• İstanbul 10 °C
  • Ankara 10 °C

Amerikalı cariyelerin hikâyesi

S. Cenap BAYDAR

Margaret Eleanor Atwood, seksenine merdiven dayamış, Kanadalı ünlü bir bilim-kurgu yazarı. Aynı zamanda şair, eleştirmen ve denemeci. Atwood’un 1985 yılında yayınladığı “The Handmaid’s Tale” isimli roman 1992 yılında, Türkçe’ye “Damızlık Kız’ın Öyküsü” ismiyle çevrilmiş. Geçtiğimiz yıl bir dizi filme de uyarlanarak yeniden popülarite kazanan romanın, oldukça provokatif bir konusu var.

Aslında roman Türkçe’ye “Cariyenin Hikâyesi” başlığıyla çevrilebilirmiş. Çevirmenlerin -belki de tepkilerden çekinerek- biraz sakil duran “damızlık kız” başlığını koymayı tercih ettiği romanda, bir dizi ekolojik felaketin zayıflattığı Amerika’da, yönetimi ele geçiren çok dindar Hristiyan bir grubun, ülkeyi teokratik bir diktatörlüğe taşıması konu alınıyor.

***

Çevre kirliliği, sağlıksız beslenme, genetiğiyle oynanmış gıdalar, nükleer sızıntılar, kimyasal ve biyolojik savaş için üretilen silahlar gibi çeşitli sebeplerle artık kadınlar doğum yapamaz olmuştur. Çok az kadın hamile kalabilmekte, hamile kalabilenlerin neredeyse tamamı da düşük yapmaktadır. İnsan nesli yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Radikal Hıristiyanlar, toplumlarını -bu felakete sebep olduğuna inandıkları- günahlarından arındırmak için devrimle yönetime el koyarlar.

Bu şartlarda, özellikle devrimin komutanlarının çocuk sahibi olmaları yeni rejimin en önem verdiği mesele haline gelir. Kendi eşlerinden çocuk sahibi olamayan seçkinlere çare arayan rejim önce “yapay dölleme”, “doğurganlık klinikleri” ve bu amaç için kiralanan “vekil annelerle” sorunu çözmeye çalışırsa da bunların günah olduğuna karar vererek çareyi “eskiye dönmekte” bulur. Eski Ahit’ten ayetlere dayanarak cariyelik sistemi geri getirilir. Cariyeler efendilerin evinde kalmakta, ufak tefek hizmetleri görmektedirler ama asıl görevleri “komutanlarının” çocuklarını doğurmaktır.

Atwood’un tasavvur ettiği yeni teokratik rejimde kadınların rolleri çok kısıtlı. Herşeyden önce hür olsun, cariye olsun kadınların herhangi bir şey okumaları, yazmaları yasak. Kendi başlarına yaşayamıyor, istedikleri kıyafeti giyemiyor, araç süremiyor, bir işte çalışamıyorlar. Bankada “devrim” öncesinden kalan paraları varsa hesapları kocaları, babaları veya erkek kardeşlerinin üzerine aktarılıyor. Doğurganlığını kaybetmiş kadınların (eğer komutan eşi değillerse) tek hakları rejimin seçkinlerine hizmetçilik etmek. Cariyeler kendi isimlerini taşıyamıyor, efendilerinin ismiyle anılıyorlar. Onlara tahammül edilmesinin yegâne sebebi bebek doğurabiliyor olmaları.

***

Bu iç karartıcı distopya, bize üzerine düşünülecek birçok argüman veriyor.

Mutlu yarınların ancak şanlı maziye dönerek kurulabileceği inancı bugün hala muhafazakârlarımızın kafasında yaşıyor. Muhafazakâr dediğimiz zaman sadece dindar insanlar anlaşılmamalı. Atatürkçü muhafazakârların ütopyasına baktığımızda da, yirminci asır başlarının pozitivist ideallerini, sanki mutlak hakikatlermiş gibi zorbaca dayatma hevesinden başka bir şey görmüyoruz.

Halbuki zaman her şeyi hızla değiştirdi ve değiştirmeye de devam ediyor.

Eskilerin anahtarları bugünün kapılarını açmıyor artık!

Tarihin hiç görmediği yepyeni bir iktidar sınıfı doğdu. Bu yeni efendilerin, “bilgi eşittir güç” denkleminden devşirdikleriyle açıkça “tanrıyı oynamaya” soyunduğu, tanrının yerine geçmek için teknoloji marifetiyle herkesi an be an izlediği yepyeni ve bambaşka bir dünya bu.

Bu hiç aşinası olmadığımız, ürkütücü yeni dünyada “hayatta kalma mücadelesi” vermek zorundayız ve bu mücadelede geçmişin metotları, pratikleri artık sökmüyor.

Geçmişten elbette adalet, doğruluk, dürüstlük, merhamet gibi zaman ve mekândan bağımsız temel evrensel ilkeleri tevarüs edeceğiz ama o malzemeyle ne kuracaksak yeni baştan kuracağız.

Yaşanan olumsuzluklar yakıcı bir nostalji hissi verse de, günün hızlı ve korkutucu savruluşları mazinin sisli hatıralarının cazibesini arttırsa da, yarınları geçmişin köhne kalıplarına, şablonlarına göre şekillendirme inadı insanlara acılar yaşatmaktan başka bir işe yaramıyor.

Bu gerçeği kavramak ve kabullenmek zorundayız.

Bu yazı toplam 183 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim