Beşir Ayvazoğlu Yazdı : Ulucami'nin vav'ları

Beşir Ayvazoğlu Yazdı : Ulucami'nin vav'ları
Bursa'ya ne zaman yolum düşse ayaklarım beni Ulucami'ye sürükler.

besirayvazoglu_slidecontent_thumbBursa'ya ne zaman yolum düşse ayaklarım beni Ulucami'ye sürükler. Bu camide arınıp durulur, bütün duvarları ve sütunları bir harfler, semboller, şifreler dünyasına dönüştüren celi sülüs, talik ve divani yazıların her birini okuyup anlamaya çalışırken zamanı unuturum.

 

Bilmem hiç dikkatinizi çekti mi? Ulucami, eski Bursa kartpostallarının hemen hepsinde manzaraya bütünüyle hâkim görünür. Şehir, onun ihtişamını görünür kılmak, daha doğrusu onun temsil ettiği değerlere saygısını ifade etmek için sürekli rükû ve sücud halinde gibidir. Göz kamaştırıcı bir yeşilliğin tabii bir uzantısı gibi şekillenen munis ahşap dokunun ortasında bir ışık kütlesi haline beliren; saltanatını ezip sindirerek değil, davet edip kucaklayarak süren bir ihtişam...

Bursa'nın fethi, bana sorarsanız, Ulucami'nin inşasıyla tamamlanmıştır. Sarayının pencerelerinden yahut Bursa kalesinin burçlarından adını kıyamete kadar yaşatacak caminin yavaş yavaş şekillenişini seyreden Yıldırım Bayezid'in büyük hayaliyle bu caminin cesameti arasında doğrudan bir ilişkinin bulunduğuna inanıyorum. Moğol istilasının ardından paramparça olan Anadolu'nun, yirmi kubbenin bir araya gelerek üzerini örttüğü mekân gibi yeniden birleşip bütünleştiği büyük bir ülke hayali...

Ulucami'nin, İslâm'ı Anadolu'dan sürüp çıkarmaya niyetlenmiş müttefik bir Haçlı ordusuna karşı Niğbolu'da kazanılan büyük zaferin ganimetleriyle inşa edilmiş olması ona ayrı bir anlam kazandırır. Rivayet odur ki, zafer kazanıldığı takdirde Allah rızası ve halkın hoşnutluğu için yirmi cami yaptırma sözü veren Yıldırım, elde edilen ganimetin bu kadar camiye yetmeyeceği anlaşılınca damadı Emir Sultan'ın tavsiyesiyle yirmi kubbeli bir cami yapılmasına karar verir.

Emir Sultan dedim; başta onun gördüğü rüya olmak üzere, Ulucami'nin inşasıyla ilgili birçok efsanenin bulunduğunu biliyorum. Bazan efsaneler, bir devrin zihniyet dünyasına ayna tuttuğu için hakikati arşiv belgelerinden bile daha doğru yansıtır; ama saf tarihin efsanelerden daha heyecan verici olduğu zamanlar da vardır. Osmanlı Devleti'nin kuruluş yılları ve Bursa'nın bir "payitaht" olarak şekillenişi, bütün efsaneler hafızalardan ve kayıtlardan silinse bile güzelliğinden hiçbir şey kaybetmez; çünkü gerçeğin kendisi efsanelerden daha güzeldir.

Zamanda yolculuk mümkün olsa ve bana "Haydi Abbas, zamanda nereye istiyorsan, seni oraya götürelim!" deseler, herhalde Ulucami'nin taş taş yükselmekte olduğu günlere gitmek, bu caminin ilk halini görmek isterdim.

Ulucami talihsiz bir camidir; ibadete açıldıktan iki yıl sonra Yıldırım Bayezid'i büyük bir yenilgiye uğratan Timur, Bursa'yı da işgal etmiş, askerleri burada kaldıkları sürece Ulucami'yi ot ambarı olarak kullandıkları yetmiyormuş gibi ayrılırken ateşe vermişlerdi. Osmanlılara büyük öfke duyan Karamanlıların da yaktıkları Ulucami, bilindiği gibi, duvarlarındaki yanık izlerini ve is tabakasını yok etmek için bütünüyle sıvanmıştı. Eski kartpostallar, Ulucami'nin sıvalı halini gösterir.

Bursa'nın ve Ulucami'nin yaşadığı en büyük felaket 1855 depremidir. Ahmet Cevdet Paşa'nın Tezakir'de ayrıntılı bir şekilde tasvir ettiği, Keçecizade Fuad Paşa'nın tabiriyle "Osmanlı tarihinin dibacesi"ni zayi eden bu depremde, Ulucami'nin de mihrap ve minberin üzerini örten iki kubbesi hariç, bütün kubbeleri çökmüştü. Sultan Abdülmecid'in tamir ettirdiği bu muhteşem mabedin yazılarını "tashih ve tezyin" etmeleri için de iki büyük hattat, Mehmed Şefik Bey ve Abdülfettah Efendi, Bursa'ya gönderilmişlerdir. Bu bilgi, kalın sütunları tüy gibi hafifletip mekâna iç rahatlatıcı bir sıcaklık veren yazıların depremden önce de var olduğunu gösterir.

Yazının başında da ifade ettiğim gibi, Ulucami'nin duvar ve sütunlarını bezeyen büyüleyici yazılar, bir semboller ve şifreler ummanıdır. Mesela meçhul hattatın, güney duvarını bezeyen o naif Kâbe resminin altındaki yeşil renkli celî sülüs vav harfiyle ne söylemek istediğini hep merak etmişimdir. Allah'ın birliğini ifade eden vahdaniyet kelimesinin ilk harfi olduğu için Tevhid'e mi işaret etmek istiyordu? Belki de mesajını bu harfin ebced hesabındaki sayısal karşılığı olan 6'ya gizlemişti. Mehmed Şefik Bey'in tashih ettiği yazılardan biri olan müsenna çifte vav'ın kuyruklarının kesiştiği noktadaki boşlukta da "İttekû vâvât" (Vav'lardan sakınınız) hadisi yazılıdır. Buyurunuz, yorumlayınız!

Bunları Bursa'dan bir dostumun gönderdiği iki kitabı okurken düşündüm. Mustafa Kara ve Bilal Kemikli'nin hazırladıkları Bursa'nın Kalbi Ulucami ve Bursa Hatırası... Ulucami hakkında uzmanlar tarafından yazılmış önemli yazılardan oluşan birinci kitap geçen yıl Bursa İl Özel İdaresi tarafından yayımlanmış. Sefine-i Evliya gibi önemli eserlerinden tanıdığımız Hüseyin Vassaf'ın 1901 yılında Bursa'ya yaptığı seyahati anlattığı Bursa Hatırası ise Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin yayınlarından çiçeği burnunda bir kitap...

Aziz dostlarım Mustafa Kara ve Bilal Kemikli'nin Ulucami hakkında daha kapsamlı bir kitap hazırladıklarını da bu vesileyle duyurmak isterim.

b.ayvazoglu@zaman.com.tr 

14 Nisan 2011, Perşembe

Zaman

Bu haber toplam 597 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim