Beşir Ayvazoğlu Yazdı : Âkif, Evliya Çelebi ve Liszt

Beşir Ayvazoğlu Yazdı : Âkif, Evliya Çelebi ve Liszt
İçinde bulunduğumuz yıl, UNESCO tarafından Evliya Çelebi, devletimiz tarafından da Mehmed Âkif Yılı ilân edildi. 2011'in aynı zamanda Franz Liszt Yılı olduğunu birkaç hafta önce yazmıştım.
besirayvazoglu_slidecontent_thumbİçinde bulunduğumuz yıl, UNESCO tarafından Evliya Çelebi, devletimiz tarafından da Mehmed Âkif Yılı ilân edildi. 2011'in aynı zamanda Franz Liszt Yılı olduğunu birkaç hafta önce yazmıştım. Önceki gün ne yazacağımı düşünürken "Acaba," dedim kendi kendime, "Âkif, Evliya Çelebi Seyahatnamesi'ni okumuş, Liszt'in eserlerini dinlemiş midir?"
 

İlk işim Safahat'a bakmak oldu; hayır Evliya Çelebi'den hiç söz edilmiyordu. Batılı müzisyenlerden Safahat'ta zikredilen tek isim de "piyanistlerin piyanisti" diye tanınan Leh asıllı Amerikalı ünlü piyanist Leopold Godowsky'dir. Daha sonra yazılarını gözden geçirdiğim Âkif, Evliya Çelebi'den sadece Abdürreşid İbrahim'in Âlem-i İslâm adlı eserini tanıttığı "Gayet Mühim Bir Eser" başlıklı yazısında kısaca söz etmiş. Diyor ki:

"Gerçek, Bizim Evliya Çelebi merhum da var. Lâkin doğrusunu isterseniz benim ondan da gözüm yılmıştır. Anlaşılan merhum ara sıra cezbeye gelirmiş ki eserlerinde ancak meczublardan sâdır olacak rivayetler vardır. Bizim Ayasofya Camii'nin yüz kapısı olduğunu, altından bir ucu ta kubbeye dayanan bir gizli yol bulunduğunu ben hazretin bir eserinde görmüştüm. Herkesin bildiği Ayasofya hakkında böyle söyleyen bir seyyah artık Çin-i Maçin faslında neler söyler yahud neler söylemez!"

Bu kadar... "Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek" diyen bir şairden Evliya Çelebi'nin tatlı mübalağalarına hoşgörüyle bakması elbette beklenemez; ancak Seyahatname'yi bu kadar kolay harcamış olmasını anlamakta zorlanıyorum. Evliya'nın eseri, sadece bizim değil, bugün Osmanlı coğrafyası üzerinde hüküm süren onlarca devletin tarihi ve kültürü için eşsiz bir kaynak ve dünya edebiyatında benzeri bulunmayan bir seyahatnamedir.

Gelmiş geçmiş seyyahların en sevimlisi, en meraklısı, en hoş sohbeti olan Evliya Çelebi'siz bir Osmanlı dünyası tasavvur edemiyorum. O bir vak'anüvis değildi; şahit olduğu hadiseleri hayal gücünü de ilâve ederek anlatırdı. Meşhur rüyasının bile gerçekten görülmüş değil, kurgulanmış bir rüya olduğunu zannediyorum. Seyahatname'nin tarihî olayların sadakatle kayda geçirildiği bir tarih olarak değil, engin bir tecessüse, zengin bir hayal gücüne ve eşsiz bir mizah duygusuna sahip bir yazarın kaleminden çıkmış edebî bir metin olarak okunması gerekir. Açıkçası, mübalâğa Evliya Çelebi'nin üslûp özelliğidir ve yazdığı metin güzelliğini mübalâğalarından ve sübjektifliğinden alır.

Seyahatname'yi değerli kılan, yazıldığı devrin atmosferini ve zihniyet dünyasını inanılmaz bir canlılıkla yansıtmasıdır. Tarihî olaylar, bu olayların yaşandığı devrin atmosferinden, zihniyet dünyasından, duyuş tarzından, hatta hurafelerinden vb. ayrı düşünülemez. Kullanmasını bilenler için, Seyahatname, en sahih arşiv vesikalarından bile daha bilgilendirici, daha sahihtir. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Çelebi'den niçin "Cânım Evliya" diye söz ettiğini siz tahmin edin artık.

Mehmed Âkif, Seyahatname'yi memleketin herkesi çok gerçekçi olmaya zorlayan zor zamanlarında değil de, keyfinin yerinde olduğu, ülkesinin geleceğiyle ilgili derin kaygılar taşımadığı bir zamanda okumuş olsaydı, eminim, çok farklı şeyler yazardı.

Âkif'in Franz Liszt'in eserlerini dinlemiş olup olamayacağı meselesine gelince: Bu konuda herhangi bir şahit olmadığına göre, kesin bir şey söylemek mümkün değil. Ancak Liszt hayranı ve onun İstanbul maceralarını dinleyerek büyümüş Macar asıllı bir keman virtüozu olan Karl Berger'le aralarında samimi bir dostluk bulunduğunu Midhat Cemal Kuntay'ın anlattıklarından biliyoruz. Âkif, son halife Abdülmecid Efendi'nin İstanbul'a Saray'da musiki hocalığı yapması için davet ettiği, çeşitli sebeplerle yurduna dönmeyerek İstanbul'a yerleşen Karl Berger'le Şerif Muhyiddin Targan'ın Çamlıca'daki köşkünde tanışmıştı. Berger'in bu köşke her cumartesi geldiğini söyleyen Midhat Cemal bu tanışmayı şöyle anlatıyor:

"Âkif, onun kemanını gözlerini kapayarak dinledi. Berger, Türk şa­irinin vecdini mübalâğalı bir nezaket sanmıştı. Fakat 'gözleri kapalı adam', öbür cumartesi, Çamlıca'daki köşk­te Berger'den bir ricada bulunmaya geldi: 'Geçen hafta Bach'ın Chaconne'unu çalmıştınız; yine lütfetmez misiniz?' Macarlı keman 'virtuose'unun gözleri hayretle açıl­dı: 'Nasıl! O kadar beste içinde bu Türk şairi, Bach'ın Chaconne'unu mu beğeniyordu? Melodileri süsten âri olan, sanatı sadelikte olan, mimarisi âbide olan parça­yı mı?' Ve o cumartesinden sonra Türk şairi ile Macar 'vir­tuose'u bir sanat vatandaşlığı içinde birbirlerini sevdi­ler."

Mehmed Âkif, uzun yıllar hemen her cumartesi günü Şerif Muhyiddin'in köşküne giden Karl Berger'den Bach'ı dinlemişse, herhâlde Liszt'in eserlerini de dinlemiştir. Üstelik Liszt, Berger'in hem ırkdaşı, hem de hayranı olduğu bir kompozitördür.

Not. Karl Berger (1894-1947) bilindiği gibi Şakir Paşa'nın küçük kızı Aliye'nin önce keman hocası, sonra kocası olmuştur. Halikarnas Balıkçısı'nın kız kardeşi olan Aliye Berger kadın ressamlarımızın önemlilerindendir. Bach'ın şaheserlerinden biri olarak kabul edilen Chaconne (Şakon), bir keman süitinin son ve en uzun bölümüdür.

b.ayvazoglu@zaman.com.tr 

10 Mart 2011, Perşembe
Zaman
Bu haber toplam 691 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim