Âzizim!..

M. Ali ABAKAY

Bildiğini söylersiniz, “Biliyoruz” derler. Bilmediklerini ifade etmeye kalkarsın, cahillikle itham ederler. “Anlat” dersiniz, bilmediklerini söylerler, “dediğin ne ki!..” Susarsın, ürkeklikle suçlanırsınız, konuşursanız dinlemezler. Kol kırılır yen içinde misali, suskunluğunu kötüye yorumlarlar.

Kendilerine bir değer atfedenlere baktığınızda kuyumcunun nazarıyla süslü incik-boncuk misali mücevher bilinenler boyalı cam nesnelerin kıymetine sahip değildir.

Kendisini Hind Kumaşı sananlar, ipek dokumayı ince tül bilir, kaba dokumadan başka kumaş bilmedikleri için.

Konuşanlara baktığınızda vitrinde olmaya can atan sözbâzlardan başka kimse görünmez. Bilinen cilalı, cafcaflı sözlerden başka bir şey duymazsınız. Anlatılanlar, incir çekirdeğini doldurma hükmünde değildir.

Bu eşhasa baktığınızda içinizden acıma hissi feveran eder. Acıdığınızı ifade ederseniz, hakarete uğrarsınız.

Ehil olanın sözü para-pul etmeyince sarraf ne yapsın. Suskunluk, konuşmamaktan evlâdır.

Bazen derde derman olarak nitelendirirseniz suskunluğu, yapılanları onaylamanız manasına gelir.

Tefekkür boyutunda idrakten azad olanlar, konuşmayı olması gerekenden sayarlar, havanda su döğmekten başka bir şey yapmadan.

Susmak erdemdir, Âzizim, konuşmamak elzemdir, bazı durumlarda.

Onlar, her şeyi bilir, dünyanın ekvator çizgisinin nereden geçtiğini öğrenmişlerdir, muson yağmurlarını bilirler. Televizyon yarışmalarına kendilerini hazırlamışlar gibi, ezberleri güçlüdür.

Âzizim, kendini üzme ve kendini onlarla aynı kefede bilme!..

Her kuşun kendi sürüsüyle uçtuğunu unutma, sakın!..

Biz, kargalarla kanat çırpacağımıza tel kafeste gönüllü mahkûmluktan yanayız, elbette.

Kolumuzu ve dahi kanadımızı kırar, uçmanın bize yasak olduğunu söyler, ya da aslımızı kaybettiğimizi ifade ederiz.

Onlar, varacaklardır üzerine Âzizim, yaptığının akla-mantığa uymadığını ikrarını isteyeceklerdir, senden.

Dilini yut, delilik numarasına yat, oradan kaç istersen, son çıkar yol olarak.

Kendilerinin çok iyi olduğunu söyle, onlara.

Mutlaka yağan yağmur suyundan içmeni isterler, kendileri gibi görmek için seni, Âzizim!..

Kibrit şulesinin aydınlığını mumla kıyas edenler, ayın aydınlığını tahayyül etmekten uzak iken, onlara güneşi anlatamazsınız. Bu sıklet, ağırlığa dayanmaz, Âzizim.

Kamerin aydınlığını kabul etmen, Şemsin ziyasını reddetmedir, bilirsin.

Gönlünden geçene yabancı kılınanlar, aşina olduğunu inkâr etmeye yeltendikçe üzme ruhunu.

Sihirbaz demediler mi, önceden?

Onlar, şairlikle kaç kişiyi suçladılar, bilmen lazım, Âzizim!..

Gönül yaremiz kanarken, bağrımızda, acılarımızı küçük harflerle kendimize yoldaş kılarken, yüksek perdeden konuşanlar, ne derecede rahat olduklarını söyler, duracaklardır, her zaman.

Biz deryayı düşünürken, onların tahayyülünde yarım saatte bakraç dolduran ipliğimsi çeşmeler vardır.

Gözyaşımızla yunduğumuz acılarımız dururken, êşk yarasıyla hoş olduğumuzu nereden bilebilirler?

Bazen susmak, erdemdir, fazilettir, Âzizim!..

Hafif meşrepli olanlardan sakınman lazım ve gerekli.

Gönül dedini anlatmaktan çok, acıları içine atarak olgunlaşır, güneşin sıcaklığını emen dalında meyve misali.

Yazmasını bilselerdi, az konuşurlardı, muhakkak!..

Gelin görün ki her devrin adamları kesilenler, ayaları patlarcasına alkış tuttuklarını, ağızlarından emzikleri alınınca yerden yere vurmayı, fıtratları gereği yapar. Bunlar, savaşa katılmayıp, düşman askerinden korkusunu gizleyip ganimet bekleyen ikiyüzlüler misali, her devirde yaşarlar, nefislerine esir biçimde, soylarını devam ettirerek.

Gönül, miheng taşı olunca tenekeye, cama ne değer biçebilir?

Âzizim, kişi yedisinde ne ise yetmişinde değişmez, bilmelisin.

Körle yatanın şaşı kalkmaması düşünülemez.

Ne hazin tablodur ki şehadet ettiğimiz, tanıklıkta bulunduğumuz devranda genel kaîde, bu şekilde bilinir, kolaylıkla yaşam için.

Biz, yaşamı değil, hayata tabiî olanlar, susmanın kendi içinde erdem olduğunu bilenler, her doğruyu her yerde söylemenin doğru olmadığını yanlış tercüme edeli, yanlışlar içinde azalan doğruları tanımaz hale geldik.

Âzizim, doğrularla iç içe ol, nefsine esir düşme.  

Bu yazı toplam 228 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim