‘Bu Neslin En Büyük Mahrumiyetlerinden Birisi Mabedlerle Olan İrtibatın Zayıflamasıdır’

‘Bu Neslin En Büyük Mahrumiyetlerinden Birisi Mabedlerle Olan İrtibatın Zayıflamasıdır’
Prof. Dr. Mehmet Emin Ay gerek akademisyen kimliğiyle gerek sanatçı yönüyle milletimize önemli hizmetlerde bulunmuş bir Hocamız. Kendisiyle Oruç şuuru Çocuk ve Cami ilişkisi ve Yetimler başta olmak üzere önemli meseleleri konuştuk. FATMA GÜLŞEN KOÇAK

Efendim, Ramazan ayının ruhuna uygun olarak neler yapmalıyız ve neler yapmamalıyız?

Ramazan’ın asıl gayesi oruç ibadeti ile kulu takva mertebesine ulaştırmaktır. Dolayısıyla takva mertebesine ulaştıran bir oruç kul için büyük kazançtır. Bu kazancı elde etmek adına bizim bu oruç ibadetimize bir hassasiyet göstermemiz gerekir. Onun da yolu hem Kur’an-ı Kerim’deki ayetler hem de Hadisi Şeriflerden geçiyor. Özellikle bizim bu takva mertebesini kazanabilmemiz için orucu sadece Allah için tutmamız gerekir. O halde en başta niyetimiz ne kilo vermek, ne sağlıklı bir bedene sahip olmak, ne vücudumuzu toksinlerden arındırmak, ne de bir başka şey değil sadece Rabbimiz emrettiği için bu ibadeti yerine getirmektir. İş niyet ile başlıyor. Sonra Peygamber Efendimizin bir hadisinde oruçlu kulun iki sevinçli anı vardır. Bu sevinçli anlarından birisi iftar anıdır, diğeri de Rabbine kavuştuğu zaman gördüğü sevabının büyüklüğünden dolayı o mahşerde o andaki sevincidir.

Şöyle bir düşünürsek, günümüzde maalesef bizler çoğunlukla iftar anında bir takım telaşların içinde oluyoruz. Hâlbuki o anda; bir başka hadisi şerifte oruçlunun reddedilmeyen duası vardır. İftar anında dua ediniz buyuruyor. Acaba bizler o sevinçli anı ne zaman yaşadık diye sorduğumuzda pek çoğumuz olumsuz cevabı veriyor. Onun için neler yapmalıyız, neler yapmamalıyız sorusu burada düğümleniyor. Kanaatimce biz yapmamamız gereken şeyleri yaparak orucumuzun kalitesini düşürdüğümüz için bu iftar anındaki sevinci yaşayamıyoruz. Yapmamız gereken şeyler nelerdir derseniz, orucumuzu iftar sevincini yaşayabilmek için seher vaktinde sahur ile birlikte başlatmak ve günlük hayatımızda da orucu sadece midemize ve dilimize değil aynı zamanda gözümüze, kulağımıza ve dilimize de tutturmak sureti ile bütün azalarımızla oruç tutan kişi olmalıyız ki o iftar anındaki sevinci yaşayalım.

Çocuklarımızı oruca alıştırmak ve orucu sevdirmek için hangi metotları uygulamamız gerekiyor?

Bu hususta dini bakımdan eğer çocuklarımız mükellefiyet çağında iseler zaten onlar bizimle birlikte sahura kalkıp oruçlarını tutarlar. Ancak böyle bir mükellefiyet çağında olmayan çocuklarımızı düşünecek olursak böyle çocuklarımızı oruca alıştırmak bir eğitim süreci oluyor. Dolayısıyla eğitimciler bu hususta iki görüşe sahiptirler. Bunlardan bazıları şöyle düşünüyorlar, çocuğu sahura kaldırmalı, orucuna niyetlendirilmeli, güzelce karnını doyurmalı ondan sonra gün boyunca orucunu tamamlaması ve iftar anına kadar bozmaması tavsiye edilir. İkinci görüş sahipleri de şöyle bakıyorlar meseleye; asıl olan çocuğa oruç ibadetini öğretmektir. Öğretim işini temsili olarak yapmak daha güzel olur. Dolayısıyla bazen çocuklara sabahtan öğlene kadar oruç tutması ve öğlen biraz bir şey yiyip devam ettirme yöntemi de uygulanabilir. Veyahut sabahtan öğlene kadar tut, öğlen orucunu bozmak veyahut  öğlenden akşama kadar tutması gibi bir takım metotlarla da bu oruç tutma işine alıştırılabilir. Bu sebeple böyle iki farklı metot vardır, dini bir uygulama değildir, eğitimsel bir uygulamadır. İkisi de mümkündür. Çocuğumuzun bu manadaki dayanma durumuna göre iki metottan birisini uygulayabiliriz.

Çocuklarımızın camiye alıştırılmaları ve camiyi sevmeleri hususunda anne baba ve din görevlilerine düşen sorumluluk nedir?

Bizler teravihlere ellerinden tutularak götürülen bir neslin temsilcileriyiz. Bizden önce de, mesela edebiyatçılar çocukluk hatıralarını yazarlarken Ramazan gecelerindeki maneviyatı çok güzel anlatıyorlar. Günümüzde ben maalesef anne ve babalarda bu hususta bir sorumluluk eksikliği görüyorum. Ne kendileri teravihlere rağbet ediyorlar, gidenler de çocuklarına bunu teklif ve tavsiye etmeyi maalesef vazife olarak görmediklerinden dolayı ben şimdiki neslimizin Ramazan gecelerinden bu manevi havadan mahrum kaldıklarını düşünüyorum.

O halde anne ve babalara bu manada bir vazife düşer. Çocuklarını cami ile tanıştırmalı, barıştırmalı. Ramazanı Şerif geceleri salatı ümmiyelerin birlikte okundukları çok güzel dini tecrübe geceleridir. Bunlara mutlaka vazife olarak bakmalıyız. Cemaatin de gelen çocuklara yaptıkları çocukluklardan dolayı kızmamaları, hoş tutmaları, onlara camiyi sevdirmeleri adına bir vazifeye sahip olduklarını aktarmalıyız.

Din görevlileri bu konuda çok gayret etmelilerdir. Çocukların camiye rağbetini arttıracakları bir takım hediyeler, uygulamalar olmalı. Bunun örneklerini görüyoruz mesela; çocuklar geliyorlar, uslu bir şekilde namaz kılın ve namazdan sonra caminin içinde oynayın diyen din görevlileri var. Çocuklar canlarının istediği gibi koşturup oynuyorlar teravihten sonra. Onlara bir takım çikolata, dondurma ikramları oluyor. Demek ki bu işi önemseyen din görevlileri var.

Dindarlığın ve muhafazakarlığın arttığı söylendiği bu dönemde neden camilerimiz cemaatsiz? Teravihlerde geçmişe nazaran neden daha az saf bulunuyor?

Aslında birinci dediğinizin hangi kaynağa dayanarak olduğunu ben bilemiyorum. Dindarlığın artması acaba neye dayanılarak söyleniyor ve dindarlık ölçeği nedir bilmiyorum. Ama bir başka realite camilerimizin cemaat azlığı, bu açık ayan beyan ortadadır. Maalesef bu hususta yapılan olumsuz yayınlar insanların gözünde teravih ibadetinin değerini düşürtüp teravihin gereksiz olduğunu söyleyen bir takım kimseler en büyük darbeyi teravihe gitmek isteyen yetişkinlere de o yetişkinlerin çocuklarına da vurdular. Bunun maalesef böyle acı bir sonucu oldu, bunu bilelim. Onun dışında maalesef medya, kitle iletişim araçları vesaire insanı ibadetten alıkoymak adına adeta etrafını kuşatmış durumdalar. Bu zinciri kırıp camiye gidebilmek babayiğidin karı haline geldi günümüzde. Ben âcizane böyle görüyorum. Bu neslin en büyük mahrumiyetlerinden birisi  mabetler ile olan irtibatının zayıflamasıdır.

Savaşların artması ile birlikte yetimlerin de sayısı arttı. Peygamber Efendimizin yetimlere şefkati nasıldı? Günümüz Müslümanlarına yetimleri gözetmek hususunda düşen görevler nelerdir?

Kendisi de bir yetim ve öksüz olan Peygamberimizin hayatı boyunca yetimlerle ilgilendiğine dair bilgilere sahibiz.  Yetimin derdi ile dertlenenle şöylesine cennette yan yanayız diye iki parmağını yan yana göstererek yetimlerin ehemmiyetini ve müjde tarafını vermiştir. Yeryüzünde dünya ölçeğinde İslam ülkeleri coğrafyasında yetimlerle ilgilenen, derdi ile dertlenen ülkenin Türkiye olduğunu görüyorum. Bunu söylememiz icap ediyor. Bu yardım kuruluşları da hamiyetperver insanlarımızın desteği ile yaşıyor. Kanaatimce yeterince bilgilendirme noktasında gayrete devam etmemiz ve insanları uyarmak, bilgilendirmek gerekiyor. Bu vazifeyi bugün biz üstlenmezsek yarın bunun hesabının ağır olacağını düşünüyorum. Çünkü yetimler Ümmeti Muhammed’in emanetidir, Peygamberimiz tarafından emanet edilmiştir. Bununla beraber Türkiye olarak çeşitli yetim kuruluşlarının da çok güzel işler yaptığını söylemeliyiz.

Sık sık yurtdışı seyahati yapıyorsunuz. Sizin gördüğünüz kadarıyla oradaki kardeşlerimiz Türkiye’ye nasıl bakıyorlar? Bizden neler bekliyorlar?

Gurbette Ramazan başka olur. Ramazanı şerifte oruç tutanlar ile birlikte tutmak başkadır, tutmayanların içinde tutmak daha başkadır. Onlar imanlarının gereğini tam da istenen şekli ile Allah için olan bu ibadeti her şeye rağmen yapıyorlar. Beklentileri bizden çok fazla bir şey yok doğrusu. Ben onu görüyorum. Onların beklentisi ümmeti Muhammed’in sulhu, selameti ve ülkemizin birliği, beraberliği ve huzurudur. Ben şahsen fazla bir beklenti içerisinde olduklarını zannetmiyorum. Ama şunu gözlüyorum, ülkemizde Ramazan ile birlikte medyada çok önemli bir hareketlilik var. Bizim, medyada konuşan kişiler olarak sözlerimizin nereye gittiğine çok dikkat etmemiz gerekir. İnsanları ibadete teşvik mi ediyoruz, insanları ibadetten uzaklaştırıp soğutuyor muyuz? Bu yakıcı sorunun cevabını çok iyi vermemiz gerekiyor, konuşan kişiler olarak.

Son olarak eklemek istediklerinizi alabilir miyiz?

Ramazan Kur’an ayıdır. Kur’an-ı Kerim ile irtibatımızın Ümmeti Muhammed olarak çok zayıfladığını düşünüyorum. Kapağını açamadığımız, okuyamadığımız Kur’an ile irtibat kuramayan Ümmeti Muhammed sayısı çok fazlalaştı diye üzülüyorum. Ramazanı şerifin bu vesile ile bir dönüm noktası olmasını isterim. 

Yeni Akit

Bu haber toplam 595 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim