• İstanbul 19 °C
  • Ankara 17 °C

D. Mehmet Doğan: Kudüs yolunda ilk durak: Yafa

D. Mehmet Doğan: Kudüs yolunda ilk durak: Yafa
Kudüs yolcusuyuz. Dâvetliyiz, zahirde davet sahibi Mirasımız Derneği.

Gece yarısı Ankara’dan kalkıp İstanbul Havalimanı’na iniyoruz. Biz Atatürk Havalimanı’nda kalmıştık, zaman geçmiş, ondan büyük ve gösterişli bir havalimanına kavuşmuş İstanbul. Düşünen, yapan ve emeği geçenlere teşekkür borcumuz var.

Biliyorum şimdi “küçük güzeldir” demenin zamanı değil, yine de zihnimizden geçiyor. Çünkü uçak sessizce inmiş piste, hesapça İstanbul Havalimanı’na gelmişiz. Fakat havalimanına girebildik mi? Uçağın “taksi” denilen pistte hareketi, belki abartıyoruz, Ankara-İstanbul uçuşunun yarısı kadar vakit alıyor!

Biz Ankaralılar, eski, küçük, güzel (ve samimi) havaalanımızı severdik. Bekleme salonunda otururken çağrıyı duyar, merdivenden iner kapının karşısındaki uçağa binerdik.

Sonra yenilendi Esenboğa Havalimanı. Havalimanı içinde yürünen mesafe mübalağa arttı, merasim arttı, kontrol arttı; samimiyet ne oldu peki? Sormayın en iyisi. Uçağa binince varcağımız yere varmış gibi olduk! Yine de Atatürk Havalimanı’nı görüp hâlimize şükrediyorduk.

İstanbul Havalimanı için söyleyeceğimiz: Allah şükrümüzü ve sabrımızı eksik etmesin!

*

İstanbul’dan Kudüs havadan 1170 kilometre imiş. Keşke Kudüs’e doğrudan uçabilsek. İki saatte oradayız. Desek ki, İsrail İstanbul Havalimanı’ndan başlıyor, kimse inanmaz. Ülkenizde uçağa binmeden başlıyor İsrail baskısı. Sizi ingilizce konuşmaya zorluyorlar, kontrol süresince. Çantalarınız, valizleriniz o kadar denetimden, güvenlik geçişinden sonra bir daha kontrol ediliyor.

Kudüs için hazırız, bunlar bizi dehşet toplumu İsrail için hazırlıyorlar!

Büyük bir havalimanından kalkıp İsrail için büyük bir havalimanına iniyoruz. İnince de aynı merasimler. Kılavuzlarımız bu ülkede nasıl davranacağımız konusunda sık sık uyarılarda bulunuyorlar. Telaviv Havalimanı’ndan Kudüs’ten önce, yol üzerinde bulunan Yafa şehrine gidiyoruz. Yüz yıl önce Kudüs’e gitse idik, deniz yoluyla Yafa limanına inecektik.

Yafa portakal mı şehir mi?

Yafa bende şehirden çok meyva çağrışımı uyandırıyor. Çocukluğumun portakalı yafa. Sonra vaşington yaygınlaştı. Biraz kalın kabuklu, az çekirdekli, kokulu yafa portakalı. Ramazan olmasa, Yafa’da Yafa portakalı arayacağım!

yafa1.jpg

Kafilemiz Yafa sokaklarında

Hazreti Ömer zamanında fethedilmiş Yafa. Eski Yafa Akdeniz’de bir sahil kasabası. Tabii bir liman, o yüzden önemli. Haçlılardan son kurtulan yerlerden bu sebeple. Yani Hıttin savaşı, Kudus’ün kurtulduğu savaştan sonra Yafa da kurtuluyor (1187). Sonrasında deniz yoluyla gerçekleşen Haçlı seferlerinde ilk hedef Yafa oluyor her defasında. Bu yüzden Haçlılardan kesin kurtuluşu ancak Memlûk hükümdarı Baybars zamanında, Hıttin’den seksen yıl sonra mümkün oluyor. Bu stratejik mevki zaman zaman köye dönüşüyor, zaman zaman yükseliyor. Evliya Çelebi, Yafa’nın önemli bir liman olduğunu belirtiyor. “Ancak beşyüz hâne ve cami ve han u hamamı ve çarsû-yı bâzârı ve bâğ u bâğçeli mâmûr kasabacıkdır” diyor. Şehir 1799’da bu defa Korksikalı maceracı Napolyon tarafından işgal ediliyor ve esir alınan dört bin kişi sahilde kurşuna diziliyor… 

Osmanlı döneminde Üsküdar’dan kalkıp Akdeniz limanlarına uğrayan gemiler Yafa limanına da uğrak veriyor. 1868’de Yafa-Kudüs karayolu yapılıyor. Bir Fransız şirketi Osmanlının izniyle 1890-1892’de Yafa ile Kudüs arasında 87 kilometrelik bir demiryolu inşa ediyor. Tabii Hıristiyan hacıları gözeterek.

İlk Yahudi yerleşimleri de bu asrın başında Yafa civarında oluyor. İşte Tel Aviv böyle kuruluyor, zamanla büyüyor ve Yafa’yı gölgede bırakıyor.

1.Dünya Savaşı sırasında İngilizlere yardım ve casusluk ettikleri için Yafa’daki Yahudiler Suriye’nin çeşitli şehirlerine sürülüyor. Falih Rıfkı Zeytindağı’nda bu “tehcir”i Cemal Paşa’nın ustalıkla gerçekleştirdiğini, Yahudilere çalışan basın merkezlerini onların susturmasını sağladığını belirtiyor. İngiliz kuvvetleri 16 Kasım 1917’de Yafa’yı ele geçirince dönüyorlar. Mayıs 1921’de Yafa’da Yahudilere karşı halk ayaklanıyor. Bunun üzerine İngilizler Tel Aviv’i müstakil belediye yapılarak Yafa’dan ayrıyor.

Bundan sonra Yafa limanı önemini kaybediyor. Telaviv bölgesindeki Hayfa limanı gelişiyor. Yafa Limanı 1965’te kapatılıyor, yeni yapılan Aşdod Limanı Yafa’nın yerini alıyor. Yafa artık bir sayfiye şehri... 

yafa2.jpg

Mescidülbahr, Deniz Camii

Mevsim yaz, fakat biz sayfiyede değiliz. Şehrin tarihi sokaklarını arşınlıyoruz. Bir camii. “Tabiun Mescidi” imiş. Kitabesi, minaresi her şeyi ilan ediyor. Osmanlı döneminde mescid ihya edilmiş, İsrail mescidin için Hz.İsa'nın havarisi Simon Evi iddiasında imiş. Mescidi bir Ermeni ailesine bağışlamışlar, kapısında bir Ermeni ailenin evi olduğu tabelası var. İsrail’de sahipsiz emlak diye bir şey varmış. Bunlara devlet el koyuyor, bazılarını şahıslara veriyormuş. Yafa’daki camii de Türkiye’de bilhassa rahatsızlık uyandıracak bir şahsa vermişler!

yafa3.jpg

Tabiun Mescidi: House of Simon yahut The Zakarian Family evi!

Sokaklar, liman, kapalı Deniz Camii (Mescüdülbahr) derken sıcaktan bunaldığımız bir anda ilticaya müsait Mahmudiye külliyesine kendimizi atıyoruz. Grup rahatlıyor, gölgeleniyoruz, abdest alanlar, namaz kılanlar… Kuşatma altında mahfuz, kurtarılmış bir alandayız sanki.

yafa4.jpg

Mahmudiye külliyesi ve sebil

Hele bakın ki yine Osmanlı’ya sığındık! Cami ve külliye 19. Yüzyılın imarcı padişahlarından 2. Mahmud namına yapılmış. Yafa valisi Emir Muhammed Ebu Nabbut bu külliyeyi yaptırırken padişahtan maddi destek aldı mı? Bunu bilemiyoruz. Fakat onun tuğrası, yani imzasını eserde görebiliyoruz. Mahmudiye külliyesi mahalli unsurlar da ihtiva eden bir mimari yapı. Külliyenin her iki yanında caddeye bakan dükkânlar Yahudiler tarafından işgal edilmiş Mahmudiye camii şehrin ulu camii. Farklı bölümleri olan mekânda bazı sosyal faaliyetler yapılıyormuş. Akşama kalsa idik, belki burada yapılacak iftardan nasibimizi alırdık!

yafa5.jpg

Mahmudiye sebili

Mahmudiye’nin bu sıcakta en çok sebili, çeşmesi dikkatimizi çekiyor. Gayet gösterişli bir yapı. Üç lülesi insanda kana kana su içme iştiyakı uyandırıyor.

Bütün Osmanlı ülkesinde olduğu gibi, Yafa’da da 2. Abdülhamid eserine rastlamak şaşırtıcı olmadı. Onun saltanatının 25. Yılında yapılan saat kulesi dikkat çekici bir eser. Tika tarafından onarılmış. Yafa’dan Telaviv’e yöneliyoruz. Burası dünya finansının merkezlerinden. Şehirle tezat teşkil eden bir camii kalmış sahilde. Avlulu, yeşillikler içinde Hasan Bey Cami. Bu coğrafyada belki de son Osmanlı eseri: 1916’da ibadete açılmış.

Sabırsızlanıyoruz: Kudüs’ü bekletmek olmaz!

yafa6.jpg

Hasan Bey Camii avlusu

yafa7.jpg

Hasan Bey Camiinde namaz

Bu haber toplam 473 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim