Cihanın öte yakası

Eyyüp AZLAL

                  “Yolculuk yapmam ben senin arzun olmasa

Servi ve zambakları görmek gezintidir benim için

Meşhedimdir gözünün Ferverdin’i 

Şiraz’ındır eteğinin Ordubehişti 

Dünyamın yarısıdır her kaşının İsfahan’ı

Senin gülüşündür Huzistan’ımın hurması

Kayser Eminpur- Senin Arzunda Yolculuk

Nasıl anlatılır bu ağır özlem? Nereye koymalı ya da nereye konulmalı bu uzaktan bakışımız. Coğrafyalar doğuya yaklaştıkça maşukuna ulaşmak bir aşık için çok zordur. Ferhat ki cihanın öte yakasında Şirin için dağları deldi. Kerem ile Aslı kimilerine göre İsfahan kimilerine göre Şiraz’da aşklarını vücuda getirdiler. Oradan Anadolu’ya geldiler. Kars, Erzurum, Kayseri ta Haleb’e kadar yürüdüler. Sen yanmazsan, ben yanmazsam nerede aydınlığa çıkacak bu dünya, dediler. Ve pervane mum misali kendilerini ateşe attılar. Onlar yandılar biz ise yanıldık.

Yalnız onlar mı? Binbir gece masallarında okuduğumuz Şehrazad, Şehriyar ve Dünyazad’ı da cihanın öte yakasının gizemli kokularını getiriyor bize. Şehriyar’ın masal anlatmayan hanımlarına karşı en acımasız cezalandırmaları da öğrendik. Ve Şehrazad’a karşı duyduğu aşkı da. Masaldır masaldır, deyip geçmiştik oysa. Nereden gelmiş bu masalları sormamıştık. Zannediyorduk ki sokağımızın öte yakasında bu olaylar cereyan ediyor ya da öteki mahallede.

Cihanın öte yakası ateş böcekleri ile dolu bir bahçede imiş. Boynu bükük aşkların yalnızlık bahçeleridir orası. Bağ-i İrem, Bağ-ı Cihannüma, Gülistan ve Bostan... Figanlar ülkesinde feryatlar koparan siyah benler, aşk cellatlarına köle olarak satıldı cihanın öte yakasında. Sözleriyle cana can katan kutsal sözün bekçileri ölümsüzlük suyu içtiler bu bahçelerde ve beyaz atlara binip öte dünyaya gittiler.

Şiraz bağlarında salkım salkım üzümler, bal yapan arılar ve petekleri. Ela gözlü Kaşkay Türkleri, hercai gülüşlü Fars güzelleri önümde çağıl çağıl akan ırmaklar gibiydi. İsfahan’da Zayende Nehri’nin kaderine benziyordu cihanın öte yakası. Bazen nehrin bir tarafı kuruyor, diğer tarafında sular akıyordu. Bazen de tam tersi oluyordu. Siyusepol köprüsünden geçerken buranın doğu yakasında su vardı. Batı yakasında ise nehir kupkuru idi.

Cihanın öte yakasında en çok Şiraze’ye seslendim. En çok ona sitem ettim. Beni duymadı, duymak istemedi. Ardından yazdım, yazdırdım onlarca mektup. En sonunda geldi birkaç cevabı. Ona dedim ki; “Bu yakada tutunduğumuz sevdalar, bizi sarmalayan aşklar var.” Cevabı gecikmemişti Şiraze’nin, “Aşk varsa biter dünya.” demişti. Aşkı tanıdım sananlar, henüz aşka uyanmamıştır...

Eğer Ömer Hayyam’ı okusaydı Şiraze, İsfahan’a gelirdi. Hafız’ı ya da Sadi’yi okusaydı da Şiraz’a gelirdi. Cihanın öte yakasında yitiklerimiz olan felsefe, edebiyat ve medeniyeti aramada yol gösteren bu üstatlarımıza müteşekkiriz. Gidilmeyen ama bir gün gidilmesi gereken bu yerler bizim aydınlık geleceğimizdir.

Fark edişin estetik boyutunu, İsfahan’daki mimari yapılarda keşfettim. Nakş-ı Cihan Meydanı’nda tezgahını kuran ressamlar, elinde kalemi ve defteriyle şairler, yazarlar. Kaç kare fotoğraf çekmek için sabahtan akşama kadar bekleyen fotoğraf sanatçıları ki gölge ve ışığın estetik boyutunu ayarlamakla meşgul idiler.

Cihanın öte yakası Feridüdin Attar ve meşhur eserleri için de sevilir. Simurg yani otuz kuş bu yakada hep uçtular… Neydi o hikâye, ne güzel dinlerdik.

Haftaya bu hikayeyi dinlemek üzre hoşça kalın...

Bu yazı toplam 268 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim