• İstanbul 21 °C
  • Ankara 19 °C

Azerbaycan Mizah Edebiyatının Özgün Bir Türü: Mėyxana

Azerbaycan Mizah Edebiyatının Özgün Bir Türü: Mėyxana
Mahmut Sarıkaya, Doç. Dr. Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

TYB Akademi 24, Mizah/İroni, Eylül 2018

Bir dilin asırlar boyunca kazandığı işleklik o dilin gelişmişliğinin göstergelerinden biridir. Azerbaycan edebiyatı, Türkçenin, tarih boyu güney ve kuzeyi ile Azerbaycan coğrafyasında gelişen ve yaşayan kolunun zenginliğini ortaya koyan bir edebiyattır. Bu çalışmaya konu olan Meyxana türü de zengin ve işlek bir dilin eseri olan Azerbaycan Edebiyatının eşsiz verimlerindendir. Kelimenin tam anlamıyla eşsiz, kelimenin tam anlamıyla “unique” … Öylesine eşsiz ki ne dünya edebiyatında ne Türk dünyası edebiyatında ne de Türkiye Türklerinin edebiyatında bir benzeri var. Meyxananın yabancılar tarafından internet ortamında “rap” müziğiyle ilişkilendirildiği görülmektedir; ama bu, kimi yönleri bakımından bir benzetmeden ibarettir. İkisi arasında bir köken birliği sözkonusu olsa meyxana “rap”in atası olurdu; ayrıca “rap”te irticâli söyleyiş yoktur.

Meyxana Bakü’nün kenar mahallelerinde ve geniş olarak Bakü’nün de üzerinde yerleşik bulunduğu Abşeron yarımadasındaki merkez köylerinde ortaya çıkmış ve yayılmıştır.

 Meyxana, bir yönüyle halk edebiyatı içerisinde yer alır. Örnek vermek gerekirse meyxanalar halktan kişiler, hatta köy kökenli (Azerbaycan Türkçesiyle “kendli”) insanlar arasında doğup gelişmiştir. Bu köylerin tamamı Meştağa, Novxanı, Buzovna, Şağan, Bibiheybet, Gala, Türkân, Merdekân gibi Bakü şehrinin merkez köyleri olmuştur. Bu türün öncü ve meşhur ustalarından biri olan Eliağa Vāhid (1895-1965) dahi Bakü’de doğmuş olmasına rağmen aslen Masacır köyündendir. Onun için meyxanalarda Azerbaycan Türklerinin hayatı ve onların hayata bakışıları, duygu ve düşünceleri canlı ve kıvrak bir dille, tabii bir üslûpla yansıtılır. Bu canlı, akıcı ve kıvrak söyleyişler Azerbaycan Türkçesinin anlatım gücünün ulaşmış olduğu yüksek seviyeyi göstermektedir. Denebilir ki Vâhid’in gazellerinde yansıyan canlı hayat sahnelerini, ondaki tabiîliği ve akıcılığı, onun aynı zamanda bir meyxana şairi olmasına borçluyuz.

Meyxana sanatının aslı, icra edenlerin ritm tutarak doğaçlama/irticalen şiir söylemelerinden ibarettir. Bu ritm tutma işi başlangıçta başparmak ve orta parmağın birlikte şıkırdatılmasıyla, “çırtma vurmakla” yapılırdı.

Vāhid gazellerinin çoğunu bedahaten, duruma ve ortama uygun bir şekilde söyleyip yazmıştır. Çağdaşları onun, bütün gerçek şairler gibi şiiri yazmaktan çok söylediğine tanıklık ediyorlar. Elibaba Memmedov, bir televizyon programında, Vāhid’in, Ėy gül, seni her kes ki, sėvib, bextever oldu / Ėşqinde bir ancaq menim ‛ömrüm heder oldu Matla‘lı gazelini onbeş dakika içinde söyleyip tamamladığını belirtmiştir.[1]

Nazim Rza, Meyxana’yı “Azerbaycan şifahi halk edebiyatının ilgi çekici örneklerinden biri” olarak tanımlar ve “Meyxana Azerbaycan halk edebiyatında ağız şiiri nümunesidir”[2] diyerek onu yazılı edebiyatın değil, sözlü halk edebiyatının ürünü olarak kabul eder; bu ifadeden meyxana’nın ‘söyleyeni belli olmayan mâni ve türkü gibi’ anonim olduğu da anlaşılmamalı. Onun bu tanımlarda kullandığı ‘şifahi’ ve “ağız şiiri” terimleri bu şiirin sözlü edebiyat ürünü olduğuna işaret etmesine rağmen Azerbaycan’da “halk edebiyatı” ve “halk şairi” sözleri de Türkiye’deki anlamlarıyla kullanılmaz; çok güçlü bir gazel şairi olan Eliağa Vāhid’e de çağdaş Azerbaycan şiirinin temsilcisi olan Bahtiyar Vahapzade’ye de halk tarafından sevilen, beğenilen ve benimsenmiş olan anlamında “halk şairi” denilmektedir.

Yine bu ifadelerden hareketle bir şiir türü olarak sunulan meyxana kelimesinin, bu şiir türünün adı olmadan önce onun geliştiği, yaşatıldığı meclisler ve o meclislerin kurulduğu yerlerin adı olarak kullanılmış olduğu da çıkarılabilir.

Ünlü Azerbaycanlı şair ve mutasavvıf Seyyid Hamza Nigârî müridlerinin ayinlerinde ‘teneke çalarak’ kudukları ritmik şiirlere de meyxana dendiği bilinmektedir. Ahmet Caferoğlu’nun tarif ettiği topluluğun teneke çalarak okuduğu bu şiirlere de mėyxana denir: “Göçeri Terekemeler içerisinde, ayrıca, yerli ahali tarafından Mürid adile adlanan bir zümre daha vardır. Bu zümreyi, esas Terekeme uruğundan ayıran başlıca hususiyet, yaptıkları dinî âyindir. Bir nevi şaman âyinini andıran bu dinî merasimde, erkeklerle kadınlar bir meclis kurarak pervane dönüp çay içerler. Ve davul yerine bir teneke parçasını çalarak, bilhassa Seyit Hamza Nigârî’ninin ve daha başka şairlerin çok defa manalarını bilmedikleri şiirlerini söylerler. Aralarında en büyük günah, sakal kesmek olduğundan, hep uzun sakal taşırlar. Yerli ahali bunlara çok menfi bir nazarla bakmaktadır. Bunları islâm ve Türk saymazlar. Dağnık halde muhtelif Terekeme köylerinde yerleşmişlerdir.”[3]

Bir şiir türü olarak Meyxana, bedye/bedîhe diye de adlandırılır.[4] Arapça bedi‘î kelimesi “güzellik ölçülerine uyan, gözü gönlü okşayan, sanat ve estetikle ilgili” anlamlarında kullanılır.[5] Gazel okuyan ve gazel yazan için gazelhan dendiği gibi bedye kelimesinden hareketle, meyxana söyleyebilen ustalar için de bedyexan kelimesi kullanılmaktadır.[6]

Nitekim Vāhid’in fırıldakçı, hayâsız, utanmaz, para düşkünü, dilenci tıynetli, bin yıldır yatan ve bu sıfatlarına rağmen meyxanacılar arasında kendine yer bulmaya çalışan birine seslendiği Ay Bedyexan Oğlan redifli bir de meyxanası vardır.[7]

Bu meclislerde söylenen şiir için, onun ortaya çıkış şartları ve yaygınlık kazanmasıyla ilgili olarak başlangıçta kafiye, daha sonra ise bedye/bedîhe denmiş olduğunu söylemek mümkündür.

Bu sanatın, aruz ölçüsünü temrin eden gençlerin kendi kendilerine şiir söylemeleri ve birbirleriyle şiir söylerek yarışmaları sonucunda gelişip ortaya çıkmış olabileceği de düşünülebilir. Yaradılışı hece ölçüsüyle şiir söylemeye uygun olan ve çok güçlü bir hece ölçüsü hâkimiyetine sahip olan bir çevreden, köylerden gelen köy kökenli bu gençlerin aruz ölçüsüne geçmeleri ve ruhlarının buna uyum sağlaması elbette çetin bir işti. İlk meyxanaçılardan başlayarak günümüze kadar gelen meyxanaçıların her birinin taşradan Bakü’nün kenar mahallelerine gelmiş gençler oldukları bilinir; onların geldikleri köyün adının kendi adlarına adeta yapışık olarak söylenmesi de bu sosyal ve kültürel çevreye işaret eden önemli bir göstergedir.

Onların toplanma ve bu sanatı icra etme mekânları da başlangıçta şehir merkezinin dışında, kimi zaman deniz kıyısı, kimi zaman bir parkın en kuytu köşesi, kimi zaman da bir pınar başı olabilmekteydi. Balasadık’ın hatıralarından aşağıya alınan sahne tam da bu durumu yansıtmaktadır:

 

“TANRINA ĠURBAN, A ĠIZILĠUM DENİZ       

“Şahidi olduğum bir meyxana meclisinden söz etmek istiyorum. Meclis deyince düğün evi falan anlaşılmasın. Böyle toplantılar daha çok deniz kıyısında düzenlenirdi. Kızıl kumun üstünde diz çöküp, halka oluşturan orta yaşlı ve genç köylülerin doğaçlama söyledikleri meyxanaları çok dinlemişim. Meclis şu kafiyeyle başlamıştı ve ben dostlarımı o zaman yorulmadan, hayranlıkla dinlemiştim:

Tanrına ġurban, a ġızılġum deniz,

Kâsıb, lüt, üryanlara ġeyyum deniz

Şimdi deniz kenarına yolum düşünce iki mısra‘ını örnek verdiğim o meyxananın son mısraları hâlâ yüreğimi sızlatır:

Sen ki çıxartdın bizi bu davadan

Sende ölüm, sen gözümü yum deniz...

Bu son iki mısraı söyleyen genç, gerçekten de denizde boğuldu”. [8]

                                                

 

Bütün bunlar, meyxana türünün hem klâsik Türk şiiri hem halk şiiri hem de bu coğrafyada güçlü bir varlığı sözkonusu olan müridizm atmosferinin seslerini yansıtmasını sağlamıştır.

1940 yılında Hızı bölgesinin Ġıxlı köyünde doğmuş olan Yaver Ehmedov’dan beri ülkenin başka şehirlerinden yetişmiş meyxanaçılar da bu alanda boy göstermiştir. Son zamanlarda ülkenin diğer şehirlerindeki toylara düğünlere büyük meyxana ustalarını davet ederek meyxana sanatı ve sanatçılarını onurlandıran ve onları itibarlı yaşatanların sayesinde bu şehirlerde de büyük meyxana ustalarının yetiştiği görülmektedir. Bunda eğitim öğretim, haberleşme ve medyanın da etkili olduğu yadsınamaz. İnternet ortamında çok güçlü çıkışlarıyla dikkat çeken Astaralı Mehman, Aynur Göyçaylı, Nurlan Ordubadlı, İlgar Nehremli, Yaşar Kafanlı, Emil Kürdemirli gibi üstadlar bu tespiti yapmayı gerekli kılmaktadır; bunların adlarına ekli yer adlarının ‘köy’ değil, ‘şehir’ ve ‘bölge’ adı olması da bu gerçeğe işaret etmektedir.

Meyxana şairlerinin karakteristik özellikleri; alçakgönüllü olmak, ‘tefahür’ sanatı yapma dışında övünmemek, sanata değer veren insanlara özellikle değer vermek, sohbet ederken yaşına bakmaksızın muhatabını ciddiye almak gibi olgun davranışlar sergilemektir. Meyxana meclisi şairden bedaheten (irticalen/doğaçlama) şiir söylemak hüneri, söz söyleme gücü, hazırcavaplılık, coşkun, devingen bir yapı ve yaradılış bekler ve ister; bir meyxanaçıda bu yeteneklerin bulunması seyirci/dinleyicilerin psikolojisiyle şair arasında uyumlu bir bağ kurulmasını sağlar.

Azerbaycan Türkçesi, meyxana sanatının icra edilmesi için en uygun Türk şivesidir; yapısı itibariyle ahenklidir ve kulağa hoş gelir. Oğuz Türkçesinin alt kolu olduğu için biraz dikkat edilirse Türkiye Türkleri tarafından, kolayca anlaşılır. Türkiye Türkleri tarafından anlaşılmasında en büyük sıkıntıyı Rusçadan alıntılar oluşturur. Azerbaycan, 1813’ten beri Rus Çarlığı ve 1920’den sonra da diğer Türk ülkeleri gibi yetmiş yıl Sovyet yönetimi altında kaldığı için, Azerbaycan Türkçesi içerisine çok fazla Rusça sözler girmiştir. Ancak bu da yıllar geçtikçe azalmaktadır. Özellikle 1990’lı yıllarda yeniden kavuşulan bağımsızlık döneminde Azerbaycan Türkçesi’nin korunması ve yaşatılması için devlet seviyesinde birçok adım atılmaktadır. Fakat geçmişte Rusça’ya olan ilgi ya da Rusça’ya ilgi gösterenleri eleştirme yönünde meyxana redif ve kafiyelerinde bolca Rusça unsurların kullanılmış olduğu görülür. Kimi zaman modern hayattan ve rejimin terminolojisinden Rusça kelimeler de bu eserlerde yer almıştır. Ayrıca meyxana türüne Ruslar da büyük ilgi göstermiştir. Azerbaycan Türkçesini ve Azerbaycan’daki Türk kültürünü yaşayarak edinmiş birçok Rus asıllı dinleyici/seyircide meyxana sevgisi bir tutku hâlindedir. İnternet ortamında, tamamen Rusça söylenmiş meyxanalar da vardır.

Meyxana sanatı Sovyet döneminde çok büyük bedeller ödemiş ve günümüze bin bir zorluklarla gelebilmiştir. Kimi zaman meyxananın radyo ve televizyonlarda yayımlanması yasaklanmış, meyxana, sadece mahalle ve sokak aralarında yaşatılabilmiştir. Buna rağmen, bu özgün Türk sanatı yok edilememiştir. Azerbaycan Türkçesinin ve Azerbaycan’daki Türk kültürünün ayakta kalabilmesinde halk edebiyatının rolü inkâr edilemez. Meyxananın da bunda payı büyük olmuştur.

 Eliağa Vāhid’den beri Meyxana türü için kafiye, meyxana söylemek için ise kafiye demek tabirlerinin de kullanıldığı görülüyor. Buradaki kafiye sözü kuşkusuz Türk saz şiirindeki ayak karşılığıdır. Kelime, bu ayak anlamının genişlemesiyle meyxana türünü de karşılar duruma gelmiştir. Vāhid, üstadı saydığı Azer İmameliyev ile ilgili bir hatırasını anlatırken söz arasında kafiye kelimesini meyxana anlamında kullanmıştır: “Azerle sık sık şiir meclislerinde görüşürdük. Meselâ, Ağadadaş Münîrî gilde, Hesen Sėyyar ve başka başka şairlerin evinde… Azer gilde de toplanırdık. Rehmetli çoğu kez bizim için düşbere[9] pişirtirdi. Toplanırdık beş altı kişi orada, söylerdik kafiyeyi.[10]

Yapısı, konuları, icrası ve ustaları bakımından meyxananın ozanlık geleneğine benzer birçok yönü vardır. Örneğin Saz şairlerine rüyada, ateşli hastalık sırasında ‘vergi’ verildiği, ‘buta’ verildiği gibi meyxanaçılara da “şairlik” verilmektedir. Balasadık, Memmedeli Kişi adlı meyxana ustasına şairlik verilmesini ve onun bu ‘vergi’ ile söylediği ilk kafiye/meyxana ile şöhret bulmasını şöyle anlatıyor:

 

“MEMMEDELİ KİŞİ’NİN KAFİYESİ

“Köye gitmiştim. Eski hamamın köşesinden çıkınca uzaktan Memmedeli Kişi’nin geldiğini gördüm. Durup bekledim. Epeyce yaşlanmış, yıpranmış görünüyordu. Hem de gözüme biraz kırgın göründü Memmedeli Kişi. Kuşkusuz, bugün başımıza açılan bu belâ bu müdrik insanı da etkilemişti…  Yaklaşınca, selâm verdim, selâm aldım; amma beni tanımadı. Adımı söyleyince gülümseyip çok sevdiği usule, nazma geçti:

Pîr olasan, gelende

Biz sarı da bax görek.

Ġır kıçını şėytanın,

Biz terefe çıx görek[11].

“Sözünde kırgınlık ve şikâyet vardı Memmedeli Kişi’nin. Cavap vermesem benimle sohbet, muhabbet etmeyeceğini anladım. Meyxananın özelliğidir bu. Onun için sesine ses verecek oldum:

 

Ay senin ömrin boyu

Ġametini şax görek.

Heftede gellem teki

Şėytanı axsaġ görek.[12]

 

“İlk dikkatimi çeken şey Memmedeli Kişi’nin yakaladığı kafiye oldu: ‘bax görek’, ‘çıx görek’. Ta İkinci Dünya Savaşı yıllarında, sıcak yaz mevsiminde yumuşak kumda diz üstünde halka oluşturan mėyxançı gençler karşılıklı meyxana söylemekteydi. ‘Geçelim Memmedeli kafiyesine’ diye başlayınca bir anda meyxananın ahengi değişir, meclise sanki yeni bir hava gelirdi. Katılanlardan biri giriş yapardı. Örneğin, aklımda kaldığı kadarıyla:

 

Dünya ġumarxȃnedir,

Kartını hėy sıx görek

Yanmısan, ėy bixeber,

Ġoy varını, çıx görek

 

“Şimdi seksen yaşında olan Memmedeli Kişi, adına adeta bağlanmış olan kafiye ile beni selamlayınca, hayalime bu bağlılığın kökü geldi: İkinci dünya savaşı yıllarının karlı bir kış günüydü. Köyde, Memmedeli'ye şairlik verilmiş olduğu haberi yayıldı. İnsanlar şaşkınlık içinde ‘Gerçekten mi? Deme! Daha neler!?’ dediler; ama yirmi metre derinlikteki kuyunun dibinde ona ‘vergi’ verildiği söyleniyordu.

“O yıl yağan kar yazı yabanı dümdüz etmişti ki, dereler tepelerden seçilmiyordu. O ağır kış şartlarında Memmedeli Kişi gilin kapısından iki hayvanı kaybolmuş. Köyde şüpheyi üstüne çekecek hırsız falan da yokmuş. Savaş zamanı olsa da şimdikinden farklı olarak insanlar sorumluluk duygusuna sahiptiler... Evde, ahır kapısının açık kalmasının bir sonucu olarak, koyunların baş alıp ot bulmak üzere dışarı gitmiş olduklarına karar vermişler. Babası, Memmedeli’yi hayvanları aramaya göndermiş; o vakit 35 yaşındaymış. Köyün çıkışında koyunların izini bulmuş. İzler çeke çeke onu içeri, iyice geniş meraların ortalarına kadar götürmüş. Meğer gece esen rüzgâr karı savurup yel tutan yerlerde hayvanın ayak izlerini örtbas etmiş. O yüzden Memmedeli’nin iz sürdüğü yerde birden ayağını kaldırıp ileri atmasıyla kuyunun dibine gitmesi bir olmuş. Rüzgâr karı toplayarak kuyunun ağzını kapatmış, Memmedeli ise bunu dikkate almamış. Sanki koyunlar sahiplerinin ölçü biçisine aşina imişler gibi kuyunun dibinde durup onu gözlüyorlarmış. Memmedeli o durumda üç şans yakalıyor: Dediğine göre birinci şansı kuyunun dar olmasına rağmen Memmedeli Kişi duvara çarpmadan, hiçbir hasar görmeden, kendisini ‘tuzağa düşüren’ koyunların tam üstlerine düşüyor. İkinci şansı kuyunun temamiyle susuz olmasıymış. Üçüncüsü ise, bir müddet sonra anladığına göre, kendisine vergi verilmesiymiş... Gece boyunca kuyuda iki koyunun arasına girip büzüşen Memmedeli sabaha ateşler içinde kıvranarak çıkıyor. Öyle bir ateşteymiş ki nerde olduğunu güçlükle idrak edebiliyor. Akşama yakın azıcık kendine gelince, eğer kuyudan çıkmayı başaramasa koyunlarla birlikte oracıkta ölüp çürüyeceğini idrak ediyor. Böylesine ağır bir durumda iken defalarca birkaç metre yukarı tırmanıp kayarak geri düşüyor. Sonunda, sanki birisi ona ‘Çık kuyudan, ölüm gelmektedir!’ diye haykırıyor ve onu o ölümden kurtaran da bu ölüm korkusu oluyor... Bununla birlikte beynine kazınan bir fikir, kuyunun ağzına çıkınca onun ateşini daha da artırıyor. ‘Koyunlar kaldı, babam beni öldürecek!..’ diyor kendi kendine. Kısacası, o gece sıcaklık öyle yükseliyor ki, Memmedeli sayıklıyor. Babası bakıyor ki, ‘Allah Alllah! Bu çocuk şiir söylemektedir:

 

Dur[13] bu ġoyunlar kimi

Hėy yuxarı bax görek.

Tā ġoyun oldun yėter

Dur ġuyudan çıx görek. dur

 

“İşte o gün Memmedeli'ye kuyuda şairlik verildiği haberi yayılıyor köye…[14]

Kuruluş özellikleri bayatı, koşma, geraylı ve başka halk şiiri türleri gibi âşıklık geleneğinin formlarına uygun görünse de meyxana, klâsik Türk şiiri ve aruz vezninden kaynaklanan kendine özgü biçim özellikleriyle halk edebiyatının yukarıda sayılan türlerine göre çok farklıdır. Bu türün yapısındaki ritm ve ahengin geniş ölçüde aruz ölçüsünden kaynaklandığı çok açıktır.

Oğuzların Bayat boyuna nisbet edilerek Azerbaycan’da bayatı denen mâni tarzı şiir söyleyişi Türk sözlü halk şiirinin en eski ve en yaygın türlerinden biridir. Geleneksel olarak 4+3=7’li hece ölçüsüyle söylenen bayatılar dört mısradan ibaret olup birinci, ikinci ve dördüncü mısralar birbirleriyle kafiyelidir. Bu ölçünün ilk üç mısraı kendi arasında, dördüncü mısraı diğer dörtlüklerle kafiyeli olan biçimi koşuk/koşma türünün ilk biçimini oluşturmuştur. Bu tarz şiire Azerbaycan’da geraylı denir. Daha eski dönemlere ait oldukları kesin olan ve Kâşgarlı Mahmut tarafından derlenerek Dîvānu Lûgati’t Türk’e alınan koşuk örneği ve Alp Er Tonga Saġusu’na ait parçalar, yapısı ve biçimi bakımından bu türden söyleyişlerdir. Aruz ölçüsünün mefâilün/fâilün gibi bahrlerine uygun olan bu yapı, Meyxanada sıkça kullanılmıştır. Dörtlük boyutlarını aşarak daha uzun söyleyişler hâline gelen maniler gibi daha uzun boyutlu birimlerden oluşan meyxanalar da vardır; fakat bu tür uzun söyleyişlerde mısraların ikişerli olarak kafiyelendiği görülür. Bu ölşçüyle söylenmiş uzun meyxananın bir örneği olarak Ebdülov Yaver Hanbaba Oğlu’nun, Ermenilerin Azerbaycan Türklerine karşı işledikleri terör ve cinayetleri konu alan uzunca meyxanasını zikretmek gerekir. Söz konusu bu meyxananın başlangıcı şöyledir:

Sakit olun cemāet!

Oturun hamız ferāğet.[15]

Bilsin menim milletim.

Menim şanım şöhretim.

Neġl ėdim aşikâre,

Ne cür oldu mācera.

Hiyle, fitne ġuranlar.

Xelġe satdı yalanlar.

Dėme hayannan oldu

Bu Yėrėvan’nan oldu.

Uzundu bu hėkâyet,

Bu cür olub revâyet;

Ėrmeni Daşnaqları,

O köpek uşaġları

İnġilab illerinde

Esrin evvellerinde

Saldılar bir meġlete

Helġi salıb zillete     

Böyük felâket oldu.

Müsibet, dehşet oldu.

Ġoy tarixde bilinsin

Andıranik Sukinsin

Xelġi vėrdi ġırğına.

Xencer ġoymadı ġına.

………………………

………………………[16]

           

4+3=7’li hece ölçüsünün iki kez ard arda kullanılmış olduğu gibi görünen meyxanalar da vardır. Bu söyleyişlerin yapılanması, aslında fâilâtün/fâilün / fâilâtün/fâilün ya da mefâilün/fâilün / mefâilün/fâilün gibi aruz kalıplarıyladır. Şağanlı Tevekkül’ün ünlü meyxanasından aşağıdaki parça bu yapının bir örneğidir:

 

Gel oturub diz dize men dėyim mėyxȃneni[17]

Unutma bu sözleri, yığgınan dürdȃneni[18]

 

Şāir olanın gerek sözleri dümdüz olsun,

Dėdiyi her bir sözün me'nası mö'cüz olsun

Şė’rinin ġāfiyesi mütleġe eruz olsun

Vėrginen bu şāire onda sen toyxȃneni

Gel oturub diz dize, men dėyim mėyxȃneni                     

Unutma bu sözleri, yığgınan dürdȃneni

…………………………………………

…………………………………………[19]

                                                            

Yukarıdaki alıntıda geçen “Şė’rinin ġāfiyesi mütleġe eruz olsun” ifadesinden meyxana şiirinde aruz ölçüsünün esas olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Meyxana türüne mūsikî açısından yaklaşan ve bunu doktora seviyesinde inceleyen Aytac Rehimova da meyxanadaki rirmik figürlerin aruz ölçüsündeki bahrler/tefilelerle ilgisini tespit etmiştir.[20]

4+3=7’li hece ölçüsüyle söylenen Mani’den bir sonraki adımda gelişen 4+4=8’li hece ölçüsne denk gelen Meyxana da söylenmiştir. Bu yapıdaki söyleyişler genellikle aruzun mefâilün/mefâilün, müstefilün / müstefilün, ya da mütefâilün/fâilün, mütefâilün/fâilün gibi kalıplarına denk gelecek biçimde kullanılmıştır. Balasadıg Sadıgoğlu Aslanov, bunun güzel bir örneğini vermiştir:

Din ü imanımızdır ėşq,

Dinimize bîet ėdek.

Rind ehliyik, mėyxȃneye

Cān-ı dilden hörmet ėdek.

Mėyde xetā gezme nahaġ[21],

Meclis-i mėyde rūha bax.

Nūş ėdek, mentiġ axtaraġ,

Ölçüsüne diġġet ėdek.

Rind ehliyik, mėyxȃneye

Cān-ı dilden hörmet ėdek.

…………………………[22]

 

           

Meyxana doğuşu, oluşumu ve bu oluşma şartlarının bir sonucu olarak yapısını kuran klâsik Azerbaycan şiirinden unsurlar taşıması bakımından klâsik edebiyatın içinde değerlendirilebilir. Bu şiir şekli ölçü bakımından daha çok aruzun bahrlerine uygundur; bazen hece ölçüsüyle de söylenir, fakat hangi ölçüyle söylenmiş olursa olsun, meyxana biçim bakımından kendine özgü bir ses ve ahenk yapısına sahip olur. Bu yüzden her hece ölçüsüyle de meyxana söylenemez; söylenebilmesi için aruz ölçüsünde bulunan ses bölgülerine/bahrlerine uygun bir durak yapılanması gerekir. Örnek olarak onbirli hece ölçüsünde var olan 4+4+3= 11 duraklı yapı ile meyxana kuruluşu mümkündür; çünkü bu yapılanma aruz ölçüsündeki fâilâtün/fâilâtünŋ/fâilün, feilâtün/ feilâtün / feilün, mefâilün/mefâilün/feilün ve benzeri bahr yapılanmalarına uygundur.  6+5=11 duraklı yapı ise meyxana söylemeğe asla uygun değildir. Çünkü aruz ölçüsünde bu yapının karşılığı yoktur ve çünkü meyxananın oluşup gelişmesinde yapıyı belirleyen aruz ölçüsü olmuştur.

Buna rağmen Nazim Rza, Vāhid’in meyxanaları içerisine 6+5=11’li hece ölçüsüyle söylenmiş koşma tarzında söylenmiş şiirini de almıştır. Türk halk şiirinin 6+5 = 11’li hece ölçüsüyle söylenen sözkonusu bu şiirler kesinlikle meyxana değildir. 11’li hece ölçüsüyle söylenmiş koşma türünde bir şiirin aruz ölçüsünün ahengini hissettirmesi için 4+4+3 = 11 duraklı olması gereklidir. Aşağıya Eliağa Vāhid’in bu yapıya uygun olan bir meyxanasının iki kıt’ası alımıştır:

Nağaraçı, nağarını çal görek,

Ġızışdı mėydan ġadasın aldığım.

Bu toyda bir lezet görek, hal görek

Bugün doyuncan ġadasın aldığım.

 

………………………………[23]

           

Aşağıya iki kıtası alınan şiir ise 6+5=11’li hece ölçüsüyle yazılmış olup bu ses yapısından tamamen uzaktır. Eliağa Vāhid’in çok seyrek görülen bu tarz şiirleri onların biraz da rejimin siparişi üzerine yazılmış ideolojk söyleyişler olduklarına yorumlanmalıdır:

image5Metin Kutusu: Düşma bu xülyaya bu gündan bari, Unut o xalqa soyduğum günlari, San kimi sarsaq xaramöminlari, Tövlaya da qoymayacaqlar, inan, Get bir iş axtar, özüna gün qazan. Başımda var beş-on nafar öz tayım! Yaxm qohumlanm, bibioğlum, dayım, Qınlmışlar az deyil, hansm sayım? Seçkiya, hatta, seçacaklar mani, İndidan eylayim xatircam sani. image1image2Metin Kutusu: Vāhidam, qüssadan, qamdan azadam, Xalqımm dostuyam, yadlara yadam, Bazakli ölkama baxdıqca şadam, Yaşılbaş sonalı göllar bizdadir!image3image4BİZDEDİR

Heyat bağçasının bağbanı bizik,

Yarpağı söz açan güller bizdedir,

Bizden ilham alır şėydā bülbüller,

Neğmeye can vėren diller bizdedir!

 

Şairem! İnce söz üstādı bizik,

Böyük Vāqiflerin övlâdı bizik,

Senet dünyasının Farhād’ı bizik,

Dağlara ses salan ėller bizdedir!

 

…………………………………[24]

 

Düğünlerde ve başka şenliklerde bedaheten söylenen meyxanalarda canlı hayat sahneleri tasvir olunurken insanın, cemiyetin kusurları tenkid edilir. Tankid ede ede eğitmek, noksanı, cesaretle kişinin yüzüne karşı söylemek meyxananın önemli yanlarından biridir. Meyxanada tenkid edilen, mizah konusu olan kişinin mecliste bulunuyor olması ve karşılıklı atışanlardan biri olduğu için dėyişme sırasında kendisiyle ilgili olarak söylenenleri kendi diliyle tekrara macbur olması meyxananın satirik bir şiir olarak eğitici değerini ve tebliğ gücünü artırmış, onu günümüze kadar yaşatmıştır.

Konusu günlük hayatla, aile ve geçim meseleleriyle ilgili olduğu için meyxana aynı zamanda geniş halk kitlelerinin ekonomik yapısını, sosyal yapısını ve zihniyetini ayna tutmuşçasına yansıtır.

Vāhid, sık sık düğünlere devet edilirdi. Düğünlerde onun gazellerini meşhur hānendeler okurlardı. Sonra da düğün sahipleri ve düğüne katılan aksakallar Vāhid’den diğer katılımcı ustalara karşı meyxana söylemesini isterlerdi. Bu düğünlerde Meştağalı Mir Calal, Atababa Hicrî, Bilgehli Balahüseyn ve Bibiheybetli Ağahüseyn gibi çok güçlü ustalar Vāhid’e rakip olurdu. Vāhid onların adlarını daima büyük saygıyla anmıştır.

Kimi meyxanalarda iştirak edilen meclisin ayrıntılı tasviri yanında meyxana icrasının ayrıntılarından sahneler de yansımaktadır; nağara çalınmakta, çırtma vurulmakta, ‘bey’ ve ‘gelin’ övülmekte, bahşiş istenmekte ve başka bir meyxana okuyucusuyla yarışma ortamı bulunmaktadır. Aşağıya alınan meyxana bunun güzel bir örneğidir:

Nağaraçı, nağarını çal görek,

Ġızışdı mėydan, ġadasın aldığım.

Bu toyda bir lezzet görek, hal görek

Bugün doyuncan ġadasın aldığım.

 

Dayanmayın çırtma vurun, uşağlar[25],

Xoş gelibdir toya gelen ġonağar,

Gör nėce elvan bezenib otağlar,

Olub çırağban, ġadasın aldığım.

 

Ġız oğlan egleşübdü deste deste,

Biri segâh dėsin, biri şikeste.

Gezdir, a yėnge, xonçeni el üste

Bir yana, fırlan, ġadasın aldığım.

 

Xelfe bizi oxşatmasın özgeye,

Fikri budur xelet alıb, tėz gėye.

Saatda yüz defe baxır güzgüye

Bu ġoca cırtdan, ġadasın aldığım.

 

Şair odur dilli, ağızlı olsun,

Her sözü, her kelmesi duzlu olsun.

Görüm begi oğullu, ġızlı olsun

Gözleri cėyran, ġadasın aldığım.

 

Görüm beyin daim ucalsın başı,

Var olsun her zaman yarı yoldaşı.

Bu toyda kâm aldı ġohum ġardaşı,

Ėl oldu xendan, ġadasın aldığım.

 

Bu ėllerin ġoçaġlığı bellidir,

Gümüş kemerli, bėli xençellidir.

Dava vaxtı hamı vuran ellidir

Götürse ġalhan, ġadasın aldığım.

 

Biz beledik gelnimizin nesline,

Afer[26] onun necabetne, esline.

Beg yėtişdi sėvdiyinin vesline,

Çekmedi hicran, ġadasın aldığım.

 

İsteseniz sözüm lezzetli olsun,

Vėrin ki, cibiniz bereketli olsun.

Ne ferġi var, şeherli, kendli olsun,

Hamsına ġurban ġadasın aldığım.

 

Zalım oğlu dür tökülür sözünden,

Salma bizi cemaetin gözünden.

Var hünerin iste begin özünden,

Xel’et-i elvan, ġadasın aldığım.[27]

                                  

 

Âşıklık geleneği içinde kadın saz şairleri yetişmiş olduğu gibi meyxana sanatı içinde de kadın meyxana ustalarının yetişmiş olduğu görülür. Âşıklık geleneğinin Âşık Peri gibi öncü kadınları olmuştur. Meyxana alanında Zeybe Arvad’ın güçlü var oluşunu da Balasadık’ın naklettiği çok uzun bir hatıradan öğrenmekteyiz:

“IŞIĞIN MEYXANASI

“Köye elektrik çekilmekte olduğu haberi yayıldı. Halk, Sovyet yönetimini takdir ederek çok sevindi. Direkler dikildi ve köyün girişinde ışık göründü. Bu arada Zerif Meherrem’in ‘ışıkçı’ olarak tayin edildiği haberi yayıldı. Halk buna çok şaşırdı. ‘Allah Allah!..’  dediler, ‘Bu Meherrem’in ne ise bir şeyi varmış, biz bilememişiz?... Hiç bu cılız adamdan da ışığın yöneticisi mi olurmuş?’.

 

“Meherrem gerçekten hastalıklı, cılız bir adamdı. Bunun için de adının önüne bir ‘Zerif’ sözü ilave etmişlerdi. ‘Zerif Meherreem’ 30 yaşlarında bekâr bir oğlandı. Evlenmek için de acele etmemekteydi. O vakitler gençler biraz da geç evlenirlerdi. Ayrıca; köyde elektrik işinden az çox anlayan da Meherremdi ki bu işi ona havale etmişlerdi. O günden sonra itibarı beş katına çıktı Meherrem'in. Kimin kapısından geçse ‘Meherrem, yolunu yakın et’, ‘Meherrem, taze çayımız var’ diye diye bir müddet sonra ‘Zerif’ adı da söylenmez oldu. Yetki elinde olduğundan insanlar onun elektriklerini keseceğinden korkuyorlardı. Halkta, ‘Meherrem olmasa ışık da olmaz’ gibi bir tasavvur oluşmuştu. Bu konuda onun hakkında şiir de söylemişlerdi. Hem de Zeybe Arvad’ın bu konuda şiir söyleyip onu dillere düşürdüğü söylenmekteydi. Şiirin kendisi de onun bir kadın işi olduğunu gösteriyordu. Köyde ise şiir söyleyebilen kadın, yalnızca Zeybe vardı. Şiir şöyleydi:

“Ay gözüm, zerif Meherrem

Ehvalı şerif Meherrem?...

Üzürük işıġ gölünde,

Sene min te'rif, Meherrem.

 

“Mektebin olaydı herka,

İkinci sinif, Meherrem,

Abşėron senindi vallah,

Herifsen, herif, Meherrem.

 

“Sene men özüm gelerdim

Ġocayam hėyif[28], Meherrem.

Ġız vėrib ġızıl keserdim

Zeifsen, Zerif Meherrem.[29]

                                              

Günümüzde âşıklık geleneğini Âşık Peri Meclisi’nde örgütlü olarak yaşatan yüzlerce kadın saz şairi bulunduğu gibi, Meyxana sanatında da Zeybe Arvad’ın takipçisi olarak her türlü meclise katılan ve bu sanatı yetkiyle, yetkinlikle temsil eden Aynur Göyçaylı ve Buzovnalı Zarina gibi üstad kadınlar vardır.

Bedaheten söz/meyxana söylemek, aslında, iki kişi arasında gerçekleşen şiirleşmedir. Eskiler karşılıklı şiir söylemeye mu‘āşere derlerdi. Daha sonra üç, dört, beş meyxanacının katılımıyla icra edilen meclisler de oldu. Bu karşılıklı şiirleşmede esas dikkat, o icradaki ayak’ı oluşturan mısra ya da beyite yöneltilir. Ayak aynı zamanda kafiye ve redif’i de içerdiği için Azerbaycan’da ayak için de kafiye terimi kullanılır. Deyişme sırasında her bir söyleyici/meyxanacı meyxananın başındaki kafıyeyi tekrar eder. Meyxanacılar söyleyişte sıraya riayet ederler. Ancak okumakta olan meyxanacının kafiye’yi takrar etmesiyle karşısındaki/sıradaki meyxanacı kendi sözünü söyleyebilir.

Son zamanlarda biraz daha yaygın olmak üzere, bir kişinin kendi şiirini okuması biçiminde meyxana söyleyenler de görülmektedir.

Bu türün, oluşumu, yapısı ve icrası bakımından ozanlık geleneğine benzer kimi yönleri vardır. Ozanlık geleneğinden en belirgin farkı, ozanların sözlerini saz eşliğinde söylemelerine karşın meyxana şairlerinin ritm tutarak söylemeleridir. Bu ritm tutma işi başlangıçta başparmak ve orta parmağın birlikte şıkırdatılmasıyla, “çırtma vurmakla” yapılırdı. Daha sonra nağara da denen koltuk davulu gibi vurmalı çalgı aletleri eşliğinde okunan meyxana, son zamanlarda org aleti gibi elektronik aletlerin katıldığı orkestralar eşliğinde dahi okunur olmuştur.

Çırtma, nağara ve başka vurmalı çalgıların yol göstericiliği ve dinleyenlerin katılımıyla ifa edilen meyxana, ritmik âhengiyle çok güzel bir müzik değerine sahip olmuştur. Temelde dayandığı güçlü ritmik yapı, giderek onun müzikli bir tür hâline gelmesini de sağlamıştır. Meclislerde dinleyiciler çoğu zaman koro oluşturur ve meyxana’nın nakaratını takrar eder.

Temelde dayandığı güçlü ritmik yapı, giderek onun muzikli bir tür hâline gelmesini de sağlamıştır.

Bu özelliğinden ötürü meyxana söylemek âşıkların deyişmesine göre daha çetindir. Âşıkların deyişmesinde sazın bulunması ve âşığın saz ile devam eden nağmeyi tekrar ederek sözü, kafiyeyi ve ölçüyü düzenleyebilme imkânı bulabilmesi ona büyük kolaylık sağlar. Meyxanada ise bedaheten söyleyiş sırasında sazın bulunmaması deyişmeyi süratlendirir ve böylelikle, şairin söz aramasına, kafiye düzenlemesine süre kalmaz. Bu kısa süre içinde karşısındaki şaire uygun cavap vermek mahareti dinleyicinin söze ilgisini artırır.

Meyxana’da bunun dışında da şairin söz hazırlayıp söyleme zamanını kısıtlayan kurallar konulabilmektedir. Balasadık’ın bir hatırasında naklettiği ‘vaygirlik’ sınırlaması kuralı çok ilginçtir:

“Beş kişi halka oluşturub oturmuştu. İkisini tanımıyordum. Buzovnalı olduklarını, denizde çalıştıklarını söylediler.  Kıyıdaki kayığın da onlara ait olduğunu söylediler. Onlar, burada meclis olacağını işitmiş, kıyıya yönelmişler. Epey adam toplanmıştı. Çoğunu tanıyordum. Sürekli dinleyicilerdi. Meyxana söyleyenler hazırdılar. Bir kişi vaygirlik edilmeyeceğini söyledi. Yani meyxana söylendikten sonra söylenen meyxananın son iki mısraı, nakaratı tekrar edilmeyecek ve meyxana iki mısralık birimler/beyitler hâlinde söylenecek. Genellikle meyxana söylenince halkadakilerin sayısına bağlı olmadan herkes dört mısralık bir kıta söyleyip sırayı yanında oturana bırakır; böylece de ara vermeden, ritm bozulmadan meyxana davam eder. Sırayı alan kişi dört mısra söyleyinceye kadar öbürü düşünme fırsatı elde etmiş olur. Beyitler hâlinde söyleme durumunda ise durum biraz daha zor olur. Mesele herkesin fıtrî söz söyleyebilme gücü ve birikimine bağlıdır. Orta yaşlı adamın ‘Vaygirlik olmayacak’ demesi de bunun içindi; yani ‘kimin hüneri varsa buyursun, düşünmeye, hazırlık yapmaya imkân olmayacaġ’ anlamında bir kuraldı bu” ...

Halkın kültürüne ve hayatına dayanan Meyxana, aynı zamanda yüksek duygu ve düşünce ifade eder. Meyxana sathîlikten, yalınkatlıktan uzak olup derin anlamları ve yüksek idrâk seviyesini temsil eden çok yönlü bir sanattır. Bir tür satirik şiir olan meyxana aslında halk mizahına dayalı hazırcevaplılıkla neşelenmeyi sağlar. Meyxanada insanların yapısındaki eksik ve kusurlar da mizahın konusu olur. Son günlerde biraz kilo almış olan meyxanacı Buzovnalı Zarina’nın adını balinayla kafiye yapan muarızı bunun bir örneğini vermektedir. Meyxanacı bu yolla, kendisi de dâhil olmak üzere, kişinin ve toplumun en mahrem, en insanî köşelerine el atabilme başarısını göstermektedir.

Aynı zamanda meyxanada insana, güzelliye, sevgi ve saygıya, hak ve adalete inanç yansır; meyxana vasıtasıyla cehâlet, gericilik, sömürü, soygun, sahtekârlık, gibi toplumu kirleten, çürüten, ilerlemeyi engelleyen her türlü şerre karşı açık ve amansız mücadele verilir.

Sık sık düğünlere devet edilen Vāhid, gazellerinin en büyük hanendeler tarafından okunduğu bu meclislerde düğün sahiplerinin ve düğüne katılan aksakalların isteği üzerine karşı tarafa meyxana söylerdi. Bu düğünlerde karşı tarafı Meştağalı Mir Calal, Atababa Hicrî, Bilgehli Balahüseyn ve Bibiheybetli Ağahüseyn gibi ustalar temsil ederdi. Vāhid onların adlarını daima büyük saygıyla anmıştır.

Meyxanacı da saz şairleri gibi usta-çırak ilişkisi içinde yetişir. Onun için Ağaselim Çildağ gibi büyük ustaların “yetirmelerinden/öğrencilerinden” bahsedilmektedir.

Meyxana bedaheten söz söylemek becerisi gerektirir. Her şair bedaheten şiir söyleyemez. Abşeron’da yaşamış ve yaşamakta olan birçok usta meyxanacının varlığı bilinir. Bakü’den Eliağa Vāhid, Ehmed Anatollu, Bağır Cabbarzade, Meştağa’dan Atabala, Molla Mollayahyaoğlu, Mir Calal, Hacıeli, Kerem (Ağaselim Çildağ’ın babası), Hacıgulu Benna, Molla Elimehemmed, Mir Hemid, Nağı, Kâbla Musa, Hacı Kâzım, Hacıemi, Elekber Şāhid, Ağaselim Çildağ, İkram, Novxanı’dan Elizaman, Buzovna’dan Balahüseyin, Şağan’dan Hesen Seyyad, Beymemmed ve Bebir Memmed Zaman, Bibiheybet’ten Ağa Hüseyin Efzun ve başkaları bugün de bu sanatın görkemli temsilcileri olarak belleklerde duruyor.

Meyxana bugün de Ağaselim Çildağ’ın çırakları olarak yetişmiş olan Elçin, Vüġar, Kerim, Ağamirze, Arif, Bilal ve başkaları tarafından yaşatılmaktadır.

Yıllar boyu toy ve şenliklerin meyxana deyişmelerinde el şiirinin bu şeklini geliştiren en etkili temsilci Eliağa Vāhid olmuştur. Vāhid meyxanayı dar dinleyici seviyesinden çıkarıp ona toplum içinde itibarlı bir yer kazandırmıştır. Eliağa Vāhid mizahta Sabir, lirik söyleyişlerde Füzūlî mektebinin yetiştirdiği bir değerdir.

O, bir terennümcü olarak kalmamış meyxanalarında epik sahneleri de sanatkârlıkla vermiş, az sözle canlı ve geniş mana yaratmıştır. Vāhid’in halk tarafından sevilmesi, onun eserlerinin pınar suyu gibi içilmesindendir. Bunun sebebi de onun maharetinin, sanatkârlığının, her şeyden evvel, halkın canlı ruhu, duyuş ve tasavvur dünyasıyla mukayeselerine dayanmasıdır. Vāhid’in benimsenmiş olmasının bir sebebi de eserlerinin millî basında kolayca yer alabilmesidir. Bilindiği gibi Vāhid yaratıcılığının ilk döneminden itibaren "Mezeli", "Baba-yi Emir", "Tuti", "Molla Nesreddin" ve "Kirpi" gibi dergilerde düzenli olarak yer almıştır.

Meyxana, başlangıçta iki şairin karşılıklı olarak söylediği bir mu‘āşere (karşılıklı şiir söyleme) biçiminde bir sanattı. Bunun en güzel ve en ünlü örneklerinden biri Vāhid ile Bağır’ın atışmasıdır:

 

103-104

Vāhid:

Buraxma cehd ėyle ġumarbazlığı,

Ėyleme hėç bir kese kârsazlığı,

Âdet ėle, çalış danosbazlığı[30],

Terk ėleme âdetini gülnü vur[31].

 

Bağır:

Ne işin var menimle, ġumarbazam,

Ne borcuna loşam[32], ördėyem, ġazam,

Âdetimdir ġėdimden danosbazam,

Gözle sen öz hörmetivi, gülnü vur.

 

Vāhid:

İsteme yoldaşın İmamvėrdi’ni,

Çekmeginen cemâetin derdini,

Çayçı dükânlarında vur nerdini,

Sen ėyle öz işretivi, gülnü vur.

 

Bağır:

Arif olub başlama çox nerdden,

Sen kişisen danışginen merdden,

Çox bahalıġdır, gel ġaçaġ şehrden,

Götür sen öz ibretivi, gülnü vur.

 

Vāhid:

Dövletin yėdin, düşdün yoxsulluğa,

Gir ġebire, ölgünen bir yolluğa,

Ya rüşvet vėr, yazdır özün ġulluğa,

Sen de gėt al rüşvetivi, gülnü var.

 

Bağır:

Bir neferden ėşitmişem günorta[33],

Dėyir çıxıb otuz mine yumurta,

Men ġoyun olmuşam, dönüb o ġurda,

Baqġala vur töhmetivi, gülnü vur.

 

Vāhid:

Ġurban olum kâbabçının şėstine,

Yaxşı düşüb cemaetin ġesdine,

Günde gel on min pitinin üstüne,

Ġoy ėtsinler ġiybetivi, gülnü vur.

 

Bağır:

Vaxt kėçir, yėtişmedik metlebe,

Ġesseb ki var, gelmez dine, mezhebe,

Gören zamanda dėginen ġessebe,

Ay Tanrı töksün etivi, gülnü vur.

 

Vāhid:

Çörekçisen, gelme rehme, mürvete,

Ne borcuva aclar düşüb zillete,

Sat çöreyi sen bire bėş ġiymete,

Artıġ ėle dövletivi, gülnü vur.

 

Bağır:

Müselmansan, sene dėmek ne hacet,

Eyrilikden ġaymağı ėyle adet,

Ġoy kėçsin düşmen eline vilayet,

Sen çekme öz ġėyretivi, gülnü vur

 

Vāhid:

Esker olsaġ artıġ olar namımız,

Bu işden aslıdır[34] serencamımız,

Gerek biz esgerlik ėdek hamımız[35],

Gözleme öz şöhretivi, gülnü vur.[36]

 

Başlangıçta iki şairin karşılıklı olarak söylediği bir tür olan meyxana, giderek daha fazla şair/muganni tarafından irticâlen söylenir olmuştur. İki şairden daha çok şairin katıldığı meyxanalar, zaman içinde daha çok yaygınlaşmıştır. Aşağıda, Hekim Ġeni’nin “ayak vermek” üzere; Meşedi Baba, Ağaselim, Elçin ve Kerim’in ise deyişmek üzere katıldığı bir sunum örneği görülmektedir:

 

HEKİM ĠENİ:

Seni görmüşem, üreyime od düşüb,

Ay Meşedi, başıma başġa cort düşüb.

Ėvlenib boşanmaġ indi mod düşüb,

Men alıb çağartmasam olmaz seni.

 

MEŞEDİBABA

Eceb yėrde bu diyanıb üzüme,

Düşmeyibdi felsefe mö'cüzüme.

Arvadımsan, baxmayırsan üzüme,

Men ġuyiye sallatmasam olmaz seni,

 

AĞASELİM:

Sözlerivüz neyse mene zay gelir,

Çırtma vurun, yaman ah vay gelir,

Ġarşımıza bizim pėrvi may gelir,

Ehengnen ağartmasam olmaz seni.

 

ĖLÇİN:

Mėyxana söz dėmemiş konuva bax,

Evvel dėmemişden mikrofonuva bax.

Gėt, Meşedi, güzgüde vid fasonuva bax,

Renkberenk ġızartmasam olmaz seni.

 

MEŞEDİBABA

Ėlçin, bu ālemi yaman ġatmısan,

İndi indi gelib mene çatmısan.

Kül başuva, hele de sen yatmısan,

Ay yėtim, oyatmasam olmaz seni.

 

ĖLÇİN:

Mėyxanada söz möcüze dėyirsen,

İlişirsen, ġaşıma gözüme dėyirsen,

Utanmayıb öz sözümü özüme dėyirsen,

Bu gėce men ağlatmasam olmaz seni.

 

MEŞEDİBABA:

Meni mecbur ėtme sözü zor ėliyim,

Çıxardım senün gözüvi, kôr ėliyim,

Bes ne yolnan men seni dilxor ėliyim[37],

Bu başuvi ağartmasam olmaz seni

 

AĞASELİM:

Şairlerin men dersini almışam,

Ağaselimem, adımnan ucalmışam.

Uşaġ muşağın elinde ġalmışam.

Talvara çağartmasam olmaz seni.

 

KERİM:

Ağaselimin adı düşüb sıġortaya,

Günortalar gün ġalxır günortaya.

Camış etinden hėç ne gelmez ortaya,

Üç dörd gün ġaynatmasam olmaz seni.

 

Meyxanaçıların biribirini yenmesi, söyleyenlerden birinin tıkanıp söyleyemez olması ile gerçekleşirdi. Buna, âşık atışmalarında olduğu gibi söylemeğe devam edebilenin artık söyleyemez olanı “bağlaması” denirdi. Seyyar’ın ayak verdiği aşağıdaki deyişmede Vāhid’in Bedri’yi yenerek bağladığı görülmektedir:

SEYYAR

Göz merdümi ki, eşk töker bir gile[38] sensiz,

Bir tifldir, ağlar, mene eyler gile sensiz.

VÂHİD

Bilmem, yėne çėşmin ne xeta ėylemiş, ėy büt?!

Min fitne düşüb memleket-i Bâbil’e sensiz.

BEDRİ

Bir güşė-yi çėşm ile dönüb baxmaram, ėy gül,

Dünyāya gözeller gele min ġāfile sensiz.

VAHİD

Zövraq kimi amvāc-i ġem içre ėle ġerğem,

Tūfan da çıxarmaz meni bir sâhile sensiz.

BEDRİ

Yüz def‘e eger şām-i rüxünde dil-i āşiq

Pervana kimi yansa da, gelmez dile sensiz.

VAHİD

Şūr ile köçüb nâlemi ėşqinde müğenni,

Terk ėtdi nevā perdesini zābile sensiz.

 

Ta görmesem ol meshef-ı rüxsārını bir de,

Min cānım ola vėrmerem Ezrail’e sensiz.

 

Ėy lâle-rüxum[39], könlüme hėyrānem ezelden,

Dözmüş nėce hicrānına min dağ ile sensiz.

 

Vāhid, ne dėmişler yėne Sayyār ile Bedri,

Bir bilmedim, ol dilber-i şîrindile sensiz.

 

 

Daha sonraki zamanlarda bu sanatın tek başına icra edildiğini ve bedâheten değil de önceden yazılarak sunulduğunu gösteren çok güzel örnekler de verilmiştir.

 

Meyxana Türünde Gelişme Dönemleri

 

 

Her devrin kendine ait meyxanası vardır. Zamanının nabzını tutan, onu yaratan muhitin hayatını yansıtan bu edebî tür, daima kültürün bir parçası olmuş, halkın arzu, istek ve hayatını aksettirmiş, devrin noksanlarını dile getirmiştir. Bunun için de meyxana bazen yasaklanmıştır. Buna rağmen halkın çetin günlerinde meyxana hatırlanmış, yürekerden acıtıcı dikenleri çıkarmış, parlak ümit ve sevinç kıvılcımları olarak hayatı aydınlatmış ve gönüllere ümit aşılamıştır.

Meyxana üzerine çalışanlar, yirminci yüzyılda bu türün üç gelişme dönemi geçirmiş olduğunu, bu merhalelerin de Azərbaycan halkının hayatında son derece önemli olayların olduğu dönemler olduğunu söylerler. Bunların birincisi 27 Nisan 1920 inkilabı (Azerbaycan’ın Sovyetler Birliği’ne bağlanması)’ndan sonraki dönem, ikincisi 1941-1945 İkinci Dünya Savaşı yılları dönemi, üçüncüsü ise 1990 yılı sonrası dönem olarak zikredilir.

  1. Başlangıcından 1918’e kadar

Meyxana tarihinde bu üç dönemin varlığı bir gerçek olmakla beraber bir de 1920 öncesi vardır. Bu dönem meyxananın ortaya çıkış, ilk gelişme ve ilk olgun eserlerini verme dönemidir. Özellikle 1905 yılından sonra gelişen siyasî olaylar sonucunda meydana gelen hürriyet ortamında dahi yönetimin milletlere karşı sahtekâr ve ikiyüzlü tutumu da meyxana türünde ifadesini bulmuştur. Örneğin, Molla Nesreddin dergisinde yayımlanan, Milyukov’un dilinden seslenen tarihî gerçeklik her bakımdan meyxana biçiminde bir şaheserdir:

HÜRRİYETDEN KİM NE PAY APARSIN

Ölkemizde mövcud olan hürriyet,

Milletlere böyle ėylesin ġismet[40]:

Fin xelġine yırtıġ yarım istiġlal,

Polyaklara dolu ve‘de bir çuval,

Ukrayna’ya muhtariyyat, su, torpaġ,

Türküstanlı Müslümlere şapalaġ.

Litvalıya, isteyince ixtiyār,

Buharalı, Hiveliye zehr-i mār.

Kazaklara her zad ile Kuban, Don;

Lezgilere, Çerkezlere “Paşol! Von!..”.

Greklere her ne dėse, çal çepik…

Azerbaycan Türklerine vur tepik…[41]

                                   

 

Mahmut Sarıkaya, Vāhid için: “Eliağa Vāhid yıllarca “Molla Nesreddin” dergisinde yazmış, 1905 inkılâbından sonra Azerbaycan’da çıkan gazete ve dergilerin oluşturduğu ortamda toplum hayatıyla sıkı ilgisi olan edebiyata, satirik şiire yönelmiş ve çok geçmeden “Tūtî”, “Baba-yi Emir”, “Mezeli” ve “Molla Nesreddin” gibi mizah dergilerinde yazmaya başlamıştır. Bu bilgiler, onun, Mirza Elekber Sābir ve Celil Memmedguluzade gibi üslupta mizahın, muhteva ve tez bakımından çağdaşlaşmanın öncüsü olan edipler içinde yer almış olduğunu da göstermektedir” diyor.[42]

Sarıkaya’nın işaret ettiği 1917 öncesi Azerbaycan’ındaki edebî ortamın karakteristiğini oluşturan etkenlerin başında mizaha dayalı sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasî tenkit edebiyatıdır ve bunun da meyxana türünden beslenmiş olduğu açıktır. Bu dönemin en önemli temsilcisi olan Sābir’in Hophopname adlı ünlü eserindeki manzumelerinin büyük çoğunluğunda mėyxana sesi hâkimdir. Muharrem Zeynal bu tesbiti destekleyen bilgiler de vermektedir: “Çokları inanmayacak, amma dāhi satirik şair Mirza Elekber Sābir sadece meyxana yazmamış, düğünlerde de mėyxana okumuştur” (Zeynal 2015).

Nazim Rza, 1917 Ekim’inde gerçekleşen Bolşevik ihtilâlinden önceki edebî ortamın bu yönüne dikkat çekmiş ve bu ortamın Vāhid üzerindeki etkisini göstermiştir: “İnkılâbdan evvelki gazete ve dergilerde okuduğu şiirlerin tesiri ile yazıb yaratan Vāhid’in ilk eserleri "İkbal", "Zehmet", "Bayrağ-i Edālet", "Basiret", "Tuti", "Mezeli" gibi dergilerde yayımlanır. O, büyük Sabir’in tesiri ile satirik şiirler yazıyor, istibdada ve haksızlığa, uydurma ve hurafeye karşı itiraz sesini yükseltiyordu (Rza 2008; 15). Vāhid, yaratıcılığa, bu ortamda satirik şiirler ve meyxanalarla başlamıştır. Nazim Rza, onun bu ilk döneminde hiciv, mizah ve meyxana çalışmaları için “Vāhidin ilk senet mektebi olan meyxana” tanımlamasını yapmaktadır.[43]

Bu dönem Azerbaycan edebiyatında işçi köylü hayatına, baskıcı rejimin tenkidine, devrimci söylemlere geniş yer verilmekteydi. Bu dönemin dergilerinden “Molla Nesreddin” Bolşevik basın ve edebiyatına daha yakın bir durumdaydı. Geçici Menşevik Hükûmet’ne bakışta, devam eden Birinci Dünya Savaşı ve barış süylemlerinde derginin Bolşeviklere çok yakın bir tutum içinde olduğu açıkça görülmekteydi. Aşağıdaki geçim ve maişet şartlarının ağırlığını yansıtan 1917 Ekim Devrimi öncesinde söylenmiş meyxana bu tür meyxanaların tipik bir örneğidir:

 

Vāhid:

Danışmayırsan bahalıġdan neden?

Güman, seni var işde bir ögreden,

Çox bahalıġdır, ölürem ġüsseden,

Bu esrde, ade, dolanmaġ olmur.

 

Bağır:

İstemiyirdim ki, açam metlebi,

Bahaçılıġda yox dini, mezhebi,

Hėç salmayırsan yadıva ġessebi,[44]

Gelmişik feryada, dolanmaġ olmur.

 

Vāhid:

Günbegünden bahalanır mampasi,

Yağ çıxıb üç yüz mine girvenkesi,

Ėyle adam var hėç yoxdu ġüvvesi,

Ömür gėdir bāde, dolanmaġ olmur. 

 

Bağır:

Ağıllı ol, dinc olub, rahat oti,

Nėft sepib üstüme vurdun oti,

Dörd milyona çıxıbdır unun puti,

Ġerez bu dünyade dolanmaġ olmur.

 

Vāhid:

Aclıġ tutub her terefi, her yanı,

Acların göylere çıxıb efġanı,

Yardım ėder, her kimin var vicdanı,

Böyle bir esnada dolanmaġ olmur.

 

Bağır:

Çörekciler yaxşı alıb mėydanı,

Ellafın ki, zerre yoxdur vicdanı,

Gizledir ambarda arpa buğdanı

Be'zi haramzade, dolanmaġ olmur.[45]; [46]

                                  

 

Bu tür sosyal, ekonomik ve siyasal söyleyişler, atışmasız/deyişmesiz “tek başına” da söylenmiştir. Aşağıdaki örneklerde olduğu gibi Vāhid de Sābir gibi bazı sakat zihniyetli kişileri kendi ağzından konuşturarak karikatürüze etmiştir:

 

YATIRAM

Men de ay can, ne qeder yatsa müselmān yatıram,

Meni dindirme, qoy āsūde, ay oğlan, yatıram.

 

Âdet olmuş bize çün rūz-ı ezelden yatmaq,

O sebeb[47] sübh ü mesā men dexi her ān yatıram.

Xızrtek rāhinümā olmaram her gümrāhe,

Nuh isem, âlem-ara qopsa da tūfān yatıram.

Qabil övladıyam, Âdem babamın vechi budur,

Olaram, yatmasam, axırda peşimān, yatıram.

Heşr ger ġopsa, ayılmam, ėle bedxābam kim,

Her zaman şām ü seher, vext-i obaşdan yatıram.

Rūzü şeb ağlasa övlâd-i veten, qem yėmerem,

Merd-i xoşbextem özüm, xürrem ü xandān yatıram.

 

Ėtmerem sākit, eger birbirin öldürse evam,

Çünki çox mende o qėyret ki gėdib, ġan, yatıram.

Qırılıb, yoxsul acından yatabilmezse, ne ġem,

Men yėyib her gėce kėyf ile fısincān yatıram.

Men haman qāhir idim, xelq mene tābe idi,

İndi bir kimse meni bilmeyir insān yatıram[48]

MOLLANIN

Gelib orucluğun demi, çıxır sedāsı mollanın,

Bu ayda müsteceb olar bütün duāsı mollanın.

Oruç tutub, namaz ġılıb, gerek ibādet ėyleyek,

Yalan danışmayıb daha gözel sedāġet ėyleyek,

Ne emr ġılsa mollamız, ona itāet ėyleyek,

Ki, yoxsa od vurar bize, bilin, nevāsı mollanın,

Bu ayda müsteceb olar bütün duāsı mollanın.

 

Dėyir bu ayda mollalar, o kes ki, tökse gözyaşı,

Haqq ona hūri lütf ėder, üzü güneş, kâman qaşı.

Ayağı semt-i ġerbde, kėçibdi şerqden başı,

Olar o hūriden biri öz aşināsı mollanın.

Bu ayda müsteceb olar bütün duāsı mollanın.

Dün ėtdi meclis içre kim bėş altı molla meslehet,

Ne molla, söyleyim size - temami kân-i merifet!

Qerar qoydular hamı, bu ay ne olsa menfeet,

Tamam nefı millete, gelib sexāsı mollanın,

Bu ayda müsteceb olar bütün duāsı mollanın.

 

Ger olmasaydı mollalar, yėterdi min belâ bize,

Na qem ki, rūz-i heşrde vėrilmese şefā bize,

Yoxmudu xovf[49] ger bular olarsa rehnümā bize,

Qebūle, heq hüzūruna yėter duāsı mollanın,

Bu ayda müsteceb olar bütün duāsı mollanın.[50]

                                                                                                                                                                                                                                                                                          

 

HACI NĖMET KİŞİ

Gözlerin aydın olsun, ay Hacı Nėmet kişi!

Sen daha bundan bėle eyleme xiffet, kişi!

Düşmeyeceksen, inan, bir daha yoxsulluğa,

Çıxardı tālė seni dar gününde bolluğa.

Ėşitdim oğlun girib koprativde qulluğa,

Aç cibinin ağzını, eyleme qeflet, kişi,

Gözlerin aydın olsun, ay Hacı Nėmet kişi!

Gėtdiyin Mekke haqqı, gėn bol olar daşbaşın,

Müftedi bundan bėle evde aşın, bozbaşın.

Hem sen özün yėyersen, hem de qohum-qardaşın,

Ölünce hėç bir şėye qalmazsan hesret, kişi!

Gözlerin aydın olsun, ay Hacı Nėmet kişi!

 

Köhne alvėrçisen, girmisen dondan dona,

Öğürlüğün, bicliyin fendini öyret ona,

Fürseti fövt eyleme, qoyma bu günden sona,

Gerçi qebul ėtmese döy, ėle töhmet, kişi!

Gözlerin aydın olsun, ay Hacı Nėmet kişi!

 

Bax, seni aldatmasın bu küçe baqqalları,

Yığ Quba mėydanından bir yėre dellalları,

Sat bire-bėş qiymete gizletdiyin malları,

Boş yėre öz ruhuna verme eziyyet, kişi!

Gözlerin aydın olsun, ay Hacı Nėmet kişi!

Bu sirri xalq içinde salma, amandır, sese,

Şāyed üstü açılsa, belli olsa bir kese;

Fikr ėleme, salınsa bėş altı il mehbese,

Bir az da bu işde vėr sen ona cüret, kişi!

Xalq oxuyar namine ölende rehmet, kişi!

Saqqalı[51] qıpqırmızı, bāmeze söhbet kişi!

 

Ay Hacı Nėmet kişi!

Ėyleme qeflet, kişi!

Ārife bir işāre

Ėder kifāyet, kişi![52]

                                               

 

  1. 1918 sonrasında meyxana

Meyxana geleneği 1918’de ilan edilen bağımsızlık döneminde de bu sosyal ve siyasî tenkid vazifesini yerine getirmiştir. Aşağıdaki örnekte asker ocağında askerlere karşı hoyratça uygulanan baskı geniş boyutlarıyla segilenerek eleştirilmektedir:

Her kes olur esger ile zidd, döyür,

Baş çavuş şėytanlayır, zābit döyür

Zālımın oğlu ele bil it döyür,

Cānı çıxıncan nėce bes dolansın?

Esgerliye gėtmeyibdir Tehmasib,

Milyoner oğludur, dėyildir kâsıb,

Altıca min doktora rüşvet basıb,

Kâsıb lüt-üryan nėce bes dolansın?

 

Gence’ye gėt, xestexana ġapsın aç,

Xelvete sal, azarlını götür, ġaç!

Yoxsul olan asgere baxmır vraç,

Yazıq vėrir cān, nėce bes dolansın?

 

Derdini insan nėce bes açmasın?

Eslinde pisdir havası Xaçmaz’ın.

Esger it oğlu nėylėsin qaçmasın,

Ölür soyuqdan, nėce bes dolansın?

 

Kazarmaya baxanda zehlem gėdir,

Pol, patalok yox, ėle bil töyledir,

Esgerlerin bit yaxasından gėdir,

Mitilli yorğan, nėce bes dolansın?

 

Qız kimi zābit bezenibdir özü,

Çarıqlı esgerleri görmür gözü.

Esger eger söylese paltar sözü,

Baş göz(ü) olur ġan, nėce bes dolansın?

Dėsek eger az ġalıbdır ilmize,

On bir aydır et deymeyib dilmize,

Bir yėke daş bağlanacaq bėlmize

On altı batman, nėce bes dolansın?

 

Qızıl da yoxdur ki, sataq sėrrafa,

Undan ötrü yalvarırıq ellafa,

Mehelle baqqalı gelmir insafa,

Yoxsul acından nėce bes dolansın?

Bir ėvmiz var ġapsında yoxdur zamok[53],

Hay dėmemiş, dum da gelir "vėr nalok!"

Ne pul var, ne şey var, qoyaq zaloq,

Bu ėvi viran nėce bes dolansın?

Kâsıb avamdır, ne dėsen allanar,

Varlıya deyme, sımsığı sallanar,

Bes bizim axır bu yazıq mollalar,

Olmasa ėhsan, nėce bes dolansın?

 

Bir kişi gördüm ki, dėyir maşında:

(Olardı elli elli bėş yaşında)

Raboçiler eyleşse iş başında,

Sāhibi milyon nėce bes dolansın?[54]

                                                          

 

  1. Sovyet döneminin başlangıcında meyxana

27 Nisan 1920’de Azerbaycan’ın Sovyetler Birliği hâkimiyetine geçmesinden sonra meyxananın asıl fonksiyonunu yerine getirerek toplumun aksayan yanlarını ve bundan sorumlu olan yönetimi eleştirmesi mümkün olmamakla beraber yeni ideolojinin yayılması için meyxanaya geniş yer verilmiştir. Bu dönemde meyxana umumiyetle edebiyatta,"Tenkid-tatbiğ" tiyatrosunun repertuarında, sahne eserlerinde ve sinemada kendisine yer bulmuştur. Abbasqulu Necefzade’nin tespit ettiğine göre, rejim kendisine hizmet ettiği alanlarda meyxanaya yaşama şansı vermiştir; gerçekte ise meyxana sanatı edebî eser dahi sayılmamış, ‘holiganlık’ ve ‘sokak folkloru’ oloarak aşağılanmıştır (Necefzade 2017). Bu dönemde Eliağa Vâhid, “Qoçu” başlıklı meyxana’sında geçmişte özellikle Bakü’de kabadayı geçinenlerin devrimden sonraki durumunu kendi ağızlarından karikatürize etmiştir. “Vay Dede” başlıklı meyxanada da devrim öncesinde var olan sahtekârların devrimden sonraki durumunu aynı etkili satirik üslûpla dile getirmiştir:

QOÇU

Bir qoçuydum çoxdu qabaq hörmetim,

Xalqı döyüb, soymak idi sen‘etim,

İndi qalıb üreyimde hesretim,

Öldürebilmirem, döyebilmirem,

Hėç kesi incidib, söyebilmirem.

 

İncidirdim qabaq benna, fehleni,

Getirmişdim tenge bütün mehleni,

İndi döyüb söyür her yėten meni,

Öldürebilmirem, döyebilmirem,

Hėç kesi incidib, söyebilmirem.

O günden ki, şehre düşüb inqilab,

Bu qüsseden bağrım olubdur kâbab,

Körpeler de mene qaytarır cevab,

Öldürebilmirem, döyebilmirem,

Hėç kėsi incidib, söyebilmirem.

Esirdi qonşular gelerken adım,

Bir kişiden yox idi qorxum zadım,

İndi beyenmir meni öz arvadım,

Öldürebilmirem, döyebilmirem,

Hėç kesi incidib, söyebilmirem.

Bundan ezel[55] qoçaqdım Ferhad kimi,

Kesdirerdim tinleri cellad kimi,

Girmişem indi ėve arvad kimi,

Öldürebilmirem, döyebilmirem,

Hėç kesi incidib, söyebilmirem.[56]

                                              

 

 

VAY, DEDE!

Dağıldı gėtdi vay, dede, eceb, celâlı mollanın,

Hanı o köhne hörmeti, hanı o halı mollanın?

Alardı dolmamn canın, hücum ėderdi ėhsana,

Eyerdi dizlerin yėre, vurardı od fisincana,

Şişib dönerdi pėyseri yonulmamış deyirmana,

Bilerdi onda qiymetin bütün ehâli mollanın,

Hanı o köhne hörmeti, hanı o halı mollanın?

Görende esrin indiki uşaqların, canın yanır,

Böyükler hėç, cehenneme, olarla kim maraqlanır?

Ne bir edeb bilir bular, ne de böyük kiçik ġanır,

Ağarmasın da, nėylesin, yalı, kübalı mollanın,

Hanı o köhne hörmeti, hanı o halı mollanın?

Hanı o kendde sürdüyüm zamanlarım, gözel çağım,

Dükânlarım, bazarlarım, ėvim, yėrim, bėş on bağım?

Alındı var yoxum bütün, bilindi her fırıldağım.

Tamam vėrildi kolxoza halalca malı mollanın,

Hanı o köhne hörmeti, hanı o halı mollanın?

Azından elli kolxoza bu illeri soxulmuşam,

Birinde birce yol gėdib, bir ay müellim olmuşam

Qerez ki, hansı kolxoza yan almışam, qovulmuşam,

Balası bir qutarmadı, başı belalı mollanm,

Hanı o köhne hörmeti, hanı o halı mollanın[57]

                                               

 

İkinci Dünya Savaşı sırasında meyxana

İkinci Dünya Savaşı döneminde Stalin yönetimi halka ilk defa vatandaş gibi bakmaya başlamış, halk da bu savaşı bir “vatan muharebesi” olarak görmeğe başlamıştır.  Bu dönemde meyxana kısmen ısmarlama da olsa Azerbaycan halkının sırdaşıdır. O bu dönemde insanları yüreklendirir, onların ümidini ve imanını güçlendirir. Aliağa Vāhid’in nazistleri ve faşistleri lanetleyen meyxanaları askerlerin kazanma azmini yükseltir. Onun bu konuda söyledikleri çok açık ve sert ifadelerle doludur:

Büyük vatandaşlık duyguları ile yaşayan Vāhid, halkının içtimai hayatına kendi lirik söyleyişleriyle katılmıştır. Vāhid’in, “Böyük Veten Müharibesi” denilen 2. DünyaSavaşı sırasındaki birçok meyxanası faşizme ve nazizme karşı yöneltilmiş bir silah olduğu gibi Sovyetler adına savaşanları da zafer yolunda motive etmiştir. Bu tür söyleyişlerin aşağıdaki örneği, duraklarının sağladığı ritmik yapısı bakımından tam bir meyxanadır:

Naġaracı, yaxşı çal nağaranı,

Herif gelib meclise pelvandı bu.

Görek bu gün kim kime üstün gelir,

Me’rekedir gör nėce mėydandı bu.

 

Mussolin’dü bu nānecib, hėyvere

Baş ġulağından oxşayır entere,

İtalya’nı salan felâketlere,

Sedāġetle faşiste ġurbandı bu.

 

Bu Antanėsko’du köhne şarlatan,

İt kimi özge kölgesinde yatan.

Hitlėr’e öz Rumin xalġını satan,

Gör nėce bir şerefsiz insandı bu.

 

Bu da Mannėrhėym’di bir bax buna,

Sir-sifetinden oxşayır mėymuna,

Finleri de budur vėren ġırğına,          

Tarix boyu nifrete şāyandı bu.

 

Bu ise Pėtėn, başı batsın yėre,

Çoxlarını saldı bu ėclaf[58] kire

Satdı bütün Fransa’nı Hitlėr’e

Vetene xāyin çıxan hėyvandı bu.

 

Hėbbėlės’dir bu ayı oğlu ayı,

Yalan düzeltmekde tapılmaz tayı,

Bunun da bir gün çıxacaġdır zayı,

Hamıdan artıġ bize düşmandı bu.

 

İstemirem çekem Hėrring’in adın,

O alçaġ da bilmedi öz iradın.

El tanıyır bilir bėşer cellâdın,

Vėrer cezāsın ġoca dövrandı bu.

 

Rozėnbėr de saldı özün pis yola,

Meslek ü vicdānı satıbdır pula.

Gėt, hele gėt Hitlėr’e ġuyruġ bula,

İnanmaġ olmaz buna, şėytandı bu.[59]

                                  

QANMADI HİTLĖR

Hėç yėrde[60] bir insan kimi davranmadı Hitlėr,

Öz sehvini bir anlamadı, qanmadı Hitlėr.

Ovsarladı[61], en xırda hökümetleri mindi,

Onlar susub qaldı, ne terpendi, ne dindi,

Üç dövlete qarşı niye aciz qalıb indi?

Dünyada özündan yėkeni sanmadı Hitlėr,

Öz sehvini bir anlamadı, qanmadı Hitlėr.

Evvelce coşub lovğalanıb, hürdü bu sersem,

Rusiyya’ni bir ayda plan çekdi, götürrem.

İndi tüpürür cemdeyine büsbütün âlem,

Bir ilde bütün batdı, yėne qanmadı Hitlėr,

Hėç yėrde bir insan kimi davranmadı Hitlėr.

Üç güçlü hökümet salacaqdır seni girden,

İngiltere evvel sene bir çekdi böyürden,

Şahinlerim üstünde süzürler mini birden,

Öz neslini mehv ėtdi, yene qanmadı Hitlėr,

Hėç yerdė bir insan kimi davranmadı Hitlėr.

Sarsaq keçi tek atdı bir az çör-çöpe buynuz,

Saldı hereketden onu üç düymeli toppuz,

Vardır bir mesel: "Ölmez ilan, görmese ulduz",

Bir yol bu felaket gününe yanmadı Hitlėr,

Öz sehvini bir anlamadı, qanmadı Hitlėr,

Hėç yerde bir insan kimi davranmadı Hitlėr.[62]

                                                          

1990 sonrasında meyxana

Meyxana, 1990’lı yıllardan başlayarak dördüncü gelişme dönemine geçmiştir. Bu dönemin başında Gorbaçov’un “açıklık” ve “yeniden kurma” politikalarına kuşkuyla yanaşılmış, giderek hürrüyet ve bağımsızlık istekleri dile getirilmeğe başlanmış böylece de meyxana türü, yeni ve farklı bir nitelik kazanmıştır. Bağımsızlık sonrasında televizyonlarda meyxana yarışları yapılmış, meyxana üstadları halk şenliklerine davet edilmiştir. Artık meyxana antolojileri yayımlanmakta ve nihayet meyxana türü bilimsel incelemelere konu olmaktadır.

Bugün özgür bir devlet olan Azerbaycan televizyonlarında bu önemli sanata dair programlar yapılmaktadır. Bu programların ve düğün şenliklerinde icra edilen meyxana gösterilerinin internet ortamına aktarılarak daha geniş kitlelere ulaştırıldığı da ayrıca dikkat çekmektedir.

Bu dönemin en belirgin konularından biri de Ermeni işgalinin devam ettiği Karabağ ve diğer Azerbaycan topraklarına duyulan hasret, o toprakların kurtarılacağına olan inanç ve istektir. Hemen her meyxana icrasında bu konu hassasiyetle gündeme getirilmekte ve heyecanla karşılanmaktadır. Geçmişte söylenmiş ‘olmasa’ redifli meyxana bu sefer Ermeni karşıtlığını ifadede kullanılmaktadır:

Bakı gözel şeherdi

Ermeniler olmasa!

Türkiye’de de TRT Avaz’ın bazı programlarında meyxanadan bahsedildiği biliniyor. Ülkede bu sanata ilgi gün geçtikçe artmaya başladığı gibi, diğer Türk toplulukları arasında da meyxana hayranları oldukça fazladır.

Bütün sanat dallarına olduğu gibi, meyxanaya da ciddi yaklaşılmalı ve dikkatle takip edilmelidir.

           

KAYNAKÇA

 

Akalın, Şükrü Halûk, Türkçe sözlük, Türk Dil Kurumu Yayını, Ankara, 2011.

Atabeyli, Namiq Şirvani, Vāhidiyəm Azərbaycanımızın..., Naşir: “STEP” ltd kino şirkəti, “El-Print” çap firmasında yığılmışdır. Bakı, 2014.

Balasadık, Meyxanalar, Yazıçı, Bakı, 1993.

Ahmet Caferoğlu, Doğu İllerimiz Ağızlarından Toplamalar Kars, Erzurum, Çoruh İlbaylıkları Ağızları, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1995.

Ədilli, Şirvani, Əruz vəzninin sadələşdirilmiş qəlibləri, Türküstan” kitabxanası, “Adiloğlu”, Bakı, 2011.

Ercilasun, Ahmet Bican, “Ağız Araştırmalarında Kullanılacak transkripsiyon işaretleri”, Ağız Araştırmaları Bilgi Şöleni, Türk Dil Kurumu Yayını, Ankara, 1999, s. 41-61.

Mir Celal; Firidun Hüseynov, Örneklerle XX. Esr Azerbaycan Edebiyyatı, Hazırlayanlar: Kemal Yavuz, Erol Ülgen, Akçağ Yayınları, Ankara, 2008.

Rehimova, Aytac, Azərbaycan musiqisində meyxana janrı, B. Nurlan, 2002.

Rza, Nazim / Nazim Ağaverdioğlu Rzayev, Eliağa Vāhid, (Meyxanalar), Redaktör: Rasim Arifoğlu, “Piramida IDC” neşriyatı, Bakı, 2008.

Sarıkaya, Mahmut, Türk Dünyasının Son Büyük Gazel Şairi Eliağa Vāhid ve Gazelleri, Ankara Vizyon Yayınevi, Ankara, 2015.

Necefzade, Abbasqulu, Meyxana Janrı, “Azerbaycan’ın Qedim Folklor Nümunesi”, Konservatorya, Azerbaycan Milli Konservatoriyası, Online Elmi Jurnal, www.konservatoriya.az, N.2, Haziran 2017.

            Zeynal, Meherrem, Söz Savaşı, Yoxsa Ağlın Mėşqi, Region Plus- Heftelik Analitik Jurnal, 09. 2015. URL http//regionplus.az

 

[1]- Mahmut Sarıkaya, Türk Dünyasının Son Büyük Gazel Şairi Eliağa Vāhid ve Gazelleri, Ankara Vizyon Yayınevi, Ankara, 2015, s. 10.

[2]- Nazim Rza/ Nazim Ağaverdioğlu Rzayev, Eliağa Vāhid, (Meyxanalar), Redaktör: Rasim Arifoğlu, “Piramida IDC” neşriyatı, Bakı, 2008, s.4.

[3]- Ahmet Caferoğlu, Doğu İllerimiz Ağızlarından Toplamalar Kars, Erzurum, Çoruh İlbaylıkları Ağızları, Türk Dil Kurumu Yayınları, 1995, s.15.

[4]- Nazim Rza/ Nazim Ağaverdioğlu Rzayev, Eliağa Vāhid, (Meyxanalar), Redaktör: Rasim Arifoğlu, “Piramida IDC” neşriyatı, Bakı, 2008, s.9.

[5]-  Şükrü Halûk Akalın, Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayını, Ankara, 2011, s.293.

[6]- Nazim Rza/ Nazim Ağaverdioğlu Rzayev, Eliağa Vāhid, (Meyxanalar), Redaktör: Rasim Arifoğlu, “Piramida IDC” neşriyatı, Bakı, 2008, s.112.

[7]- A.g.e., s.112.

[8]- Balasadık, Meyxanalar, Yazıçı, Bakı, 1993, s.276.

[9] - düşbere : Kayseri mantısı gibi küçük boyutlu sıkılmış bir tür mantı.

[10]- Nazim Rza/ Nazim Ağaverdioğlu Rzayev, Eliağa Vāhid, (Meyxanalar), Redaktör: Rasim Arifoğlu, “Piramida IDC” neşriyatı, Bakı, 2008, s.12.

[11]pîr: yaşlı, saygıdeğer, azîz; biz sarı: bize doğru; ġır kıçını şeytanın: şeytanın bacağını kır.

[12]ġametini şax görek: boyunu posunu dik görelim; heftede: haftada bir; gellem: gelirim; tek: yeter ki, ancak, keşke; şeytanı axsaġ görek: “şeytanın bacağını kırmak” deyimine işaret.

[13]- “kalk”; tā “artık” 

[14]- Balasadık, Meyxanalar, Yazıçı, Bakı, 1993, s.35-38.

[15]-  hepiniz rahat oturun; ne cür “nasıl”; hayannan “nereden”; Yerevan’nnan “Revan’dan; bu cür “böyle”; Ermeni Daşnakları “Ermeni Terör Örgütü Taşnaktsiyun Partisi mensupları”; Andıranik “Ermeni Teröristbaşı”; xencer. “hançer”.

[16]- Balasadık, Meyxanalar, Yazıçı, Bakı, 1993, s.175-181.

[17]mėyxâneni “meyhaneyi”.

[18]yığgınan dürdāneni “İri inci tanesini topla”; mö‘cüz “i‘cazlı, mucizevî”; toyxāneni “düğün evini”.

[19]-  Balasadık, Meyxanalar, Yazıçı, Bakı, 1993, s.5-7.

[20]-  Aytac Rehimova, Azərbaycan musiqisində meyxana janrı, B. Nurlan, 2002, s.5.

[21]- “gereksiz yere içkide hata arama”; mentiġ axtar- “mantık aramak”;

[22]-  Balasadık, Meyxanalar, Yazıçı, Bakı, 1993, s.12-13.

[23]- Nazim Rza/ Nazim Ağaverdioğlu Rzayev, Eliağa Vāhid, (Meyxanalar), Redaktör: Rasim Arifoğlu, “Piramida IDC” neşriyatı, Bakı, 2008, s.124-125.

[24]-  A.g.e., s.39-40.

[25]- Durmayın, ritm tutun arkadaşlar; doyuncan “doyuncaya kadar”; ġonaġ “konuk, misafir”; otağ “oda”; çırağban ol- “meşalelerle donatılmak”; xonçe “düğün hediyelerinin içine konduğu tepsi”; xelfe “düğün sorumlusu”; xelet “hil’at, hediye”; güzgü “ayna”; cirtdan “çirkin ve sevimsiz böcek”; görüm “dilerim”; xendan “gülen, mutlu”; beled “tanıyan, tanış”.

[26]- āfer “aferin”; necabet “temiz, arı”; kendli “köylü”; xel‘et-i elvan “çeşitli hediyeler, süslü hilatlar”; üz- “yüzmek”; terif “övgü”.

[27]- Nazim Rza/ Nazim Ağaverdioğlu Rzayev, Eliağa Vāhid, (Meyxanalar), Redaktör: Rasim Arifoğlu, “Piramida IDC” neşriyatı, Bakı, 2008, s.124-125.

[28]- ġocayam hėyif “ne yazık ki yaşlıyım”; ġızıl “altın”.

[29]-  Balasadık, Meyxanalar, Yazıçı, Bakı, 1993, s. 38-44.

[30]-  muhbirlik.

[31]gülnü vur “Kafiyeyi değiştir” Bu, meyxana deyişmesinde kabul olunmuş kanundur.

[32]-  Hind tavuğu, hindi.

[33]Günorta “öğle üstü”; öz hörmetini gözle- “kendi itibarını korumak”; öz işretini ėyle “kendi eğlence ve zevkine uğraşmak”; kişi “adam, erkek, herif”; danışginen “konuş”; öz ibretini götür- “alması gereken ibreti almak”; ölgünen bir yolluğa “bir kere ölüp kurtul”; şest “gösterişli duruş”; piti “Azerbaycan’ın bozbaş da denen ünlü yemeği”;

[34]- Bu işle bağlıdır. metleb “matlub, amaç”; Tanrı töksün etivi “Tanrı etini döksün, anlamında beddua”; ne borcuva “nene gerektir?”; çörek “ekmek”; bire bėş ġiymete sat- “beş kat fiyata satmak”; artığ ėle dövletivi “servetini artır”;

[35]- Hepimiz askerlik görevini yapmalıyız; hamımız “hepimiz”; mod düş- “moda olmak”.

[36]- Nazim Rza/ Nazim Ağaverdioğlu Rzayev, Eliağa Vāhid, (Meyxanalar), Redaktör: Rasim Arifoğlu, “Piramida IDC” neşriyatı, Bakı, 2008, s.23-25.

[37]- dilxor ėle- “mutsuz etmek”.

[38] gile “yumru tane”; tifl “tıfıl, çocuk”; gile ėyle- “ memnuniyetsizlik ifade etmek; şikâyet etmek”; Zövraq kimi amvāc-i ġem içre ėle ġerğem “gemi gibi gam dalgalarına öylesine garġolmuşum ki…”; yüz def‘e eger şām-i rüxünde dil-i āşiq Pervana kimi yansa da “āşığın kalbi yüzünün mum ışığına dolanarak yüzlerce kez yansa da”; şūr, neva perdesi, zābil “Azerbaycan musikisinde makamlar”; meshef-i rüxsār “yüzünün oluşturduğu Kur‘ān”; bir de “bir daha”.

[39]- lâle-rüx “lâle yanaklı”; döz- “dayanmak, tahammül etmek”; pelvan “pehlivan”; Mussolin’dü bu nānecib, hėyvere “Bu biçimsiz iri murdar, Mussolini’dir”; oxşa- “benzemek”; enter “anter”; Antenėsko “II. Dünya Savaşı sırasındaki Romanya lideri”; köhne “eski”; özge “başkası”; Mannėrhėym “II. Dünya Savaşı sırasındaki Finlandiya lideri”; Pėtėn “II. Dünya Savaşı sırasındaki Fransa lideri”.

 

[40]- qismet ėyle- “paylaştırılmak”; Polyak “Polonyalı”; ve‘de “vaad”; şapalaġ “tokat, şaplak”; Litvalıya, isteyince ixtiyār “Litvanyalı özerklik isteyince”; zehr-i mār “yılan zehri, azarlama sözü olarak”; her zad “her şey”; Paşol! Von! “Hadi ordan! Defol!”; güman “herhalde”; ġüsse “gam, gussa, sıkıntı”; ade “kardeşim”.

[41]- Celal Mir, Firidun Hüseynov, Örneklerle XX. Esr Azerbaycan Edebiyyatı, Hazırlayanlar: Kemal Yavuz, Erol Ülgen, Akçağ Yayınları, Ankara, 2008, s.74-75.

[42]- Mahmut Sarıkaya, Türk Dünyasının Son Büyük Gazel Şairi Eliağa Vāhid ve Gazelleri, Ankara Vizyon Yayınevi, Ankara, 2015, s. 7.

[43]- Nazim Rza/ Nazim Ağaverdioğlu Rzayev, Eliağa Vāhid, (Meyxanalar), Redaktör: Rasim Arifoğlu, “Piramida IDC” neşriyatı, Bakı, 2008, s.9.

[44]- Hėç salmayırsan yadıva ġessebi “Kasabı hiç hatırlamıyorsun bile”; dolanmaġ “geçim, geçinme”; girvenke “ağırlık ölçüsü birimi”; ömür bāde gėt- “ömür boşa gitmek”; oti- “oturmak”; oti vur- “ateşi verip yakmak”; put “onaltı kiloluk bir ölçü birimi”; ġerez “maksat, böylelikle v.s. anlamlarında cümle başı edatı”; çörekci “fırıncı”; ellaf “hayvan yemi ve zahire tüccarı”

 

[45]- Nazim Rza/ Nazim Ağaverdioğlu Rzayev, Eliağa Vāhid, (Meyxanalar), Redaktör: Rasim Arifoğlu, “Piramida IDC” neşriyatı, Bakı, 2008, s.23-25.

[46]- Balasadık, Meyxanalar, Yazıçı, Bakı, 1993, s.212-213.

[47]- o sebeb “onun için”; sübh ü mesā “gece gündüz”; Xızrtek “Hızır gibi”; rāhinümā “yol gösterici”; gümrah “yoldan çıkmış, sapkın”; âlem-ara yeryüzü, dünya”; heşr ger ġopsa “kıyamet kopsa bile”; bedxāb”kötü uykulu”; şām ü seher “akşam sabah”; veqt-i obaş “sahur vakti”; rūzü şeb “gündüz gece”; övlâd-i veten “vatan evlâdı”; merd-i xoşbext “mutlu insan”; xürrem ü xandān “mutlu ve neşeli”; evām “halk”; fısincān “ceviz, et, tavuk,veya bıldırcınla yapılan bir tür pilav”; qāhir “kahredici, baskıcı”; indi “şimdi”; orucluğ “ramazan, ramazan ayı”; müsteceb ol- “kabul olunmak”; od vur- “ateş vermek”;  semt-i ġerb “batı tarafı”; kân-i merifet “marifet kaynağı” .

[48]- Nazim Rza/ Nazim Ağaverdioğlu Rzayev, Eliağa Vāhid, (Meyxanalar), Redaktör: Rasim Arifoğlu, “Piramida IDC” neşriyatı, Bakı, 2008, s.108.

[49]- korku; xiffet “hafiflik”; tālė “talih”; qulluğ “hizmet, iş”; Gėtdiyin Mekke haqqı “Ziyaret ettiğin o Mekke üzerine and olsun ki…”; gėn “geniş”; müfte “bedava”; bozbaş “piti de denen etli nohut yemeği”; qohum-qardaş “kavim kardeş, hısım akraba”; ölünce “ölünceye kadar”; köhne  “eski”; alvėrçi “tacir”; dondan dona gir- “her kılığa girmek”; öğürlüğün, bicliyin fendini öyret- “her türlü hile hurdayı öğretmek”; fürseti fövt eyleme- “fırsatı kaçırmamak anlamında, fırsatı öldürmemek”; küçe baqqalları “sokak bakkalları”; sirri sese salma- “sırrı dile getirip açık etmemek”; amandır “rica ediyorum, yalvarırım”; üstü açıl- “duyulmak, bilinir olmak”; fikr ėleme- “düşünmemek”; mehbes “hapislik, hapishane”;

 

[50]- Nazim Rza/ Nazim Ağaverdioğlu Rzayev, Eliağa Vāhid, (Meyxanalar), Redaktör: Rasim Arifoğlu, “Piramida IDC” neşriyatı, Bakı, 2008, s.73.

[51]- saqqal “sakal”; bāmeze söhbet “sohbeti eğlenceli”; ėle bil “sanki”; lüt-üryan “açık, çıplak”; xelvete sal- “fırsat kolayarak gizlice”; azarlı “kronik hasta”; vraç “sigorta”; soyuq “soğuk”; qazarma “kışla binası”; zehlesi gėt- “nefret etmek”; pol, patalok “koğuş, yatakhane”; töyle “tavla, at ahırı”; zabit “subay”; yėke “çok iri”; qızıl “altın”
 

[52]- Nazim Rza/ Nazim Ağaverdioğlu Rzayev, Eliağa Vāhid, (Meyxanalar), Redaktör: Rasim Arifoğlu, “Piramida IDC” neşriyatı, Bakı, 2008, s.118.

[53]- zamok “kilit”; nalok “vergi”; zalok “ipotek”; sımsığı sallan- “suratı asılmak”; raboçiler “işçiler”; ġoçu “avantacı kabadayı”; qabaq “önce, önceleri”; benna “bina yapan” fehle “işçi”; tenge getir- “bunaltmak”; cevab qaytar- “aksi sözle cevap vermek”; her yeten “her önüne gelen”; esirdi “titriyordu”; qonşular “komşular”.

[54]- Nazim Rza/ Nazim Ağaverdioğlu Rzayev, Eliağa Vāhid, (Meyxanalar), Redaktör: Rasim Arifoğlu, “Piramida IDC” neşriyatı, Bakı, 2008, s.103-104.

[55]- bundan ezel “bundan önce, daha önce” ėhsan “ölü yemeği, ihsan”; pėyser “ense”; böyükler hėç, cehenneme “büyükler hiç, onların canı cehenneme”; maraqlan- “ilgilenmek, kaygı göstermek”; ġan- “anlamak, idrak etmek”; böyük kiçik ġanma- “büyük küçük tanımamak”; yal- “ense kılları”; kolxoz “sosyalist uygulamada devlet kooperatifi”; bala “belâ”; qutarma- “bitmemek, tükenmemek”.

[56]- Nazim Rza/ Nazim Ağaverdioğlu Rzayev, Eliağa Vāhid, (Meyxanalar), Redaktör: Rasim Arifoğlu, “Piramida IDC” neşriyatı, Bakı, 2008, s.59-61.

[57]- A.g.e., s.100.

[58]- eclaf “terbiyesiz, seviyesiz”; Hėbbėlės, Hėrring, Rozėnbėr “Alman Nazizmi’nin bakanları”

[59]- Nazim Rza/ Nazim Ağaverdioğlu Rzayev, Eliağa Vāhid, (Meyxanalar), Redaktör: Rasim Arifoğlu, “Piramida IDC” neşriyatı, Bakı, 2008, s.47-48.

[60]- hėç yėr “hiçbir yer”; sehv “hata, yanlış”; ovsarla- “binit takımlarını hazırlamak”; lovğalanıb hür- “temelsiz bir güvenle havlamak”; bildirki “geçen yılki”; döşüne döyüp lovğalan- “gururlanarak övünmek”; şir kimi dehşetli “aslan gibi korkunç”; tula “köpek yavrusu”; başı cemdeyi üstünde oturma- “dengesini yitirmiş olmak”.

[61]- ovsarla- “binit takımlarını hazırlamak”; lovğalanıb hür- “temelsiz bir güvenle havlamak”; bildirki “geçen yılki”; döşüne döyüp lovğalan- “gururlanarak övünmek”; şir kimi dehşetli “aslan gibi korkunç”; tula “köpek yavrusu”; başı cemdeyi üstünde oturma- “dengesini yitirmiş olmak”.

[62]- Nazim Rza/ Nazim Ağaverdioğlu Rzayev, Eliağa Vāhid, (Meyxanalar), Redaktör: Rasim Arifoğlu, “Piramida IDC” neşriyatı, Bakı, 2008, s.30.

Bu haber toplam 1117 defa okunmuştur
  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim