• İstanbul 29 °C
  • Ankara 30 °C

Anıtkabir’e neden gitmem?

D. Mehmet DOĞAN

Bir türbeye veya kabre neden gidilir? 

İbret almak için! Faniliği hissetmek için. Bu gecici âlemin heva vü hevesini bir şey sanmamak için. Hangi müslüman mezarına gitseniz, türbesine varsanız, kümbetini görseniz bunları hissedersiniz. İşin esası: Huvelbakî!

Ne zaman Sivas’a gitsem, o Selçuklu şifahanesine de uğrarım. Bu sekiz asrı devirmiş yapıda Selçuklu Sultanı İzzeddin Keykavus’un kabri vardır. Ve o türbede şöylesine bir ibare: “Muhteşem saraylara sığmazlanırken bu daracık kabre sığdım.”

Ertuğrul yahut Osman Gazi’nin türbesinde Osmanlının şa’şaasını değil, tevazuunu, öte âlem idrakini görürsünüz. Osmanlı padişahlarının her biri sanat eseri olan türbelerinde estetik bir heyecan da size eşlik eder. Hat sanatının nefis örnekleri, çinilerin, kalem işlerinin cenneti çağrıştıran renk ve şekilleri ölümü munis gösterir.

Osmanlı padişahları türbelerinde yalnız değildir. Mutlaka oğlu, kızı, eşi, yakınları...vardır. Hatta Sultan Murat’ın oğlu Süleyman Paşa’nın türbesine çok sevdiği atı da gömülmüştür!

Türbe mimarisi denilebilir ki, Türklerin İslâm dünyasına armağanıdır. Merv’de son selçuklu sultanı Sencer’in türbesi adeta arza çakılmış devasa bir çivi gibidir, toprak seviyesine kadar ters çevrilmiş bir koni şeklinde inşa edilmiş, toprak üstündeki kısmı ise bildiğimiz türbelerin ilk büyük örneklerinden...

Anıt-Kabir türbe değildir...Ona “mozole” denilir!

Bu adlandırma temel bir farka işaret eder.

Mozole, başka bir geleneğin yapısıdır. İlahilik, ilahlık taslayan, bekâ iddiasında olan bir zihniyetin yapısı. Mozoleus, Karya kıralı. M.Ö. 353 yılında ölünce, hanımı onu ölümsüzleştirecek bir kabir yaptırmaya başlar. O da ölünce proje kardeşleri tarafından sürdürülür. İşte antik “dünyanın 7 harikası” arasında sayılan bu ihtişamlı kabir sonrakilere model teşkil eder, benzer yapılara “mozole” denilir.

Anıtkabir’i ziyaret edenlerde geçen sene müthiş artış varmış! Bunu neye yormalıyız? Bir kere Anıtkabir girişine turnike koyup sayım yapmak, akla ziyan bir iş. Bir liderin önemi, turnikenin kaydettiği sayı ile mi anlaşılacak? Bunu atatürkçüler 28 şubatta uluslararası hamakat madalyası alacak şekilde yaptılar. Time dergisi yüz yılın büyük adamlarını seçmek için anket düzenledi. 28 şubatçılar Atatürk’ün önemini dışarıdan içeriye taşımak için kampanya başlattı. Taym’ın anketine katılma öylesine abartıldı ki, dergi yöneticileri, Türkiye’den gelen kıtılımları tasnif dışı tutmak zorunda kaldı. Neden? Çünkü Atatürk sadece yüzyılın devlet adamı değil, sporcusu, sanatçısı, müzikçisi filan da çıktı!

Anıtkabir bir türbe olarak tasarlansa idi, ziyaret etmeyi düşünebilirdim. Çünkü bu mimarî form bize bunu telkin eder. Oysa mozole öyle değildir. Anıtkabir, sadece mozole değildir, görünüşü Atina Akropolündeki Partenon’a benzer. Partenon ise putperest tapınağı. Atatürk’ün hatırasına yapılan Anıtkabir bu yüzden Ankara’nın sembolü olarak kullanılamıyor, çünkü Atina’nın sembolü ile karışıyor!

Milliyetçi duygularla Anıtkabir’e gidenlerin şu soruyu sormaları beklenirdi: “Türk’ün atasına neden Yunan usulü kabir yapıldı?”

Anıtkabir asla uhrevî bir yer değildir, orada maneviyat esmez. Çünkü tamamen maddi büyüklük üzerine kurulmuş bir mimari manzumedir. Bu abartılı maddî büyüklüğün Atatürk’ü büyüteceği düşünülmüştür. Halbuki büyüklük, maddi nisbetlerde değildir. “Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük mimarî yapısı hangisi?” sorusunun cevabı, “maalesef Anıtkabir”dir. Türbeleri kapatan, kabir ziyaretini hoş görmeyen Atatürk’e öyle bir anıt mezar yapılmıştır ki, bu aslında “Atatürk Türkiyesi”nin en büyük çelişkisidir.

Cumhuriyetçi zihniyetinin açmazı bütün açıklığı ile Anıtkabir’de tecessüm etmiştir. Anıtkabir’e gidenler Atatürk’ü bir fani olarak görmezler. O adeta yaşıyormuş gibi davranırlar. Ancak dirilerle konuşulacak mevzuları Anıkabir’in defterine yazarak da bu ortaya konulur.

Kocaman Anıtkabir’inde Mustafa Kemal yalnızdır. Ana mekânın başka bir ölü ile paylaşılması şiddetle reddedilir. Cumhuriyetin 2. adamı olarak kabul edilen İnönü’ye dahi, avluda bir kenarda yer verilmiştir.

Bu yazı toplam 231 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim