Bursa’dan zaman parçaları: Seyit Usul’de bir akşam ziyafeti…

Bursa’dan zaman parçaları: Seyit Usul’de bir akşam ziyafeti…
Mustafa Kara rehberliğinde Erguvan Bayramı öncesi Bursa gezisi. Türkiye Yazarlar Birliği, yılın yazarlarının beratlarını bu sene Bursa’da verdi.

TYB Bursa Şubesi Başkanı M. Fatih Birgül, misafirlere “hoş geldiniz” dedikten sonra, sözü TYB Şeref Başkanı D. Mehmet Doğan’a verdi. D. Mehmet Doğan, bugünkü toplantı ile ilgili teşekkürlerini ifadenin ardından, bu akşam konuşmacı değil, dinleyici olmak istediğini, zira Bursa’ya her gelişinde konuştuğunu, bugün Bursa’da bulunan değerli ilim ve fikir adamlarının konuşmalarını dinlemek istediğini söyledi ve sözü Prof. Dr. Mustafa Kara’ya verdi.

İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi ve TYB Bursa Şubesinin eski başkanlarından, tasavvuf tarihi üzerine çok değerli çalışmaları olan Mustafa Kara, Bursa’nın fethi öncesinde ve sonrasında tasavvuf erbabının yaptıklarını anlattı ve işte bu süreç içinde Bursa’ya gelen ve dergâhını burada kuran Seyyid Usul’den söz etti.

Seyyid Usul Dergâhı, kuruluşundan itibaren tekkelerin kapatıldığı 1925 yılına kadar canlı bir merkez olmuştu. Tekkelerin kapanmasından sonra harabeye yüz tutan binalar, birkaç yıl önce onarılmaya başlanmış ve Osmangazi Belediyesi bu onarımdan sonra binayı kültürel faaliyet için TYB Bursa şubesine vermişti. Bursa şubesi de bu emaneti iyi değerlendirmeye çalışıyordu.

Mustafa Kara’nın, Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemini anlatırken söyledikleri, Bursa’nın köklü şehir varlığını gözler önünü seriyordu. Bursayı fetheden Orhan Bey, sur dışında camiini ve külliyesini inşa etmişti. Onun oğlu 1. Murat, şehrin batı ucunda Çekirge’de Hüdavendigâr olarak bilinen külliyesini yaptırmış ve burayı şehirleştirmişti. Onun oğlu Yıldırım, şehrin doğu ucunda Yıldırım külliyesini, şifahane ile birlikte yaptırmıştı, burası da başka bir şehir parçası olmuştu. Yıldırım’dan sonraki Osmanlı Padişahı Çelebi Mehmed bugün “Yeşil” olarak adlandırılan külliyeyi ve mimarî tarihimizde benzeri olmayan türbesini şehrin bir başka tepesine yaptırmıştı. Bursa’da külliye inşa ettiren son Osmanlı padişahı 2. Murat’tı ve o da meşhur Muradiye külliyesini yaptırmıştı. Zaten Osmanlı medeniyeti ondan sonra İstanbul merkezli bir oluş yaşayacaktı.


Mustafa Kara’dan sonra, Doç. Dr. Bilâl Kemikli, Mevlid’in yazılışının 600. yılı dolayısıyla bu yılın veya gelecek yılın “Mevlid ve Süleyman Çelebi” yılı ilan edilmesi konusunda düşüncelerini misafirlerle paylaştı. Mevlid Türkçenin en yaygın ve çok önemli metinlerinden biri idi. Bu sebeple ciddi olarak üzerinde çalışılması gerekiyordu.

Ödül töreni için görevli olduğu Viyana’dan gelen, Biyografi dalında ''Ebu Said El Hadimî: Merkez ile Taşra Arasında Bir Osmanlı Âlimi'' isimli eserin yazarı Yaşar Sarıkaya Avrupa ve Avusturya’da İslâm dini öğretimi ile ilgili bilgiler verdi. Bu bilgiler dinleyiciler için gerçekten şaşırtıcıydı. Bu ülkelerde, esaslı ilköğretim okulları kiliselere aitti. Katolik ve Protestan kiliseleri, şehirlerin en itibarlı eğitim kurumlarını yönetiyordu. Bunların dışında belediye okulları vardı, fakat bunlar kalite itibarıyla zayıftı.

Avusturya, İslâm dini öğretimi için daha önce konuyla ilgisi olan çeşitli kişileri istihdam ederken, şimdi sistemli bir yapı oluşturarak öğreticileri burada yetiştirmek istiyordu.

Yaşar Sarıkaya’nın konuşmasından sonra aynı konuda görüş belirtmek üzere, bu senenin üstün hizmet ödülü sahibi Prof. Dr. Esin Kâhya hanımefendi söz aldı. Kendisi İngiltere’de bulunmuştu ve burada da sistem farklı değildi: En güçlü okullar kilisenin kontrolünde idi. Hatta bir tanıdığı, çocuğunu daha kaliteli olduğu için kilise okuluna göndermişti. Aile de İslâm dini kavrayışı yönünden çok güçlü değildi. Bu yüzden çocuğun akibetini hâlâ merak ettiğini belirtti.

Seyyid Usul’de akşam sohbeti, gecenin hayli geç saatlerine kadar sürdü. Bu arada, Bursa Şubesi başkanı, Seyyid Usül’de çalışan görevlileri misafirlere tanıttı ve yükü omuzlayan bu kişilere teşekkür etti.

Mustafa Kara rehberliğinde
Erguvan bayramı öncesi Bursa gezisi

Ertesi gün Mustafa Kara, Emir Sultan’da sabah namazının ardından verdiği Buharî dersinden sonra misafirlerle buluştu. Bursa gezisi Emir Sultan’dan başlayacaktı. Erguvanlar tarihî mezarlığın yeşilliğinin muhtelif noktalarından fışkırırcasına rengini belli etmeye başlamıştı. Bir hafta sonra bu dergâh merkezli bir faaliyet olan erguvan şenlikleri başlayacaktı. Mustafa Kara, otuz yılı aşkın bir süredir Bursa’da bulunuyordu ve şehrin tasavvuf tarihini ve kültür tarihini en iyi bilen kişilerdin birisi idi. Onunla yapılacak Bursa gezisinin ayrıcalığı tartışılmazdı.

Emir Sultan Külliyesi avlusunda toplandıktan sonra, Emir Sultan Türbesi ve çevresinde yatan ulema ve meşayih ziyaret edildi. Ankaralılar, Hacı Bayram’la Emir Sultan’ın yakın dostluklarını ve hatta Hacı Bayram’ın Emir Buhari’nin cenaze namazını kıldırdığını öğrendiler. Ardından Yıldırım Külliyesine intikal edildi. Bu arada Bursa sokaklarında Osmanlı Gazi’yi anma etkinlikleri çerçevesinde yapılan uzun menzilli koşu devam ediyordu. Bu yüzden Yıldırım’a ulaşılmakta bir hayli güçlük çekildi. Yaldırım Camiinden sonra, Yıldırım Bayezid’in türbesi ziyaret edildi. Mustafa Kara burada Nureddin Topçu’nun muhteşem “Yıldırımın Huzurunda” yazısını baştan sona okudu.

Topçu bu yazıyı, bağlandığı Abdülaziz Bekkine’nin vefatından sonra, 1952 yılında yazmışt.
Yazı, “Ruhlarımızın önünde yürüyen o büyük varlığı kaybettim. Acılarım, zamanın ve kaderin kollarıyla kucaklanamayacak kadar engindi. Onun, bende şimdi muamma olan son bakışında melek masumluğu ile ilahi bir emir birleşmiş gibiydi. Hicab ile ihtarın bir bakışta böyle birleştiğini ömrümde görmemiştim. Peygamberane sakalının üstünde namütenahiye kolayca dalan mavi gözler de kapandıktan sonra sahipsiz kalmıştım” cümleleriyle başlıyordu.

Topcu, sabaha karşı Bursa’ya gelişini, Bursa toprağına ayak bastıktan sonra hissettiği olağanüstü hali, Bursa minarelerinden okunan sabah ezanını, Ulucamiin önündeki şadırvandan aldığı abdesti, Camide kılanan namazı, Allah’a  yalvarışını, cedleri Murad ve Yılıdırım’a gitmesini buyuran ilahî nidayı ve önce Çekirge’de Hüdavendigâr’ın türbesine varışını anlatır. Orada şeyhini Hüdavendiğârın beşiğinde görür. Camide Hüdavendigâr, ona “git oğlum Yıldırım’ı gör, büyük çileyi o çekti” der. Buradan alçalarak Yıldırıma doğru yönelir. Yıldırım Camisi ile türbesinin arasına secdeye kapanır. Önünde Yıldırım Bayazıd’ın secde ettiğini hisseder. Ona, ülkede nifak çıkaranları şikâyet eder. Yıldırım “Himmet eyle Allahım, rahmet eyle. İmdat eyle Allahım” der. “Sen onlara beddua etmiyorsun. Lâkin onlar Timurun askerlerinden daha zâlimdir. Bu kılıç Timurun kılıcından daha kahbedir” der. Yıldırım yine rahmet dileğini tekrarlar. Nifak cephesinin karşısında olanlar için de “Sabır gıdaları olsun, gayret duaları, birlik silahları olsun” der.

Yıldırımın Huzurunda yazısı şöyle sona erer:

“Bütün ova ve bütün Bursa’da tekbir sesi yükselmeye başladı benim dilim tutulmuştu. Gitgide derinleşen tekbirler kulaklarımı sağırlaştırıyordu. Başımı arzdan yukarı kaldırdığım zaman, ayakları ucunda mıhlandığım secdenin huzurunda, bütün Bursa ve bütün ovada el  bağlayıp duran safların dönmeden, dağılmadan, bozulmadan gerilere doğru ağır ağır süzülüp çekilmede olduğunu gördüm. Tekbir sesleri etrafdaki tepelere sinerken, altı yüz yıllık secdeden aldığım emri yarının gazilerine ulaştırmak için sabırsızlanıyordum.”
Yıldırımın Huzurunda, his yüklü rehberimizle birlikte misafirlerimiz de zaman zaman gözyaşlarını tutamadılar. Anadolu birliğinin bu ilk büyük mimarının camiinin gölgesindeki mütavazı türbesinden gözlerini kurulayarak ayrılırken, şehrin diğer ucundaki babasının mekânı olan cami ve türbeyi ziyaretten başka bir şey düşünmüyorlardı. Şehrin bir başka tepesinde ovayı tarassut eden Hüdavendigâr Camii ve onun bahçesindeki Hüdavendigâr Türbesi, bize son olarak geçen yılın kasımında gördüğümüz şehid gaziler sultanının Kosova sahrasındaki mütevazı kabrini hatırlattı.

Buradan yolumuz şehrin daha merkezi bir yerinde bulunan Muradiye Külliyesi’ne gidiyordu. 2. Murad’ın ve Cem Sultan, Kanuni’nin oğlu Mustafa gibi bahtsız şehzadelerin kabirlerinin bulunduğu Muradiye, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın şiirini bilenler ve Beş Şehir’ini okuyanlar için mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yerdi. Mustafa Kara burada da farkını gösterdi ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Erenlerin Bağından isimli kitabından “Muradiye”yi okudu.

“Uhrevî sükûnetin ve uhrevî rahatın ne olduğunu bilmek isteyenler Bursa’da Muradiye türbesine gitsinler! Ölüm, yalnız burada korkunç değildir.” Cümleleriyle başlayın metin, mutevazı türbesinin kubbesini yağmurun kabrine ulaşması için açık bırakılmasını vasiyet eden büyük hükümdarın, devrine hükmettiği gibi, ölüm sonrasını da tanzim ettiğini ifade ettikten sonra, Muradiye üzerine gerçekten etkileyici yorumlarını ihtiva ediyor ve şöyle sona eriyordu: “Şu vahşi ve coşkun otların arasında sanattan bahsetmek bir küfürdür. Burada hepimiz işlenmemiş bir zümrüt külçesi içinde birer damla ruhuz. Eğer hariçteki seslerin bize kadar gelmesi mükün olsa da bize sorsalar ki: ‘Güzellik nedir? Hiç düşünmeden: ‘Bu yeşilliktir’ diyeceğiz. Çünkü biz burada, her hangi bir şeye dıştan bakmak hassasını kaybettik; yalnız batınî değil, bâtın olduk. Biliriz ki ‘eser-i sanat’ bize bu hidayeti vermez.”
Muradiye’den sonraki durağımız, Tophane’de yatan baba oğul, Osman Gazi ve Orhan Gazi idi. Orhan Bey’in türbesi onarılıyordu. Osman Gaziye ve oğlu Bursa fatihi Orhan’a fatihalar okuduktan sonra, Bursa’nın ulularından Üftade türbesine yollandık. Üftade Dergâhı hayli yükseklerde de ve onarılıyordu. Onun yakınında Molla Fenari’nin türbesi bulunuyordu. Oraları ziyaret edemeyecektik. Mustafa Kara, ünlü İranlı ilim ve fikir adamı Seyyid Hüseyin Nasr’ın nasıl Bursa’ya gelince eserlerinden tanıdığı İsmal Hakkı Bursavî ve Molla Fenari’nin kabirlerini ziyaret etmek istediğini, her iki türbede de nasıl huşu içinde kaldığını anlattı.

Üftade Türbesi de onarılıyordu. Mustafa Kara’nın izahatından sonra, yeni onarılmış olan Cizyecizade Medresesi’ne geçildi. Burası çay içmek için gerçekten güzel bir mekândı. Bina onarımdan sonra kütüphane ve kültür merkezine dönüştürülmüştü, bahçesinde ise özel ve güzel çayların içildiği hoş bir bahar havası esiyordu. Burası sur içinde idi ve Osman Gazi koşusu buralarda sona erecekti. Her yaştan koşucu gücüne göre, yarışı bitirmek için son çabalarını sarfediyorlardı.

Bursa, her ne kadar artık bir sanayi şehri olsa da, hazinelerini oldukça iyi muhafaza ederek, bize kültürel kimliğini her halü kârda duyuruyordu. Bir pazar gününün öğleden öncesine sığıdırılan bu kültürel gezi bitmişti ama Bursa’nın kültürel hazineleri bitmemişti. Allah kısmet ederse, bir başka sefer, Bursa’nın geri kalan tarih ve kültür varlıklarını ziyarete niyet ederek vedalaştık.

Bu haber toplam 2187 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim