Bir Med-Cezir Vaktinde Şaire Rastlamak

Eyyüp AZLAL

Şair Tayyip Atmaca’nın “Med-Cezir” kitabı için şiirin denemesi mi yoksa denemenin şiiri mi demek lazım olur? Açıkçası bir isim verme hükmünü kendimde görmedim. Şairin mensur şiir diye tanımladığı bu tür, galiba kendisiyle müsemma. Daha önce hikaye-deneme ya da gezi-deneme tarzı gibi yazılara rastlamıştım.

Aslında Tayip Atmaca’nın “Med-Cezir” kitabı klasik edebiyatta bir dönem revaçta olan “Süslü Nesir” diye tabir ettiğimiz bir türün devamı da sayılabilir. Sinan Paşa’nın şiir gibi yazdığı denemeler ve şair portreleri “Türk Nesri” olarak da adlandırılıyordu. Ama meseleye modern gözle bakan edebiyat anlayışımız daha doğrusu modern edebiyatta bunu tanımlamak güç.

Gelenekten beslenen şairimiz Tayyip Atmaca’nın da kaderi olsa gerek modern edebiyattaki tanımı. Modern çağda ve modern zamanda kimse durup dinlemiyor artık sizi. Bu yüzden tanımlama modülü de oluşmuyor. Ya şiir yazmışsınız ya da deneme. Bu kadar yani. Sihay ile beyazın yanında gri yok...

Gülten Akın’ın bir şiirinde “Kimsenin de vakti yok artık ince şeyleri düşünmeye” demesi gibi bir şey oldu Modern Edebiyat. Kendi değerlerimizi başkalarının verdiği puanlarla ölçüyoruz.Kendi iç hesabımız yerine başkalarının hesabıyla edebiyatımızı yönlendiriyoruz.

Şimdi kitaba dönersek şunları söyleyebiliriz....

Kitaba bir okur izlenimi ile bakıldığında belli bir yerde şiir, belli bir yerde nesirin yani düz yazının ön plana çıktığına şahit oluruz. Bu durum adeta Kerem ile Aslı hikayesini anlatan Aşık Kerem’in gâh olayların etkisiyle sazı eline alıp gâh yorulduğunda söz ile devam eden bir aşığın macerasını da okuyucuya hissettirmektedir.

Sazı hamuşken şöyle diyor şair:

“Ne yüreğin yarayı hissedebiliyor ne kulakların kelimeleri duyabiliyor? Ya kulaklarında kelimeleri seçen bir şey var ya da ben kelimelerin arkasına gizlenerek senden saklanmaya çalışıyorum.”

Ve sazı eline alırcasına Yani Âşık Kerem gibi şunları söylüyor:

Gece bir yılan gibi kıvrılıyorum malihülyama

Düş kapımı aralıyorum girmiyorsun.

Sana bulut sağacaktım gelseydin

Toprakların gelecekti kendine

Dallarına sular yürüyecekti

Burçların patlayıp çiçek olacak

Gönlünü bir bahar bürüyecekti.

Şairin sayfası az amamısraları gönüller dolduran şiirleri de Âşık Kerem’in söylediklerinden geri değildir. Burada tek eksik, şairin “Ve dahi der ki “Sen hangi bağın sümbülüsün?” mealinde Aslı ile söyleşememesidir. Ve Aslı’nın da sazı eline alıp ona cevap verememesidir. Kim bilir maşuk, dinlerken aşığı lal olmuştur.

Şair Tayyip Atmaca’nın kalbindeki aşk coşkusu şiirlerinde bazen bir bulut gibi yağmur yağdırır bazen de bir nehir gibi çağlar, durur. “Sana yağmurdan başka ne bırakabilirdim.” Mısrası bizi haklı çıkartır. Mısraları bazen bir nehir olur demiştik. Ama nasıl bir nehir? Kızılrırmak gibi bazen bulanık, bazen içine çeker insanı ve insan orada çaresiz kalakalıyor. Hazz ve hüzün hep birlikte mısralarıyla birlikte su yüzüne ve gün yüzüne çıkıyor.

Aşağıdaki mısralar buna örnektir:

Hangi yana kulaç vursam akıntı

Hangi cana yakın dursam yıkıntı.

Şairin Med-Cezir kitabındaki şiirleri bulut ve nehirin yanında deniz olup körfezine sığınanlara da kucak açıyor. Zaten kitabın adı da ordan mülhem değil mi. Sevgiliden bahsederken

“Saçların dövendi kıyılarımı/Gözlerinde yedi deniz ötesi.”

Ya da

İçim kabaran bir deniz, çoğaltıyor dalgalarını

Ve en son

Şehir gençliğimi soldurup gidiyor, sen hala Haliç akşamlarını tüttürüyorsun.

Kitapla ilgi şairle bir sohbetimizde şunlar vurgulanmıştı

“Ben Med-Cezir Vakitler’in duygu evreninizdeki karşılığını merak ediyorum. İnsanlar damarlarında delikanların dolaştığı dönemlerde içlerinin bazen kabaran bir deniz olup kıyılarını yuttuğunu, bazen da çarşaf gibi olup üstünde yakamozların dans ettiğini gördüğü zamanlar olmuştur. Ya dev dalgalar gelir kendini yutar ya da bu kıyıların birden bire derinleşeceğini ya da o yakamozların ateşin kelebeği çağırdığı gibi ona gitmesi sonucunda deniz çeker götürür. Siz bunun adına “aşk coşkusu” diyorsunuz. Ben bunu dillendirmeye çalıştım gibi görünsem de içimdeki çağrışımları daha farklı. Önemli olan okuyucunun kendi payına düşenlere sahiplenmesi değil mi? ..... Okyanusun ortasında yönü yolağı ya da pusulası dahi olmayan bir sandalla içine doğru kürek çeken bir insanın kıyıdaki bir dostuna içini dökmek....”

Yazıma son verirken Şair Tayyip Atmaca’nın deyimiyle yüreğinizden öpüyor ve çekip gidiyorum kendimden uzaklara...

Not: Bu mısraları yazarken Aşık Veysel’in doğumunun 123. Yılı olduğunu hatırladım. Şairleri ölüm yıl dönümünü değil doğum yıl dönümleriyle hatırlayalım... Saz şairimiz Aşık Veysel’i rahmetle yad ediyoruz.

Bu yazı toplam 42 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim