Atilla Mülayim Yazdı: TYB Akademi ve İmam-ı Gazali

Atilla Mülayim Yazdı: TYB Akademi ve İmam-ı Gazali
İMAM – I GAZÂLÎ Atilla MÜLAYİM 2011 yılı İslam düşüncesinin en önemli isimlerinden İmam – ı Gazâlî’nin 900. ölüm yıldönümü. Gazali’nin 900.
atillagazali

İMAM – I GAZÂLÎ

Atilla MÜLAYİM

2011 yılı İslam düşüncesinin en önemli isimlerinden İmam – ı Gazâlî’nin 900. ölüm yıldönümü. Gazali’nin 900. Ölüm yıldönümü vesilesiyle, Türk matbuatında Gazaliyle ilgili ilk yayın, Türkiye Yazarlar Birliği’nin çıkardığı hakemli dergi TYB Akademi tarafından gerçekleşti.

Yeni bir dergiyi kitapçı raflarında gördüğümde Cemil Meriç’in dergiler için söylediği o iç burkan cümleleri hatırlarım: “Bizde hazin bir kaderi var dergilerin; çoğu bir mevsim yaşar, çiçekler gibi. En talihlileri bir nesle seslenir. Eski dergiler, ziyaretçisi kalmayan bir mezarlık. Anahtarı kaybolmuş bir çekmece. Sayfalarına hangi hatıralar sinmiş, hangi ümitler, hangi heyecanlar gizlenmiş, merak eden yok.”

Türkiye Yazarlar Birliği yöneticileri umarım bu alıntıyı göz önüne alıp, derginin mevsimlik olmaması, nesillere hatta asırlara seslenmesini sağlar.

 

Bilinen Kısa Hayatı

İmam-ı Gazâlî 450 / 1058’de İran’ın Tus şehrinde dünyaya gelmiştir. Babasının mesleği yün eğiricisi, iplikçi olduğu için Gazzal nispetiyle anılmıştır. Asıl ismi Muhammed b. Muhammed’dir. Künyesi, Ebu Hamid’dir. Lakabı, “Hüccetü’l-İslam’ve Zeynüddin”dir. Ailesi ile ilgili bilgiler az olmakla birlikte Farisi olduğu sanılmaktadır. Kaynakların belirttiğine göre Gazâlî’nin olağanüstü bir zekâsı ve hafızası var. Çocuk yaşta fıkıh, hadis, kelam, akaid ve gramer gibi ilimleri öğrenmiştir.

1091’de meşhur vezir Nizamülmülk tarafından Bağdat Nizamiye Medresesi müderrisliğine 34 yaşında tayin edilen İmam – ı Gazâlî’nin derslerine beklenenden fazla katılım gerçekleşmiştir. Meselelere vukufiyeti, sarih anlatımı kısa zamanda şöhretinin yayılmasına; talebe, idareci ve âlim ayrımı yapılmadan Nizamiye medresesine akın etmelerine neden olmuştur.

Şöhretinin doruğundaki İmam – ı Gazâlî’nin medresedeki yaşantısı ders vermek ve derslere hazırlanmakla geçiyordu. Dışarıdan mutlu ve huzurlu bir hayat yaşadığı sanılan İmam’ın içinde volkanlar patlıyor hiçbir lavını dışarıya fırlatmadan içinde hapsederek yaşıyordu. Fakat kafasındaki sorular ve şüpheler çoğaldıkça İmam’a bu mekânlar dar gelmeye başladı. Kendini yenilemek, kafasını alt üst eden sorulara mantıklı cevaplar bulabilmek için İmam Gazâlî uzlete çekilme kararı aldı.

O, devrinin en ünlü kişisi iken, makamını terk edip, yaklaşık on yılını uzlet hayatı yaşayarak okuyup, kafasındaki soruların cevaplarını aramakla geçirdi.

Ve bulduklarını kâğıda döküp tüm İslam dünyası ile paylaştı. İhya gibi bir kitabı yazmak her ilim ehline nasip olmaz ama Gazâlî’nin ilimdeki cehdi kendisine böyle rahmetlerin uğramasını sağlamıştır.

38 yaşında girdiği bunalımdan tazelenerek çıkan İmam, tekrar medresedeki hocalık görevine döndü. Tekrar nefis üslubunu konuşturmaya başladı. Yaklaşık üç yıl daha görevine devam etti. Daha sonra sağlık sebepleri ve yurdunun özlemi nedeniyle Tus şehrine geri döndü. Evinin yanına bir hankâh ve medrese yaptırdı.

Kalan ömrünü bu şehirde, dersler verip irfan ehlinin sofrasından damıtılmış sohbetlerle geçirdi. 505 / 1111 yılında Tus’da öldü.

 

İmam – ı Gazâlî ve İslâm Düşüncesi

İslam Düşüncesinde yeri hiçbir zaman doldurulamayacak olan İmam Gazâlî, bu toprakların insanlarına nasıl ve ne şekilde düşünülmesi gerektiğini öğretmiş mümtaz bir şahsiyettir. Onun, kalp denilen organın kandan ve etten ibaret olduğuna inanan zevatla fikir birliğine varması tabii ki mümkün değildi. Gazâlî kalp denen muammanın peşine düştü. Onu çözmek için metodolojiler geliştirdi. Sahih ve sahici yöntemlerle İslâm düşüncesinin kritik dönemlerinde Müslümanlara uzun yıllar yol gösterici oldu.

Gazâlî, İslam düşüncesini (metodolojiye dair kitaplarını okumak ehli için ne derinlikli bir ummandır) kurarken kılı kırk yaran bir tavır sergilemiştir. Aklı ne öne almıştır ne de yok saymıştır. Aklı kalple birleştirmeyi başarmış bir filozoftur İmam Gazâlî.

Oryantalistlerin kurgulayıp piyasaya sürdükleri ve her vesileyle söyleyerek herkese kanıksattıkları İmam – ı Gazâlî portresi, bilime felsefeye karşı duran, İslam dünyasının geri kalmasına vesile olan, geliştirdiği yöntemle İslam’ı skolastik düşüncenin pençesine düşüren bir insandan ibarettir.

Cumhuriyet ideolojisi ve onun yılmaz bekçileri aydın güruhu da oryantalistlerin bu tezlerine dört elle sarılarak, İmam – ı Gazâlî’yi dogmatik düşüncenin son temsilcisi olarak vaftizlemişlerdir. Bu vaftiz öyle tutmuştur ki, genel kanının hilafına bir şey söylemeyi bırakın, ima etmek bile aforoz olmaya yetip de artmıştır bile.

Mezkûr tezlere göre İmam – ı Gazâlî, kendinden sonraki düşünce yollarını tamamen tıkamıştır. Bu yüzden Gazâlî sonrası düşünce adamı çıkmamıştır. Çünkü Gazâlî mirası yeni düşüncenin ortaya çıkış fikrinin oluşmasına engel olduğundan düşünecek şahıslara bir şey bırakmamıştır! Ta ki Tanzimat’ın aydınlık yüzü semada parlayana kadar… Modernistlerin klasik tezleri uyarınca yedi yüz senelik “kayıp halka”da hiçbir kimse tek kelime düşünmemiş, hiçbir kitap dercedilmemiş, hiçbir şerh, haşiye yazılmamış!

Koskoca Osmanlı Devleti düşüncesiz, bilgisiz insanlardan müteşekkil, ilim adamının yetişmediği, kaba saba adamların hükümranlık kurduğu, batılıların keyifli ithamları uyarınca barbar insanlardan müteşekkil bir devletti!

 

Eksiksiz ve Yetkin Bir Gazâlî Külliyatımız Yok

Bu kanaatleri düzeltmek, yerli yerine oturtmak bir çırpıda gerçekleşmeyecektir. Bunun için sahasında uzman, derinlikli, titiz çalışmalar yapan, her şeyi değil “bir” şeyi iyi bilen ilim adamlarına ihtiyacımız var. Bugünkü akademik hayatımız gibi sadece bir hususu bilen değil, her şeyi öğrenip aşarak bir konuda derinleşenlerden bahsediyoruz. Batılı hayat tarzını aşmak ancak bu yolla mümkün olabilir. Batılıların Gazâlî düşmanlığı da buradan neşet etmektedir zaten.

Sonuç yerine şöyle bir tavsiye de bulunmak gerek: En azından bu yıldönümü vesile kılınarak İslam Düşüncesinin bu en önemli isminin tüm eserlerini eksiksiz ve yetkin bir çalışmayla yayınlamalı. Sinan yayınları, Hisar yayınları, Uyanış yayınları gibi birçok yayınevi bu vaadini yerine getiremedi. “Gazâlî serisi” başlığıyla birkaç risale ve kitap yayımlayıp defteri kapattılar. Bu defa böyle bir hüsranla bir daha karşılaşmayalım.

Öncelikle bu projeyi devlet kurumları uhdesine almalıdır. Kültür Bakanlığı, TTK, TDK gibi kurumlar bir an önce, vakit kaybetmeden Gazâlî gibi bir değerin külliyatını hakkıyla yayımlamalıdır.

TYB Akademi’nin Gazâlî Sayısı, önemli bir boşluğu doldururken, Türkiye’de Gazâlî incelemelerinin, yayınlarının ne kadar yanlış ve yetersiz olduğunu da gözler önüne sermiştir. Dergideki on dört özgün yazı Gazâlî’yi her yönüyle anlamamıza yeterli değil. İyi bir başlangıç sadece. TYB Akademi ilk sayının eksiklerini ileri ki dönemde düzeltecektir elbette. Yılda üç sayı çıkması hedeflenen derginin bundan sonraki konu başlıkları Evliya Çelebi ve Said Halim Paşa. TYB Akademi’nin bundan sonraki sayılarının da Türk ve İslam düşüncesinin önemli fakat göz ardı edilmiş kişi ve konularını ele almasını dileriz.

Hece Dergisi Nisan 2011 Sayı: 172

 

Bu haber toplam 646 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim