Beşir Ayvazoğlu yazdı: Süleymaniye'nin kubbesi

Beşir Ayvazoğlu yazdı: Süleymaniye'nin kubbesi
İki hafta önceki yazımda, Süleymaniye'nin kubbesindeki klasik nakışların Fossati tarafından kapatılarak yerine Barok-Rokoko ve Rönesans üslûbunda bezemeler yapıldığını, 1958 yılında yapılan tamiratta, kapatılan nakışların tespit edildiğini, çürüyen eski s

besirayvazogluİki hafta önceki yazımda, Süleymaniye'nin kubbesindeki klasik nakışların Fossati tarafından kapatılarak yerine Barok-Rokoko ve Rönesans üslûbunda bezemeler yapıldığını, 1958 yılında yapılan tamiratta, kapatılan nakışların tespit edildiğini, çürüyen eski sıvalar kazındıktan sonra yeni sıva yapıldığını, klasik nakışların bu sıvalar üzerine uygulandığını, sağlam kalmış horasan sıvalar üzerindeki orijinal nakışlarınsa olduğu gibi bırakıldığını anlattıktan sonra şöyle demiştim:

"Şu sıralarda devam eden restorasyonda ise Süleymaniye'nin ruhaniyetine ve estetiğine taban tabana zıt bir tezyinatın altındaki klasik nakışları ihya etmek şöyle dursun, daha önce badanayla kapatılmış kısımların raspalanarak Fossati tarafından yapılan tezyinatın bütünüyle ortaya çıkarıldığını duyuyoruz."

Bu yazı üzerine e-mail adresime bir açıklama gönderildi: Bu açıklamaya göre, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1956-1960 yılları arasında gerçekleştirilen restorasyonda ana kubbeye iskele kurulmadığı için araştırma yapılamamış, yalnız ana kubbede pencere üst kotuna kadar yapılmış olan barok kalemişleri boyanarak kapatılmış; ayrıca, ana kubbe hariç, camideki bütün barok kalemişleri raspa edilmiş, bir bölümünde de klasik dönem kalemişlerine ulaşılarak uygulanmıştır. Açıklamanın devamı şöyle:

"Bugün sürmekte olan restorasyonda caminin tamamında iskele kurularak araştırma raspaları yapılmış, ana kubbeden iki yüze yakın noktadan sıva numunesi alınmıştır. Alınan sıva numuneleri ve araştırma raspaları sonucunda ana kubbe yüzeyinde hiçbir noktada klasik kalemişine rastlanmamıştır. Yalnızca mihrap aksında bir dilimde barok bezeme altından alt dönem yine barok süslemesine rastlanmış, ancak bir bütün olmaması nedeni ile Bilim Kurulu kararı ile alt dönem kalemişi kapatılarak mevcuttaki kalemişi daha pastel olarak tamamlanmıştır (...) Ana kubbede farklı katmanlarda sıva bulunmaması, özgün kalemişi verilerine ulaşmayı imkânsız kılarken; eş zamanlı olarak yapılan arşiv çalışmaları ve dönem yapılarının değerlendirilmesi sonucunda da analojiyi destekleyecek belge olmaması nedeni ile restitüsyona dayalı bir süsleme programı önerilmesi mümkün olamamıştır. Yapılan araştırmalar sonucunda hiç buluntuya ulaşılamadığı ve belgelere dayalı restitüsyon projesi de hazırlanamadığı için, restorasyon ilkeleri ve kuralları açısından ana kubbede mevcut barok bezemeyi kaldırarak restitüsyona dayalı klasik bezeme programı önerilmemiştir."

Bu açıklamadaki tesbitlerin doğru olduğundan şüphem yok. Ancak ben, Kanuni devri bezeme tarzını ve Kara Memi üslûbunu bilen birinin ana kubbede nasıl bir tezyinatın bulunduğunu tahmin etmesinin zor olmadığını düşünüyorum. Ana kubbe kasnağının altındaki klasik kalemişleri, ayrıca Kanuni ve Hürrem Sultan türbelerinin nakışları da yol gösterici olabilirdi. Bunu başarabilecek bilgi ve beceriye sahip çok sayıda sanatkâra sahip olduğumuzdan eminim.

Benim anlamadığım şu: Fossati gibi bir mimar, bir estetiğin ve dünya görüşünün tecessüm ettiği, her unsuru birbirine cevap veren Süleymaniye gibi bir şaheserin kubbesini bünyeye bütünüyle yabancı bir bezemeyle bozmaya nasıl cesaret edebilmiştir? Daha da önemli bir soru: Buna nasıl göz yumulmuştur?

Bir Osmanlı mimarının mesela Michalengelo'nun Sistine Şapeli'ndeki Mahşer tablosunu kazıyıp yerine Osmanlı usulü bir tezyinat yapmasına izin verilir miydi? Kazara öyle bir şey yapılmış olsaydı, ne kadar kalabilirdi?

İtirazı olanlar, önce bu sorulara cevap vermelidirler.

Derkenar

Emir Kusturica meselesi

[47. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde Uzun Metraj Film Yarışması'nın jüri başkanlığını yapmak üzere Türkiye'ye gelen, ancak protestolar üzerine zehir zemberek bir açıklama yaparak Türkiye'den ayrılan Boşnak yönetmen Emir Kusturica ile ilgili tartışmalar devam ediyor. Ben bilinenleri tekrarlamak yerine, bu köşede 15 Mart 1996 tarihinde, yani on dört yıl önce "Lütfen Not Ediniz" başlığı altında çıkan kısa yazımı aktarmakla yetiniyorum:]

Geçen festivallerden birinde Babam İş Gezisinde adlı filmini seyrettiğim Boşnak asıllı sinema yönetmeni Emir Kusturica'nın Underground adlı filmi İstanbul sinemalarında gösterime girdi. Henüz seyretmedimse de, seyreden dostlarımdan Kusturica'nın sözümona tarafsız gibi görünerek Sırp taraftarlığı yaptığına dair yorumlar dinliyorum.

Underground hakkında seyretmeden fikir beyan etmeyi doğru bulmam. Ancak geçen yılın Ağustos'unda Bosna'ya yaptığımız seyahat sırasında görüştüğüm bazı Boşnak aydınlara sırf merak saikiyle Kusturica'yı sormuştum. Çünkü yirminci yüzyılın en büyük trajedilerinden biri yaşanırken, her gün yüzlerce soydaşı hunharca katledilir, mensup olduğu kültür acımasızca tahrip edilirken, adını dünya kamuoyunun çok iyi bildiği bu Boşnak yönetmenden hiç ses çıkmaması tuhafıma gidiyordu.

Ne yazık ki, Tuzla'da, Mostar'da ve Travnik'te Kusturica'yı sorduğum bütün Boşnak aydınlar, aklımdan hiç istemeden geçirdiklerimi doğruladılar. Ilımlılar onun için "Sırp taraftarı!" demekle yetiniyorlardı. Ancak birçokları çekinmeden "hain" olduğunu söylemiş ve üzerinde daha fazla konuşmaya lüzum görmemişlerdi. Yorum sizin, değerli okuyucularım.

14.10.2010 Habervaktim

Bu haber toplam 519 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim