mektup.

[42]Diyanetin kurumsallaşması ve bu süreçte yaşanan tartışmalarla ilgili geniş bilgi için bkz. bkz. İsmail Kara, “Din ile Devlet Arasında Sıkışmış Bir Kurum”, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, S.18, 2000, ss.189-279; İzzet Er, “Din Devlet İlişkisi ve Diyanetİşleri Başkanlığı”, Diyanet İlmi Dergi, C.XLV, S.3, 2009, ss. 15-22; Mehmet Nuri Yılmaz, “Diyanet İşleri Başkanlığı ve Milli Bütünlüğümüz”, Tartışılan Değerler Açısından Türkiye (Sempozyum 17-18 Haziran 1995), Ankara, 1996, ss. 157-160; Abdulbaki Keskin, “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Varlığı, Yapısı, Genel Hizmet Politikası Hakkında Bazı Mülahazalar”, I. Din Şûrası Tebliğ ve Müzakereleri (1-5 Kasım 1993),C.II, Ankara, 1995, ss. 322-332; İbrahim Turhan, “AB Sürecinde Diyanet İşleri Başkanlığı: Özerklik ve Temsil Sorunu Bağlamında Bir Değerlendirme”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, S.31, 2011, ss. 127-156; Niyazi Akyüz, Şahin Gürsoy, İhsan Çapçıoğlu, “Din İşlerinde Özgün Türk Deneyimi: Diyanet’in Kurumsal Kimliği ve Güncel Değerlendirmeler”, Dinî Araştırmalar, Mayıs-Ağustos 2006, C.9 S.25, ss. 31-42.

[43]Veli Ertan, “Yaşayan Din Alimlerinden Eski Diyanet İşleri Başkanı Üstad H. Hüsnü Erdem”, Bugün, 1-2 Mart 1973, s. 4.

[44]Mehmet Bulut, “Dönemleri ve Öne Çıkan Hizmetleriyle Diyanet İşleri Başkanları: Hasan Hüsnü Erdem (1889-1974)”, Diyanet Aylık Dergisi, S.244, Nisan 2011, ss. 46-48.

[45] Hasan Hüsnü Erdem döneminden önce Diyanet İşleri Başkanlığı’nın teşkilatlanma süreciyle ilgili geniş bilgi için bkz. Mehmet Bulut, “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Yaygın Din Eğitimi Görevi”, Diyanet İlmi Dergi, C.XXXV, S.4, 1999, ss. 113-128; Mehmet Bulut, “Yaygın Din Eğitimi”, Diyanet İlmi Dergi, C.XXIX, S.3, 1993, ss. 3-9; Nihat Aytürk, “Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilat Tarihçesi”, Diyanet İlmi Dergi, C.XXV, S.1, 1989, ss. 31-66; Ahmet Koç, “Diyanet İşleri Başkanlığı ve Yaygın Din Eğitimi”, Din Eğitimi Araştırmaları Dergisi, S.8, 2001, ss. 139-147; Fahri Kayadibi, “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Yaygın Din Eğitiminde Yeri ve Fonksiyonu”, Din Eğitimi Araştırmalar Dergisi, S.8, 2001, ss. 37-42; İrfan Başkurt, Din Eğitimi Açısından Kur’an Öğretimi ve Yaz Kur’an Kursları, İstanbul, 2007, ss. 11-130; Recai Doğan, “Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Tevhid-i Tedrisat Çerçevesinde Din Eğitimi-Öğretimi ve Yapılan Tartışmalar”, Cumhuriyet’in 75. Yılında Türkiye’de Din Eğitimi ve Öğretimi, Ankara, 1999, ss. 233-247;  https://www.diyanet.gov.tr/tr-TR/Kurumsal/Detay/1 (19.04.2018-22:00).

[46]Hasan Hüsnü Erdem, bu konuda bir gazeteye verdiği soru cevaplı bir demeçte Diyanet’in bünyesinde “Mezhepler Müdürlüğü” adı altında yeni bir birimin kurulmasını İslam mezheplerini birleştirmekten çok onları ayırmaya yarayan bir girişim olarak gördüğünü dile getirmektedir. Bkz. “Diyanet İşleri Teşkilâtına Muhtariyet Verilmelidir”, Yeni İstanbul, 23 Nisan 1963.

[47]“Diyanet İşleri Bağımsız Oluyor”, Milliyet, 30 Mayıs 1961; “Diyanet İşleri Personel Maaşları Arttırılıyor”, Son Havadis, 19 Haziran 1961; “Hükümet Dinle İlgili Görüşlerini Açıkladı”, Yeni Sabah, 30 Mayıs 1961; Ahmet Yıldız, “Diyanet Riyaseti Hakkında M.B.K. Azasından Ahmet Yıldız’ın Beyenatı”, Sebilürreşad, C.XIII, S.318, 1961, ss. 278-286; “Müftü ve Vaizler Çok Sıkı Şekilde Kontrol Edilecek”, Vatan, 2 Nisan 1962.

[48]“Yeni Kanun Tasarısı”, Yeni Gün, 3 Eylül 1961.

[49]“Gürsel Diyanet İşleri Başkanını Ziyaret Eden 2. Cumhurbaşkanı”, Yeni Gün, 17 Ekim 1962; “Diyanet İşlerinde”, Ulus, 17 Ekim 1962; “Gürsel Diyanet İşleri Başkanını Ziyaret Etti”, Öncü, 17 Ekim 1962.

[50]Bkz. Ertan, “Yaşayan Din Alimlerinden Eski Diyanet İşleri Başkanı Üstad H. Hüsnü Erdem”, 6 Mart 1973, s.4.

[51]Bu süreçte yaşanan gelişmelerle ilgili geniş bilgi için bkz. “Diyanet İşleri Tasarısı Açıklandı”, Milliyet, 31 Ocak 1963; “Hademe-i Hayratın Maaşları Artacak”, Zafer, 31 Ocak 1963;  M. Raif Ogan, “Diyanet Riyaset Teşkilatı Tasarısı Hakkında Bazı Mülahazalar”, Sebilürreşad, C.XIV, S.346, 1963, ss. 338-352; İbrahim Saffet Omay, “Diyanet İşlerinde Çalışanların Feraha Kavuşacaklar”, Tercüman, 12 Şubat 1964; “Müftüler Uyarılıyor”, Milliyet, 07.03.1964; “Din Adamlarının Ek Görevleri Kaldırıldı”, Son Havadis,13.05.1964.

[52]“Diyanet Reisinin Mühim Beyanatı: Dinde İctihad-İslam Dininde Reform-Türkçe Kur’an-Diyanet Teşkilatı Hakkında”, s. 354; “Din Adamları İki Ay Kursa Tabi Tutulacak”, Milliyet, 22 Temmuz 1962.

[53]“Diploma Aldı”, Yeni Gün, 24 Ağustos 1961.

[54]Tekâmül kursuna katılan din görevlileri bulundukları illerde değişik mekanlara yapılan gezi faaliyetleri neticesinde birbirlerini daha yakından tanıma fırsatı elde etmişlerdir. Bkz. “Ankara’nın Müftü ve Vaizleri Yuva Köyünde”, Her Asrın Dini Müslümanlık, Y.2, C.2, S.16, Ekim 1962, s. 44; “Beypazarı Müftü ve İmamları Anıtkabiri Ziyaret Etti”, Her Asrın Dini Müslümanlık, Y.2, C.2, S.16, Ekim 1962, s. 44.

[55]“Kurslar: Aydın Müftüsünün Konuşması”,  Her Asrın Dini Müslümanlık, Y.2, C.2, S.16, Ekim 1962, s. 41.

[56]Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hizmet içi eğitim faaliyetleriyle ilgili geniş bilgi için bkz. Hüseyin Kayapınar, “Diyanet İşleri Başkanlığı Hizmet İçi Eğitim Hizmetleri”, IV. Din Şûrası Tebliğ ve Müzakereleri (12-16 Ekim 2009), Ankara, 2009, ss. 808-832; Fahri Kayadibi, “Diyanet İşleri Başkanlığı Personelinin Eğitim ve Bilgi Seviyesinin Yükseltilmesi”, II. Din Şûrası Tebliğ ve Müzakereleri (23-27 Kasım 1998) II, Ankara, 2003, ss. 426-432; Fikret Karaman, “Diyanet İşleri Başkanlığına Eleman Hazırlama Politikası”, II. Din Şûrası Tebliğ ve Müzakereleri (23-27 Kasım 1998) II, Ankara, 2003, ss. 433-439; Mehmet Yılgın, “Diyanet İşleri Başkanlığı Hizmet İçi Din Eğitimi”, IV. Din Şûrası Tebliğ ve Müzakereleri (12-16 Ekim 2009), Ankara, 2009, ss. 771-784; Ahmet Gürtaş, “Diyanet İşleri Başkanlığı Eğitim Merkezleri ve Hizmet İçi Eğitim Faaliyetleri”, II. Din Şûrası Tebliğ ve Müzakereleri (23-27 Kasım 1998) II, Ankara, 2003, s. 568.

[57]Mehmet Bulut, “Dönemleri ve Öne Çıkan Hizmetleriyle Diyanet İşleri Başkanları: Hasan Hüsnü Erdem II”, Diyanet Aylık Dergisi, S.245, Mayıs 2011, ss. 50-51.

[58]Her Asrın Dini Müslümanlık, Y.2, C.2, S.16, Ekim 1962, s. 42.

[59]Diyanet İşleri Başkanlığı Yazı İşleri ve Evrak Müdürlüğü’nün 13.11.1963 tarihli ve 28267 sayılı “Devrim Diyanet Sitesi hakkında” konulu bütün müftülüklere gönderdiği yazı. Ayrıca bkz. “Diyanet Sitesi İçin Dernekçe Hazırlanan Broşürden” isimli belge; http://tdvcamiler.com/index.php/2016/02/17/kocatepe-camii-tadilati/ (29.04.2018-16:50)

[60]Hüsrev Tayla, “Kocatepe Camii”, Diyanet İslam Ansiklopedisi,  C.26, 2002, Ankara, s. 141.

[61]Derneğin idari heyetinde bulunanlar şöyledir; Ahmet Yıldız, Rahmi Koç, Emin Halim Ergun, Nihat Sargınalp, Mümtaz Yağcıoğlu, Raşit Çavuşoğlu, Adnan Kocaaslan, Sadettin Evrin, Mecdi S. Sayman, Nuri Teoman, SuririSayarı, İbrahim Kemal Oran.

[62]“Diyanet Sitesi İçin Dernekçe Hazırlanan Broşürden” isimli belge. Ayrıca caminin mimari tarzı hakkındaki bilgi için bkz. “Osmanlı dönemi 16. yüzyıl estetiği ile 20. yüzyıl teknolojisi birleştirilerek inşa edilen câmi, dört minaresi ile Selimiye’yi, merkezî ve yarım kubbeleri ile Sultan Ahmed Câmiini hatırlatır. Avlusuyla birlikte toplam 20 bin kişilik cemaat kapasitesine sahip olan cami, modern konferans salonu, otopark, süpermarket, idarî büro gibi yan bölümleri, gasilhaneleri ve sebilleri ile modern mimarîye göre klasik üslûpla inşa edilmiştir.” Bkz. http://tdvcamiler.com/index.php/2016/02/17/kocatepe-camii-tadilati/ (29.04.2018-22:10).

[63]“Diyanet Sitesine Yardım”, Vatan, 23.08.1964.

[64]“Diyanet İşleri Başkanı Hasan Hüsnü Erdem Tarafından Diyanet Sitesi Hakkında Ankara Radyosu’nda Yapılan Konuşma” metninden alınmıştır.

[65]Diyanet İşleri Başkanlığı Yazı İşleri ve Evrak Müdürlüğü’nün 13.11.1963 tarihli ve 28267 sayılı “Devrim Diyanet Sitesi hakkında” konulu bütün müftülüklere gönderdiği yazı.

[66]Veli Ertan, “Yaşayan Din Alimlerinden Eski Diyanet İşleri Başkanı Üstad H. Hüsnü Erdem”, Bugün, 4-5 Mart 1973, s. 4; “Modern Cami’nin Temeli Dün Atıldı”, Yeni İstanbul, 11 Mayıs 1963.

[67]http://tdvcamiler.com/index.php/2016/02/17/kocatepe-camii-tadilati/ (30.04.2018-21:30); Hüsrev Tayla, “Kocatepe Camii”, ss. 141-142.

Bu haber toplam 251 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim