• İstanbul 17 °C
  • Ankara 11 °C

Biraz da Müzik

Önder SAATÇİ

Dünyada müziksiz bir toplum var, derslerse kimse inanmaz. Müziği sevmeyen insan da görmedim. Herkesin bir müziği vardır. Geniş bir pencereden baktığımızda, müziğin iyisi kötüsü de olmaz, dersek kimse kızmasın. Bu genişlikte müziğe baktığımızda arabesk de klasik Batı müziği de dinleyicisinin üzerinde bir tesir bırakıyor muhakkak. Böyle olunca da müzik müzikliğini icra ediyor demektir.

Nedense müziği, türleri üzerinden algılamaya meyilliyiz. Kimi halk müziği sever kimi sanat müziği; kimi Klasik Batı müziği kimi caz; kimi arabesk kimi pop. Velhasıl, her müzik türü belli bir dinleyici kitlesinin zevklerini tatmin ediyor. Ama bazen de bu türlerden birkaçını aynı anda zevk dağarcığımızda barındırabiliyoruz. Bir kişi hem Dede Efendi’den hem de yanık bir köy türküsünden haz alabilir. Yahut, biri çıkıp derse ki ben hem Türk müziğinden hem de cazdan zevk alırım, buna da kimsenin bir diyeceği olmaz her hâlde. Galiba müzik, kamplaşmaları da önleyebilecek bir özelliğe sahip. Ne de olsa bir kişi aynı anda iki partiyi, iki futbol takımını tutamaz; ama iki farklı müzik türünü hem de biri yabancı kaynaklı dahi olsa, rahatlıkla dinleyebilir. Müziğin “evrensel” diye nitelendirilmesi de bundan olsa gerek. Ha bir de şunu not etmek lazım: Futbol maçlarında, mitinglerde bolca kavga çıkar da bir konserde kavga çıktığını doğrusu hiç hatırlamıyorum.

Kişiler birden fazla müzik türünü beğenir de müzisyenler iki farklı müziği, hem de taban tabana zıt iki medeniyetin müziğini birbiriyle kaynaştıramaz mı? Mesela, birçok türkümüz bugüne kadar pop tarzında söylenmedi mi? Ben bir zamanlar, popülize edilmiş türküler dinlemeye kendimi öyle bir kaptırmıştım ki artık türkülerimizi yerli icra tarzıyla dinlemekten zevk alamaz olmuştum. Sonra, kendimi biraz toparlayıp türkülerimizin yerli icralarını dinlemeye daha fazla zaman ayırmaya başladım. Belki bu tavrım biraz muhafazakâr bulunabilir; ancak kim ne derse desin türkülerin asıl tadı ve lezzeti mahallî icradadır. Hatta, TRT stüdyolarında profesyonel ses sanatçılarının notaya sımsıkı bağlı kalarak okudukları ve hiçbir ağız (şive) özelliğini aksettiremedikleri türküleri dinlemektense bir âşığın veya bir mahallî sanatçının yırtık sesinden bir türkü dinlemek evladır. Fakat gençlerimizin türküleri sevmeleri için, kulaklarına türkü sesi girmesi için popülize türkü icralarına da ihtiyaç yok, değil.

Peki hiç düşündük mü? Acaba hangi müzik türleri birbiriyle kaynaştırılabilir. Hangi iki müzik türünü bir araya getirirsek güzel bir karışım elde ederiz. Yahut, birbiriyle yan yana gelemeyecek iki müzik türünden yeni ve kayda değer bir ürün çıkar mı? Neden beyinlerinizi bu kadar yoruyorum biliyor musunuz? Geçenlerde TRT radyolarından birinde bir sanat müziği şarkısının caz ara nağmeleriyle nasıl zenginleştirildiğini duydum da ondan. “Söyle naz mı bu kaş çatış?” diye başlayan bir kürdilihicazkâr şarkının ara nağmelerinin caza bu kadar uyum sağladığına ve ortaya mükemmel bir aranjman çıktığına da kulaklarım ilk defa şahit oldu. Şarkıyı dinlerken düet yapan sanatçılar az daha, şarkıyı da caz yorumuyla seslendirecekler diye geçirdim içimden.

Müzik türleri birbiriyle bir araya geliyor da müzik ideolojilerle karılamaz mı? Gerek Türkiye’de gerek dünyada bugüne kadar müzikle ideolojiyi koyun koyuna götüren sanatçılar çıkmadı değil. İdeolojiler edebiyattan sonra, belki de en çok müzikle yayıldı. Belki kitapların, gazetelerin, dergilerin sessiz sayfaları ideolojilere yetmedi. Kim bilir…

Edebiyatta yaygın bir görüş vardır: Edebî eser ideolojilerin propaganda aracı olursa değerinden çok şey yitirir, diye düşünülür. Ben de büyük ölçüde katılırım bu fikre. Aynı durum müzik için de geçerli midir acaba? Yahut, ideolojilerin ister edebiyatla ister müzikle kucaklaşmasında niçin bir sakınca bulunsun?..     

Müzik Yaradan’a yöneliştir. Semazenin döne döne rabbini bulmasında müzik, tasavvuf deryasında bir kılavuz kaptandır. Müzik düğünlerin de matemlerin de vazgeçilmezi değil midir?   

Müzik kimilerine göre de sığınılacak bir liman. Hayatın türlü meşakkatleri müzikle aşılır. Yolculukta müzik en değerli arkadaştır. Hem müzik, geçmişimizde ruh hastalıklarının tedavisinde bir terapi aracı olarak da kullanılmış. Ama müzik yalnız aletlerin çıkardığı ve insan sesiyle zenginleşen bir ürün mü?.. Bir deniz kenarında duyduğumuz dalga sesleri, bir kuşun ötüşü, bir çocuğun anne diye seslenişi veya gülüşü, bir kadının ağlayışı da pekâla müziktir.

Müzik biraz da insan ruhunda sessiz kalan inleyişlerin, dışa vurulamayan çığlıkların dilidir.  En sonunda müzik yüce Mevla’nın insana büyük bir lütfudur.     

Bu yazı toplam 241 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim