Bildiğim ne varsa Adapazarı üzerine

Bildiğim ne varsa Adapazarı üzerine
Fahri Tuna, Adapazarılı bir kültür adamı... Orada çalışıyor, orada yaşıyor ve hemen bütün kitaplarında bu şehri anlatıyor. Son kitabı 'Aynalıkavak Yazıları'yla TYB şehir ödülünü aldı.
Adapazarı'nın yerlisi olduğunuzu, ailenizin 300 yıldan beri bu topraklarda yaşadığını ve nereye gitseniz hasretle Adapazarı'na döndüğünüzü biliyoruz. Ama şehrini her seven adam kitap yazmıyor ki! Nedir bu sevda?
Doğup, büyüdüğüm ve yaşadığım şehri birinin yazması gerektiğini delikanlılık çağımda düşünmeye başladım ve sonra, 'o kişi ben olmalıyım' dedim kendi kendime. Çocukluğumdan beri hatıratlara meraklıydım zaten. İlkokulu, liseyi, üniversiteyi hep Sakarya'da okudum. Askerlik dışında şehirden uzun süre ayrı kalmadım. Adapazarı'nı iyi yaşayan, iyi özümseyen, araştırmaları, gayretleri, hatıraları hep bu şehir üzerine olan biriyim. Ayı, kırk türkü bilirmiş, kırkı da ahlat üzerine ya, ben de böyleyim, bildiğim her şey Adapazarı üzerine...Yedi kitabınızdan sadece biri Adapazarı'yla ilgili değil.Evet, 'Akşamın Aydınlığında Portreler' böyle. Kitaplar dışında, editörlüğünü üstlendiğim altmışa yakın kitabın hepsi de yine Adapazarı üzerine. Aslında kitaplar, 22 yıldır üzerinde çalıştığım ve muhtemelen beş yıl daha çalışacağım Sakarya Ansiklopedisi'nin birer hediyesi bana. 'Sakarya Şairleri', 'Sakarya'dan Yetişenler', 'Adapazarı Yazıları' ve 'Aynalıkavak Yazıları' bu uzun maratonda önüme çıkan, küçük, sevimli, içimi açan istasyonlardan birkaçı...
 
'Aynalıkavak Yazıları'yla TYB 'şehir' ödülünü aldınız ama şehir üzerine yazdığınız ilk kitap bu değildi.
 
'Adapazarı Yazıları' üzerine çalışmam, ansiklopediyi hazırlamaya başladığım yıllara dayanır, 22 yıllık bir süreç... Tanpınar'ın 'Beş Şehir'inden esinlenerek 'Altıncı Şehir'i yazmaya niyetlenmiştim ki, dostum Ahmet Turan Alkan, Sivas'ı yazdı. 'Yedinci Şehir' de Amasya olarak çıktı ortaya. Adına sekizinci şehir demesem de, 'Adapazarı Yazıları'nı o serinin bir devamı gibi kabul ediyorum.
 
Yaşadığınız şehirle ilgilenmeyi bir nevi sılayı rahim olarak değerlendiriyorsunuz.Biraz açabilir misiniz bu hissiyatı?
 
Adapazarı, Kafkasya'dan, Balkanlar'dan hatta Afrika'dan gelen göçlerle oluşmuş bir şehir. Bu yönüyle zengin ve renkli; ama bir yönüyle de göçenlerin birçoğu bugün bile kendilerini Adapazarılı hissetmedikleri için sahipsiz. Herkesin; ama aslında kimsenin değil gibi... Herkes kendi kültürünü muhafaza etsin elbette; ama 'Nerelisin?' diye sorulduğunda, bir asır önce geldiği yeri değil de Adapazarı'nı söylesin. 'Aynalıkavak Yazıları' bu anlamda bir çağrıdır da, Boşnak, Gürcü, Çerkez, Arnavut, Laz yaşadıkları şehre sahip çıksınlar, kendilerini bu şehre ait hissetsinler, ortak bir kültürde buluşsunlar diye yapılmış bir davettir. Bu görevi, bir manav çocuğu olarak, yani yerleşik Türkmen olarak benim üstlenmem, şehre dair ne varsa kayda geçirmem, kültürümüzün yarına kalması için kolları sıvamam sılayı rahimdir işte. Sadece şehre değil, Selçuklu ve Osmanlı kültürüne de bir sılayı rahimdir.O zaman, Adapazarı'nın neden küçük Osmanlı olarak anıldığı meselesine gelebiliriz.Elbette. Adapazarı, 17 ayrı dilin konuşulduğu, farklı milletlerin seccade üzerindeki nakışlar gibi ahenkle yan yana durduğu, besleyen, barındıran, asla ötekileştirmeyen bir küçük Osmanlı'dır. Bu zaviyeden, 'Aynalıkavak Yazıları', sadece Adapazarı'nı değil, Osmanlı'yı da anlatır. 1900'lerin başındaki Adapazarı'na duyduğum özlemin bu kitabı doğurduğunu da söyleyebilirim. Hırsızlığın olmadığı, camilerin dolup taştığı, hoşgörülü insanı, verimli ovası, bereketli çarşılarıyla, güvenli ve huzurlu bir şehir... Adapazarı'nın yolu çarşıdan geçiyor
 
Kitaba adını veren Aynalıkavak Çarşısı'nın sizdeki çağrışımları nedir?
 
Bu çarşıda Adapazarı'nın Türkiye'nin hatta Osmanlı'nın ruhunu hissetmek için geçmişte yaşananları dinlemek, Kurtuluş Savaşı'nın yokluk günlerinde çarşı nasıldı bilmek gerekir. Otuz yaşlarımdayken böyle bir hikâye dinlemiştim, köyden gelen satıcılar, kuşluk vaktine kadar sattıklarını satıp, satamadıklarını da bakraçlar içinde ağaç dallarına asıp, kendi ihtiyaçları için alışverişe giderlermiş. Müşteri gelir, ağaç dalındaki bakraçtan alacağını alır, parasını da yine bakracın içine bırakırmış. Türk-İslam medeniyetinin temelini oluşturan itimadın henüz kaybolmadığı günler... Şimdi gelinen noktaya bakınca insanın küçük dilini yutası geliyor.
Nereden nereye?

Bugün sevdiğiniz Adapazarı'nın yolu yine de bu çarşılardan geçiyor ama değil mi?

Çarşılar bugün eski işlevini yitirmiş olsa bile Adapazarı'nın nabzının attığı yerler hâlâ... Önce camiler; Orhan Camii, Tozlu Camii, Ağa Camii, onların etrafında çarşılar ve pazarlar; Uzun Çarşı, Bakırcılar Çarşısı, Kapalıçarşı, Kömür Pazarı, Pirinç Pazarı, Soğan Pazarı ve giderek kaybolsa da iki katlı, bahçeli, ahşap evleriyle ve yaşayan esnaf kültürüyle eski Adapazarı... Bizim çocukluğumuzun geçtiği şehir... (Burada, araya girmem icap ediyor, Fahri Tuna ile şehirde gezinti yapanlar, ahbaplarla selamlaşmak, şekercilerden, lokumculardan, helvacılardan uzanan ikramları kabul etmek yüzünden, on dakikalık yolu yarım saatte kat edeceklerini bilmeliler.) Bir gün, Adapazarı'na has yoğurtlu döner yersiniz, başka bir gün meşhur ıslama köfte ve üstüne enfes bir kabak tatlısı... Asma altındaki taburelerde oturup çay içmek, dostlarla görüşmek beni çok dinlendirir. İhsaniye Camii'nden Yenicami'ye kadar yürümek, emekli Hasan Çolak'ın istek üzerine okuduğu o güzelim ezanlardan birini dinlemek, Orhan Camii'nde ikindi namazı kılmak... Adapazarı, hep yıkılan ve yeniden kurulan bir şehir gibi güvenden uzak görünse de anaç bir şehirdir aslında, kendisine geleni bir anne şefkatiyle kucaklar muhakkak.

Kavak dallarında yoğurt bakracı

Adapazarı nüfusunun on binler olduğu günler... "Ada"da "pazar" kurulmaktadır ya, yoğurtçuların mekanı Aynalıkavak Çarşısı'dır. Köyden gelen satıcılar kuşluk vaktine kadar sattıklarını satar, kalan bakraçları kavak dallarına asar, alışverişe giderler. Yoğurt alıcıları da gelir, mesela iki okka yoğurt alır, parasını bakracın yanına bırakır devam ederlermiş. Bu arada diğer çarşılardan ihtiyaçlarını gideren yoğurt satıcıları, Aynalıkavak Çarşısı'na döner, kalan yoğurtları ve paraların alır, köylerine dönermiş.

19.02.2012 Zaman
Bu haber toplam 2619 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim