Aslı Aydıntaşbaş'dan:İzmir kimsenin kalesi değil burada tek kale Kadifekale

Aslı Aydıntaşbaş'dan:İzmir kimsenin kalesi değil burada tek kale Kadifekale
Binali Yıldırım’la İzmir’deyim ve sabahın erken saatlerinden beri koştur koştur dolanıyoruz.
asliBinali Yıldırım’la İzmir’deyim ve sabahın erken saatlerinden beri koştur koştur dolanıyoruz. İzmir, 12 Haziran seçimlerinin en önemli meydan muharebelerinden birine sahne oluyor ve hükümetin ‘sahilleri kazanma’ projesinin temel unsuru da, son 8 yıldır Ak Parti’nin en şatafatlı projelerine imza atan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın Ege’nin kalbinden aday gösterilmesi.
İstanbul belediyesi günlerinden bu yana Tayyip Erdoğan’ın en yakınındaki isimlerden Yıldırım, aslında Erzincanlı. İzmir’e de Ege kültürüne de yabancı.
Ama, eski (ve muhtemelen yeni) ulaştırma bakanının seçim gezisini izlediğim bir tam gün sonunda, Ak Parti’nin neden İzmir için ona yöneldiğini daha iyi anlıyorum.

En liberal değil
Binali Yıldırım kabinenin en liberal ismi değil. En karizmatik, en lafazan, en esprili ya da fırlama şahsiyeti hiç değil.
Ama, Yıldırım, belki de Ak Parti tribünlerinden gelen ‘en iyi dinleyici’. Yıldırım’ın uzlaşmacı tarzı, daha önce birkaç krizde hükümet tarafından arabulucu atanmasına neden olmuştu.
Şimdi de İzmir’e yaklaşımında da aynı sinirleri alınmış, alttan alan üslup öne çıkıyor. Güne başlarken İzmirli gazetecilerle sohbet kahvaltısında “Bizim düşüncelerimiz ve İzmirlilerin farklı düşünceleri” ifadesini kullanıyor. Ak Parti ve İzmir arasındaki uçurumun varlığını sansürlemeden kabul ediyor oluşu, İzmirli gazeteciler tarafından önemseniyor.

‘Özgüvenli bir şehir’
Daha sonraki sohbetimizde Yıldırım açıkça, “İzmirlileri anlamaya çalışıyorum. Empati alanında yapmamız gereken şeyler olduğunu görüyorum. Halkın arasına daha fazla girmemiz, önyargıları değiştirmemiz gerekiyor. Burası özgüveni gelişmiş bir kent. İnsanlar, endişeye kapılmadan düşündüklerini dümdüz rahat söylüyorlar. Güzel bir şey. Bir yönüyle bir fark oluşturuyor. Demokrasinin derinleştiği bir şehir burası...” diyor.
Binali Yıldırım, kabinenin yollardan, uçaklardan, telefondan, internetten, çılgın kanallardan sorumlu ‘icracı’ bakanı. ‘İzmir’e ne sunuyorsunuz?’ diye sorduğumda ‘Hizmet ve proje’ diyor. Yeni yapılacak Çandarlı limanından, yollardan, kentsel dönüşümden, İzmir’de çağrı merkezleri ya da Amazon.com gibi sanal ticaret üssü kurmaktan, Körfez’deki ekolojik denge için yeni arıtma tesislerinden söz ediyor.

Ak Parti’ye itiraz
Yıldırım’a göre İzmir potansiyelini değerlendiremeyen, açıkça telaffuz etmese de ‘stratejik vizyonu’ olmayan bir şehir. (Gerçekten de İzmirliler hala ‘İzmir’i nasıl marka şehir yaparız’ diye tartışa duruyor.) Geleceğine dair bir master planı yok. İzmir rahat, İzmir Avrupalı ama İzmir Türkiye’de yükselen şehirlerden biri değil.
Ama, İzmirlilerin, en azından şehrin yüzde 70’e yakınının bakışı bambaşka. Yıldırım’ın ‘kalkınmacı’ vizyonu karşısında İzmirlilerin Ak Parti’ye itirazı var. Konuştuğum İzmirliler, kentsel anlamda daha çok yol, su, hizmet vaad ediyor olsa dahi, temelden Ak Parti felsefesine karşı. ‘Ağzıyla kuş tutsa bile bizden AKP’ye oy çıkmaz’ havasında olanlar az değil. 
Yıldırım’a nedenini sorduğumda, ‘Oy gönül işidir. Biz sadece yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı anlatırız. İkna olursa verecektir’ diyor.

Şifreyi çözmek için
Ancak, sonra Yıldırım önemli bir tespit ekliyor: “Tek bir İzmir yok. Burası da Anadolu’nun bir özeti. Bir sahil var, bir de varoşlar, ya da alt yapı ve yaşam standardı olarak çok geride olan iç kesimler. Hiçbir şey siyah ve beyaz değil. Ben İzmir‘i topyekün protest bir şehir olarak görmüyorum. Burada da makul, değişim isteyen çok insan var.”
Peki, ya hayat tarzı kaygıları? Referandumda yüzde 63 ‘Hayır’ diyen ve bundan açıkça gurur duyan İzmirliler klasik anlamda ‘endişeli modern’ değil mi? ‘Hayır’ diyor Yıldırım, “Yaptığımız anketlerde hayat tarzı endişesinin aslında çok alt sıralarda olduğunu gördük. Çok konuşuluyor medyada ama İzmirlilerin sadece yüzde 4.5 yaşam tarzı kaygıları nedeniyle Ak Parti ’ye oy vermekten çekiyor.”
Ve böylece Binali Yıldırım, İzmir’in şifrelerini çözmek için yola çıkıyor. Ben de peşine takılıyorum. 

Erdoğan’ın yakını
İzmir Ak Parti için o kadar önemli bir sembol ki, seçim kampanyasını bizzat Tayyip Erdoğan’a en yakın isimlerden reklamcı Erol Olçak yürütüyor. Ak Parti’nin bu seçimlerdeki oy beklentisi, 2007’de aldıkları yüzde 30’ yüzde 37-38’lere çıkarmak. Hem parti, hem de Erdoğan açısından ‘Sahillerden oy alamıyor’ görüntüsü oldukça rahatsız edici.
Günümüz baş döndürücü bir tempoyla geçiyor. Gazetecilerle kahvaltının ardından, gün içinde Emiralem otistik çocuklar bakımevinde gösteri, yine Menemen’de eğitimcilerle öğle yemeği, Alsancak’ta Zaman gazetesi İzmir bürosunu ziyaret, arada bolcana seçmen sohbeti, İzmir’in yeni EXPO başvurusuyla ilgili bir sunum ve sonunda Ege Üniversitesi Bornova kampüsünde bütün İzmir üniversiteleri rektörleriyle akşam yemeği var.

 

‘Bu hayat beni mutlu ediyor’
Yemek saatinde, artık benim pilim bitiyor ama Binali Yıldırım yeni açılan İzmir metrosunu göstermek için gerekirse makam aracından kurtulup metroyla havaalanına gitmeye, ardından işadamları ve seçmenle iki ayrı sohbet toplantısına katılmaya istekli.
Günün bitiminde arabaya binerken dayanamayıp soruyorum: ‘Bunu neden yapıyorsunuz Allah aşkına?’ Söz ettiğim seçim kampanyasının yüksek temposu değil. Niye siyaset yapıyorsunuz sorusu hiç değil.
Bana asıl ilginç gelen, (bir siyasetçi bile olsa) bir insanın bütün gün boyunca başkalarının dertlerini dinlemek için neden bu kadar istekli olduğu.
Binali Yıldırım’ın durumu öyle böyle değil. Gün içinde konuştuğumuz işsizler, işadamları, rektörler, bürokratlar, esnaf ve hatta gazetecilerden gelen taleplerin ardı arkası yok. O gün, bürokratların sorunları çözüldü, parti teşkilatı aracılığıyla insanlara iş bulundu, otistik çocuklar için devlet hastanesi başhekimi arandı, büyük bir işadamı körler okuluna özel bilgisayar bağışlaması için ikna edildi vs.

100 aileye dokundu
Kendimden anlatayım. Ben birine yardımcı olunca, mutlu olurum. İki kişiye faydam olsa, daha da gururlanırım. Ama, günde 30 kişi benden iş, aş, yol, doktor talep etse, acilen Kosta Rika’ya taşınırdım herhalde. O yüzden Binali yıldırım’a soruyorum, ‘Neden bu yaşamı seçiyorsunuz?’
‘Bilmem’ diyor, “Belki aile, inanç faktörü de var ama küçüklükten beri kendime hedef koydum. ‘Her gün bir insanın işini halledecem’ diye. Çocukluktan beri. Bu hayat beni mutlu ediyor galiba.”
Yıldırım’ın cevabı, biraz da Ak Parti’nin neden üst üste seçim kazandığının da gizli formülü. O gün en az 100 ailenin hayatına şu ya da bu şekilde ‘dokundu’. Parti, sürekli seçmenin önüne hayat kalitesinde fark yaratan somut, elle tutulur projeler sunarak bu noktaya geldi. Özellikle sağlık, ulaşım, iletişim alanındaki yenilikler, Anadolu seçmenini memnun ediyor.
Ancak, İzmir, zaten gelişmiş ufak bir Akdeniz şehri. Yumuşak, Batılı ve biraz da nazlı. Bakalım İzmirliler gurur duydukları bu muhalif kimliği bir kenara bırakıp 12 Haziran’’da Binali Yılıdırm’ın  ‘kalkınmacı’ felsefesine bir şans verecekler mi?

Hükümetin ‘sahilleri kazanma’ projesinin İzmir’deki ön önemli ayağı eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın Ege’nin kalbinden aday gösterilmesi. İstanbul Belediyesi günlerinden bu yana Tayyip Erdoğan’ın en yakınındaki isimlerden Yıldırım, aslında Erzincanlı.

 

‘Burası protest bir şehir değil’
Binali Yıldırım özetle şunları söylüyor:
ÖLÇÜ KAÇIYOR: Maalesef liderlerin söylemleri sertleşti. Bir yere kada seçim ortamında taraftarlarını canlı tutmak için kısmen anlaşılabilir. Ama geri dönülmez bir noktaya da gelinmemesi lazım. Zaman zaman ölçü kaçıyor. Ama tek taraflı değil. Proje üretemeyince muhalefet de şahsileşiyor. Biz ak parti olarak projelerle çıktık, rakiplerimizi bunları tartışmaya zorluyoruz.
SEÇİMDEN SONRA MUHALEFETE EL UZATACAĞIZ:
Umuyorum seçim atmosferi bitince bu tartışmalar da geçmiş olur. Türkiye’de yeni anayasa yapılacak. Seçimden sonra aklı selimle her parti birlikte çalışmak zorunda kalacak. Bu kapsamlı bir değişimdir. Bütün sorunları çözecek bir anlaşma, uzlaşma lazım. Biz Ak Parti olarak diğer partilere el uzatacağız. Yapısal dönüşüm ve demokratikleşme için her türlü imkanı deneyen bir parti olarak öncü rolümüzü oynayacak ve diğerlerine de ısrarcı olacağız.
İZMİR PROTEST ŞEHİR DEĞİL: Hiçbir şey siyah beyaz değil. İzmir, makul mantıklı her tür yaklaşımı kabul etmeye hazır. Protest bir şehir değil burası. Muhalefet İzmir’e ‘kale’ diyor ama ne yani savaş mı yapıyoruz? İstiklal Savaşı 1920’lerde kaldı. Şimdi buradaki tek kale Kadifekale.
MEDYA SESSİZ ÇOĞUNLUĞU GÖRMÜYOR:  Şunu görmemiz lazım. Ülkenin kamuoyu oluşturulurken, sesi çıkmayan ancak özgül ağırlığı olan bir kesim var. Bunun dikkate alınması lazım. Milyonlar sessiz kalıyor. Medya bunu görmüyor. Bugün, Türkiye’de sekiz buçuk yıldır iktidarda olmamıza rağmen Ak Parti hala revaçtaysa, artısıyla eksisiyle toplum nezdinde ciddi destek bulduğu için...  Binali Yıldırım özetle şunları söylüyor:
ÖLÇÜ KAÇIYOR: Maalesef liderlerin söylemleri sertleşti. Bir yere kada seçim ortamında taraftarlarını canlı tutmak için kısmen anlaşılabilir. Ama geri dönülmez bir noktaya da gelinmemesi lazım. Zaman zaman ölçü kaçıyor. Ama tek taraflı değil. Proje üretemeyince muhalefet de şahsileşiyor. Biz ak parti olarak projelerle çıktık, rakiplerimizi bunları tartışmaya zorluyoruz.
SEÇİMDEN SONRA MUHALEFETE EL UZATACAĞIZ:
Umuyorum seçim atmosferi bitince bu tartışmalar da geçmiş olur. Türkiye’de yeni anayasa yapılacak. Seçimden sonra aklı selimle her parti birlikte çalışmak zorunda kalacak. Bu kapsamlı bir değişimdir. Bütün sorunları çözecek bir anlaşma, uzlaşma lazım. Biz Ak Parti olarak diğer partilere el uzatacağız. Yapısal dönüşüm ve demokratikleşme için her türlü imkanı deneyen bir parti olarak öncü rolümüzü oynayacak ve diğerlerine de ısrarcı olacağız.
İZMİR PROTEST ŞEHİR DEĞİL: Hiçbir şey siyah beyaz değil. İzmir, makul mantıklı her tür yaklaşımı kabul etmeye hazır. Protest bir şehir değil burası. Muhalefet İzmir’e ‘kale’ diyor ama ne yani savaş mı yapıyoruz? İstiklal Savaşı 1920’lerde kaldı. Şimdi buradaki tek kale Kadifekale.
MEDYA SESSİZ ÇOĞUNLUĞU GÖRMÜYOR: Şunu görmemiz lazım. Ülkenin kamuoyu oluşturulurken, sesi çıkmayan ancak özgül ağırlığı olan bir kesim var. Bunun dikkate alınması lazım. Milyonlar sessiz kalıyor. Medya bunu görmüyor. Bugün, Türkiye’de sekiz buçuk yıldır iktidarda olmamıza rağmen Ak Parti hala revaçtaysa, artısıyla eksisiyle toplum nezdinde ciddi destek bulduğu için...

 


‘İzmir operasyonu CHP’yi kaynaştırdı’
Binali Yıldırım, İzmir’de büyük tepki uyandıran CHP’li Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik rüşvet operasyonuyla ilgili olarak fazla konuşmak istemiyor. Ancak, operasyona yönelik tepkinin CHP’ye yaradığının farkında: “CHP, o bildik değerlerle siyaset yaparak işi götürebileceğini düşünüyor. Ama, artık seçmen daha rasyonel düşünüyor. Slogan siyaseti yeterli olmuyor. İzmir’de CHP’yi ölçemiyorum. Fakat, gördüğüm kadarıyla milletvekili listeleri sonrasında ortaya çıkan bir iç çekişme vardı, ancak son olaylar bir kaynaşmaya neden oldu.
2009 seçimleri öncesi Erzincan’da da benzer bir operasyon başlatılmıştı, insanlar gözaltına alındı. Ama, ben hiçbir zaman bu bize karşı bir operasyon demedim. Çıkıp hukuk devleti dedim. Siyaset anlayışım bu.”

19 Mayıs 2011 Milliyet

Bu haber toplam 395 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim