Beşir Ayvazoğlu yazdı: 'Eski İstanbul bir ud sesindedir'

Beşir Ayvazoğlu yazdı: 'Eski İstanbul bir ud sesindedir'
Kimine göre Farabi tarafından geliştirilen bir Arap sazı, kimine göre şu bizim kopuz... Ud'dan söz ediyorum.

besirayvazogluKimine göre Farabi tarafından geliştirilen bir Arap sazı, kimine göre şu bizim kopuz... Ud'dan söz ediyorum. Rahmetli Cinuçen Tanrıkorur, Arapların yedinci yüzyılda Horasan'dan Bağdat'a çalışmaya gelen Türklerin elinde gördükleri ve sarısabır ağacından yapıldığı için el-ûd adını verdikleri sazın kopuzdan başka bir şey olmadığını söylerdi.

Müslüman Araplar tarafından İspanya'ya götürülen ve oradan bütün Avrupa'ya yayılarak lut, lute, laute, liuto, alaut, luit diye adlandırılan ud, on sekizinci yüzyıla kadar Batı Müziği'nin önemli sazlarından biriydi. Saz yapımcılığı anlamına gelen luthier (lütye) kelimesi de el-ûd'dan gelir.

On dokuzuncu yüzyılın sonlarıyla yirminci yüzyılın başlarında Türk hanımları ud'a merak salmışlardı; sokaklarda konakların pencerelerinden yanık ud sesleri taşardı. Necip Fâzıl'ın "Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?/Cumbalı odalarda inletir Kâtibim'i" mısraları, İstanbul'un o günlerinden ses verir. Bunu Ahmet Cevdet Paşa'nın kızı Fatma Aliye Hanım'ın Udî adlı romanının etkisine bağlamak mümkün. Bu romanda, Bağdat'ta babasından ud çalmayı öğrenen, ancak başarısız bir evlilik sonunda bütün servetini kaybedince İstanbul'a gelerek hayatını uduyla kazanan Bedia adında güzel bir kadının hikâyesi anlatılır. Fatma Aliye Hanım, roman kahramanından bizzat dinleyerek yazdığını söylediği romanda, Bedia'nın babasının ağzından bazı rivayetleri de nakletmiştir: Ud'un Lâmik b. Kain b. Âdem tarafından icad edildiği söylenirse de asıl mucidi Davud aleyhisselâmdır. Onun vefatından sonra nice zaman Beytü'l-Mukaddes'teki nurlar parlayan hücresinin duvarında asılı durmuş, ancak Buhtunnasr'ın ortalığı altüst ettiği zamanlarda ortadan kaybolmuş, ta ki İskender-i Zülkarneyn zamanına musikinin yeniden revaç bulmasına kadar, vb.

Ud, hiç şüphesiz Arap musikisinin en önemli ve en sevilen sazıdır. Osmanlı sarayındaki musikişinaslar arasında avvad denen udîler vardı; bunların isimleri, sayıları, hatta maaşları biliniyor. Fakat ud'un Türk musikisi çevrelerinde on dokuzuncu yüzyıla kadar pek sevilmediği bir gerçektir. Ney, tanbur ve kemençenin karşısında pek tutunamayan ud, on dokuzuncu yüzyılda udî ve viyolonselist Şakir Paşa tarafından 6. bam teli ilave edildikten sonra itibar kazanır ve Udî Nevres Bey tarafından adeta bir İstanbul sazı haline getirilir. Yahya Kemal, kendisine ait olduğu söylenen "Eski İstanbul bir ud sesindedir" mısraını muhtemelen yakın dostlarından Nevres Bey'in udunu dinledikten sonra söylemiştir.

Başka ekollerden de büyük udîler vardır ve bunların tarzları öğrencileri vasıtasıyla günümüze kadar gelmiştir: Ali Rifat Çağatay, Şerif Muhiddin Targan, Selanikli Ahmet, Şerif İçli, Hrant, Yorgo Bacanos, Kadri Şençalar, Cahit Gözkan, Cinuçen Tanrıkorur...

Büyük bir udî ve bestekâr olan rahmetli Cinuçen Tanrıkorur, ud icrasında üç ana ekolden söz ederdi: Nevres Bey'den Şerif İçli'ye uzanan çizgidekiler ona göre klasik, Şerif Muhiddin Targan ve Yorgo Bacanos fantezist-atılımcı, Selanikli Ahmet ve Kadri Şençalar çizgisindekiler de piyasacıydı... Cinuçen Bey, klasik tarzın Cahit Gözkan'la sona erdiğini söylese de, bu tarzı devam ettiren başka önemli udîlerin ve öğrencilerinin bulunduğunu biliyoruz. Fantezist-atılımcı ekolün günümüzde büyük ölçüde konservatuarlı öğrenciler tarafından devam ettirildiğini düşünen Cinuçen Bey, Şerif Muhiddin'in ud'u piyano ve viyolonsel etkisi altında öğrendiği için Türk halkı tarafından benimsenmediğini söyler. Targan, bilindiği gibi, Peygamberimizin soyundan gelen büyük bir sanatkârdı. Mehmed Âkif, "Sanatkâr" adlı şiirinde hayran olduğu Şerif Muhiddin'in ud'unu şöyle tasvir eder:

Nasıl, bulutlara yangın verir de yaz güneşi,

Yakarsa gökleri şimşeklerin serî ateşi;

Senin de çalmadı parmakların, tutuşturdu,

Ziyâ adımları altında haykıran ûdu!

Ne hisle inledi karşında sîneler, bilsen!

Cinuçen Bey, yirminci yüzyılın en büyük udîsinin Yorgo Bacanos olduğu kanaatindeydi. Yorgo'nun öğrencisi yoktu, fakat birçok udî, "o sağ elin çıkardığı benzersiz 'örse çekiç' sesinin, o müthiş parmak baskılarının ve Batı'nın melodi anlayışıyla klasik Türk zevkini en zarif şekilde birleştiren o geniş varyasyonlu taksim kompozisyonlarının sırrını yakalayabilmek için plak ve kasetlerinin peşinde" koşmuşlardı.

Sadece Türkiye'de değil, ud'un temel sazlardan biri olduğu Ortadoğu ve Akdeniz havzası başta olmak üzere çok geniş bir kültür coğrafyasında bir efsaneye dönüşen Yorgo Bacanos'un hatırasını yaşatmak için İstanbul 2010 Ajansı Türk Müziği Yönetmenliği tarafından bir festival düzenlendi: "1. Yorgo Bacanos İstanbul Uluslararası Ud Festivali".

Çeşitli ülkelerden udîleri, Türkiye'deki udîlerle mümkün olduğu kadar geniş bir katılımla bir araya getiren festival, 25-31 Ekim tarihleri arasında, Sepetçiler Kasrı'nda gerçekleştirilecek. Bir hafta boyunca, dünyanın önde gelen udîleri tek tek veya gruplar halinde icralarla, hem birbirlerini en yakın mesafeden dinleme, hem de birlikte icra imkânı bulacaklar. Festival kapsamındaki atölye çalışmaları, seminerler, konserler, resitaller ve hazırlanacak DVD ve yazılı metinlerle, ud sazının genç ve etüdyen kuşağı çok şey kazanacak.

Bu büyük buluşmaya bütün müzikseverler davetli. Unutmayın ki, "Eski İstanbul bir ud sesindedir". b.ayvazoglu@zaman.com.tr

21.10.2010 Zaman

Bu haber toplam 699 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim