• İstanbul 17 °C
  • Ankara 21 °C

Bu Gidiş Nereye?

Fatma Gülşen KOÇAK

Alışılmış çaresizlikler çağını yaşıyoruz. Zihinlerimiz kurgulandığı noktaları aşmakta zorlanıyor. Algılarımızla oynanmış gibi davranıyoruz.

Üzerimizde sergilenen oyunlara karşı direniş göstereceğimize hepten teslim oluyoruz. Aşmamız gereken engeller, yıkmamız gereken duvarlar var. Bugün küresel oyun kurucuların fikri saldırılarına karşı mağlubiyet psikolojisine girersek yarın her türlü işgale karşı boyun eğmek zorunda kalacağız.

Dünyanın gelecek 40 yılına dair insanlık üzerinde fıtrata aykırı bir şekilde planlamalar yapıldığını, bilimsel deneyler uygulandığını artık bilmeyen yok gibi. Bilim adamları bizi yanıltmıyorsa ki öyle bir durum gözükmüyor; mevcut insan tipinden yeni bir cins ortaya çıkarma projesi son sürat devam ediyor. Cüneyt Zapsu’nun Youtube’taki konuşması felaketin bütün boyutlarını izah ediyor. Zapsu’nun  izlenimlerine göre;  insanların sadece zihinleri değil, bütün iradeleri ellerinden alınacak; iradesi elinden alınmış toplulukların -toprakları dahil- bütün varlık alanları perişanlaştırılacak. Bu “yeni dünya düzeni”ni küçük bir elit grup yönetecek ve bağımsız düşünebilen insan soyunu yok edecekler.

Yani  dünya yeni bir yöne doğru evriliyor. Biz ise kısır çatışmaların, küçük çalışmaların büyük gürültüsünde bir türlü yönümüzü bulamıyor, yerimizi tayin edemiyoruz. Türkiye’nin idaresine talip milletvekillerinin, şehirlerin idaresine talip başkan adaylarının  tartışmalarına, kavgalarına baktığımda “Eyvah!” diyorum, “Eyvah!”. Dünya nerede, bizimkiler nerede... Aday olamadığı ya da başkan seçilemediğinde  dünyanın sonunun geldiği psikolojisine giren ucuz politika aktörleri ortalığı kaplamış durumda. Oysa ki bizim büyük dertlerimiz, büyük meselelerimiz var. İnsanın fıtri haline saldırılıyor, insanlık yok edilmeye çalışılıyor ama birileri  o koltuğa oturmazsa kıyametin kopacağı havasını verebiliyor.  Beyinlerin dondurulduğu, sistemlerin kilitlendiği, ülkelerin işgal edildiği bir zamanda oturduğunuz o koltukları da size bırakmayacaklar beyler...

Ne zaman Türkiye evrensel manada söz söyleme iradesine doğru yönelse iç karışıklıklar artırılıyor suni gündemler oluşturuluyor ve tekrar başa dönüyoruz. Her darbe bizi elli yıl sonrasına geri götürüyor. O yüzden yirmi yılı geçmeden darbelere maruz bırakılıyoruz. Teslim olmamamız, küçük hesaplardan sıyrılıp büyük planlar tasarlamamız gerektiğini evrensel gelişmeler bize açıkça gösteriyor oysa.

Ülke olarak kalıplarımızdan ve kalıplaşmış düşüncelerden sıyrılıp bilimden sanata, kültürden eğitime sınırlarımızı aşmamız gereken günleri yaşıyoruz. Sadece bizim için değil, sorumluluğunu omuzumuzda hissettiğimiz ümmet coğrafyası için de buna mecburuz. Ufkumuzu yükseltmeli,  hedefimizi büyütmeliyiz. Yerel seçimler gelir geçer; genel seçimler gelir geçer ama dünyayla olan yarışımız bitmez. Dünyayla yarış içine giremeyen kendi içindeki yarışı da kaybeder. Durumun fotoğrafı budur.

Türkiye için düşünen, Türkiye için üreten siyasetçilerimize, sanatçılarımıza, bilim adamlarımıza, eğitimcilerimize zaman zaman bu büyük idealleri hatırlatmakta fayda var. Çünkü Türkiye artık eski Türkiye değil. Yeni Türkiye, devler liginde alnının akıyla müsabakaya girmeli, insanlık için kendini sürekli geliştirmelidir.

Yeni bir ivmeye doğru evrildiğimiz şu çağda, milletimizin oyun ve eğlencelere, suni gündemlere, küçük şeylere vakti yoktur ve olmamalıdır da. Yeni Türkiye’ye,  istikbal ve istiklal sevdalılarına,  Üstad’ın  meşhur şiirindeki gibi seslenmenin tam vaktidir:

Sen bir devsin, yükü ağırdır devin,
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

Fatma Gülşen Koçak

Bu yazı toplam 71 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim