• İstanbul 15 °C
  • Ankara 12 °C

Avlarlı Lütfi anıldı

Avlarlı Lütfi anıldı
TYB Başkan Yardımcısı Ahmet Fidan Erzurum'da Alvarlı Lütfi Efendi’yi anma toplantısında konuştu   Ahmet Fidan’ın Avlarlı Lütfi Efendi’ya anma toplantısında yaptığı konuşma:   Çok değerli gönül dostları.

TYB Başkan Yardımcısı Ahmet Fidan Erzurum'da Alvarlı Lütfi Efendi’yi anma toplantısında konuştu

 

Ahmet Fidan’ın Avlarlı Lütfi Efendi’ya anma toplantısında yaptığı konuşma:

 

Çok değerli gönül dostları. Alvarlı Efe Hazretlerinin isminin anıldığı yerde O’nun hem hayatından hem düşüncelerinden bahsedilir. Benim yaşta olan nesil, kendisini tanıma şerefine ermemiş ama kendisi ile tanışmış ve sohbetinden tat almış gönül ehlinin anlattıkları ile kendisini tanımışız ve o sevgi ile büyümüşüzdür.

İzin verirseniz ben bu konuşmamda iki konuya dikkatleri çekmek istiyorum. Öncelikle Efe Hazretlerinin takip ettiği tarikat/ tasavvuf yolunu, bir diğeri ise yaşadığı dönemin şartlarını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Takip ettiği yol ile yaşadığı dönemi bilmeden Efe Hazretlerinin düşünce yapısı ve eyleminin anlaşılması mümkün görülmemektedir.

Güneş kadar bir gerçek, Efe Hazretleri Tarikat-i Muhammediye/ Muhammedî yolunun bir rehberi, bir mürşidi. Manevi gök kubbemizin sönmeyen bir yıldızı. Kerameti zahir bir velisi.

Tarikat-i Muhammediye/ Muhhamedî yol nedir? Muhammedî yolu en iyi anlamanın ve kavramanın temel ilkesi “Tevhid Akidesi”ni iyi bilmek ve kavramaktan geçmektedir.

Tevhid akidesi kısaca “Lailahe illallah Muhammed Resulüllah” cümlesi ile ifade edilmektedir.

Bilndiği üzere bu cümleye “Kelime-i tevhid” denilmektedir.

Sevgili gönül dostlarım. “La ilahe illallah!” Allah’tan başka ilah yoktur. İslâm’a giren bir insanın sadece “illallah” demesi yeterli midir? Âlimler bunun yeterli olmadığını ifade etmektedirler.

Önce “İlah yoktur”  sonra “Sadece ve sadece Allah vardır.” Denilecek.

Kâinatı yoktan var eden Allah, hayatın devamını zıtlıklar üzerine kurmuştur. Hayat ve ölüm. Gece ve gündüz. Örnekler çoğaltaılabilir. Elektrik bile nötr ve fazdan oluşmaktadır. Ampulü sadece nötr veya faz yakamıyor. Ampulden ışık almak için ikisinin bir arada bulunması gerekmektedir.

Tevhid akidesi de iki zıddın birlikte ifadesi ile teşekkül etmiştir. Allah’tan başka tüm ilahları öncelikle ret edeceksin. Allah’ın dışında ilahlar nedir?

Kişiye ve topluma göre değişmektedir. Para, kadın, şöhret, mevki, makam hırsı…..Tümü red edilecek.  Sadece Allah.

Sonra Muhammed Resulüllah.  Hz. Peygamber’in gösterdiği yolda yürümek. Sadece yürümek mi? Hayır O’nun sünnetini hayat tarzı olarak yaşamak ve yaşatmak.

 “Hazret-i Muhtar-ı Mevla’ya muzafız biz bugün

 Namımız ümmet-i Ahmed gör ne rif’atdir bize

Sahray-ı vahdette seyyah ümmet-i Muhammed’dir

Kaydımız  ehl-i imandır ne seadettir bize”

Özetle tevhid akidesinin anlamı  böyle. Kısa notlar halinde sizlere sunduğum  bilgileri sizler zaten biliyorsunuz.  Hz. Peygamber(s) den itibaren tevali eden nesiller halkası  yaptıkları çalışma ve gayretlerle  tevhid akidesini bizlere aktardılar. Bizler de bizden sonraki nesillere aktarmak zorundayız. Ancak tevhid akidesinin nesilden nesile aktarılırken farklı yolları bulunmaktadır. Bunlardan birisi de “Tasavvuf”tur.

Tasavvuf nedir? Tasavvuf kısaca bir ilimdir.  Her ilimin bir ilgi alanı bulunmaktadır. Tasavvuf’un ilgi alanı ise insan nefsidir. Yani tasavvuf Allah’a giden yolda nefisle mücadele yöntemidir.

Tasavvuf bizim medeniyetimizin en önemli temel unsurlarından biridir.

Efe Hazretleri Tasavvufu şöyle ifade ediyor:

Tasavvuf sâf-ı dilden Hazret-i Allah’a dönmektir

   Tasavvuf istilahatı ile sanma öğünmektir

 

   Tasavvuf emr-i billah ile dâim olmak elbettir

    Yalnız sanma elfaz u ibarat beğenmektir

“Şüphesiz ki nefs, şiddetle kötülüğü emreder.” (Yusuf Suresi 53)  ayeti kerimesi nefis gerçeğini açıklıkla ifade etmektedir.

Şeytan isyana teşvik eder. Şeytanı zikir ile uzaklaştırmak ve şerrinden emin olmak mümkündür. Ama nefs hiçbir zaman mağlup olmaz. Kuduz köpek gibidir. Bazıları nefsi dere yılanına benzetirler. Öldürdüm dediğin an el dokundurduğunda hemen elini sokar. Nefs ile mücadelenin en önemli şartı nefsini bilmektir. “Nefsini bilen Rabbını bilir” hikmeti önemli bir gerçeği ifade etmektedir.

“En büyük cihad nefisledir.” buyurmuştur Efendimiz.

O sebeple nefisle mücadele yoluna tasavvuf denilmektedir.

Hicrî II. Asrın başından itibaren İslâm geniş bir coğrafyaya yayıldı. Gönüller dünya nimetlerine yöneldi. Ahirete giden yolu tıkayan engelleri aşmak için bir zümre Hz Peygamberin ve sahabinin hayat tarzını benimsedi ve devam ettirdiler.

İşte bunlara sufi dendi.

 

Hicri III. Asırdan itibaren İslâm coğrafyasının önemli merkezlerinde tasavvuf/tarikat mektepleri kuruldu. Bağdat’ta Cüneydî Bağdadi, Tus’ta Ebu Nasr el- Saraç et-Tûsî mektepleri.

 

Hurafelerden arındırılmış bir tevhid akidesi hedeflendi.

 

O halka günümüze kadar devam etti. O halkanın önemli elemanlarından birisi de Efe Hazretlerinin olduğunda asla şüphe yoktur.

Efe Hazretleri hem yaşadığı dönem hem de bıraktığı eserleri ile günümüzde bir tasavvuf mektebi/ekolüdür. Vaaz, nasihat, telkinleri ile hala insanları irşad etmekte, aydınlatmaktadır. Muhammedî yolda rehberlik görevine devam etmektedir.

Efe Hazretlerinin hayat hikâyesini anlatmayacağım. Çünkü bu toplantıya katılanların o muhteşem hayatı bildiklerine inanıyorum. Ama hayatına düstur ettiği kaynakları tekrar etmekte  yarar var.

Efe Hazretleri, ilim ve irfanı gerçek kaynağından tahsil etmiş ve hayatına tatbik etmiştir.

Bir şiirinde şöyle der:
 “Ezel bezminde bâde-nûş olan sâkî- cühdetden

   Aref dersanesinde gör okur o ilm-i hikmetten

  Der-i dergâh-i cânâne der can gözlerin hayran

  Necây-ı zevm-ı rûhânî alup bâb-ı muhabbetten”

Kaynağı Arş olanından alıp kullara aktarmıştır. Bilirsiniz Mevlevî semazenleri sema yaparken, bir elleri yukarı açık öteki elleri aşağıya dönük dönerler. Semanın anlamı bir eliyle  Allah’tan alıp öteki eliyle kullara vermektedir.

Efe Hazretleri ilhamını Allah’tan alıp bizlere aktarmıştır.

O aynı zamanda bir bilge kişidir. Sözleri hikmetlerle yoğrulmuştur. Şairdir. Çünkü Arapça, Farsça ve Türkçe aruzla yazdığı şiirleri son derece edebi niteliktedir.

Cömertlik ve iyilikseverlikte en öndedir. Müşahedeye dayanılarak anlatılanlar hakkında dünya nimetlerine ne kadar sırtını dönmüşse cömertlikte de o nispette ilerdedir.

Sevgili Efe hazretlerinin gönül dostları!

Başlangıçta anlattıklarımla son cümlelerim arasında biraz çelişki olduğunu düşündüğünüze inanıyorum. Bunu bilerek yaptım. Çünkü son anlatılan ifadeler sanki her insanda bulunan, hele günümüz şartlarında yaşayan insanların zihinlerinde yaşattıkları normal bir hayat tarzının tabiî bir sonucu gibi algılanabilir.

Ama Efe Hazretlerinin doksan yıllık hayatının geçtiği dönemi ve dönemin şartlarını bilmeden son cümlelerimin mazmununu anlamak mümkün değildir.

Özellikle yeni nesiller, kendilerini kuşatma altına almış bulunan medya tesiri ile  gerçeği görmekte, anlamakta zorlanmaktadırlar. Geçmişin, kısaca yakın geçmişin hadiselerini bugünün şartları ile değerlendirmek asla mümkün değildir. Geçmişi bilmeden geleceğe hazırlanılabilir mi?

Efe Hazretlerinin doksan yıllık hayatını gözden geçirirken O’nun yaşadığı dönemin şartlarını çok ama çok iyi bilmekte zaruret vardır.

Önce Efe Hazretleri bir Osmanlı coğrafyasında gözlerini dünyaya açtı. Yıl 1285 h / 1868 m         tarihinde dünyaya teşrif ettiler. O tarihte Erzurum bir Osmanlı mülkü. Dini hayatın özgürce öğretildiği öğrenildiği yaşanıldığı bir zaman dilimi.  Efe Hazretleri Babası Hüseyin Efendi’nin himaye ve delaletiyle tahsile başlıyor ve sürdürüyor. Rüştüne geldiğinde yine aynı dönem ve aynı şartlar. Şartları hatırlamakta yarar var. Sadece Müslümanlar değil, Hıristiyanlar, Yahudiler bile inançlarında asla bir tahditle karşılaşmıyorlar.

Ama farklı bir dönemin başlangıcı yaşanıyor Osmanlı mülkünde. Osmanlıyı bitirmek için içte ve dışta tüm tezgâhlar işletiliyor. Kısaca Osmanlı çöküş dönemine girmiştir.

Efe Hazretleri Osmanlı yıkım döneminde iken olgunluk çağına ermiştir.

Felaketler birbirini takip etmektedir. Düveli muazzama diye adlandırılan ama aslında düveli şer olan devletler doğudan, batıdan, kuzeyden güneyden çullanmaktadırlar. Bu gerçeği M Akif “Çanakkale Şehitleri’ne” adlı şiirinde ne güzel ifade etmektedir.

“Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Tam böyle bir dönemde şuan üzerinde bulunduğumuz topraklar Ruslar tarafından işgal edilmektedir. Bu topraklar Ruslar tarafından üçüncü kez işgal edilmektedir. Efe Hazretleri bu günlerde Erzurum Dinarkom’da imam olarak görev yapmaktadır. İşgalden dolayı görevini eskiden Tercan’a  şimdilerde Çat’a bağlı Yavi köyüne nakleder.

Rus işgalinden önce  doksan bin  nüfusa sahip olan Erzurum, işgalden sonra sekiz bine düşmüştür. İnsanlar hicret etmişlerdir. Ama Efe hazretleri hicret etmemiş işgale karşı direnmiştir.

Yaşadığı o günleri şiirlerine de yansımıştır.

    Koptu bugün kıyamet

     Yer yüzü alkan oldi

     Görülmemiş alamat

     Kandan bir tufan oldi”

Rusların arkasından  Ermeni mezalimi ve katliamı başlamıştır. Kendileri o dönemde Yavi’de imam. Çevresine topladığı altmış kişilik bir ekip ile Zerdige köyünde temerküz etmiş Ermeni cephaneliğini ele geçirmiş ve elde ettiği silahları Erzurum’u işgalden kurtarmak üzere olan Ordumuza ulaştırmış ve fiilen harbe iştirak etmiştir.

Burada dikkati çeken son derece önemli bir nokta bulunmaktadır. Efe hazretleri işgale karşı fiilen cihad etmiştir.

Cihad gerektiğinde her Müslüman farz bir ibadettir. Efe Hazretleri bu farzı bizzat yerine getirmiş ve netice almıştır.

 Doksan yıllık ömrün son otuz yılında ise sistemin zulmüne muhatap kalmıştır. Çünkü kurulan yeni düzen, İslâm gibi bir hazineyi insanların ve nesillerin gözünden bir sır gibi saklamayı devlet politikası olarak uygulamaktadır.

 Efe Hazretleri ise işgal yönetiminden daha şiddetli bir baskı ile karşı karşıyadır. Tüm baskılara rağmen direnmiş ve görevini yerine getirmiştir.

Kendileri dirense de insanlar sisteme uymakta geç kalmıyorlar ve o büyük zatı bu gelişmeler dilhun etmektedir. Bu toprakların insanı değerlerine, köklerine yabancılaştırılmaktadır.

 Ezan susturulmuştur. Camiler amaçları dışında kullanılmaktadır.

 İnsanımız iki tercih arasında bırakılmaktadır. Ya düzenin emirlerine uyacak veya gücü oranında pasif direnişe geçecek.

Efe hazretleri ikinci yolu tercih etmişlerdir.

“Din yolunu sed ettiler

  Bid’atları medh ettiler

 Ehl-i Hakkı reddetiler

 Yetmez mi bu noksan bize”

 

“Arsız edepsiz ileri

Ehl-i kemal kaldı geri

Dindarların yoktur yeri

Yetmez mi bu noksan bize”

Efe Hazretlerinin darı beka âlemine hicretinin üzerinden elli dört yıl geçmiş bulunmaktadır. Ama o eserleriyle hala insanları aydınlatmakta ve yol göstermektedir. Bizim burada toplanmamız bile O’nun bir kerametidir. Ve inanıyorum ki ruhaniyeti ile bizlerin arasındadır.

Sonuç olarak ne mutlu Erzurum’a Avlarlı Efemiz var. Ne mutlu bu coğrafyaya  koynunda yatan Avlarlı Efemiz var

Sözlerimi onun bize ve bu toplantıya katılanlar için şefaatini niyaz ederek bitiriyor, en kalbi selamlarımla sizleri selamlıyorum.

Allah’a emanet olunuz. 

Bu haber toplam 868 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim