Beşir Ayvazoğlu yazdı 'Şerh edemem hâlimi cânânıma'

Beşir Ayvazoğlu yazdı 'Şerh edemem hâlimi cânânıma'
Hüseyin Vassaf Efendi, bir gün Sahhaflar Çarşısı'ndan geçerken gözüne ilişen Esmar-ı Esrar adlı risaleyi satın alır ve hemen okur.

besir_ayvazogluHüseyin Vassaf Efendi, bir gün Sahhaflar Çarşısı'ndan geçerken gözüne ilişen Esmar-ı Esrar adlı risaleyi satın alır ve hemen okur.Tasavvuf erbabı hakkında yazılmış bu elli dört sayfalık risalenin Vassaf Efendi'de uyandırdığı heves, beş ciltlik dev bir eserin doğmasına yol açar: Sefine-i Evliya. Eserin, tam ismine bakıldığında, Sahhaflar Çarşısı'nda tesadüfen görülüp satın alınan Esmar-ı Esrar'a şerh olarak yazıldığı anlaşılmaktadır: Sefine-i Evliya-yı Ebrar Şerh-i Esmar-ı Esrar.

Prof. Dr. İsmail Kara, Sefine-i Evliya'nın bildik mânada bir şerh olmadığını belirttikten sonra, "Peki niçin edebiyatta, biyografide, tasavvufta yed-i tûlâ sahibi muktedir bir müellif, eserine şerh adını koysun? Hem de 'şerh' ve 'haşiye'lerin küçümsendiği, ilimden sayılmadığı bir asırda!" diye soruyor ve şu cevabı veriyor:

"Şerh ve haşiye geleneğinin ilmî yetersizlikle, şahsî zaaflarla, kültür ve medeniyetin tıkanmasıyla, gerileme ve çökmesiyle alâkası yoktur; aksine bilgi, kültür ve irfanın ancak bir miras ve zemin üzerinde inşa edilebileceğini, ancak bu yolla anlam kazanabileceğini ve nihayet başarısızlıkların, sıkıntıların, zaafların, bu kanal işler tutularak üstesinden gelinebileceğini derinden hisseden ve bunun icaplarını yapan bir zihniyetin kökleriyle ilgisi vardır."

İsmail Kara, Hüseyin Vassaf örneğini aslında "Unuttuklarını Hatırla: Şerh ve Haşiye Meselesine Dair Birkaç Not" başlıklı makalesinin sonuç bölümünde veriyor. Bilim ve Sanat Vakfı'nın çıkardığı Divan adlı "Disiplinlerarası Çalışmalar" dergisinin son sayısında yayımlanan bu makalenin başlığındaki "Birkaç Not" ibaresine bakmayınız; tam 68 sayfalık, emek mahsulü, muhtemelen yakınlarda kitaba dönüşecek bir makaleden söz ediyorum.

Öteden beri bu konuyla yakından ilgilenen İsmail Kara, şerh ve haşiye literatürü hakkında XIX ve XX. yüzyıllarda oryantalistler tarafından zihnimize yerleştirilen küçümseyici ve toptancı hükümleri teşrih masasına yatırıyor ve birbiri ardınca can alıcı sorular sıralıyor. Bu çetin sorulara doğru cevap verebilmek için öncelikle modernizmin ve oryantalizmin zihinlerimize yerleştirdiği bütün klişelerden ve peşin hükümlerden kurtulmaya çalışmaktan başka çare yok.

Oryantalizmin büyük başarısı olarak kabul edilen İslâm Ansiklopedisi'nde ünlü müsteşrikler tarafından yazılan "Şerh" ve "Metin" maddeleri ikişer, "Haşiye" maddesi tek paragraftan ibaretmiş. "Talikat" maddesine ise hiç yer verilmemiş. Bunun anlamı şudur: Müslümanların şerh, haşiye, talikat vb. dedikleri telif tarzları önemli değildir, ciddiye almayınız! Bizimkiler de, Avrupalı müsteşriklerden yanlış fikir ve kanaat sadır olmayacağına inandıkları için bin küsur yıllık bir muhteşem birikimi "Şerh ve haşiye edebiyatı" diye aşağılayarak yok saymışlar. İsmail Kara haklı olarak soruyor:

"Yapısı itibariyle bu kadar zayıf bir hüküm ve kabuller manzumesi, İslâm tarih tasavvurunu ve İslâmî ilimlerin statüsünü ciddi ölçüde değiştirmesine, hatta tahrip etmesine rağmen yıllardır niçin ciddi bir akademik şüpheyi davet etmemiştir?"

Şerh ve haşiye literatürüne nüfuz etmeden İslâm ilim mirasının doğru ve derinliğine okunup anlaşılamayacağını düşünen İsmail Kara, bu telif tarzlarının sadece İslâm dünyasına has olmadığını, başta semavî kitaplar ve diğer kutsal metinler olmak üzere, dinî, felsefî, hikemî ve edebî eserlerin, kanunların, kurucu metinlerin ve hukukî mevzuatın kadim zamanlardan beri bütün ilim ve kültür muhitlerinde daha iyi anlaşılması, sahiplenilmesi, zamana ve zemine uyarlanarak sürdürülebilmesi için şerh edildiğini, haşiyelerle zenginleştirildiğini hatırlatıyor. Klasik felsefe, Aristo ve Eflatun şerhleri üzerinden yürümemiş midir? Felsefe yapmak neredeyse şerh yazmak demek değil midir?

Kara'ya göre, şerh ve haşiye türündeki eserler, sanıldığının aksine, sadece bir metnin problemlerini çözmez; bu, onların en alt seviyede üstlendiği fonksiyonlardan sadece biridir. Şerh, haşiye ve talikat ile bir metnin problemlerini çözen ilim talibi, daha yukarı bir seviye de, daha sistematik ve teferruatlı, daha derin ve bu sebeple daha fazla mesai gerektiren yeni problemlerle tanışır, böylece ilimle irtibatı sağlamlaşır. Birçok büyük âlim ve ya zarın kendi eserleri için zaman zaman şerh, haşiye veya muhtasar ve telhis türünden eserler yazma ih tiyacını hissetmesi, Kara'ya göre, bu eğitim ve öğretim tarzıyla ilgilidir.

İsmail Kara'nın şerh ve haşiye konusuna bu yaklaşımında yalnız olmadığını, İhsan Fazlıoğlu, Tahsin Görgün, Harun Anay gibi akademisyenlerin ve Dücane Cündioğlu'nun de meseleyle yakından ilgilendiklerini biliyoruz. Kara'nın bir dipnotunda Remzi Demir adlı bilim tarihçisinden de bir cümle aktarıyor: "Günümüzde Hermenötik başlığı altında anılan yöntemler sayesinde, bir yerde geleneksel 'Şerh Usulü'nün itibarı iade edilmiştir."

Bütün bu görüşlerini ayrıntılı bir biçimde ele alan İsmail Kara'nın bütün anlattıklarını bu kısa yazıda özetlemek imkânsız. Siz en iyisi Divan dergisinin 2010 tarihli 28. sayısını temin edip makalenin tamamını okuyunuz.

02.09.2010 Zaman

Bu haber toplam 745 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim