Cihan Aktaş yazdı : Güz günlerinde edebiyat

Cihan Aktaş yazdı : Güz günlerinde edebiyat
Nasıl oldu bilmiyorum, oturup romanımı toparlamamın gerektiği bir fasılda yollara düştüm. Öyle âni oldu ki, flaş belleğime yedek yazı bile atamadım.

Cihan-AktasNasıl oldu bilmiyorum, oturup romanımı toparlamamın gerektiği bir fasılda yollara düştüm. Öyle âni oldu ki, flaş belleğime yedek yazı bile atamadım.

Güzdür dört mevsimden en sevdiğim çünkü ve kasım ayı da İstanbul’da bana bir başka güzel görünür; üşümeyi ve ıslanmayı göze alarak dolaşırım caddelerde. Kadıköy’den bir motorla Eminönü’ne geçer, Cağaloğlu’nda bir yayınevi bürosunda Çağlayan Ömerustaoğlu ile buluşurum. Kışa kapıları açarken üşümeye alıştırır bünyemizi kasım. Bu kez öyle olmadı. Bir kez olsun eldiven kullanmadan ulaştım aralık ayının ilk günlerine. Allah’tan edebiyatın soluğu “çok fazla yazdan kalma” havadaki gerilimi yatıştırıyor. Sultanahmet’te bir otelin teras katında TYB İstanbul Şube Başkanı Ali Ural’ın Edebiyat Mevsimi için düzenlediği basın toplantısına katıldım. Kadıköy’de Seyhan Müzik’in terasında da yazar dostlarla kitap/yazı merkezli bir söyleşiyi paylaştık.

Önceki üç gün boyunca ise Taksim’de, Avrupa Yazarlar Parlamentosu’nun düzenlendiği otelin salonlarında yazarlarla edebî meseleler alanındaki başlıkları açmaya çalışmıştık.

Başlangıçta bu toplantıyı protesto etmemin sebeplerine dedikoduya dönüşen yorumların ötesinde bir açıklıkla değinmek istiyorum şimdi: Kanımca V.S. Naipaul toplantıya taltif edilerek değil, herhangi bir katılımcı olarak katılabilirdi pekâlâ. Ve ben de herhangi bir toplantıyı, açılış konuşmasını, mesela antisemitik olduğunu bildiğim bir yazar gerçekleştirecekse de protestodan geri durmam. Açılış konuşmasını “medeniyetler çatışması” tezlerine yeni ırkçı söylemiyle destek sağlayan bir yazarın yapacak olması, bana bu toplantının sahip olduğu iddiayla tutarlı görünmedi. Ahmet Kot’un da beni anladığını sanıyorum: Madem ki orası bir parlamento sayılmakta, ben de üzerimdeki temsil hakkının gereğini yerine getirmiş oldum. Naipaul gelmediği için toplantıdan çekilen yazarlar da oldu. Bunu yadırgamadım. Herkes her toplantıya katılmak zorunda değil. Protestoların getirdiği tartışma ortamında klişelerden kopar, gerçeğe bir adım daha yaklaşma şansını yakalarız.

Bu tür toplantıları güzelleştiren aynı zamanda yazarlarla yüz yüze gerçekleşen konuşmalar. Mehmet Doğan, Sadık Yalsızuçanlar ve Turan Koç’la edebiyat, felsefe ve kelam etrafında sohbet ettik her fırsatta. Yazsonu gibi elit kesimlerde mevcut bir halk korkusunu açığa vuran bir romanın ardından, yıllar sonra göz kamaştıran bir elitizm/ “başöğretmen havalı jakoben kadınlar” eleştirisini dillendiren Adalet Ağaoğlu’na, kitaplarıyla yetiştiğim Yaşar Kemal’e iyi dileklerimi sunma fırsatını buldum. Nureddin Durman şiirin ve aklıselimin zemininden sesleniyordu. İskender Pala ile de yeni çıkan romanı Şah & Sultan üzerine konuştuk ayak üstü. Buket Uzuner her zaman olduğu gibi içten ve empatikti.

Kimlik, kültür gibi konularda bir farkındalığa sahip bir romancı olan –Türkiye’nin ilk kadın polisiye roman yazarı- Esmahan Aykol, özgün ve özgün düşüncelere sahip Polonyalı bilimkadını Graziella Tonfoni, yazma zamanının bir kısmını mültecilere adamış Maltalı hikâye yazarı Clare Azzopardi, yazarlık hayatını Paris’te sürdüren Adıyamanlı yazar Şeyhmus Dağtekin, tanıştığım için mutlu olduğum yazarlardan bazıları. Şeyhmus’un hikâyesi çok çarpıcı: Anadiliyle konuşma özgürlüğünü dahi yaşayamayan yazar bugün eserlerini Fransızca olarak kaleme alıyor.

Mürsel Sönmez’le yazar buluşmaları üzerine tamama erdiremediğimiz bir söyleşi başlattık. Aynı çatı altına iki yazar nasıl sığar kafa dağınıklığı ve kendilerine özgü düzen anlayışlarıyla... Onlar çifte kumrular misali bunun mümkün olduğunu yaşayarak gösteriyorlar: Üç gün boyunca Sennur Sezer ve Adnan Binyazar’la daimi üretkenlikleri etrafında konuşma fırsatını da buldum.

“Dijital Çağda Edebiyat” konusunun irdelendiği komisyonda sunduğum metnin başlığı, “Güvercin Tüylü Klavye”ydi. Tablet pc’lerin bildiğimiz edebiyatı sadece teknik açıdan değil, dil ve üslup açılarından da değiştireceği yaygın bir kanı. Geçiş döneminin yazarları, bu süreçle ilgili olumlu düşüncelere sahipler genellikle. Edebiyatın bir uyarlanma yeteneği olduğunu göstermiyor mu tarih...

Geçiş dönemini tablet pc’lerle dünya kütüphanelerini ayaklarına getirenler açısından değil, henüz bir kağıttan kitap dahi okumamış madunlar açısından görerek tartışmayı sürdürmek kuşkusuz çok önemli.

Kasım sıcaktı İstanbul’da, biraz da Haydarpaşa gar binasındaki yangın nedeniyle... Yanan, yok olan çatının külleri etrafa dağılırken yıllar yılı gar binasından geçerken bıraktığım ayak izlerini de taşıyormuş gibi geldi bana. Kâğıda kaleme koşmak istedim, yangından hâlâ önemli bir şeyleri kurtarabilirmişim gibi...

aktascihan@gmail.com

Bu haber toplam 489 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim