Beşir Ayvazoğlu Yazdı : Çayname'yi yeniden okurken

Beşir Ayvazoğlu Yazdı : Çayname'yi yeniden okurken
Japonya'ya ve Japon kültürüne duyduğum ilginin kaynağında çocuk denecek yaşta okuduğum Çayname vardır.

Bilge Rikiu'nun bu hikâyeciğini okurken "Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak" mısraını hatırlamıştım. Tabii o zaman Çayname'yi Ahmet Hâşim'in de okuduğunu, çok sevdiğini, hatta birkaç parçasını tercüme ettiğini henüz bilmiyordum. Şehzadebaşı'ndaki Acem çayhanelerine devam ede ede çay tiryakisi olan ve güzel çaylar demleyip dostlarına bir tören havasında ikram etmeyi adeta bir ince sanat haline getiren Haşim, Kakuzo'nun kitabını Fransızca tercümesinden okumuş, bu kitaptan tercüme ettiği "Çiçekler" ve "Çay Odası" bölümlerini 1926 yılında, Akşam gazetesindeki köşesinde neşretmiş. Bunu, bütün yazıları İnci Enginün ve Zeynep Kerman hanımefendiler tarafından bir araya getirilince öğrendik.

En az şiiri kadar güçlü bir nesre ve benzersiz bir üslûba sahip olan Ahmet Haşim, keşke üşenmeyip Çayname'nin tamamını çevirseymiş. Türkçe, eminim, bir tercüme şaheseri kazanmış olurdu.

Evet, Çayname'yi yeniden okudum ve hayal kırıklığına uğramadım. Üstelik ilk okuyuşumda farkına varmadığım inceliklere nüfuz ettim ve yeni şeyler öğrendim. Mesela genellikle sadece İslâm'a has olduğu zannedilen, aslında bütün semavî dinlere var olan tasvir yasağının Zen Budizm'de de bulunduğunu... Bakınız, ne diyor Kakuzo: "Zen mezhebinin saliklerinin varmak istedikleri şey eşyanın hakiki mahiyetiyle doğrudan doğruya birleşmek olduğu için dış teferruatı gerçeğin açık surette idrakine engel olarak görüyorlardı. Zen'i, siyah ve beyaz taslakları klasik Budist mektebinin itina ile yapılmış yağlıboya resimlerine tercih etmeğe sevkeden şey Mücerred'e duyulan aşktı. Bouddha'yı resimlerde ve sembollerde aramayıp kendilerinde bulmağa çalıştıkları için bazı Zen salikleri dinî tasvirlerin düşmanı oldular."

Çayname'nin aynı zamanda incelikli bir Batı ve oryantalizm eleştirisi olduğu söylenebilir. Kakuzo, kitabının "İnsanlık Piyalesi" başlıklı birinci bölümünde Batılıların Japonya'yı "barışın güzel sanatlarını yaptığı müddetçe" barbar bir ülke olarak gördüklerini, ancak Mançuri savaş meydanlarında insanları öldürmeye başladıktan sonra bu memleketin de medeni olduğuna inanmaya başladıklarını söylüyor. Bu cümleleri okurken kime ait olduğunu unuttuğum bir karikatürü hatırladım: Siyahî bir Afrikalı, kendisine "Sizin tankınız, topunuz, tüfeğiniz var mı?" diye soran Avrupalıya şu cevabı veriyordu: "Hayır beyim, biz vahşi insanlarız!"

Medeniyet götürdükleri Japonya, bu medeniyetin araçlarıyla kendilerine saldırınca tepesine iki tanecik atom bombası atıp yüz binlerce Japon'u katleden Batı, bu ülkenin birbiri ardınca gelen felaketlerle boğuştuğu şu günlerde de, petrolüne konmak istediği Libya'nın üzerine bombalar ve Tomahawk füzeleri yağdırmakla meşgul.

Ezra Pound, bu insan öldürmeye "odaklanmış" medeniyet için "Dişleri dökülmüş cadı" diyordu. Rahmetli Mehmed Âkif de "tek dişi kalmış canavar" demişti; bu yüzden az mı eleştirildi? Okakura Kakuzo'nun şu ince yakınmasına kulak veriniz lütfen: "Ah! Eğer medenîlik iddiamızın makbul olması için askerlik şerefine dayanmamız lâzım gelmeseydi biz seve seve barbar kalırdık; sanatımıza ve ülkülerimize hakları olan saygının gösterileceği zamanı candan, yürekten beklerdik!"

Japonya'nın en kısa sürede yaralarını sarmasını, Libya'nın da başındaki tirandan ve tepesine üşüşen leş kargalarından bir an önce kurtulmasını diliyorum.

24.03.2011 Zaman

Bu haber toplam 828 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim