Ashab-ı Kehf nerede?

Ashab-ı Kehf nerede?
Edebiyatımızda en çok atıfta bulunulan Ashab-ı Kehf /Yedi uyurlar nerede yatıyor? Mehmet Ali Abakay araştırdı: Ashab-ı Kehf’in Hikâyesi ve Diyarbakır(*) “Karanlığa taş atar gibi, “Mağara ehli üçtür, dördüncüleri köpekleridir.

Edebiyatımızda en çok atıfta bulunulan Ashab-ı Kehf /Yedi uyurlar nerede yatıyor?

 

Mehmet Ali Abakay araştırdı:

 

Ashab-ı Kehf’in Hikâyesi ve Diyarbakır(*)

 

 

“Karanlığa taş atar gibi, “Mağara ehli üçtür, dördüncüleri köpekleridir.” derler, yâhut, “Beştir, altıncıları köpekleridir.” derler, yâhut:” Yedidir, sekizincileri köpekleridir” derler. De ki:” Onların sayısını en iyi bilen Rabbim’dir. Onları pek az kimseden başkası bilmez. “ Bunun için ey Muhammed! Onlar hakkında, bu  kısaca anlatılanların dışında, kimseyle tartışma ve onlar hakkında kimseden bir şey sorma”(Kehf  Sûresi 22. Âyet Meâli)

GİRİŞ: Ashab-ı Kehf… Yüzyıllar sürecek  uyku hali ve günümüze dek unutulmayan bir hikâye. İman ettiklerine olan bağlılığın sonrasında dönemin hükümdarına karşı geri adım atmayan yedi insan… Uyku halinde geçen 309 yıl ve sonrasında 309 yılı bir gün olarak tahayyül eden idrak.Mükemmeliyetin şahikasında sembol yedi isim: Yemliha, Mekselina, Mernuş, Debernuş, Misilina, Keşeftetayus, Sezernuş,... Bu isimleri yalnız bırakmayan Kıtmîr. Prens olma hayallerini, komutanlık hayallerini sadece inançları gereği reddeden altı gencin, Dakyanos’a karşı direnmesiyle meydana gelen  ölümsüz, unutulmaz mucize.

Kaynaklarda isimlerin sayısı hakkında kesinlik olmasa bile “beş” diyen var,” altı” diyen var, sayıyı yediye tamamlayan bulunmakta. Bu isimleri taşıyanlarla görüşmek mümkündü, yıllar öncesi. Halen Yemliha, Sezernuş, Debernuş  ismini taşıyan vardır, bildiğimiz kadarıyla. Halen bu isimlere saygıyı elden bırakmayan dünüyle bu gün arasında köprü kuran anlayış hâkim.

Roma döneminin seçkin isimlerinden altı genç, aynı biçimde efendisinin zulmünden bıkan çoban ve köpeği… Bu gençlerin ilahlık taslayan hükümdara karşı çıkışları sonrası esarete geçiş yılları. Kendileri “İlahsın” dese hürriyete açılan kapılar olacak. Onlar biliyor ki hürriyete açıldığı söylenen bu kapı, kapılar  esaretin kapısıdır. Aslında Nemrut ve onunla gelişen olayların bir başka biçimi gibidir Dakyanos ile Ashab-ı Kehf  ehli arasında gelişenler. Gücün karşısında haklı olan güçsüzlerin karşı koyamaması ve sonrasında kaçış… Tarih boyunca zalimin zumlundan kaçışlar olmuştur. Buna “Hicret” denilmiş İslam Tarihi’nde. Kimi zaman sarp dağlara sığınılmıştır; Hira’da olduğu gibi. Bazen her dağın hikâyesi anlatılır, kendisine sığınanlarla birlikte. Bazen dağlar binlerce insanı alıp götürür; Sarıkamış’ta olan Allahuekber Dağları misali.

 

Anlatacağımız Ashab-ı Kehf’in hikâyesidir, yüzlerce yıl sonra. Elbette bunu bilenler bilir. Biz, olayları başlangıç noktası itibariyle değil Diyarbakır’da olan mekân ve bu mekânını Diyarbakır’a ait olma hususuna açıklık getireceğiz. Bu araştırma yazımızda konu kaynaklarımızın esasını Kur’an-ı Kerim’den Kehf Sûresi ve diğer yazılı kaynaklar oluşturmaktadır.

 

Bu çalışmamızda Anadolu’nun diğer yerlerinde bulunduğu söylenilen beş mekân incelenmiş ve yerinde görülmüştür. Bu hususta kanaatimiz, Kur’anî ifadenin daha çok Lice’deki yeri gösterdiğine işarettir. Osmanlı Salnâmeleri’nde Lice’nin Derkâm (Deyr-i Rakiym) Köyü’nde Ashab-ı Kehf’in bulunduğu sürekli vurgulanmıştır.  Bu mağarada tek bir kitabe, üç taş blok üzerinde yer almaktadır. “Ashab-ı Kehf Dağı” olarak bilinen bölgede sarp bir yerde bulunan mağara, “Ashab-ı Kehf Mağarası” olarak bilinir. Bu mağaranın beraberinde başka bir mağara daha bulunmaktadır.

Bu alanda Ashab-ı Kehf’in olduğuna işaret eden kimi bulguları şu şekilde sıralamak mümkündür: Dakyanos Antik Şehrinin bu alanın içinde bulunuşu ve  Roma Valisi’nin hükümdarlığı, Fis Ovasının burada oluşu, Ashab-ı Kehf’in isimlerinin halen çocuklara verilmesi, Diyarbakır’da Dakyanos’un Sarayı-Hükümet Merkezi- olarak belirlediğimiz Ulu Camii’in o dönemdeki bilinmeyen sebepten dolayı yıkılması ve Saray ile birlikte Mesudiye Medresesi’nin bulunduğu alanda bir kilisenin yapılması (Mar Thoma Kilisesi), Antik Dakyanos Kenti ile Ashab-ı Kehf arasındaki uzaklığın zindandan kaçış ve mağaraya varış arasındaki süreye uygun oluşu, Güneşin doğuşu ve batışı esnasında mağaraya ışığın vuruşu,…Sıraladığımız maddeleri bir bir ele alarak, açılımlarını yapmak istiyoruz:

Dakyanos Antik Şehrinin bu alanın içinde bulunuşu ve Dacitus isimli Roma Valisi’nin hükümdarlığı konusunda tarihi kayıtlar bulunmaktadır: Zaman içinde bu isim Dakyanos-Takyanos biçimine dönüşmüştür. “Dakyanos” biçimine dönüşen isim hakkında halk arasında “dek”, “yalan-dolan” olarak anlamlandırılmaktadır ki “Dakyanos” şekline dönüşmesinde, hükümdarın hilekâr oluşu dile getirilmektedir.

 

Dakyanos’a dair anlatılan yağmur yağdırma olayı şu biçimde halen anlatıla gelmektedir: “Dakyanos, ilah olduğuna inandırmak ve halkı kendisine bağlamak için yağmur yağdıracağını iddia etmektedir. Bir gece Fis Ovası’nda hayvan tulumlarını birbirine bağlayarak dizer. Yükseğe dizilen bu tulumlar, suyla doldurulur. Patlatılan, şişlenen tulumlardan akan su sebebiyle halkı kandırır. Dakyanos’un bu hilekâr tavrına kananlar, onun yağmur yağdırdığına inanarak, kendisini ilah olarak kabul eder. “

 

Fis Ovasının Lice’de oluşu: Ashab-ı Kehf’in daha önce yaşadığı şehir, “Efsus” olarak adlandırılır. “Fis” isminin bu “Efsus” adlandırılmasından mülhem olduğu bilinir. Kimileri, Tarsus’un Efsus’tan bozulma olduğunu ileri sürse de Fis, akla daha yatkın gelmektedir. Aynı şekilde bu iddia Afşin için de geçerlidir. Ayrıca, Fis Ovası’na bakan Diyarbakır’ın şu andaki Üniversiteye dönük bölümü, “Fis Kayası” olarak ismini korumaktadır.

 

Ashab-ı Kehf’in isimlerinin halen çocuklara verilmesi: Ashab-ı Kehf’in anısını yaşatan isimler halen çevrede erkek çocuklara verilmektedir. Lice, Hani ve Dicle olmak üzere civar ilçelerde özellikle “Yemliha”, “Debernuş”,  “Sezernuş” isimleri yaygın olarak görülür.

Diyarbakır’da Dacitus’un Sarayı olarak belirlediğimiz Ulu Camii’in o dönemdeki bilinmeyen sebepten dolayı yıkılması ve Saray ile birlikte Mesudiye Medresesi’nin bulunduğu alanda bir kilisenin yapılması (Mar Thoma Kilisesi). Bizim şahsî araştırmalarımızda elde ettiğimiz bulgulardan biri Ulu Camii’n “Mar-Thoma Kilisesi” olmadığıdır. Mar Thoma Kilisesi, bu gün Mesudiye Medresesi’nin olduğu yapıdır ki yapı biçimi sonradan medreseye tahvil edilmiştir. Yapı incelendiği zaman kilisenin biçimi olduğu gibi görülür. Ulu Camii de yıkılmadan önce şehrin hükümdarlık merkezidir. Dakyanos’un sarayı olan yapı, Dakyanos’un saltanatı sonrası yıkılmış, tekrar inşâ edilmiştir. 200 Taş sütun üzerine kubbeli yapılan yapı, 1000’li yıllara kadar gelmiştir. Bu yapının tadilatına Romalılar izin vermemiş ise de yıkıldıktan sonra kalan taşlardan günümüzdeki yapı topluluğu Melikşah döneminde yaptırılmıştır. Nasır-ı Husrev’in Sefernâmesi’nde anlattıkları, ne yazık ki çoğu yazarlar tarafından bilinmediği için kilise ile saray arasındaki fark ayırt edilmemiş, Ulu Camii için “katedral” denilmiştir.

 

Antik Dakyanos Kenti ile Ashab-ı Kehf arasındaki uzaklığın zindandan kaçış ve mağaraya varış arasındaki süreye uygun oluşu: Dakyanos Antik şehri, Lice’ye varılmadan Bingöl’e giden karayolunun sol tarafındadır. Yaptığımız araştırmada yapı taşlarının 1950 sonrası değişik alanlarda kullanıldığı saptanmıştır. Halen kalıntıların görüldüğü kent hakkında bir arkeolojik kazı yapılmamıştır. Kısmen toprak altında bulunan kimi yapıların birinci katları sağlamdır. Kentte sarnıçlar, yapılar arasındaki geçişler, sokaklar görülmekte olup, bu alanın korunması gerekmektedir. Oldukça stratejik konumda olan kentin, Dakyanos tarafından inşâ edildiği bilinmektedir. Konuya ilişkin ilk araştırmalarda bulunan Araştırmacı Şevket Beysanoğlu’nun “Diyarbakır Tarihi” adlı eserinde o döneme ait yapı fotoğraflarına bakılabilir.  Kanaatimiz odur ki Dakyanos, kendisine karşı çıkan o dönemin elit tabakasına ait olan varlıklı ailelerin çocuklarını yazlık olarak kullandığı Lice’deki şehirde mahpus tutmaktadır. Gençler, bu şehirden kaçarken yabancıdırlar, etraflarına. Önce büyük bir su kaynağı olan Serde’ye geçmişlerdir. Daha sonra mağaraya sığınmışlardır. Serde’de zaman içinde kuruyan şelalenin varlığı bilinmektedir. Yaya olarak kaçmaları ve mağaraya varmaları arasında geçen zaman için Kehf Sûresi’ndeki ayet meallerine bakınız. Bulundukları yerin tespiti ve mağarada aranmalarına rağmen bulunmayışları sebebiyle örülen duvar, zaman içinde yenilenerek günümüze ulaşmamış olsa bile Ashab-ı Kehf’in görünüp ortadan kaybolmaları ile yapılan Deyr-i Rakîym, günümüze kadar gelmiştir. Bulunduğu mahal “Der-kâm” olarak  bilinmekte, bu isim köye “ad” olarak koyulmuştur. Sonradan köy adı, “Duruköy” olarak değiştirilmiştir.

Güneşin doğuşu ve batışı esnasında mağaraya ışığın vuruşu: Kur’an-ı Kerim’de geçen bu olay hakkında âyet meâllerini veriyoruz. Bu ayet meâlleri sonrası ne diyebiliriz? Anlatılanlar ve Lice’de gördüğümüz birbirine o denli yakın ki kelimelerle anlatmak, na-mümkün!..

 

Kehf Sûresi Ayet Meâlleri:

 

9:Yoksa ey Muhammed! Mağara ve Kitâbe ehlini şaşılacak âyetlerimizden mi zannettin? 10:Birkaç genç mağaraya sığınmış:”Rabbimiz!. Katından bize rahmet ver ve işimizde doğruyu göster, bizi başarılı kıl” demişlerdi. 11-12:Mağaranın içinde onları yıllarca uyuttuk; sonra, iki taraftan hangisinin bekledikleri sonucu iyi hesaplamış olduğunu belirtmek için onları uyandırdık. 13-15:Ey Muhammed! Onların olayını sana Biz gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar Rablerine inanmış birkaç gençti. Onların hidâyetlerini artırmış ve kalplerini pekiştirmiştik. Durup şöyle demişlerdi:”Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbi’dir. O’nu bırakıp başka bir tanrıya yalvarmayız. Yoksa and olsun ki, bâtıl söz söylemiş oluruz. Şu bizim milletimiz, Allah’ı bırakıp O’ndan başka tanrılar edindiler. Onların gerçek olduğuna apaçık delil getirmeleri gerekmez mi? Allah’a karşı yalan uydurandan daha zâlim kimdir?”

 

16:Onlara:”Siz onlardan ve Allah’tan başka taptıklarınızdan ayrıldınız, bunun için Mağaraya girin ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve size işinizde kolaylık göstersin” denildi.

 

17:Baksaydın, güneşin mağaralarının sağ tarafından doğup meylettiğini, sol tarafından onlara dokunmadan battığını, onların da Mağaranın genişçe bir yerinde bulunduğunu görürdün. Bu, Allah’ın mucizelerindendir. Allah’ın doğru yola eriştirdiği kimse hak yoldadır. Kimi de saptırırsa artık onu,  doğru yolu götürecek  bir rehber bulamazsın.18: Mağara ehli uykuda iken sen onları uyanık sanırdın. Biz onları sağa ve sola döndürürdük. Köpekleri dirseklerini eşiğe uzatmıştı. Onları görsen, için korkuyla dolar, geri dönüp kaçardın. 19: “Birbirlerine sorsunlar” diye onları uyandırdık, içlerinden biri:” Ne kadar kaldınız ?”dedi. “Bir gün veyâ daha az bir müddet kaldık.” dediler.” Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. “Paranızla birinizi şehre gönderin, en iyi yiyeceklere baksın ve size getirsin. Orada nâzik davransın, sakın sizi kimseye duyurmasın” dediler. 20:”Zirâ onların sizden haberi olacak olursa, ya taşlayarak öldürürler veyâ dinlerine döndürürler ve bu takdirde asla kurtulamazsınız. 21: Böylece Allah’ın sözünün gerçek olduğunu ve kıyâmetin kopmasından şüphe edilemeyeceğini bilmeleri için, insanların onları bulmalarını sağladık. Nitekim Halk, bunların hakkında çekişip duruyor:”Onların mağaralarının çevresine bir binâ kurun” diyorlardı. Oysa Rableri onları çok iyi bilir. Tartışmayı kazananlar:”Onların mağaralarının çevresinde mutlaka bir mescid kuracağız.” dediler. 22:Karanlığa taş atar gibi, “Mağara ehli üçtür, dördüncüleri köpekleridir.” derler, yâhut, “Beştir, altıncıları köpekleridir.” derler, yâhut:” Yedidir, sekizincileri köpekleridir” derler. De ki:” Onların sayısını en iyi bilen Rabbim’dir. Onları pek az kimseden başkası bilmez. “ Bunun için ey Muhammed! Onlar hakkında, bu  kısaca anlatılanların dışında, kimseyle tartışma ve onlar hakkında kimseden bir şey sorma. 23-24:Herhangi bir şey için, Allah’ın dilemesi dışında:”Ben yarın onu yapacağım.” deme. Unuttuğun zaman Rabbini an ve şöyle de:”Umulur ki, Rabbim beni doğruya, daha yakın olana eriştirir.” 25: Onlar mağaralarında üçyüzdokuz yıl kaldılar derler.26: De ki:” Onların ne kadar kaldıklarını en iyisi Allah bilir. Göklerin ve yerin gaybı O’na âittir. O ne mükemmel görendir! O, ne mükemmel işitendir! İnsanların O’ndan başka dostu yoktur. O, hiç kimseyi hükümranlığına ortak kılmaz”27: Ey Muhammed! Rabbinin Kitâbı’ndan sana vahyolunanı oku; O’nun sözlerini değiştirecek yoktur. O’ndan başka bir sığınılacak da bulamazsın.”(1)

 

Ashab-ı Kehf’e dair anlatılanlar oldukça anlaşılır ve nettir. İsteyenler tefsir kitaplarından konunun ayrıntılarını öğrenebilir. Biz, bu araştırmamızda bu mekânın şehrimizde olup olmadığına dair soruya cevap aramak ve bulmak istedik. Konuya ilişkin yazdığımız iki makalemizde de Ashab-ı Kehf’e dair anlatılan hikâyelere yer vermedik. Çünkü konu bilinmektedir ve tekrarlara yer vermeye gerek yoktur. Bu sebeple Kehf Sûresi’nin iyi okunarak verilmek istenen mesajın algılanması gerekir, Ashab-ı Kehf konusunda. Şayet, bu alanın Kur’an-ı Kerim’de belirtilen alan olduğu tespit edilirse şahsen başka bir bahtiyârlık istemeyiz. Lakin yazdıklarımız doğrulanmasa niyetimizin iyi olduğuna, hatanın bizden kaynaklandığına dair açıklamamızı peşinen belirtiyoruz.

 

Mağara içinde Kıtmîr’e aid olan yer  ile ortadan kayboldukları yer, bir kapı misali kayada belirgindir. Parmak uçları yerinin kayada belirginliği söz konusudur. Nisan 2008’de gittiğimiz alanda Kıtmîr’e ait kan izlerinin yer yer sökülüp alınmış olduğunu gördük. İkinci mağarada kaçak kazının yapılmış olduğunu gördük. Elbette bu alanlar korunmaya alınmalı ve bu tarz tarih-kültür hırsızlıklarına “Dur!...” denilmelidir. Bu güne kadar yapılmamış çalışmalar, bir daha ertelenmemelidir, on yıllar sonrasına. Bunu temenni ediyoruz. En azından bir dernek çatısı etrafında bu alanın gündeme geliş biçimiyle korunmasını arzuluyoruz.

 

Yıllardır gösterilen  Ashab-ı Kehf konulu çabanın oluşumuna kendi çalışmalarıyla katılanların sayısı oldukça azdır. Merhum Şevket BEYSANOĞLU, bu konuyu 1970’lerde dile getirmiştir. Zeki DİLEK, “Lice” isimli eserde konuya ilişkin derlemelerde bulunmuştur. Bu bilinen çalışmalar dışında birkaç makale de söz konusu iken başka bir çalışmadan bahsedilemez. Diğer illerdeki mekânlar için kitaplar yazılmışken, araştırmalar devam ederken, mekânların olduğu yerde tesisler yapılmışken bizim Ashab-ı Kehfimiz’de ne bir yol tabelasına ne de bir başka tanıtıcı bilgiye rastlanır. Umarız bizden sonraki aşamada bu alanda çalışmalar başlar ve söz verilen konularda kalıcı çalışmalar ortaya konulur.

 

” Karanlığa taş atar gibi, “Mağara ehli üçtür, dördüncüleri köpekleridir.” derler,  yâhut, “Beştir, altıncıları köpekleridir.” derler, yâhut:” Yedidir, sekizincileri köpekleridir” derler. De ki:” Onların sayısını en iyi bilen Rabbim’dir. Onları pek az kimseden başkası bilmez. “ Bunun için ey Muhammed! Onlar hakkında, bu kısaca anlatılanların dışında, kimseyle tartışma ve onlar hakkında kimseden bir şey sorma.” (Kehf Sûresi 22. Ayet Meali)

 

Bu ayetler ışığında vardığımız tespit, bu mağaranın ismi belirsizliğe karışmış, beş mi altı mı yedi mi oldukları tam olarak söylenmeyen Ashab-ı Kehf’in 3009 Yıl uykuda kaldıkları mağara olabileceği ihtimalinin ağır bastığı mağaradır.

 

SONUÇ: Diyarbakır’da da Ashab-ı Kehf’in bir mekânının bulunduğu, mevcut mekânlar arasında Kur’anî ifadeye uygun emarelerin ağır bastığını artık bilmek gerekir. Bu konu hakkında yazılmış makalelere ve kitaplara baktığımızda Diyarbakır’daki mekânın ismen bile geçmemesi üzücüdür. Afşin’deki mekânı ziyaret ettiğimizde bize verilen bir kitap çalışmasında Diyarbakır’ın isminin yer almaması üzerine, ilmî olarak bu eseri kaleme alan yazarı eleştirdiğimizde tepki almış ve bu çalışmanın en iddialı eser olduğu vurgulanmıştı. Afşin ve Tarsus ilçesi arasında geçen Ashab-ı Kehf konusunun mahkemelik oluşu, haftalarca medyada yer alması, bizce bu mekânların turizm kaygısıyla ön plânda tutulduğunu gösterir. Diyarbakır’daki Ashab-ı Kehfimiz, yılda bir toplanan ve bu geleneği yüzlerce yıldır sürdüren halkın sayesinde unutulmamıştır. Osmanlı Salnameleri’nde de yer alan mekâna dair fazla bir araştırma yapılmamış oluşu da üzücüdür.

 

Öncelikle bu alanın çevresinde ıslah çalışmalarının yapılması ve düzenlemelerin gerçekleştirilmesi gerekir. Bu mekânın tanıtımının yapılmamış oluşu eksikliktir. Konu hakkında yaptığımız araştırmalar yeterli değildir, yeterli bulunamaz. Eserlerin bazılarında Ashab-ı Kehf’e dair bilgilere rastlanmamakta, kimi şehir haritalarında Dakyanos Antik Kenti’nin Kulp ilçesinde gösterilmesini garipsiyoruz. En son 2008 Haziranında basılan bir turistik haritada Dakyanos Antik Kenti, Kulp ilçesinde gösterilmiştir. İşte bizi bu konuya bağlayan ve yıllardır anlatmaya çalıştığımız Ashab-ı Kehf’in Hikâyesi budur. Diyarbakır’daki mekâna gönülden bağlanmamızın sebebi  budur. Afşin’de, Tarsus’ta, Manisa’da olmak üzere Suriye’de ve diğer ülkelerde de olduğunu bildiğimiz mekânların sayısında Diyarbakır’ı da artık görmek istiyoruz. Çünkü bu kâdîm şehir, tarihe ve kültüre tanıklığı binyıllardan yüzyılımıza gelen Diyarbakır, tanıtılmalı, değerleriyle anlaşılmalıdır. Elbette bu tanıtım da doğru biçimde yapılmalı, yanlış bilgileri içine almamalıdır.

 

Ashab-ı Kehf’ten ismini alan bu sûrenin 9-27 ayetleri meâlen verildi. Biz, bu mekânın yerinin belirsiz bırakılmasını, İlahî bir sır olarak görmekteyiz. Amaç, bu olay, her yerde canlı olarak bilinsin ve Ashab-ı Kehf asırdan asıra belleklerde yer alsın, hafızalara kazınsın. Ondandır, dünyanın birçok ülkesinde ismine mağaralar hazırlanması, icad edilmesi.

 

Kur’an-ı Kerim’de uyarılan Peygamberdir ve kendisine yapılan uyarı budur: De ki:” Onların sayısını en iyi bilen Rabbim’dir. Onları pek az kimseden başkası bilmez. “ Bunun için ey Muhammed! Onlar hakkında, bu kısaca anlatılanların dışında, kimseyle tartışma ve onlar hakkında kimseden bir şey sorma. “Biz, bu ayetin hükmü ortada iken ne diyebiliriz? Amacımız bu uyarının dışına çıkmamaktır, bu gün. Fakat bizim vardığımız sonuç ortadadır. Güneşin doğuşunu da batışını da seyrettiğimiz yerde âyetin hükmüne tanıklık ettik. Umarız ki tespitlerimiz doğruya yakındır ve bu ortaya çıkarsa, çıkartılırsa ilim dünyasına 21. Yüzyılda farklı bakış açıları getirir. Allah u âlem!...

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

1-Kur’an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı Diyanet İşleri Bakanlığı Ankara 1987 Sayfa:293-295

.

Bu haber toplam 2850 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim