• İstanbul 17 °C
  • Ankara 12 °C

'Çatışma ve istikrarsızlığa dayalı bir sistem hayata geçiriliyor'

'Çatışma ve istikrarsızlığa dayalı bir sistem hayata geçiriliyor'
Yazar Ercan Yıldırım, "Irak ve Suriye'nin parçalanması, aşiret, etnik, klan esaslarına dayalı küçük devletçikleri doğuracak. Çatışmaların ve istikrarsızlığın sürekliliğine dayalı bir sistem hayata geçiriliyor, bu Türkiye’yi zorda bırakabilir." dedi.

"İslamcılığın İki Kurucusu", "Neoliberal İslamcılık", "Zamanın Ruhuna Karşı", "Türk Düşüncesinde İslam" ve "Anadolu'da İslam Ruhu" kitaplarının yazarı Ercan Yıldırım "Cendere" isimli yeni kitabını okuyucularla buluşturdu.

Yıldırım, kitabında 2011'den "Gezi"ye, "15 Temmuz"dan 16 Nisan sonrası Türkiye'sine siyasi ve fikri çerçeveden bakarken, aynı zamanda uzak ve yakın tarihimizin siyasi ve düşünce hayatına sık sık atıflarda bulunuyor. Kitabında aydınların dönüşümünden amorf sınıflara, yeni savaşlardan kapitalizmin yeni biçimlerine değin hayatı derinden etkileyen meseleleri derinlikli bir biçimde düşünmek için önemli bir imkan sağlayan Yıldırım, kitabından hareketle Türkiye'nin bugünkü meselelerine dair AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

Bazı şehirlerde "Cendere Deresi" var. 2000'lerde popüler olan bir dizinin müziği de "Cendere", kitabınızın adının "Cendere" olmasının sebebi nedir?

Aslında kitabın adını verirken ne coğrafi ne popüler kültür unsurlarını göz önüne aldık. Zihnimizin bir köşesinde hep Müslümanlar olarak modernizmle düştüğümüz durumdan nasıl çıkabileceğimiz yer alıyor. Aydınlanma değerleri ve modernite Müslüman kimliğine öyle bir tesir etti ki bizler kendi kendimizi cendereye ittik. Üstün medeniyeti yine onun yöntemleriyle, tezleriyle aşabileceğimiz zannına kapıldık. Bu hala devam ediyor esasında. Bugün bizler kapitalizm dışı bir düzen kurmuş insanların torunları olarak, kapitalist küresel medeniyeti neredeyse mutlak addediyoruz, başka bir dünya rüyası içinde de değiliz. Halbuki bize devreden miras batı dışı bir nizamı kurabilme başarısı göstermişti. Önümüzde iki yol var, ya teslimiyeti kabul edeceğiz ya bize özgü olanı güncelleyip yeniden ikame edeceğiz.

Bu da bir cendere mi?

Tabii, elbette. Yani modernleşme, batılılaşma sürecimiz, ki buna esasen bizim dönemimizin yıkılması diyebiliriz, hep ikilemde kalmaya matuf fakat enteresan olan bu ikilemlerde biz yabancı olanı tercih etmekte ısrar ediyoruz. Kendi kendimizi cendereye alıyoruz da diyebiliriz.

Bir insan, bir toplum veya bir devlet kendine böyle bir kötülük yapmak ister mi?

Kuşkusuz yapmak istemez. Ne var ki bu zihniyet karmaşasında sarahaten bir yön arayışı içine giremiyoruz. Sebebi çok basit, acelecilik. Bir an önce üstün medeniyetin teknolojisini almak, hemencecik zengin olmak, anında gelişmiş bir toplum olmak istiyoruz. İşte burada asıl cendere ortaya çıkıyor. Batının üstünlüğünü getiren kapitalist ilişki biçimlerini bihakkın uygulayabilecek miyiz? Emperyalistlerin yöntemini alıp başka toplumları sömürgeleştirebilecek miyiz? Osmanlı buna hayır dedi.

"Osmanlı-Türk düzeni kul hakkı yemeyi reddeder"

Nasıl?

Osmanlı, çok açık ve net biçimde kapitalist yeni dünya sisteminin kurallarını uygulamamakta direndi. Klasik Ortaçağ zihniyetinde feodal sistemi uygulamadı. Bu yüzden de kapitalizme geçişi sağlayamadı. Osmanlı-Türk düzeni kul hakkı yemeyi reddeder. Toprağı, malı, sermayeyi, parayı ve gücü bir kişinin, grubun tekeline bırakmaz. Osmanlı'da herşey devletindir, toprak köylüler arasında üleştirilir toprak zenginleri oluşmaz. Modern dönemde de sanayinin, imalatın, ticaretin yani burjuva sisteminin gereklerini yerine getirmedi. Bir veya bir kaç kişiye-aileye sanayiyi, ticareti, finansı, rantı teslim etmedi. Bunu İttihatçılar denedi milli ekonomiyle ama başarılamadı, batmaktan kurtulamadık. Bugün hala bunun sıkıntılarını çekiyoruz.

Cumhuriyet'e de intikal etti mi bu sistem?

Evet, milli ekonomi, bazı sayılı ailelerin zenginleştirilmesi ve devletin ihsanı sürdü fakat bu kompradorluğa kadar uzandı. Bu aileler, milli zenginlerimiz ülkeyi geliştirmekle değil yıllarca tenekeleri araba diye satmakla meşgul oldu. Montaj sanayisini, distribütörlüğü marifet bildik. Bugün de çok yoğun şekilde neoliberalizmin hizmet sektörünün taşeronluğunu yapıyoruz. Uluslararası finans medeniyetinin iktisadi zihniyetini en basit yorumuyla içselleştirmek istiyoruz. Yani cendere kendini yenileyerek sürüyor.

"İdeolojilerin de distribütörleri var"

İdeolojiler için de benzer cümleler kurulabilir mi?

Türkiye'de ideolojilerin, düşüncenin kaderi herhangi bir teknolojik vasıtanınkinden farklı değil. İdeolojiler de yeni bir telefonun ve yazılımın çıkması, yeni versiyonlarının piyasaya sürülmesi gibi. Onların da distribütörleri var. Ülkemize getirip olduğu gibi ya da biraz milli ve yerli içerik katıp pazarlıyorlar. O nedenle yeni bir fikir, cendereden bizi çıkaracak görüş uç vermiyor, temeller atılmıyor.

Cumhuriyet döneminde ülkedeki her kesimden insanın Batıyla değerleri arasında kaldığı cendereden çıkış ne zaman olacak? Böyle bir ufuk var mı?

Batı değerleri kavramı çok afaki kalıyor. Bu eski yorum ve düşünme biçimini bırakmamız lazım. Önümüzde mücessem, somut, ciddi bir medeniyet var. Kapitalist dünya sistemi iktisattan düşünceye, iletişimden edebiyata kadar her alana nüfuz edebiliyor. Dünya sisteminin gücü gündelik hayatı belirleyebilme yeteneğinden geliyor. Bugün bir Tanzanyalıyla Danimarkalının, Fransızla bizlerin gündelik hayat pratikleri kadar hayattan beklentileri de benzeşiyor. Yüzeysel açıdan "Zengin olmayı hedefliyoruz" gibi tüketim-popüler kültür ürünü cümleler kurmak istemiyorum. Biz Türkler olarak bize özgü düşünme biçimini her geçen gün yitiriyoruz. Daha kötüsü bunu kendimize dert etmiyor, kaygılanmıyor, geleceğimizden korkmuyoruz. Dilimizle birlikte tükeniyoruz. Türk-ce düşünmeyi tasfiye ettik. AB standartlarına göre yaşama fikri sadece milli gelirin miktarını göstermiyor, aynı zamanda yeme içme düzeninden çalışma hayatına, dini algıdan aile hayatına kadar uzanıyor. Burada yeni cendereler devreye giriyor.

"Hayat standardı kendi kültürünü dayatıyor"

Gündelik hayatta mı?

Gündelik hayat dediğimiz bizim büsbütün geleceğimizdir. Milli gelirimiz yükseldikçe boşanmalar da artıyor. Geçen haberlerde yer aldı, yüzde 80'e varmış boşanma oranları. Çocuk sahibi olma istatistiklerinde Batı normlarını yakaladık. İki çocuk demek durağanlık işaretidir. Bizim gibi toplumların gücü hala demografiye dayanır. Uyuşturucu meselesine dikkat ediniz. Uyuşturucu toplumun en alt kesimine kadar indi. Niçin? Çünkü çerez parasına sentetik uyuşturucu imal edebiliyor kapitalizm. Eski tip uyuşturucular çok pahalıdır. Üst ya da orta-üst sınıfı tehdit ederken bugün Anadolu çocukları, ortaokul yaşındakiler, fakirler bile bunlara ulaşabiliyor. Dünyada iyi ekonomiye sahip sayılı ülkelerden olmak istiyoruz ama o hayat standardı kendi kültürünü dayatıyor. Alın size cendere.

Yazıların önemli bir kısmı gazetelerde yayımlanmış. Günümüz gazetelerinin fikirle arası nasıl?

Arası yok. Yani gazetelerle fikir artık aynı yerde durmuyor. Gazeteler haber de vermiyor daha kötüsü. Araştırmacı gazetecilik diye bir olgu vardı, bu tür tarzlar da rafa kalktı. Ajans haberciliği dediğimiz tarza oturdu gazeteler. Ya aşırı yorumlar yapılıyor ya rutin haberler giriliyor. Bunun dışında da başta FETÖ (Fetullahçı Terör Örgütü) olmak üzere manipülatif haberler ve ona karşı yine temelleri sağlam olmayan, fikre dayanmayan, lümpen ağızla yapılan savunmalar var. Türkiye'de ideolojiler her dönem güçlü oldu. Hatta herkes kendi kampından saldırı ya da savunma yaptı ama maalesef içinde bulunduğumuz zamana kadar fikriyatın, estetiğin, üslubun olmadığı bir dönem matbuat hayatında yaşanmamıştır. Ulema-aydın kuşağından gelir bizde gazetecilik. Artık aydın ve gazeteciler hatta muhabirler bile yorum yazamıyor. "Trol kafalı" şahıslar, güvenlik uzmanları, saldırganlık güdüsü kuvvetli kişiler süreci yürütüyor.

Osmanlı’dan Cumhuriyet devrine intikal eden fikri akımların günümüzdeki halleri nasıl?

Akçuraoğlu Yusuf'un tasnifiyle "Üç Tarz-ı Siyaset" genel hatlarıyla varlığını sürdürüyor. İslamcılık, Milliyetçilik, Batıcılık farklı ve çatallaşan versiyonlarıyla bugün etkin. 27 Mayıs'tan sonra Milliyetçilik, Anadoluculuk, Türk - İslam sentezi, Turancılık, Ülkücülük gibi dallara ayrıldı. MHP-Ülkücülük sentezi milliyetçi düşüncede diğerlerini gündemden düşürdü, ihtimal dışına itti. Milliyetçilik cereyanlar içinde fikir adamı bakımından en zengin kaynaklardan biri ama bugün Ülkücülük dar bir alana hapsedildi. Batıcılık, Kemalizm, Liberalizm ve Sosyalizm ayaklarıyla dallanıp budaklandı. Hepsinin ortak kaygısı Türkiye'nin temel omurgasını değiştirmek, dönüştürmek. Malazgirt sonrasında netleşen Türk, İslam, Ehli Sünnet, gaza omurgası Batıcılığın düşmanı. Liberalizm-Sosyalizm bugünlerde milli ve yerli kavramları karşısında zayıfladı. Sosyalistler Kürtçülükten feminizme, örgütçülükten LGBTİ haklarına dek ne kadar temel omurgamız dışı gelişme varsa onları destekliyor. İslamcılık, siyasi hareket olmasının dışında tarikat ve cemaatler tarafından da temsil edilir. "27 Mayıs" sonrasında geleneksel tasavvuf birikimimiz epey geriletildi. Silsilesi olmayan tarikatlar ve epistemik cemaatler geleneksel hayatı devraldı. Mesiyanik düşünce dini alanı kapladı. Sonuçta ortaya "15 Temmuz" vakası çıktı.

Devamı: http://aa.com.tr/tr/kultur-sanat/catisma-ve-istikrarsizliga-dayali-bir-sistem-hayata-geciriliyor/854627

Bu haber toplam 121 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim