D. Mehmet Doğan: İç ülkeye seyahat: Oy dağlar, oy dağlar!

D. Mehmet Doğan: İç ülkeye seyahat: Oy dağlar, oy dağlar!
Erzincan her ne kadar ana yol üzerinde ise de bu nehirlerin ve dağların baskın olduğu coğrafyada iç iller, iç ülkeler olması şaşırtıcı sayılmaz. Niyetimiz bu defa içile/içele doğru gitmek.

Evet zor bir iş; her ne kadar yollar eskisi gibi değilse de sarp dağlar, nehirler, coşkun dereler ve çetin tabiat şartları bizi bekliyor. Niyetimiz aynı zamanda Mengüçeli’nin batı sınırına doğru gitmek, Divriği’de Anadolu’daki mimarî maceramızın hayret uyandırıcı parlaklıkta tezahürünü görmek…

Dilimizden düşmeyen türkü: Erzincan’dan Kemah’dan…

Bugünkü Erzincan’dan çıkıp, 1939’da yıkılan Ezincan’ı geçtikten sonra asıl eski yerleşim merkezi seçiliyor. Kemah Boğazı’nı geçmek demek ova Erzincan’ını bir daha görmemek üzere farklı bir coğrafyaya girmek demek. Karasu vadisindeyiz, bölge Tunceli ile sınır. Geçmişte bazı terör olayları yaşanmış, bu yüzden yolda güvenlik tedbirleri dikkat çekiyor. Yolun kenarındaki kule, jandarma karakoluna ait. Kontrole gerek kalmadan geçiyoruz. Ve Kemah sarp kayalar arasından görünüyor. Bu manzaranın ön planında Melik Gazi kümbeti ve zaviyesi var. Üç kümbet görünümlü yapı bir dönem şahidesi gibi duruyor. Bunlardan Melik Gazi türbesinin kapısı, tuğla dizilişi ve bugüne gelebilmiş çinileri ile Anadolu’nun Selçuklu çağına aitliğini ilan ediyor. Altındaki sandukayı görmek için emekleyerek giriyoruz. Sandukaların içinde mumyalanmış bir tarih var! İşte bu Mengücek Bey’e işaret eden tek somut delil. Mengücek Bey, harekat merkezi olarak bu ulaşılması güç, sarp yeri seçmiş olmalıdır.

Anadolu’nun kuzey doğusu ilk Türk akınlarının sahası. Tuğrul Bey, Anadolu’ya bu kapıdan giren ilk Türk hakanı. Kuzey doğudan girdi, Bizans’tan vergi tahsiline geldi. Malazgirt önüne ordugâh kurdu. Yüklü ganimet ve hediyelerle Bağdat yolunu tuttu (1055). İslâma kazandırılacak Diyar-ı Rum’un müjdesini verdi halifeye…Halife de ona dinin direği ve dünya sultanı unvanlarını verdi. Türklerin hilafeti himayesinin tarihi böyle kayda geçiyor.

Tuğrul Bey’den sonra Anadolu’yu yurt edinme seferleri Erzincan ve Kemah’ı da kapsıyor. Malazgirt zaferinden sonra Alparslan Anadolu’yu beylerine hedef gösterdi. Bunlar arasında Emir Mengücek de vardı…

**

Demiryolu köprüsünün altından geçerek türküsünü çağırıp durduğumuz Kemah’a ulaşıyoruz. Kale surları ve kapıları ile kendini belli ediyor. Biz kale dışındaki Kemah’tayız, yani halen meskûn olan kasabada. İki bin nüfuslu bir kaza merkezi. Buradaki göreceğimiz yapı Gülabibey Camii. Anadolu’nun ahşap direkli camilerinin yenilerinden. Yeni dediysek, 15. Yüzyılın ortalarında yapılmış. Asıl ahşap direkli ve çatılı camiler için 150-200 yıl öncelere gitmek gerekiyor. Ankara’da en güzel örneklerinden biri halen ayakta: Arslanhane Camii. Kastamonu’da Atabeygazi ve Beyşehir Eşrefoğlu camileri en önemli ahşap direkli camilerden. Gülabibey bunlara göre daha yeni ve onların estetik değerinde görünmüyor. Yine de ahşabın sıcaklığı bizi sarıp sarmalıyor, bu küçük kasabada böyle bir camiin varlığı güngörmüş bir şehre işaret ediyor. Avlusundaki çeşmeden birkaç yudum aldıktan sonra kafilemizin çay içme arzusu depreşiyor.

jjkj.jpg

Vay vay vay! Kemah’ta çay

Hem de “Nuhun Gemisi”de! Küçük bir çayhane, ama adı büyük: Nuhun Gemisi! O da karşısında konumlandığı cami gibi ahşap tavanlı. Nuhun Gemisi’nde çaylar sağlam. Bir değil, ikişer üçer çay içmeden kalkmıyoruz. Zamane Nuh’unun çaycı olması bizi şaşırtmıyor!

ggh.jpg

Bu haber toplam 242 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim