• İstanbul 22 °C
  • Ankara 22 °C

Çoğulcu Toplum İçin Ortak Zihniyet Oluşturmak ve Çoğulcu Kültür Politika

Musa Kazım ARICAN

Günümüz toplumlarının bir arada huzur, barış ve esenlik içinde yaşama durumları, kısaca, çoğulcu toplum olarak adlandırılmaktadır. 

Farklı zihniyetlerin ve kültürlerin birlikte ve bir arada yaşmasına çoğulculuk diyoruz. Daha özelde ise kültürel çoğulculuktur farklı inançların, kültürlerin, düşüncelerin, zihniyetlerin, ideolojilerin ve siyasi görüşlerin, aynı toplumda, birbirlerine saygı, tolerans ve müsamaha göstererek yaşamaları.

Bunu başarmak acaba çok mu zordur? Batı toplumlarında büyük oranda gerçekleştirilen bu modeli diğer toplumlarda gerçekleştirmek mümkün değil mi?  Mümkünse bu, gerekli olan nedir?

Herhalde ilk akla gelen, bir arada yaşamanın kaçınılmaz şartı olan ortak zihniyetler oluşturmak ve çoğulcu kültür politikaları geliştirmek olmalıdır…

O halde bu anlamada gerek duyduğumuz zihniyet ve kültür nedir?  Zihniyetle kültürün birbiriyle ilişkisi var mıdır? Varsa bu ilişki nasıl olmalıdır?

Zihniyet, insan zihninin bir hali ve tavrıdır. Bu hal ferdin ya da sosyal bir grubun düşüncesini sevk ve idare eder. Diğer bir ifadeyle zihniyet, insanın varlığı anlayış tarzı ve bu anlayışa göre varlık karşısında vaziyet alış halidir.

İnsanların aynı mantığı kullandığı halde herhangi bir konu karşısında farklı tutumlar almaları, düşüncelerini yöneten zihniyetlerin farklılığından kaynaklanmaktadır. Pascal’ın ‘Pirenelerin bir tarafında doğru olan diğer tarafta yanlıştır’ sözü farklı zihniyetleri varlığına işaret etmektedir. Martin Buber’in ‘Ben ve Sen’ dualitesi de aynı bağlamda değerlendirilebilir. Dolayısıyla farklı zihniyetler, farklı kültür ve düşüncelerin doğmasına neden olmaktadır.

Her devirde iki zihniyet mevcuttur. Necati Öner’in ifadesiyle ilkel toplumlarda mitik zihniyet, ilerlemiş toplumlarda pozitif zihniyet ağırlık basar. Bir ferdin zihniyeti ile içinde yaşadığı toplum arasında sıkı bir bağ söz konusudur. Bu açıdan zihniyetler şu özellikleri taşımaktadırlar:

1. Ana zihniyetlerin hâkimiyeti aynı medeniyet üyelerinde ortaktır. İkinci dereceden zihniyetler bir grubu oluşturan fertler arasında ortaktır.

2.  Zihniyetler, ferdi, mensup olduğu gruba bağlayan en sağlam ve en güvenilir bağdır. Demek oluyor ki bir kişiyi bir medeniyete, bir millete, bir ideolojiye bağlayan şey, onların telkin ettikleri zihniyetlerdir. Bir zihniyet ferde ne derece hâkim olursa, o ferdin, o zihniyeti telkin eden gruba bağlılığı o ölçüde olur.

3. Zihniyetin diğer önemli özelliği de, kişinin benliğinin en sağlam elemanı olmasıdır. Zihniyet, ferdin kişiliğinin oluşmasını sağlayan baş unsurdur. 

Zihniyetlerin temelinde kabullenilmiş değerler vardır. İnsan tabiatı gereği, olaylara, objelere, hep bu kabullendiği değerler açısından bakar. Her şey bu değerlere göre anlam kazanır. Aynı şekilde zihniyetler insanların eylemlerinde, ifadelerinde ortaya çıkar. Her fiil, tabii bilinçli fiil ve ifadeler bir akıl yürütme sonucudur. Öyle ise zihniyetle mantıki düşünce arasında sıkı bir ilişki söz konusudur.

Daha da önemlisi kültür, dolaylı ya da dolaysız, bilinçli veya bilinçsiz tesiriyle fertlerin zihniyetlerini oluşturur. Farklı kültürler ve farklı kültür unsurları bulunduğu içindir ki farklı zihniyetler kaçınılmaz olmaktadır. Bir topluma herhangi bir zihniyetin hâkim olması isteniyorsa onu sağlayacak kültürü o topluma mal etmek lazımdır. Mademki insanların her alandaki faaliyetlerini yönlendiren zihniyetleridir, varacakları sonuç buna bağlıdır. Toplumları yönetenlerin başarıları, uygulayacakları kültür politikası ile sıkı bir ilişki içindedir. 

Şu halde zihniyeti meydana getiren kültür olduğuna göre, bir toplumu istenilen seviyeye ulaştırmak için gereken zihniyeti sağlayacak bir kültür politikasını ön planda tutmak gereklidir.

Diğer yandan farklı zihniyetlerin çarpışması bir toplumda büyük sorunlar doğurabilir. Toplumsal kargaşalar ve sarsıntıların arka planında çok defa, farklı zihniyetlerin çarpışması yatar. Bu açıdan bir toplumun huzur içinde bulunması da yine bir kültür meselesidir. Zihniyetin oynadığı rol ve kültürle olan ilişkisi dikkate alındığında bir toplumun varlığını devam ettirmesi ve her türlü gelişmesini sağlaması bir kültür politikasına bağlıdır.

Belki de bu hususa en büyük katkıyı felsefe sağlayacaktır. Zira felsefe, insanları mümkün olduğunca kalıp yargılardan uzak tutmaya çalışır. Kapalı zihinden (closed mind) kurtararak açık bir zihne (open mind) kavuşturmaya çalışır. Bu bağlamda çoğulculuk da, ancak insanların karar verirken başkalarına açık olabilmeleriyle anlamlıdır.

Aksi takdirde insan aklı, ne zaman kendi başına belirlediği bir takım ilkeleri sürekli meşrulaştıracak ve doğrulayacak sonuçlar veren kapalı bir sistem üretse, hem çoğulculuğa, hem çok kültürlülüğe hem de bir arada yaşama imkânına büyük zararlar vermektedir.

Şu halde, birbirinden farklı haklar, sorumluluklar, inançlar, kültürler ve bireyler arasında çoğulculuğu koruyabilecek tek rasyonel tutum, bireylerin kendi kendini doğrulayan ve meşrulaştıran kapalı rasyonel (ideolojik) sistemlerden uzak kalabilmeleri ve sürekli başkalarına açık kalarak kendi rasyonalitelerini revize edebilmeleridir.

Bu anlamda çoğulculuk, daha temkinli, ihtiyatlı ve ahlaki yaşamayı zorunlu kılmakta ve bazı haklardan da feragat edebilmeyi gerektirmektedir.

Zira çoğulculuk dediğimizde birlikte yaşam akla gelmektedir.

Birlikte yaşam denildiğinde ise, farklılıkların kaçınılmaz olarak birbirlerine katlanmasını anlıyoruz. Tüm dünyada olduğu kadar, bilhassa bu coğrafyada, buna ziyadesiyle muhtacız…

 

 

Bu yazı toplam 753 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim