• İstanbul 18 °C
  • Ankara 17 °C

Bilge Çipe, Bu Dünya Bir Pencere, Her Gelen Baktı Geçti

Bilge Çipe, Bu Dünya Bir Pencere, Her Gelen Baktı Geçti

-Elini çekmezsen karışmam

Çekmemiştim elimi. Demir kapının parmağımla birlikte kapandığını ve sonrasını hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde babamın siyah-krem MZ motorunda bozuk bir yolda eğrile eğrile gidiyorduk bir yerlere. Parmağımdan kan damlıyordu, yok yok damlamıyor, akıyordu. Uzun geniş merdivenli hastaneye geldikten sonrasını da hatırlamıyorum. Küçüktüm daha. Taş çatlasın 4 yaşında.

Ne garip. Neyse ki sol elimin işaret parmağı üzerindeki dikiş izi duruyor hala. Hatırladın mı verdiğin ilk acıyı?

Seni mi anlatayım şimdi beni mi?

Bizden sonrakiler yokken senle ben vardık. Birlikte gittik okula, ergen halimiz babamın iflasıyla geçti. Aniden dipsiz bir yoksulluğa düşmüştük. Sen içine kapandın ben şiir okudum. Sen odana kapandın ben pencerelerimi açtım. Sen İbrahim Tatlıses dinledin ben ilahi söyledim. Doğduk ve ayrıldık aslında. Sen içine döndün ben dışıma. Üniversite sınav sonuçlarımızın geldiği gün vardı ya; ben, “barajı geçmişim” çığlığını atarken bahçede, sen merdivene çökmüş “bunu da geçememişim” deyip cebine kim bilir kaçıncı hüsranını atıyordun. Anlamamıştım.

Seni mi anlatıyorum beni mi?

Sen evimizin ilk göz ağrısıydın, ben neydim bilmiyorum, hala da bilmiyorum. Ortanca olmak bu olsa gerek. Sıfatsızdım üstüne bir de kız çocuğu. Hala ismim neden Bilge bilmiyorum mesela. Her ismin hikayesi var ya ondan dedim işte. Laf olsun diye.

İşte buradan sonra seni mi anlatayım beni mi?

Rizeli bir kız sevmiştin. Ne güzel sevmiştin. Ne güzel evlenmiştin sonra. Bu arada unutmadan; kızın okula başladı bu sene. Oğlun aynı sen. Birden büyüdü.

O sabah, herhangi bir sabah, hangi sabah hatırlamıyorum, babamın sesi seni söylüyordu bana. Harf harf senin gidişin çınlıyordu. Beyni nasıl kanar insanın, kanar mı beyni insanın? diye diye dolandım odadan odaya. O sabah her ses çığlık çığlık yüzün oldu. Her görüntü “yok lan ” deyişinle uzadı gitti.

Bu bir boşluk bu bir sancı ama tarifi yok ölçeği yok.

Çok uzaktık be sana. Memleketin taa bir ucu. Gel gel bitmedi o yol ya da git git. Annem elindeki tesbihi yutarken babam taş çiğniyordu. Ben ne yapıyordum o sırada? Hatırlamıyorum.

Hatırladığım tek şey yüzün. Sonra evin. Bize garip gelen resimlerin, ahşap oymaların, kül tablaların, sanat kitapların, objelerin, şövalyen, en son yaptığın deri çantan ve gitarın. Sabah erken uyanıp çay demlemen.

“İnsan burada ölür mü lan?” diye diye inlediğim Zigana geçidi, Maçka ve Rize yamaçları. İnsan her yerde ölürmüş meğer.

Bu haber toplam 58 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim