Bekle bizi Kudüs

Eyyüp AZLAL
Ey Kudüs! Uykusu bölünmüş bir çağda sesleniyoruz sana, kısık seslerimizle. Düş kuruyoruz her zamanki gibi. Belki Selahaddin gelir ansızın. Belki de Fatih gelir bir fetih dönüşünde.
 
Belki bir Yusuf’sun Kudüs, Mısır zindanlarında... Özgürlüğe uzanan masum çocuklar gibi acıları yudumluyorsun. Rüyaları yorumlamak bize düştü Kudüs.
 
Ey ağlayan şehir Kudüs! Ağlamak bize düştü. Ölümüm yakındır diyerek bir vedaya hazırlanıyorsun. İncecikten bir yağmur yağar alnımıza. Sana duaya kalkan ellerimize yağmur damlaları düşüyor. Yahudiler de ağlıyor Ağlama duvarında ama Allah’ın en büyük ayeti insanları ağlatıyorlar. Onların gerçek ağlaması yakın olsa gerek. Hep kovuldular, hep sürüldüler. Hiç ders almıyorlar.
 
Ah yalnızlıkların şehri Kudüs! Yakamozların şehri İstanbul’dan hüznünü paylaşıyorum. Hüzün ki ifritini döndürecek insana. Sonsuzluk kervanına katılmak için buradayım. Dedim ya duaya kalkan ellerimiz vardı incecikten yağan yağmur altında. Yağmurlardan sonra da büyürmüş başak. Başak ki bereket getirir yeryüzüne.
 
Ey Kudüs, ey peygamberler kokusu… Öyle söylerdi Nizar Kabbani. Ona da selam olsun. Göklere en yakın avlunla yollarımıza ışık ver Kudüs, sana gelmek için. Peygamberlerin geçtiği gölgeli ovadan geleceğiz.
 
Ey Kudüs! Zeytin Dağından dirilecekse insanlık zeytin dalı neden kopuk bilmiyorum. Tevrat’ta İncil’de hep anlatılır bu mesele. Acaba Hz. İsa senden ırağa gitmeden önce bu tepede mi sana bakmıştı. “Kudüs, Kudüs! Nedir elinden çektiğim” dediği vaki midir? Yahudiler onu bu tepede yakalamıştı. Çarmıha gererek sekiz durak boyunca sürüklendi diyor Tevrat. Bizim inancımızda bu yürüyüş yok. Yehuda adında biri Hz. İsa’ya çok benzetilmiş. Yahudiler onu çarmıha germişler…
 
Ey Kudüs! Efendimiz Muhammed aleyhüsselam’ı nasıl ağırladın? Resul’ün Miraç’tan önce ayak bastığı son kara parçası Mescid-i Aksa’da. Mescid-i Aksa senin kalbinde. Kubbettü’s-sahra da bu külliyenin orta yerinde. Muallak taşı derler Hz. Resul’ün üzerinde Mirac’a yükseldiği yere. Dur demişti muallak taşına Muhammed Resullullah. Çünkü muallak taşı da Allah’a kavuşmak arzusundaydı.
 
Ey Kudüs! Taşlar bile Allah’a kavuşma arzusundayken taşlaşmış kalplerimiz neden uzak durur kalplerin sahibinden. Bu sorunun cevabını kitapları tahrif edilmiş Yahudilerden beklemiyorum. Bizimkilerden bekliyorum. Bir sorum olacak bütün Müslümanlara. Ama onlar Hazret-i İsa’yı beklerler Mehdi diye. Kimi düşlerinden çıkagelen Hızır’la uğraşıyor. Kimi bilmem hangi dedikodu gazetesi almak için çırpınıyor. Ve hepsinin de ağzı oruçlu Kudüs’ten, Filistin’den bahsedilirken.
 
Kudüs, sana aidiyet duyan herkesin şehrisin. Ama bizim ilk kıblemizsin. Yaralarımız kabuk bağlamadan kalemlerimiz kırılmadan, baharı beklemeden sana geliyoruz diyebilmek umuduyla.
 
Not: İnşallah bir sonraki yazımız “Küçük Kara Balık” hikâyesini mülhemle Küçük Yalnız Balık Gazze’yi yazmak umuduyla.
Bu yazı toplam 417 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim