D. Mehmet Doğan: Ankara'yı Melih’in putlarından temizlemek

D. Mehmet Doğan: Ankara'yı Melih’in putlarından temizlemek
Türkiye’nin en heykelperest başkanı Ankara’ya 23 yıl yönetti...Bu sakil zihniyetin meydana getirdiği hasarların ortadan kaldırılması gerekiyor.

Bir hatıra naklederek başlayalım, aynı zamanda merhum bilge mimarımız Turgut Cansever’i de rahmetle yâd etmiş oluruz. Bosna hadiseleri bütün yakıcılığı ile devam ederken, milletimiz bu soykırıma bîgâne kalmadı. Çeşitli şekillerde desteğini gösterdi, bizzat gidip savaşanlar da oldu, maddî, manevî destek verenler de. İşte bu sırada Ankara Büyükşehir Belediyesi “Bosna anıtı” yarışması açtı. Bunun için bir jüri oluşturuldu. Turgut Cansever, merhum Prof. Haluk Karamağralı bu jüriden hatırımda kalanlar. Hasbelkader biz de bu jüriye davet edilmiştik.

Jürinin ilk toplantısına Büyükşehir Belediye Başkanı bir tafra ile geldi ve nasıl bir anıt yapılması gerektiğini anlatmaya başladı. Kurşun şuradan girecek, kanlar şöyle akacak, kadınlar şöyle düşecek, çocuklar böyle yatacak...

Tereciler başkanın tere pazarlamasını sessizce dinlediler!

Bu uzun nutk-ı iftitatihiden sonra sözü Turgut Cansever aldı. Başkana Bosna konusuna gösterdiği hassasiyetten ötürü teşekkürlerini ifade ettikten sonra Bosnalıların maruz kaldığı soykırımı hatırlatmak esaslı bir yarışma açılmasının daha doğru olacağını, sonuçta Ankara’nın yeni yapılaşmaya açılan bir bölgesine Bosna’da da halen mevcut olan Osmanlı tarzı bir mahalle inşasını ve bu mahallenin girişine Bosna olaylarını anlatan bir kitabe dikilmesini tavsiye etti.

Turgut Hoca, bu girizgahtan sonra başkanın tasvir ettiği heykel kompleksinin neden olmayacağını anlatmaya başladı. İmam Gazali’nin İhya’sında rastladığı bir hadisi aktardı. Peygamber efendimiz rahatsızlanmış, Mescid’e Cuma namaz kıldırmak için gidememiş. Bu iş Hz. Ömere havale edilmiş. Hz. Ömer de bütün cemaati etkileyen tesirli bir hutbe irad etmiş. Namazdan sonra Peygamberimizi ziyarete gelenler, Hz. Ömer’in o teatral ifadesinden, cemaati nasıl ağlatıp sızlattığından söz etmişler. Bundan Peygamberimizin de memnuniyet duyacağını sanıyorlarmış. Hz. Peygamber, “Ben de bundan korkuyordum! bizim yapmamız gereken sözü dosdoğru söylemektir!” demiş. Turgut Hoca, bizde dramın neden olmadığını, heykel sanatının neden batıda geliştiğini olanca vukufuyla anlatmayı da ihmal etmedi. Bu apaçık bir medeniyet dersi idi!

Salonda buz gibi bir hava esti. Melih Gökçek sessizce salonu terketti. Gidiş o gidiş, bir daha jüri toplantılarına katılmadı, yarışma sonucu kazanan projeyi uygulamaktan da imtina etti...

“Müslümanım” demek, müslüman hassasiyeti, zihniyeti, anlayışı içinde olmak anlamına gelebilir mi? Bunun devrimizde hayli zorlaştığını söyleyebiliriz. Müslümanız, tamam; namaz kılıyor, oruç tutuyoruz da Müslümanın duyarlılığı, sanat ve estetik yaklaşımları konusunda aynı konumda olabiliyor muyuz? Medeniyet iddiamız var da, bunu taşıyacak birikimimiz ve zihnî oluşumumuz mevcut mu?

Bu noktadan hayli uzakta olduğumuzdan şüphe yok. Birçokları genel geçer piyasa değerlerini müslümanlığa yakıştırıyor. Geçenlerde Cumhurbaşkanımız bir çıkış yaptı: Heykelimi yapmayın! Demek ki, bazı gafiller Tayyip Bey’in heykelini yapmışlar. Sonra resimlerini gördük, kalite sıfır! Sırf kalitesizlikten ötürü bu heykellerin ortadan kaldırılması düşünülebilirdi!

Eğer Tayyip Bey heykelinin yapılmasına müsade etse idi, onun en büyük heykellerini Melih Gökçek yaptırırdı! Tayyip Bey’in heykelini yaptıramadı, ama Ankara’yı heykellerle donattı. Her türlü hayvanatın heykelini yaptırdı, en büyükleri tarih öncesi hayvanların heykelleri olmak üzere. Melih'in dinozorları ses çıkarıyor, sanki canlı! Ya robot heykellerine ne demeli? Dünyada başka robot heykeli yaptıran başkan var mı?

Müstafi başkanın heykel serisinden sayılması gereken başka çirkin “yapıt”ları da var! Ankara’nın beş ana girişine kapılar yaptırdı; herbiri holivut dekoru çirkinlik numunesi.  21. Yüzyılda şehir kapısı yapmak ne demek? Şehrin surları mı var ki kapı yapılıyor? Kapı dediğin açılır kapanır. Bu kapılar sürekli açık! Böyle yapılara “kapı” demek tam bir dil fukaralığı. Bunlar “kemer”dir, “tâk”dır. Tabiî “tâk” denilince “zafer tâkı” hatıra gelir. Belki de müzmin başkan seçim zaferleri için böyle “tâk”lar yaptırdı, tevazuundan kapı dedi!

Kapılardan sonra şehirde görüntü kirliliğine yol açan saat kuleleri ve meydan saatleri var. Dijital çağda saat kulesi, meydan saati yapmak nasıl bir anakronizm? Saat kulesi ancak tarihî olabilir. O anlamda Ankara’nın hisar duvarları üzerinde bir saat kulesi var, Abdülhamid devri eseri. Muhtemelen bakımsızlıktan dökülüyordur. Uydurmalarını yapacağına gerçeğini ayağa kaldırsaydı keşke.

Bu yersiz, gereksiz ve güzellikten yoksun “yapıt”lar müstafi başkanın putları idi. Şimdi şehrin bu putlardan temizlenmesi gerekiyor! 

Bu haber toplam 3239 defa okunmuştur
  • Yorumlar 6
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim