Benden Bu 'Kervan'a Geçit Yok!

Kerime YILDIZ

Bir filmde güçlü kadın profili çıkarabilmek kolay değildir. Çıkınca da filmi akılda tutar. Hele de zulme baş kaldırıyorsa, erkeğe ve erkek egemenliğine kafa tutuyorsa, yuvası için çırpınıyorsa..

Meselâ Gazap Üzümleri’ndeki anne böyledir. Meselâ, Yılanların Öcü’ndeki Irazca Ana, Diriliş Ertuğrul’daki Hayme Ana böyledir.

Başrolde böyle güçlü bir kadın kahramanın olduğu bir film seyrettim. Adı Kervan 1915. Hemen aklınıza Irazca veya Hayme Ana gibi bir kadın gelmesin. Hayganuş adında bir Ermeni kadın başrolde.

Hayganuş, bir tarafı deniz bir tarafı orman olan memleketi Giresun’dan zorla koparılıp önce bozkıra sonra çöllere sürülülen yüzlerce Ermeni kadından birisi. Ayrılmadan evvel Karadeniz’in tuzlu suyunu içip yüzüne gözüne sürüyor. Yanına bir şişe su alıyor. O su, Karadeniz’e kurban verdiği kocası demek.

Hayganuş, kendisini meçhûl yola sürenlere o kadar kızgın ki katırlarına binmeyi reddediyor. Binmediği gibi diğer kadınları ve çocukları da bindirmiyor. “Helâl olsun! Diren Hayganuş!” diyesiniz geliyor. Dahası var. Önceleri yemiyor içmiyor. Hep protesto hâlinde. Kervanı götüren Katırcı Sâlim’den de korkmuyor. Sâlim ki herkesi titreten biri. Hayganuş’un delip geçen bakışları, Sâlim’in dikkatini çekiyor ama düzeni bozduğu için Hayganuş’a okkalı bir tokat atmaktan geri durmuyor. Çünkü Sâlim’in tek derdi, devlet tarafından emânet edilen kervanı sağ sâlim Haleb’e götürmek. Hayganuş tokatı yiyince, “Bu tokatı unutma ağa!” diyor.

Hayran oluyorsunuz kadına. Yol ilerledikçe ayaklarının altı patlıyor ama şikâyet etmiyor. Gururlu, dimdik yürüyor. Israrla binmiyor katıra. Kolu kırılan annesini bir köye bırakmayı zorla kabul ediyor.

Kervan ilerledikçe Hayganuş, yumuşamaya başlıyor. Özellikle Katırcı Sâlim’in hayat hikâyesini öğrenince ve Sâlim’in, kervanı ölümüne koruduğundan emin olunca. Yine de kızının, Sâlim’in adamlarından Ahmed’e âşık olmasına tahammül edemiyor. Yakınlaşmalarına engel oluyor.

Kervan, birçok bâdireyi atlatıp Haleb’e ulaşınca Hayganuş’un kızı ve Ahmed kaçıyorlar. Hayganuş ne yapıyor dersiniz? Katırcı Sâlim’e esaslı bir tokat patlatarak “Kızım nerede?” diye hesap soruyor. 

Açık söyleyeyim filmi seyredince Hayganuş’un Sâlim’e attığı tokatı, bu filmi yapanlara atarak, “Müslüman Türk kadınlarının acıları nerede?” diye sormak istedim.   

İsmail Güneş’in milliyetçiliğine de inancına da kefilim ama bu kadar empatiye psikolojide “aşırı empati sendromu” deniyor.

İsmail Güneş kusura bakmasın, bir Müslüman köyünde Ermeni çeteler tarafından yakılmış insan görüntüleri, bizim acılarımızı, hele de kadınlarımızın acılarını hissettirmedi.

Ölmek ne ki? Yanmak ne ki? Ermenilerin geldiğini duyan bir gelinin savaşmaya giden kocasının ayaklarına kapanıp “Önce beni öldür!” demesini görmek isterdim.

Giresun’da, Ermeni komşularını üzülerek uğurlayan rahatı yerinde Müslüman kadınların yanında, eşleri veya nişanlısı Çanakkale’den dönmeyince mahvolan Hediyeleri görmek isterdim.

Gencecik cepheye giden 1315’lilerin yanında, askerden muâf Ermenilerin vahşetini görmek isterdim. Kervandaki bâzı kadınların “Bizimkiler gelip bizi kurtaracak.” sözleri, bu ihâneti anlatmaya yetmedi.

Kucaktaki çocuğunu komşularına bırakan, yolda doğum yapıp bebeğini kaybeden Ermeni kadınlarının acısının yanında,  9 ve 10 yaşındaki iki süt kuzusu oğlunu Ermeniler boğazlayınca aklını yitiren Ayşe Bacı’nın ağıtını duymak isterdim.

Miko kesdi Mahmudumu

Al kınalı Ahmedimi

Yok eyledi umudumu

Ah Ahmedim vah Mahmudum

Ermeni eşkıyasının buraya yazmaya elimin varmadığı tecâvüzlerinden, insan zihninin reddettiği işkencelerinden bahsedilmesini isterdim.

Evet, tehcir oldu. Evet tehcir esnâsında yanlışlar da oldu. Bunları konuşmaya da varım. Ama önce Ermenilerin ihânetini, Taşnakların Hınçakların vahşetini konuştuktan sonra….

Sebepleri bilmeden, anlamadan sonuçlara bakarsanız çözüm üretemezsiniz. Üstelik, benim gibiler itiraz ederken karşı tarafın tezini savunanlar, yaptığınız empatiyi yeterli görmez; daha fazlasını isterler. Nitekim bu film hakkında böyle şeyler kulağıma geldi.

Aynı durum, Çanakkale meselesinde de var. Anzaklara ağıt yakan filmler yüzünden işgalcilerin torunlarının Şafak Âyini’ni alkışlıyoruz. Böyle giderse işgalci olduklarını unutup, “Niye dedelerimizi katlettiniz?” diye bizden hesap soracaklar. Tıpkı dedelerinin ihânetini unutan Ermeniler gibi…

Değil İsmail Güneş, kendi evlâdım bu filmi çekmiş olsa bile methiyeler düzmem.  Hediyelerin, Ayşe bacıların, şehidlerimin ruhlarını incitmem.

İsteyen bana ırkçı desin, isteyen faşist desin, hiç umûrumda değil!

Bir şey daha eklemek istiyorum. İttihatçı cepheden de bu filme eleştiri gelecektir. Benim itirazımın onlarla hiçbir alâkası yok. Ermenilere direnen Sultan’ı indirip Taşnak teröristleri Meclis’e sokan; Hâriciye Nezâreti’nin başına bir Ermeni’yi getirip Balkan fâciâsının fitilini ateşleyen; sonra da Turan hayâlleriyle memleketi savaşa sokan ve en sonunda da arâzi olan ittihatçıları doğru analiz edemeyenlerle işim olmaz. 

Bu yazı toplam 35 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim