• İstanbul 17 °C
  • Ankara 12 °C

D. Mehmet Doğan: “Kur’an mucizeleri müzesi”

D. Mehmet Doğan: “Kur’an mucizeleri müzesi”

Ne kadar hoş değil mi? Baş döndürücü bir hoşluk!

Kitab-ı Kerim’in mucizevî mahiyeti bir müzede teşhir edilecek; müzeyi gezen dindarların imanı pekişecek, ehli küfürden olanlar imana gelecek!

Pek “Hoş” da, çok “boş”!

Şu iki âyet mealine bakalım:

“Kâfirler ‘Ona Rabbinin bir mucize indirmesi gerekmez miydi?” derler. Sen ancak kötü akıbeti hatırlatarak uyaransın, her topluluk için hidayet rehberisin.” (Ra’d, 7)

“Allaha bütün güçleriyle andettiler ki, eğer kendilerine bir âyet (mucize) gelirse her hâlde onana inanacaklar. De ki ‘Âyetler/ mucizeler ancak Allah nezdindedir.’ Mucizler gelse de onların yine iman etmeyeceklerinin farkında değil misiniz.” (En’am, 109)

Bir düşünme, fikretme faslından sonra, gelelim konuya: Kur’an mucizeleri müzelik mi?

Bir şeyin müzelik olması, artık mazide kalmış olması, yaşamıyor olması demek. Kur’an-ı Kerim sonsuza kadar var, hükümleri geçerli. Mucizevî mahiyeti de öyle. Peki hangi kafa Kur’an mucizelerini müzeye hapsetmeye kalkışıyor?

Bu birinci husus. İkincisi: Bir dini mucizeler üzerinden mühim ve kabullenilir görmek, kökten sakil bir mantık. Mucize esas değildir, arızidir. Netice olarak mucize üzerinden bir din tanımı yapmak Kur’an’ın ruhuna aykırıdır.

Fakat bazı aklıevveller güya dine iyilik edeceğiz diye, böyle sakil işlere soyunuyorlar. (Şunu diyenler çıkacak: Adamın asıl niyeti dine hizmet değildi. O bir yerlere mesaj veriyor, göze girmeye çalışıyordu!) Öyle veya böyle, sakat bir mantık işleyişini sürdürüyor.

Aynı sakat mantıkla Ankara’da bir de “Kutsal Emanetler Müzesi” kurmaya kalkışmışlar.

Mukaddes emanetler denilince ne hatırınıza gelir?

Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet dairesi. İslâm tarihinin, hatta öncesinin malzemeleri burada cem edilmiştir. Burada bulunan “emanet”lerin eşi benzeri yoktur ve hepsi tarihî süreç içinde bir araya gelmiş, tescilli malzemedir. Dünyanın hiçbir yerinde ne kadar büyük meblağlara hükmederseniz edin, buradaki malzemelere denk veya benzer materyaller toplayamazsınız ve gerçek anlamda bir Kutsal Emanetler Müzesi açamazsınız.

Önce müze nedir?

Müze orijinal malzemelerle olur.

Bir ara, darbe sonrası bir sürü Atatürk müzesi açıldı. Bunlar nasıl müze? Atatürk’ün şahsî eşyaları sergileniyor! Elbiseler, şapkalar, ayakkabılar, bastonlar...Bunlardan her yerde sergilencek kadar bulunur mu? Ne mümkün. O zaman ne yapılıyordu? Terzilere elbiselerin benzerleri diktiriliyor, ayakkabıcılara ayakkabı, bastonculara baston yaptırılıyor vs. Neticede burası müze değil, taklit eşyaların sergilendiği sıradan sergi yerleri oluyor.

Kutsal Emanetler gerçekten ele geçirilebilir şeyler mi? Eğer Topkapı Sarayı’nı yağmalamayacaksak, mümkün değil. 19. yüzyılda İstanbul’da Peygamberimize ait olduğu iddia edilen bir hırka ortaya çıktı. Bu ciddiye alınmış olmalı ki, Sultan Abdülmecid bu hırka için teşhire müsait bir cami yaptırdı. (Hırka-i Şerif Camii, Fatih’te).

Bu konu fart-ı hassasiyet ve elbette ciddiyet gerektirir.

Neden zamanımızda böyle sakillikler oluyor? Asıl üzerinde durulması gereken mesele bu...

Sakilliğin esas sebebi, bizim kâinat tasavvurumuzun, eşyaya ve hadisata bakışımızın İslâmın, Kur’an’ın özünden kopması. Bir idrak sapması içindeyiz. Özü bırakıp şekle, ruhu bırakıp görünüşe, eşyaya, hadisata saplanmışız.

İslâmın ibadet tarafına çok vurgu yapıyoruz, fakat özüne, esasına, ruhuna yönelik ciddi bir yönlendirmemiz yok. “Müslüman” namaz kılıyor, oruç tutuyor, bol bol umreye gidiyor, hacc yapıyor. Maaşallah! Bütün bunları yaparken dinin ruhundan, özünden koptuğu için, zihnî işleyişi tamamıyla zamanımıza göre, yani batıdan aktarılmış bilgi ve yaşayışa göre oluyor.

Müslüman görünüyoruz, kafımız, kalbimiz, ruhumuzla değil; şeklen, zahiren.

Asıl müzelik olması gereken,  garip, acayip görmemiz gereken bu!

*

Bitmiş yazıyı başa alalım: Hıristiyan dünyasında böyle mucize, keramet gibi şeyleri tecessüm ettirmek, resimle heykelle ifade etmek yaygındır. Birçok kilisede bunlara rastlanır, hatta kiliseler o mucize/ keramet objeleriyle anılır. Sır, gizem, illüzyon bilhassa katolik kilisesinin vazgeçilmezlerindendir. İslâm sırdan, gizemden uzak durur, illüzyondan kaçar! Namazı dosduğu kılmak gibi, tebliğ de dosdoğru yapılır.

Son söz: Diyanet bu işlerde neden suskun?

Bu haber toplam 844 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim