Arabesk ve Anadolu Rock’ın kısa öyküsü

Arabesk ve Anadolu Rock’ın kısa öyküsü
Arabesk ve Anadolu rock bin yıllık ses yolculuğumuzun taşıyıcı formu olan türkülerin modern zamanlardaki öyküsüdür bana göre. Ve bu öykü hiç kuşkusuz ait olduğu toplumun hikâyesini de içinde barındırmaktadır. Selçuk Küpçük yazdı.

Arabeskin kendisini varettiği 1970’li yıllar aynı zamanda Anadolu rock formunun da ortaya çıktığı zamanlardır. Senkronik biçimde ikisi de kente ait müzikal arayışlar olarak beliren bu iki türün bazı ortak noktaları söz konusu. Öncelikle iki türün müzikal formunu taşıyan temel enstrüman bağlamadır. Ve bağlama bu iki formun zorlaması neticesinde teknik gelişimini bir anda hızlandırmış, en fazla bir kahvehanede sesini (volümünü) duyurabilecek güce sahipken elektro bağlamaya dönüşerek statlara kendisini dinlettirebilecek ses genişliğine ulaşmıştır. Dolayısı ile ben elektro bağlamın elektrogitara özenilerek ortaya çıkan teknik yapısının aynı zamanda simgesel bir niteliği olduğunu da düşünmüşümdür hep. Bu simgesel taşıyıcılık temsil ettiği toplumsal katmanın da dönüşümünü karşılar adeta.

Anadolu rock ile arabeskin diğer ortak özelliği ikisinin de mekânının kent olmasıdır. Modernleşmeye bağlı biçimde kentin ürettiği yeni müzik türleri halinde beliren bu formlar doğal olarak kent insanının karşılaştığı yeni bireysel ve toplumsal sorunları içeren temalara eğilmiştir. Bir anlamda iki müzik türünün karşılaştığı mekândır kent. Arabeskin kırdan, taşradan akan toplumsal katmana ait hikâyeyi, Anadolu rockın ise kentin seçkin aile çocuklarının gittiği kolejlerden kopup gelen kuşağına ait öyküyü taşıdığını iddia edebiliriz.  Biri merkezden, diğeri çevreden birbirine doğru hareket eden bu iki türün buluştuğu ses evreni ise türküler sayesinde şekillenir. Anadolu rock türküleri, bildiği bir biçim üzerinden, Batı popu ve rock müziğinin teknik altyapısını kullanarak yorumlamaya yöneliyor. Tıpkı Bob Dylan’ın ya da Güney Amerikalı Yeni Türkü hareketinin, Victor Jara’nın, Mercedes Sosa’nın yaptığı gibi.

Bir geleneğin dönüşümü

Arabeski ise geleneksel bellekle kente getirilen türkülerin burada yaşanan yeni durumları tam anlamı ile ifade edememesi üzerine kısıtlı imkanlarını (kültürel, ekonomik, teknik) harekete geçirerek derdini anlatma çabası biçiminde değerlendirmek mümkün. O da türküleri arkasına alarak kendisini yeniden tanımlamaya, yaşadıklarını anlamlandırmaya çalışmıştır. Arabeskin en simgesel eserlerinden olan Orhan Gencebay’ın “Hatasız Kul Olmaz”ı Ankara havalarının ritmik yürüyüşü olan “kostak” üzerine oturan bir kent türküsüdür mesela. Dolayısı ile Gencebay sayesinde geleneğin dönüşümüne şahitlik ederiz.  

Anadolu rock ve arabesk için, geleneksel kalıplara muhafazakâr bir psikolojiyle kapanan klasikçilerin (Türk ve Batı) başaramadığı bir şeyi yapmaya yönelerek adeta donmuş olan ve çağın ruhunu taşıyamayan Türk müziğinin gecikmiş modernleşme sürecinin kapılarını açmışlar ve oradan çok dinamik iki müzik türü halinde eş zamanlı olarak çıkmışlardır değerlendirmesinde bulunmak mümkün. 

Devamı: https://www.dunyabizim.com/muzik/arabesk-ve-anadolu-rockin-kisa-oykusu-h31270.html

Bu haber toplam 234 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim